Etiket: Sinsi

  • Kurtulmuş: “Hain, Sinsi, Kahpe Ve Kalleş Bir Saldırı”

    Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, İstanbul-Taksim’de meydana gelen patlamaya ilişkin, “Türkiye son derece hain, sinsi, kahpe ve kalleş bir saldırıyla karşı karşıyadır” dedi.

    AK Parti Ordu Danışma Kurulu toplantısına katılan Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Taksim’deki patlamayı değerlendirdi. “Türkiye son derece hain, son derece sinsi, son derece kalleş ve kahpe bir saldırı zinciri ile karşı karşıyadır” diyen Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, bu olaylarda önemli olanın ‘büyük fotoğrafı’ görmek olduğunu vurguladı. Kurtulmuş, şu açıklamayı yaptı:

    “20 Temmuz’da Suruç’ta başlayan Suruç katliamı ile birlikte arkasından Ankara, arkasından İstanbul’daki patlama, arkasından geçen hafta yine Ankara ve bugün İstanbul’da olan bu patlamalarla birlikte ortaya çıkan; büyük resmi görmediğimiz takdirde bu olaylar ne oluyor, niçin oluyor, kim tarafından yapılıyor sorularına da doğru dürüst cevap veremeyiz. Dolayısıyla biz bir siyasi hareket olarak Türkiye’nin kalbi olan bu ülkenin bu toprakların ruhunu temsil eden bir siyasi kadro olarak, milletin temsilcileri olarak ve aziz milletimiz olarak bu oynanan oyunun geniş resmini, büyük resmini iyi görmek mecburiyetindeyiz. Ancak bu resmi iyi bir şekilde görürsek genel resmi görürsek, maşaları, piyonları iyi tanımlar, maşalarla piyonlarla uğraşmak yerine onların arkasındaki esas failleri deşifre ederek onlara karşı mücadele edebiliriz.”

  • Böbrek Hastalığı Sinsi Başlar

    Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Emel Işıktaş Sayılar, böbrek hastalıklarının sinsi başladığını söyledi.

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de şeker hastalığı, obezite ve yüksek tansiyon görülme sıklığının giderek arttığını ve bunlarla ilişkili olarak böbrek hastalığına yakalanan kişi sayısının da maalesef artış göstermektedir diyen Dr. Emel Işıktaş Sayılar, “Böbreklerimiz, sağlığımız için diğer organlarımıza kıyasla çok daha önemli ve kıymetlidir. Vücuda girmiş yabancı maddelerin atılması, vücut sıvı dengesinin ayarlanması, tansiyon kontrolü, kan yapımı ve kemik olgunlaşması gibi hayati görevleri vardır. Böbrek hastalıkları erken saptandığında sıklıkla önlenebilir veya ilerlemesi geciktirilebilir. Farkındalığın ve erken tanısının düşük olması birçok hastada buna olanak vermemektedir” dedi.

    “EN SIK GÖRÜLEN ŞİKAYETLER HALSİZLİK VE YORGUNLUK”

    Dr. Sayılar, böbrek hastalarında en sık görülen şikayetlerin halsizlik ve yorgunluk olduğunu vurguladı. Sayılar, “Göz kapakları ve bacaklarda şişlik, ani ve sürekli tansiyon yüksekliği, geceleri daha çok olmak üzere sık sık idrara çıkma veya idrar miktarında azalma, kanlı idrar yapma, iştahsızlık, bulantı, kusma, kaşınma, el ve ayaklarda uyuşma, belin iki veya tek tarafında yan ağrıları, uyku bozuklukları gibi şikâyetler de böbrek hastalığını işaret edebilir. Ayrıca böbreklerde ilerleyen yaşla birlikte önemli değişimler olduğu ve yaşlılarda daha kolay böbrek yetmezliği geliştiği de unutulmamalıdır” ifadelerini kullandı.

    Böbrek hastalıklarının en sık nedeni şeker hastalığı ve yüksek tansiyon olduğu vurgulayan Dr. Sayılar, “Ülkemizde yapılan son araştırmalara göre her 7 kişiden 1’inde şeker hastalığı ve her 3 kişiden 1’inde yüksek tansiyon bulunduğunu göz önüne alırsak böbrek hastalığı riskinin ne denli yüksek olduğunu fark edebiliriz. Bu hastalıkların dışında böbrek iltihabı, ailesel geçen kistik hastalıklar, taş hastalığı, prostat sorunları, sık tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları da böbreklerde işlev kaybına yol açmaktadır” diye konuştu.

    “İKİ BÜYÜK TEHLİKE İSE AŞIRI TUZ TÜKETİMİ VE AĞRI KESİCİ KULLANIMI”

    “En az bu hastalıklar kadar önemli, böbrek yetmezliğine neden olan iki büyük tehlike ise aşırı tuz tüketimi ve ağrı kesici kullanımıdır’ diyen Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Emel Işıktaş Sayılar, şöyle devam etti:

    “Ülkemizde kişi başına tüketilen tuz miktarı normal tüketimin 3 katıdır. Özellikle zeytin, peynir, turşu, salça, hazır gıdalar, kuruyemiş, dondurulmuş ürünler ve salam sosis gibi tuz içeriği yüksek gıdaların kullanımında bilinçli ve dikkatli olunmalıdır. Gereksiz ve yanlış ilaç kullanımı ise günümüzde ülkemizdeki önemli bir sağlık sorunudur. Başta ağrı kesiciler olmak üzere tüm ilaçlar bilinçli tüketilmeli, mümkün olan en düşük dozda ve en az sayıda ilaç kullanılmadır.”

    Böbrek işlevindeki bozulmayı kan ve idrar tahlili yaparak tespit etmenin mümkün olduğunu belirten Dr. Sayılar, “Böbreklerin ultrasonografik olarak değerlendirilmesi de bizlere böbrekte gelişen hasar hakkında önemli ipuçları verir. Özellikle yüksek tansiyon ve şeker hastalığı olan kişilerin yılda en az bir kez doktora başvurması ve bu tetkiklerin yapılması oldukça önemlidir. Böbrek fonksiyonlarında ne kadar kayıp olduğu ve bu kaybın geçici mi kalıcı mı olduğuna karar verilip tedavi ve takibe başlanılarak hastaların yaşam süresi ve kalitesi arttırılmaktadır” dedi.

  • Bu Sinsi Hastalığa Dikkat

    Özel Eskişehir TSG Anadolu Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Kutlu Teberik, Türkiye’de yaklaşık 60 bine yakın hastanın diyaliz ve böbrek nakli ile yaşamlarını sürdürdüklerini belirterek, sinsi seyreden böbrek hastalığını belirtilerin çoğunun ileri evrelerinde ortaya çıktığını anlattı.

    Kronik böbrek hastalığı hakkında konuşan Üroloji Uzmanı Op. Dr. Kutlu Teberik, en yüksek risk gruplarının şeker hastaları, tansiyonu yüksek hastalar, kalp-damar hastaları ve ailesinde böbrek hastalığı olanlar ile yaşlıların olduğunu söyledi. Obezite, sigara, böbrek taşı, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, sık ağrı kesici ilaç kullanımı,

    bağ dokusu hastalıkları ve düşük doğum ağırlığının da böbrek hastalığına yol açacağına dikkat çeken Dr. Teberik, “Halen ülkemizde 60 bine yakın hasta diyaliz veya böbrek nakli tedavileri altında yaşamını sürdürmektedir. Türkiye’de erişkinlerin yüzde 15,7’sinde çeşitli evrelerde kronik böbrek hastalığı bulunduğunu gösterilmiştir. Bu oran, basit bir hesapla ile Türkiye’de yaklaşık 7,5 milyon kronik böbrek hastalıklı kişi bulunduğu, yani her 6-7 erişkinden birinin böbrek hastası olduğu anlamına gelmekte ve sorunun boyutunun tahmin edilenin çok üzerinde olduğuna dikkat çekmektedir” dedi.

    “İDRARDA YANMA, KANAMAYA VE KÖPÜRMEYE DİKKAT EDİN”

    Kronik böbrek hastalığının, ileri evrelerinde vücudun tüm sistemlerini etkilediğini belirten Op. Dr. Teberik, hastalık hakkında şunları söyledi:

    “Bunlar arasında yeni başlayan hipertansiyon, idrar yapmada güçlük veya yanma, idrardan kan gelmesi, idrarda köpürme, geceleri sık idrara çıkma, göz etrafında veya bacaklarda şişlik, susama hissinde artma, halsizlik, güçsüzlük, çabuk yorulma, iştahsızlık, solukluk, cilt renginde değişiklik, uyku bozuklukları, kaşıntı, bulantı ve kusma, ayaklarda his bozuklukları ve nefes darlığı sayılabilir. Ancak, kronik böbrek hastalığının sinsi seyreden bir hastalık olduğunu ve bu belirtilerin çoğunun hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıktığını unutmamak gerekir. Bu nedenle, kronik böbrek hastalığı için risk faktörlerine sahip isek, belirtilerin ortaya çıkmasını beklemeden doktora başvurmalıyız. Kontrol için belirtilerin ortaya çıkmasını beklersek, geç kalmış olabiliriz.”

  • Gözün Sinsi Düşmanı “Glokom”

    Halk arasında “Göz tansiyonu” olarak bilinen Glokom’un milyonlarca insanı etkileyen bir göz hastalığı olduğunu bildiren Acıbadem Eskişehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Bülent Raşit Tuncel, hastalığın tedavi edilmez ise görme kaybına neden olabileceğini ifade etti.

    6-12 Mart olarak belirlenen Dünya Glokom Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunan Op. Dr. Tuncel, glokom hastalığının sebeplerini, hastalık riskini arttıran faktörleri ve tedavi yöntemlerini anlattı. Glokomda göz içindeki sıvı basıncının görme yeteneği için gerekli olan göz sinirine zarar verecek düzeyde olduğunu vurgulayan Tuncel, glokomun sıklıkla 40 yaşın üzerinde oluştuğunu ve yıllar içerisinde sinsi bir şekilde ilerlediğini söyledi.

    “GLOKOM BELİRGİN GÖRME KAYBI ORTAYA ÇIKTIĞINDA FARK EDİLEBİLİR”

    Glokomlu kişilerin bir bölümünde hastalığa ait belirtilerin görülmediğini aktaran Op. Dr. Bülent Raşit Tuncel, “Bu, en sık görülen glokom tipi olup “Primer Açık Açılı Glokom” olarak adlandırılır. Glokom, birçok hasta tarafından ancak ileri dönemde ve belirgin görme kaybı ortaya çıktığında fark edilebilir. Bu nedenle çok sinsi bir hastalıktır. Glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından erken tanı önemlidir. Normal göz muayenesi sırasında tespit edilen anormal göz içi basıncı artışı hastalığın ilk belirtisi olabilir. Göz doktorları tarafından aralıklarla yapılan muayenelerle glokomun erken teşhisi mümkün olabilir. Diğer bir glokom türü ise yine ileri yaşlarda ani olarak krizle ortaya çıkan “Dar açılı glokom”dur. Şiddetli göz ağrısı, görme azalması, gözde kızarıklık ve bulantı, kusma ile karakterize bir tablodur. Acil tedavi gerektirir. Bebeklikte ve çocukluk çağında izlenen türlerinde gözde sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve gözde büyüme izlenir” dedi.

    “GLOKOMA BAĞLI GÖRME KAYBINI ENGELLEMENİN TEK YOLU ERKEN TANIDIR”

    Glokomun nasıl teşhis edildiğine de değinen Acıbadem Eskişehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tuncel, “Glokom dikkatli bir göz muayenesi ile teşhis edilir. Teşhise yönelik göz muayenesinde göz doktoru tonometre adı verilen bir aletle göz içi basıncınızı ölçer. Göz dibi muayenesi yaparak göz sinirlerini inceler. Gerekli görürse görme alanında kayıp olup olmadığını belirlemek için görme alanı testi yapar. Görme siniri ve sinir lifi tabakasını inceleyen ileri yöntemler de uygulanabilir. Hatırlayın ki glokom herkeste olabilir. Glokoma bağlı görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır” ifadelerini kullandı.

    “TEDAVİLERİN AMACI HASTANIN KALAN GÖRMESİNİN KORUNMASIDIR”

    Glokom riskini artıran faktörleri ‘İlerleyen yaş, ailede glokom öyküsü, sigara, şeker hastalığı, yüksek-düşük kan basıncı, miyopi, göz yaralanmaları ve migren’ olarak sıralayan Tuncel, glokomun tanı konulduktan sonra tamamen iyileştirilip kaldırılamadığını fakat uygun tedavi ile başarılı olarak kontrol altında tutularak görme kaybının ilerlemesinin engellenebileceğini ifade etti. Glokomun tedavisini anlatan Tuncel, “Eğer glokomunuz varsa, hastalığın tedavisi ve izlenmesi hayatınızın geri kalan bölümünde sürekli olarak devam edecektir. Bu nedenle göz doktorunuzun izleme programına düzenli olarak uymanız ve önerilen tedaviyi dikkatle uygulamanız çok önemlidir. Açık açılı glokom öncelikle göz içi basıncını düşüren çeşitli ilaçlarla tedavi edilir. Bu ilaçlar genellikle göz damlası şeklindedir. Gerekirse cerrahi ve lazer girişimleri de uygulanabilir. Bu tedavilerin amacı hastanın kalan görmesinin korunması olup görmeyi arttırmazlar. Kriz ile ortaya çıkan dar açılı tipinde tedavi çok acildir. Doğuştan glokomda ise tedavi esas olarak cerrahidir. Bazı hastalarda birden fazla cerrahi girişim de gerekebilir” diye konuştu.

    Son olarak ilaçların doktorun önerdiği şekilde kullanılması gerektiğini vurgulayan ve damlaların her gün aynı saatte damlatılması gerektiğini hatırlatan Acıbadem Eskişehir Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Bülent Raşit Tuncel, ilaçların yan etkisi olması durumunda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirtti.

  • Mide Kanseri ’Sinsi’ İlerler

    Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı ve Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emin Ersoy, kanser tiplerinin görülme sıklığında 4’ncü sırada bulunan mide kanserlerinin sinsi bir şekilde ilerlediğine dikkat çekti.

    Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin Ersoy, mide kanserinin ölüme neden olma sıklığına göre ise 2’nci sırada yer aldığını söyledi.

    Ersoy, “Asya ve doğu Avrupa ülkelerinde kanserden ölüm nedenlerinin başında mide kanseri yer alırken batı toplumlarında bu oran düşer. 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 27’dir. Mide kanseri kansızlığı olanlarda (pernisiyöz tip), A grubu kana sahiplerde ve ailelerinde mide kanseri olanlarda ise daha sık görülebilir. Diet ve ilaçlar konusunu açmak gerekirse; Aşırı tuzlu , tütsülenmiş gıdalarla beslenenlerde mide kanseri görülme sıklığı artar. Dietteki nitratlar da kanser sıklığını artırır. Yüksek oranda C vitamini alanlar, sebze ve meyveyi bol tüketenler, E vitamini alanlarda ise mide kanseri daha az sıklıkla görülür. Dondurulmuş gıdalardan uzakduranlarda da kanserin daha az sıklıkla görüldüğünü biliyoruz” dedi.

    MİDE KANSERİNDE SİGARA KULLANIMININ ETKİSİ BÜYÜK

    Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. Emin Ersoy, tütün kullanımının mide kanseri görülme sıklığını artırırken alkol kullanımının mide kanseri gelişmesinde bir etkisi olmadığını ifade etti.

    “Düzenli aspirin kullanımı mide kanseri oluşmasını engeller” diye konuşan Prof. Dr. Ersoy, Helikobakter Pilori’nin kanser riskini sağlıklı insanlara göre 3 kat daha fazla artırdığını bildirdi.

    Prof. Dr. Emin Ersoy, mide ülseri olanlarda kanser riski artarken, Onikiparmak barsağı ülseri olanlarda ise bu oranın daha az olduğunu duyurdu.

    MİDE RAHATSIZLIĞI BULUNAN HASTALAR YAKINDAN TAKİP EDİLMELİ

    Helikobakter Pilori mikrobu ile birlikte midede ülser ve gastritis gibi hastalıklara sahip kişilerde bu mikroba yönelik tedavide yapılması gerektiğini söyleyen Ersoy;

    “Ailesinde mide kanseri olanların kendilerinde de kanser gelişme potansiyelleri yüksektir. Bu nedenle mide rahatsızlığı olan hastalar, eğer aile bireylerinin diğerlerinde de benzeri rahatsızlıklar varsa mutlaka uzman bir doktora başvurmalıdır. Kansere dönüşebilen mide hastalıkları arasındaki Polipler, bir çok tipi olmalarına rağmen nerede olursa olsun takip edilmeli ve gerekirse çıkartılmalıdır. Özellikle 2 cm‘lik boyutu aşanlar, yüksek derecede kanser olma eğilimindedirler. Ayrıca vücudun diğer barsak sistemlerinde de birlikte görülenleri olabilir.”

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr.Emin Ersoy, Atrofik gastritis rahatsızlığına dikkat çekerek, uzun süreli gastriti yani mide içerisi iltihabı olan hastalarda bir süre sonra mide iç bölgesinin yapısal değişikliğe uğrayabileceğini bunun da kansere neden olabileceğini kaydetti.

    Türkiye Endoskopik ve Laparoskopik Cerrahi Derneği Başkanı Prof.Dr.Emin Ersoy, uzun süreli yapısal değişikliğe uğramış mide iç cidarının ince barsağa benzer bir yapıya dönüşmesi olan İntestinal Metaplazi rahatsızlığında da benzer bir tehlike bulunduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Mide içerisinde gelişen her ülser kansere dönüşebilir. Çok yakın takip ve tedavi edilmeleri gerekir. Geçmişinde çeşitli nedenlerle mide ameliyatı geçiren hastalarda mide kanseri riski vardır ve bu hastalar mutlaka yakından takip edilmelidir. Klinikte mide kanserleri olan hastalar ilk olarak kilo kaybederler ve iştahsızlıkları vardır. Aslında olay çok önceden başlamıştır fakat hastalar bu şikayetlerini geçmişten gelen alışkanlıkları ile ya bir antiasid ilaç alarak ya da etraftan buldukları yöntemlerle geçiştirmeye çalıştıklarından hastalık en son aşamaya gelmeden doktora gitmezler ki, asıl problem de budur. Hastalık sinsi ilerler, hastaların mideleri kazınır, hazımsızlıkları vardır, ağızlarına acı ekşi sular gelir fakat hiç doktora gidilmez. Ne zaman anlamsız kilo kaybı ve iştah azalması olur o zaman gidilir fakat olay ilerlemiştir.”

    MİDENİZDE YANMA VE EKŞİME BAŞLADIYSA DİKKAT

    Mide kanserlerinde önemli olanın küçük şikayetlerle başlayan mide kanserinin zamanında yani erken olarak saptanması gereğine dikkat çeken Prof.Dr.Emin Ersoy, en iyi tanının erken tanı ve acil yapılacak endoskopi olduğunu kaydetti.

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr.Emin Ersoy, tedavide eğer yapılabiliyorsa cerrahinin en iyi yöntem olduğunu açıklayarak, “Ameliyat, tipine ve yerine göre laparoskopik (kapalı) ya da açık olarak yapılabilir. Eğer yapılamıyorsa kemoterapi yapılır” diyerek sözlerini tamamladı.