Etiket: Sıkıntısı

  • Mobilyada kalifiye eleman ve rekabet sıkıntısı

    Sena Mobilya Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Kırkıncıoğlu, mobilya sektöründe kalifiye eleman sıkıntısı yaşandığını ve zorlaşan rekabet koşullarının kar marjlarını iyice düşürdüğünü söyledi.

    Sena Mobilya Yönetim Kurulu Üyesi Abdullah Kırkıncıoğlu, sektörün sıkıntılarını dile getirdi. Mobilya sektörünün öncelikli sıkıntısının kalifiye eleman bulmak olduğunu söyleyen Kırkıncıoğlu, “Çünkü artık insanlar fabrika işçisi olmayı çok tercih etmiyorlar. Bunun sebebi de iş gücü maliyetlerinin yüksek olması. Artık iş gücü maliyetleri yüksek, çünkü kalifiye elemanlar çok yüksek paralara çalışıyorlar. Ama bunu karşıya yansıtmamız çok zor oluyor” dedi.

    Kırkıncıoğlu, sektörün ikinci önemli sıkıntısının da vergi konusu olduğunu ifade ederek, “Çünkü üretimde gösteremediğimiz üstü kapalı maliyetler var. Mesela montajda dışarıdan teknik destek aldığımız zaman bunun vergiler pozisyonlarında ciddi sıkıntılar yaşıyoruz” diye konuştu.

    Mobilya sektöründe verginin yeniden düzenlenmesini isteyen Kırkıncıoğlu, sektörde iyice zorlaşan rekabet koşullarının kar marjlarını iyice düşürdüğünü kaydetti. Sektörde yaşanan çok yönlü sorunlarla başa çıkma yöntemlerini de anlatan Kırkıncıoğlu, “Bizim en önemli özelliğimiz bizimle çalışan herkes hep bizimledir. Sadece mobilyada değil arsada da, inşaatta da bu böyle. Şu anda bizimle çalışan en yeni personel 7 yıldır çalışıyor. Yani personelimizi değiştirmeden, mevcut personelimizi eğiterek ve geliştirerek çalışıyoruz. Biz personelle aramızda sadakat ilişkisi kurarız. Bu yüzden başarılı çalışma arkadaşlarımızla birlikte kazanıp paylaşmak önceliğimiz olduğu için” şeklinde konuştu.

  • Tütün sektöründe ’yasa dışı ürün’ sıkıntısı

    Son bir senede tütün üreticileri ile yaptıkları sözleşmelerdeki ürünleri alamama sıkıntısı yaşadıklarını belirten Ege Tütün İhracatçıları Birliği (EİB) Başkan Yardımcısı Noyan Kazım Gürel, üreticinin yasa dışı çalışan tüccarlara ürün satmasından dolayı, piyasada tedarik zincirinin bozulduğunu belirtti.

    Ege Tütün İhracatçıları Birliğinin 2016 yılı Olağan Mali Genel Kurul Toplantısı, Ege İhracatçı Birlikleri Konferans Salonunda gerçekleşti. Genel kurulda birliğin 2017 bütçesi oylanırken, 3 milyon 900 bin TL gelir bütçesi ve 3 milyon 900 bin TL’den gider bütçesinden oluşan denk bütçe oy birliğiyle kabul edildi. Genel kurul toplantısı sonrası tütün sektörü ile ilgili açıklamalarda bulunan ve Türkiye’de tütün üretimi ile ilgili bilgi veren Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Noyan Kazım Gürel, üreticiyle yaptıkları sözleşmelerden dolayı sön dönemde sıkıntı yaşadıklarını dile getirerek, “Son bir senede sıkıntılar yaşamaya başladık. Yaptığımız sözleşmedeki ürünleri tam alamama sıkıntımız var. Bizim sözleşme fiyatının çok üzerinde fiyat verip aşanlar oldu, onlarla rekabet edemiyoruz. Bu tamamen gayri resmi bir işlem, yasa dışı. Piyasada açık satılan tütünler var maalesef, oranları çok yüksek hiçbir kaydı yok. Devletin vergi kaybı çok. Üretici de kendi ayağına kurşun sıkıyor. Buradaki tehlike bu işten o kadar kar sağlıyorlar ki elde etikleri paralarla bütün tedarik zincirini bozuyorlar” ifadelerini kullandı.

    “Üretici sayısı düştü”

    Gürel, “Tekel’in devreden çıkmasından sonra tamamen arz talebe göre üretim yapmak zorundayız. Ona göre sözleşmeler yapıyoruz. Eskiden koçan sisteminde çok fazla bölünmüşlük vardı, herkeste koçan vardı. Biz, daha rantabl olması ve ellerinde daha fazla gelir kalması için onları toparlayıp üreticileri daha büyük partiler yapmaya teşvik ediyoruz. Buna bağlı üretici sayısı tabii ki düştü” dedi.

    “Türkiye 1 numara”

    Üreticiyle daha yakın çalıştıklarını belirten Gürel, “Onlara bilgi aktarıyoruz. Onlarla bir paydaş gibi çalışıyoruz. Sürekliliği sağlamaya çalışıyoruz. Bunu da en iyi kalitede yapmaya çalışıyoruz. Türkiye oryantal tütünde 1 numarada. Bunu da korumamız lazım. Rakiplerimiz aportta bekliyor, buna izin vermememiz lazım” diye konuştu.

    “Kaçak tütün Batı’ya kayıyor”

    Sigara sanayinin Türkiye’de vergi tahsilatının ayağı gibi çalıştığını ifade eden Gürel şöyle devam etti:

    “Oraya giden her kilo vergi kaybı çalışanların ekmeğiyle oynamak demektir. Onları mahkemeye vermeyi yasal yollara başvurmayı düşünüyoruz. Üreticiye ihtiyacımız var. Üreticiyi çok fazla da kızdırmak istemiyoruz. Bir kontrat yapıyorsanız onun karşılığını vermeniz lazım. Eskiden doğuda olurdu yasa dışı tütün işleri daha çok, şimdi parasal olarak güçlendikçe batıya doğru kayıyor.”

    “3 milyon kilogram tütün yasa dışı satıldı”

    Köylere sigaraların sarıldığı boş tüplerin satışına izin verildiğini ve bunun köylerde ticaret haline geldiğini belirten Gürel, şunları söyledi:

    “Üzerlerinde bandrol de var. Bunlar tamamen vergi kaybı ve yasak esasında. Bu yıl aşağı yukarı 2-3 milyon kilo tütün TPDK’ya kaydı olmadan yasa dışı şekilde tüccarlara satıldı. Biz mevcut yasaların uygulanmasını ve denetimlerin yapılmasını istiyoruz.”

    “Ekonomik avantajımızı kaptırmayalım”

    Türkiye’de yetişen tütünün, özellikle de İzmir tütününün özel bir ürün olduğunu, bunu korumak ve sürdürülebilirliğini sağlamak gerektiğini dile getiren Gürel, “Tütün sektörü esasında sağlığa zararlı bir sektör ama sorumluluk taşıyan bir sektör. Bilinçlendirme açısından doğruyu yapmaya çalışıyoruz. Her açıdan doğruyu yapmaya çalışıyoruz. Dünya Çalışma Örgütü ile beraber çalışıyoruz. Bu çok güzel giden bir ilişki. Tütün sektöründe tarımsal ekonomide 1 numara genelde. Tütünü bitirdiğiniz zaman onun yerine gelecek ürün henüz bulunamadı, hem vergi hem de üreticinin geliri anlamında. Özellikle Türk tipi tütün zengin toprak istemiyor, dağ eteğinde yaşadığı stresten dolayı bitki daha iyi aroma alıyor. Dünya Sağlık Örgütü çalışmalar yapıyor sigara ile ilgili ama bizim de kendi menfaatlerimizi çöpe atmamamız lazım. Bizim ekonomik avantajımız var ülke olarak, bunu göz önünde alarak savunma yapmamız lazım. Bu ekonomik avantajı başkasına kaptırmamamız” dedi.

    “İleriye dönük tehlike arttı”

    Ege Tütün İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Ömer Celal Umur ise yasa dışı tütün konusundaki endişelerinin daha önce de olduğunu fakat bu sene bu endişelerin daha da arttığını dile getirerek, “Bu şu demek. Bu işi yapanlar para kazanıyor. Bu da ileriye dönük tehlikeyi artırıyor” ifadelerini kullandı.

  • Bursa’da su sıkıntısı yok

    Uludağ’daki karların erimesi ve yağmurlarla Bursa’da barajlar dolmaya başladı.

    Bursa Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon Genel Müdürlüğü’nden (BUSKİ) alınan bilgiye göre, Bursa’nın içme suyu ihtiyacını karşılayan Doğancı Barajı’nda doluluk oranı yüzde 40.93, Nilüfer Barajı’nda yüzde 54.51 olarak tespit edildi. Toplam su hacminin 32 milyon 41 bin 355 metreküp olduğu Bursa’nın içme suyu barajlarından verilen su miktarının 315 bin 279 metreküp olduğu açıklandı. Yapılan açıklamada, hiç yağış yaşanmasa bile ağustos ayının ortalarına kadar su sıkıntısı çekilmeyeceği belirtilirken, yetkililer suyun tasarruflu kullanılması gerektiği konusunda ikazda bulundu.

  • Pazar sıkıntısı yaşayan ters lale üreticileri destek bekliyor

    Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi Karacadağ bölgesindeki ters lale üreticileri, Hollanda’nın alım yapmaması, Türkiye’de ise ürünlerini satacakları pazar bulamadıkları için destek istiyor.

    Bölgede sadece Karacadağ’da az sayıda üretici tarafından yetiştirilen ters laleler, bahar aylarının gelmesiyle çiçek açtı. Pazar bulamayan üreticiler ise yetkililerden yardım bekliyor. Bölgenin endemik bitkileri arasında yer alan ters lale için pazar bulunması halinde bir çok kişiye istihdam alanı sağlanabileceği belirtiliyor.

    Konuyla ilgili gazetecilere açıklama yapan Siverek Doğal Çiçek Üreticileri Birliği Başkanı Sedat Kıran, daha önce bölgeye özgü olması nedeniyle doğal olarak yetişen ters lalelerin ıslahını yaptıklarını belirterek, üç türün üretimini yaptıklarını söyledi.

    Bölgenin zenginlikleri arasında yer alan lale türlerinin istihdam oluşturacak potansiyele sahip olduğunu belirten Kıran, “Daha önce Hollanda alıyordu son dönemlerde Hollanda almayınca üreticiler ciddi manada sıkıntı yaşıyor. Pazar bulamıyorlar, ciddi manada bir pazar sıkıntısı var. Tabi bu sıkıntılar olunca iş birazda süs ve peyzaj anlamında Türkiye’deki belediyelere düşüyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bunun kültürel festivalini yapıyor. Nisan aylarında İstanbul’un her tarafı lalelerle süsleniyor ki İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bize destek vermesi gerekiyor. Tabi sadece İstanbul ile kalmamalı bu ki çevre illerin özellikle Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesinin buradaki üreticilere destek sunması ve ürün alması gerekiyor. Ciddi sıkıntılar yaşamaya başlayan üreticilere her türlü destek sunulmalı” diye konuştu.

    Destek verilmesi halinde üretimin de devam edeceğini ifade eden Kıran, endemik bir tür olan ters lalelerin yok olmakla karşı karşıya kaldığını iddia etti.

    Ters lale türlerinin ilaç ve kozmetik ürünleri alanında da kullanıldığını söyleyen Sedat Kıran, “Hollanda’ya süs bitkisi olarak gidiyor, soğanda kimyasal bileşik bir madde bulunuyor. Bizim ve Harran Üniversitesinin yaptığı araştırmalar sonucu soğanda kimyasal bir madde buluyor ve bu kimyasal madde ilaç sanayinde kullanılıyor. Hatta Amerika’da da bizim elimize ulaşan bir veriye göre kanser türündeki hastalıkların ilaç üretiminde, ilacın ham maddesi olarak kullanıldığı yönünde bilgiler edindik ki Hollanda’dan da bu lale türünü en fazla alan İsrail şirketleridir. Yani süs bitkisi dışında ilaç sanayinde, kozmetik alanda ham madde olarak kullanılıyor. Biz bu konuda bir şey yapamıyoruz ancak buradaki üreticiler buradaki üretimin sürdürülebilmesi için bu lalenin türünün kaybolmaması için çevre il ve ilçelerin buradaki üreticilere sahip çıkması gerekiyor” diye konuştu.

    Kıran, öte yandan bölgeye özgü tür olan üç çeşide dikkat çekmek amacıyla belgesel çekimlerine başladıklarını söyledi.

    Ters lale üreticisi Hamza Ağan belediyelerin üreticilere destek vermesi gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:

    “Bize destek versinler, artık ürünlerimizi satamıyoruz. Üreticiler olarak mağdur duruma düşüyoruz, belediyeler tüm ürünleri tek yerden alacaklarına en azından bir kısmını bizden alabilirler. Biz Karacadağ bölgesine özgü ürünlerin yok olmaması için çabalıyoruz. Ricamız yetkililerin bu konuda bize destek vermesidir.”

    Bölgedeki son kalan 35 ters lale üreticisi destek bulamamaları halinde üretim yapılmayacağını ve türün yol olabileceğini belirtti.

  • İOSB Başkanı Gülbahar: “En büyük problemimiz yer sıkıntısı”

    İOSB Başkan Vekili Şaban Gülbahar, Türkiye’yi ve bölgeyi gelecekte büyük tehditler beklediğini belirterek, “Bu bakımdan iktidarımızın fevkalade muktedir olması gerekiyor. Bunun da yolu referandumdan geçiyor. Ülkemizin istikrara kavuşacağına inancım var” dedi.

    İkitelli Organize Sanayi Bölgesi (İOSB) Başkan Vekili ve Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Başkanı Şaban Gülbahar, İHA muhabirine önemli açıklamalarda bulundu. İkitelli Organize Sanayi Bölgesinin sayısal manada Türkiye’nin, Balkanların ve Ortadoğu Bölgesinin en büyük sanayi bölgesi olduğuna dikkat çeken Gülbahar, “Burası 30 bine yakın işletmesi olan ve 300 binden fazla çalışanı olan bir organize sanayi bölgesidir. Sanayi olana kadar buralarda küçük ve orta ölçekli işletmeler teşekkül etmiş. Daha sonra İstanbul içerisindeki atölyelerin şehirdışına alınmaya başlanmasıyla bu bölgede bir yapılaşma başlatılmış. Bu çerçevede 38 tane kooperatif kuruluyor. Neticede 2001 yılında organize sanayi bölgesi oluyor” dedi.

    “En büyük problemimiz yer sıkıntısı”

    1985 yılından itibaren bölgenin küçük ve orta ölçekli işletmeler tarafından şekillendirilmeye başlandığını belirten Gülbahar, “1985 yılında buralar şekillenmeye başladığı zaman İstanbul şehrinden gelen üreticiler 50 ve 100 metrelik atölyelerden çıkıp geldiler. Buraya geldikleri zaman tabiri caizse ’Biz fabrika olduk’ diye bir algıya kapıldılar ve birden 30-40 misli büyümeler gerçekleştirdiler. Bunun sonucunda bu bölgeler sanayicilere dar gelmeye başladı. Bu bölge hemen hemen yüzde 100 doluluk oranında olan bir organize sanayi bölgesi ve burada boşluk yok. Şimdi en büyük sıkıntı yerler dar geliyor.

    Büyükşehir Belediyesi aldığı kararla Avrupa ve Anadolu yakasında yeni bir organize sanayi bölgesine izin verilmiyor. ’İstanbul dışına gideceksiniz’ deniliyor. Bunu demek çok kolay fakat tatbik etmeye kalktığınızda çok zor bir mesele. Bir işletmeci, sanayici buradaki işyerini nasıl kapatıp gidecek?. Buralar doğru bir şekilde yönetilmiş olsaydı buranın rezerve alanlarının olması gerekirdi. Şu an çepeçevre sarılmış bir vaziyetteyiz. Ne genişleme imkanımız var ne de emsali büyütme hususunda sıcak bakılıyor. İkitelli ikinin hızla kurulması gerektiği kanaatindeyim. Bununla ilgili bir arayış içerisindeyiz. En son TOKİ ile yaptığımız görüşmelerde böyle bir çalışmada bize yardımcı olacaklarını ifade ettiler. Bununla ilgili yer de gösterdiler. Onun tecellisi ve tahakkuku için bir çaba içerisindeyiz” diye konuştu.

    “Devletiniz milli, iktidarınız güçlü ve muktedir olmak durumunda”

    Türkiye’nin koalisyon dönemlerinde büyük sıkıntılar çektiğini vurgulayan Gülbahar, “Bizim kafamızdaki sistem milli devlet güçlü iktidar meftundur. Yani devletiniz milli olacak iktidarınız güçlü ve muktedir olmak durumunda. Zannediyorum ki bu önümüzdeki günlerde yapılacak referandum da böyle bir arzunun sonucunda oluşmaktadır. Çünkü Türkiye bu koalisyonlardan çok çekti. Koalisyon dönemlerinde devletin ’70 cent’e muhtaç olduğu bir Türkiye fotoğrafıyla karşı karşıya kaldık. Devlet; konsoloslukların, büyükelçiliklerin kiralarını ödeyemiyordu. Hülasası, ülkemizi ve bölgeyi gelecekte büyük tehditler beklemektedir. Bu bakımdan iktidarımızın fevkalade muktedir olması gerekiyor. Bunun da yolu referandumdan geçiyor. Ülkemizin istikrara kavuşacağına inancım var ” dedi.

    “Ben bu referandumun Ak Parti ile alakalı olduğunu zannetmiyorum”

    16 Nisan’da yapılacak referandumun Türkiye’nin geleceği açısından önemli olduğunu belirten Gülbahar, “Ben bu referandumun Ak Parti ile alakalı olduğunu zannetmiyorum zira şu andaki Cumhurbaşkanımız zaten başkan bir dönem daha seçim olsa yine başkan olur. Fakat insanın bir ömrü var. Ben bu referandumu Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli görüyorum. Türkiye’de bürokraside sorunlar var. Kendilerini güvence altına almışlar. Onları atamazsınız onları çıkartamazsınız. Dolayısıyla Türkiye’de bürokratın yükselmesi iş yapmamasına bağlıdır. Kim ne kadar iş yapmıyorsa hata yapmıyordur. Hata yapmayan bulunduğu yerde kademe kademe yükselir ama iş yapan insan hata yapar. Hata yapanı kimse affetmeyeceği için iş yapan da bir müddet sonra yaptığı hatalardan dolayı cezalandırılır. Dolayısıyla bürokratın yükselmesi iş yapmamaktan geçer.

    “Vesayetin birinci ayağı bürokrat sınıfı ikinci ayağı da hakimler”

    PAKOP diye bir kooperatifimiz var. 30 sene önce kuruldu. Çorlu taraflarında 3 bin dönüm arazi alındı. Bir organize sanayi kuracaklar. Onun 15 senesi izinle geçiyor. 15 sene sonra bunlara deniyor ki burası tarım bölgesi burada organize sanayi bölgesi kuramazsınız bir yerde becayiş yapın. Kooperatif tamam diyor ve o gün ki yetkililerin söylediği yerlerde takas yapılıyor. İkinci 15 sene de oranın izni ile geçiyor ve 30 senenin sonunda hala izin alamıyorlar. O dönemdeki Başbakanımız duruma müdahale ediyor ve dönemin Tekirdağ valisini bu işle görevlendiriyor. Akabinde tamam deniliyor, imzalar atılıyor. Bu arada mahalli seçimler yapılıyor. Mahalli seçimde de Tekirdağ Büyükşehir oluyor ve CHP kazanıyor. CHP de çarşı her şeye karşı misali, ’dur’ diyor. PAKOP’u da mahkemeye veriyor ve davayı Büyükşehir kazanıyor.

    ’Siz burada sanayi kuramazsınız’ deniliyor. 30 sene, Guinness rekorlar kitabına girecek kadar önemli bir tespit. PAKOP, 30 sene boyunca ben burada sanayi kuracağım. İstihdam meydana getireceğim ve bununla ilgili sizden bir talebim yok. Bu benim tapulu yerim. ’Lütfen izin verin biz buraya bir organize sanayi bölgesi kuralım’ diyor. 30 senenin sonunda mahkeme kararı da olumsuz olarak geri dönüyor. Yani vesayetin birinci ayağı bürokrat sınıfı ikinci ayağı da hakimler. Biri iş yapmıyor diğeri de davaları bitirmiyor. Peki bu ülke nasıl ayaklanacak. İşte o zaman akla geliyor ki güçlü bir otoritenin bu kurumları çalıştırmak adına yetkisi olsun. Bu da Başkanlık Sisteminden geçiyor. Türkiye yeni bir yolun yolcusu ve yeni bir kaderin sahibi olmak durumundadır. Bu yol Türk milletini ilimde, teknikte, ahlakta, sanayide yeryüzünün en ileri ülkesi yapmak isteyenlerin yolu olacaktır. Bunun için gönül seferberliğiyle beraber bir çalışma seferberliğine ihtiyacımız vardır ve bu konuyla alakalı bütün kurumların harekete geçmesi, işlerin hızlı yürütülmesi lazım” diyerek sözlerini tamamladı.