Etiket: Sıkıntısı

  • Ağır AKUT Solunum Sıkıntısı Sendromunun Tedavisi İçin Önemli Adım

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Dinçer Yıldızdaş ve ekibi ağır akut solunum sıkıntısı sendromunda mezenkim kök hücreleri uygulaması çalışmasıyla tıp literatüründe önemli bir sayfa açmaya hazırlanıyor.

    Uygulama ile çoğu zaman ölümle sonuçlanan ağır akut solunum sıkıntısı sendromunda hastanın yeniden hayata tutunması söz konusu olabilecek. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen 59. Türkiye Milli Pediatri Kongresinde henüz deney aşamasında olan bu çalışma Prof. Dr. İhsan Doğramacı Yayın Ödülüne layık görüldü.

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Dinçer Yıldızdaş, ağır akut solunum sıkıntısı sendromunda hastanın hayatta kalma şansının son derece düşük olduğunu, şuan ki mevcut tedavilerinin yetmediğini daha ileri tedavi yöntemlerinin gerekli olduğunu vurguladı.

    Yıldızdaş, yaptıkları mezenkim kök hücreleri uygulaması ile akciğerlerde düzelme sağladıklarını vurgularken çalışmanın henüz hayvanlar üzerinde olumlu sonuçlandığını ve deney aşamasında olduğunu ileri ki dönemlerde ise daha olumlu sonuçlar almayı hedeflediklerinin altını çizdi.

  • Can Sıkıntısı Patron Yaptı

    Elazığ’da 5 yıl önce evde oturmaktan canı sıkılınca yöresel hamur işlerinin satıldığı bir iş yeri açan 50 yaşındaki Tahire Sanaç, işleri beklediğinden iyi gidince 4 kadın ve 2 üniversite öğrencisini de istihdam etti.

    Elazığ’da 50 yaşındaki Tahire Sanaç, 5 yıl önce açtığı iş yerinde patila ve yufka gibi hamur işleri satmaya başladı. İşlerinin iyi gitmesi üzerine, yanına işçi alan ve ardından işçi kadın sayısını 4’e çıkaran Sanaç, üniversite öğrencilerine de destek olmak için her yıl 2 üniversite öğrencisi ne de yarım gün de olsa iş imkanı verdi. İş yeri açma hikayesini anlatan Tahire Saraç, “İlk başta can sıkıntısından dolayı bu iş yerini açtım. İş yerini çalıştırdığım süre içerisinde düşüncem değişti, severek ve isteyerek çalışmaya başladım. Ortamım çok güzel. Arkadaşlarım iyi. Böyle bir yerde çalışmasının her bayana ve herkese öneririm. Güzel bir iştir. Bayan olarak ayakta durmamız önemli. Eşlerimize, evimize ve ailemize bilinçli destek olmak. Maddi, manevi çok güzel şeyler öğrendim. Çevremden dolayı, çalışmamdan dolayı çok mutluyum” dedi.

    “KADINLAR EVLERİNDE OTURACAKLARINA ÇALIŞSIN”

    İşlerinin çok iyi olduğunu, müşterilerinin ve kendilerinin birbirine saygılı davrandıklarını aktaran Sanaç, “Her bayan kendi çapında çalışmayı düşünsün. Bu iş gibi değil, her bakımdan değişik değişik işler var. Evlerinde oturacaklarına bu işleri yapsınlar. İş yerimi açtığım günden itibaren üniversite öğrencileriyle çalıştım. Maddi durumları iyi olmadığı için yarım günde kazandıkları onlara destek oluyor. Hepsinden çok razıyım ve onlar da benden razı. Böyle iş yerim olduğundan dolayı kültürlü insanlarla çalıştığım için çok memnunum. Bunlar benim için çok önemli” diye konuştu.

    “ELAZIĞ DOĞU’NUN İNCİSİ OLABİLİR”

    Elazığ’ın yöresel ürünlerini yaptığı için mutlu olduğunu kaydeden Saraç, şunları kaydetti:

    “Mesela Elazığ’ın yöresel patilası, içli köftesi ve orcik gibi ürünleri var. Kadınlar bunların ucundan tutsalar ve Elazığ’ın yöresel ürünlerini yapsalar hem kendi geçimleri için hem aile bütçesine, eşlerine, çocuklarına çok verimli insanlar olabilir. Elazığ doğuda geride kalan bir memleket olarak belki doğunun incisi olabilir. Elazığlı olarak ben kendi memleketimden çok memnunum. Herkes çalışsın. Kendi ekmeğini, kazancını bildiği gibi ayakta dimdik durarak yesin.”

    İş yerinde Suriyelilere yardım ettiklerini aktaran Sanaç, “Bunlar için birkaç işveren, maddi durumu iyi olanlar maddi durumu iyi olmayan Suriyeli ve öğrencilere yardım etseler çok güzel mükemmel bir Türkiye olur” dedi.

    İş yerinde yarım gün çalıştıktan sonra eğitimine devam eden üniversite öğrencisi Muhammet Bozkaya ise, “Elazığ’a ilk geldiğimizde burada bir öğrenci için iş imkanları çok azdı. Ama sağ olsun ablam bize iş verdi. Dersimiz olmasına rağmen 2 arkadaş vardiyalı olarak işe başladık. Bu gerçekten bir öğrenci için çok önemli. Çünkü öğrencinin boş vakti çok ama mesai saatleri uygun değil. Sağ olsun ablam bize bu saatleri ayarlayınca çalışma fırsatı bulduk” diye konuştu.

  • Taşeron İşçilere ‘Kadro’ Sözünde 100 Bin Sıkıntısı

    Kamu Şirket İşçileri Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (KAŞİD) Genel Başkanı Adem Kuru, 1 Kasım seçimlerinin kazananının taşeron işçilerin olduğunu, beklentilerinin 700 bin taşeron işçisinin tamamının kadroya alınması olduğunu söyledi.

    AK Parti’nin 1 Kasım’da tek başına iktidar olmasının ardından partinin seçim vaatleri arasında yer alan taşerona işçiye kadro sözünde tartışmalar devam ediyor. KAŞİD Genel Başkanı Adem Kuru, 1 Kasım’da seçimin kazananın taşeron işçiler olduğunu ve ilk kez bir hükümet partisinin seçimde önce bu sözü verdiğini belirterek şunları söyledi:

    “Bu seçimin kazananı Türkiye genelinde çalışan taşeron işçi arkadaşlarımız olmuştur. Çünkü yıllarca iktidar partilerinin seçim beyannamelerinde taşeron işçisiyle alakalı somut söylem ortaya atılmamıştı. Nihayetinde 1 Kasım seçimlerinin arifesindeki seçim beyannamesinde taşeron işçilere kadro ve asgari ücretin bin 300 lira olacağı söylenmişti. Biz bunu duyduktan sonra yine umutlandık yine sevindik ve Türkiye genelindeki haklı mücadelemizde gelinecek son noktanın somut gelişmesini yaşadık.”

    “700 BİN KİŞİNİN KADROYA GEÇİRİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    İlk etapta asıl işi yapan 100 bin kişinin kadroya alınacağını söylemlerini değerlendiren Kuru, ”Bizim için önemli olan tek bir nokta var. Biz diyoruz ki kamuda çalışan 700 bin işçi arkadaşımız tamamı hiçbir ayrım yapmadan bu arkadaşlarımızı ayrıştırmadan, bu insanlar kendi kurumları içerisinde bölmeden ve gruplandırmadan 700 bin kişinin tamamının kadroya geçmesini en doğal ve olması gerek neticedir. Fakat bakıyoruz ki şuanda ortamda anlamını çözemediğimiz söyleyenlerin dahi anlamını çözemediği fakat ‘asıl işi’ yapanları kadroya alacağız söylemleri yine de bizi mutlu etmeye yetmiştir. Biz zaten istiyoruz kadro çalıştığımız iş yerlerinde hem temizlikteki hem güvenlikteki, hem bilgi işlemdeki, yemekhane, hasta yönlendirme, teknik birim ve bununla beraber birçok kalemde çalışan arkadaşlarımız zaten asıl işi yapıyor. Asıl işin bir parçasını yapıyoruz. İş kanununun 2’inci ve 3’üncü maddesinde asıl işverenin kendi yapması gereken işi alt işveren eliyle yürütemez diyor kanun eğer yapıyorsa bunların kadrolu olması gerekir diyor. Yapmış olduğumuz çalışmalarda Çalışma Bakanlığında istemiş olduğumuz müfettişlerde, müfettiş raporlarında temizlik işlerinde çalışan arkadaşlarımız da dahil asıl işverenin işi yapmış olduğumuzu ispatladık” diye konuştu.

    Kuru, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bakanlar Kurulu netleştirip kamuoyunu sunacaklar asıl işi yapan 100 bin arkadaşımızı belirleyecekler. Ondan sonrada inanıyoruz ki kamuoyunun oluşturulması, sivil toplum örgütlerinin ve özellikle bu konuda önderlik yapan işçi sendikalarının konfederasyonlarının da ortak çalışmasıyla bu 100 bin zamanla 200 bin olacak ve 700 bin olacak ve kamunun tamamını kapsayacaktır. Burada bence en önemli olan nokta AK Parti tarafından seçim beyannamesine kadro söyleminin konmuş olması ve Türkiye genelinde asgari ücretle çalışan tüm işçilerimize zam yapacağız vaadinin olmasıdır. Bu Türkiye’de artık bizim mücadelemizin, taşeron işçilerinin vermiş olduğu mücadelenin doğruluğunun da aynı zamanda ispatıdır. Bunu zamanla göreceğiz asil işçilerin kim olduğunu, alt işveren işçilerinin kimler olması gerektiğinin Bakanlar Kurulu’nda tanımlandıktan sonra bizde göreceğiz. Fakat biz diyoruz ki dernekler olarak, federasyonlar olarak 5 yıldır yapmış olduğumuz mücadele de gördüğümüz öğrendiğimiz ve mahkeme kararlarından edindiğimiz bilgiye göre kamuda çalışan tüm taşeron işçiler asıl işin bir parçasını yapıyor ve asıl işçidir. Tanımda 100 bin kişiye kadro vereceğiz dedikleri zaman bizim tezimiz çürüyor fakat bizde diyoruz ki mahkeme kararlarına göre tüm işçiler asıl işin parçasını yapıyor ve asıl işçidir 700 bin kişi kadroya alınmalıdır diyoruz. Bu yapılan hukuk zaferlerinin gösterdiği neticedir. Sayın Başbakanın ve ilgili bakanların da inşallah zamanla 100 bin ile başlayan bu kadro mücadelesinde kadroya geçişlerin zamanla artacağının ve bunların tamamının da bu 4 yıllık iktidar boyunca 4 yılın sonunda 700 bin kişinin kadroya geçeceğine canı gönülden inanıyorum.”

    “SADECE 100 BİN KİŞİ KADROYA ALINACAKSA BÜYÜK SIKINTI OLUR”

    Tüm taşeron işçilerini kapsayacak bir şekilde kadro verilmesi gerektiğini aktaran Kuru, ”Asıl işi yapıyor diye 100 bin kişi kadroya alınırsa bu bizim için büyük bir sıkıntı olacaktır. Hem bizim için sıkıntı olacaktır. Hem de bunun yasal düzenlemesini yapan siyasi otorite için sıkıntı olacaktır. Samimiyeti olan konuşan, aynı sofranın etrafında olan, aynı masanın etrafında yemek yiyen işçi arkadaşlarımızın artık bir kesimi kenara kayacak taşeron işçi olarak devam edecek. Asıl işçi olarak tanımladıkları ve o statüyü verdikleri kadroya geçecektir. Belki kadroya geçen arkadaşlarımızın nefsine hoş gelecek, kadrolu olduk diyecek, iş garantimiz, güvenilir geleceğimiz oldu diyecek ama diğer taraftan belki de nefsimize ağır gelecek bizlerin arkadaşlarımızı bakış açısı değişecek. Belki de taşeron işçi olarak devam edecek olan arkadaşlarımızın nefsine ağır gelecek onların bize bakış açısı değişecek. Bu yüzden özellikle Sayın Başbakanımızdan mücadele veren ilgili bakanlardan ve milletvekillerinden istirhamım biz Türkiye’de hiçbir gruba yapacakları ekonomik iyileştirmeden kimseyi ayrıştırmadan kimseyi bölmeden, kimseyi gruplaştırmadan herkese eşit ve partinin ismi gibi adaletli bir dağıtım ve paylaşım istiyoruz. Taşeron işçiye kadro gelecekse 700 bin kişiye gelsin. Taşeron işçiye kadro verecekse, 100 bin ile başlayacaksa bunun devam edeceğini de açıklamalarını isteriz” şeklinde konuştu.