Etiket: sık

  • Bu Cümleyi Çok Sık Kullanıyorsanız Dikkat

    Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, “Kimseye tahammül edemiyorum. Bu cümleyi çok sık kullandığınızı düşünüyorsanız dikkat” dedi.

    “İnsanların tahammül kredilerini son zerresine kadar kullanıp artık sınıra dayandıklarında ya da böyle bir krediye sahip olacak kişilik yapıları en başından beri var olmadığında bu isyan cümlesiyle karşılaşırız” diyen Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, “İki olasılık da baş etmesi zor durumlardır ve bazen çözüm için kökten değişim gerekir. Bazı insanlar verici oldukları ve karşı tarafın her koşulunu kabul edip yerine getirdikleri sürece sevilip değer göreceklerini düşünürler. Fikir tartışmalarına girmektense kabullenmek onlar için daha güvenli bir alandır. Bu yüzden ilişkilerinde sabit durumu korumak adına farkında olmadan kendi tahammül sınırlarını daraltırlar, sonunda da tüketirler. Her şeyi kabullenirmiş gibi görünen bu kişilik, belli bir süre sonra patlamaya hazır bir bomba haline gelir. Çevresindekiler onun önceki yapısına alışık oldukları için artık en ufak şeye bile tahammül edemeyen bu yeni kişiliğe bir anlam veremez. İlişkilerde çatışmalar artar, çatışma arttıkça kişinin tahammülsüzlüğü beslenir, tahammülsüzlük arttıkça çatışma artar ve bu kısır döngü sonunda mutsuzluğu doğurur” diye konuştu.

    Şahin, bu gibi durumlarda yapılması gerekenin kişinin tahammülsüzlük durumuna gelene kadar niye bu kadar verici olduğunun nedenlerinin bulunması olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

    “Bu nedenler analiz edilip, kişinin varoluşsal değeri üzerine geliştirdiği çarpık düşünceler ve duygular üzerine çalışıldığında kişi ilişkilerinde daha dengeli bir yaklaşım sergileyebilir. Aşırı verici olan insanların geçmişine baktığımızda sıkça karşımıza mükemmelliyetçi yapıya sahip bir aile tablosu çıkar. Bu aile yapılarında koşullu sevgi gösterimi esastır. Kişi hata yapmadığı, söylenenleri yerine getirdiği, yani ebeveyni tatmin ettiği ölçüde onaylanır ve takdir edilir. Bu da kişinin kafasında şöyle bir şema oluşturur; karşımdaki insanın taleplerini yerine getirdiğim koşulda beni sevecektir, aksi takdirde reddedileceğim. Böylece değer görmekle ilgili kaygıların da tohumu atılmış olur. Sonrasında da vericilik dönemi başlar. Uzun bir süre bu dönemin etkisi sürer. Kişinin kendi doğru ve standartları yerine karşısındakinin doğru ve standartları hakimdir. Ta ki saatli bomba patlayana kadar. Bu dönemden sonra kişilerin kendi standartlarını inşa etmeye ve onu korumaya dair çok katı bir tutum içine girdiğini görürüz. Ama bu durum gel gitli olduğu için kişinin ruhsal dengesi iyice bozulur. Çünkü daha önce deneyimlemediği, ona yabancı gelen bir yapı içindedir ama artık eski alışık olduğu yapısına tutunacak hali de kalmamıştır, tükenmişlik hisseder. Bu ara dönem en yorucu olandır. Artık kendime de tahammül edemiyorum şikayetleri yükselir. Bu noktada bir uzmandan yardım alınması kaçınılmazdır. Tahammül sınırları konusunda sorun yaşayan diğer bir kişilik yapısına baktığımızda otoriter aile modelinin etkilerini görürüz. Belirlenmiş standartların dışındaki kişisel farklılıkların hoş karşılanmadığı, kuralların esneyemez olduğu, fikir paylaşımlarının rahat yapılamadığı, evdeki otorite olan kişinin doğrularının genel geçer doğru olarak kabul edilmesinin zorunlu olduğu katı aile tutumunda yetişen birey bu yapıyı özümseyip kendi kişiliğinde bunu dışa yansıtabilir. Otorite figüründeki mekanizmalar ona da geçmiştir. Kendisinin değişmez standartları, esneyemez kuralları vardır ve ilişkilerinde karşısındaki insanın kendisinden farklı olan yönlerini kabullenemez. Kendi yapısına aykırı düşen hiç bir davranış ve düşünceye tahammülü yoktur. Bunu kendi yapısına saygısızlık yada zarar verici bir durum olarak görüp savunmaya geçer. Sanki varoluşuna saldırılıyormuş gibi bir tehdit algılar ve öfke duygusu yükselir. Gerek arkadaşlık ilişkisi, gerek kadın-erkek ilişkisi, gerekse iş ilişkisi olsun her durumda hem kişinin kendisi hem de karşısındaki için zor bir ilişki olacaktır. Çünkü bu yapıya sahip kişiler kendi kafalarında belli bir şema oluşturmuştur ve bu şemaya aslında dışarıdan katı görünen bu kişinin içerisinde çok hassas, kırılgan bir yapı vardır. Unutulmamalıdır ki içyapı ne kadar kırılgan olursa onu korumak için giyilen zırh o kadar sert olacaktır. Bilinmezlik, belirsizlik ve değişim korkutucu gelir. Alışılmış olana tutunmak onlar için bir anlamda hassas yapıyı güvende tutmaktır. Dolayısıyla kendi bildiklerinden farklı bir şey söz konusu olduğunda reddedici davranırlar. O yüzden etrafta benim standartlarım, benim kurallarım, benim isteklerim tekerlemesiyle dolanırlar. Orta yol, uzlaşma diye bir şey yoktur, başka standart, kurallar ve istekler tahammül edilemezdir. Tepkilerindeki aşırılık ve tutumlarındaki ısrarcılık oranında yalnızlığa itilme süreci hızlanır. Yalnızlığın ilk dönemlerinde diğer insanları suçlama eğilimi devam eder. Kızgınlığı onların farklı olmalarından onu terk etmiş olmalarına doğru yön değiştirir. Öfke artmaya devam eder. Her ilişkide benzer şeyleri yaşamasının artık kendisiyle alakalı bir durum olduğunu anlayana kadar yalnızlığa gömülür. Kimseye tahammül edemeyen kişi yalnızlığa tahammül edemez hale geldiğinde ve ruhsal acısı dayanılamaz olduğunda değişim için ilk adımlarını atmaya başlar. Bu dönemde çevresindekilerin kabulleniciliği, ona destek olması, davranışlarındaki değişimle ilgili ona olumlu geri bildirimlerde bulunmaları kendini toparlama süreci için önemlidir.”

    “Bıçak kemiğe dayanıp işler içinden çıkılmaz bir hal almadan önce çevrenizdekilerin tepkileri ve ruh halinizdeki zorlantı doğrultusunda tahammülsüzlüğünüzün farkına varıp önlemler alabilirsiniz” diyen Uzman Klinik Psikolog Sinem Gül Şahin, “Bunun için size gelen eleştirilere açık olun. Bu eleştiriler karşısında hissettiğiniz duygularla ilgili kendinize karşı dürüst olun. Bu duyguları ve korkularınızı kabullenip, aralarından hangilerinin rahatsız edici olduğunu ve bununla ilgili neler yapabileceğinizi düşünün. İyi-kötü, doğru-yanlış göreceli olmaya müsait kavramlardır. Bu yüzden yargılayıcı tavırlar sergilemekten kaçının. Herkesin sizinle aynı yapıya sahip olmasını bekleyemezsiniz, farklılıklara karşı toleransınızı arttırın. Bunları yapmakta güçlük çekiyorsanız ve tahammülsüzlüğünüze engel olamıyorsanız profesyonel bir destek almanızda yarar var demektir. Başa çıkamadığınız durumlarda bir uzmandan yardım istemekten çekinmeyin” şeklinde konuştu.

  • Migren Kadınlarda Erkeklere Göre 2 Kat Daha Sık Görülüyor

    Migrenin kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha fazla görüldüğü belirtildi.

    Medical Park Karadeniz Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Leyla Çavdar Yılmaz, baş ağrısı toplumda en sık rastlanılan şikayetlerin başında geldiğini söyledi. Bu baş ağrılarının en çok bilinen tipinin ise migren olduğunu ifade eden Yılmaz “Halbuki en sık görülen tipi gerilim tipi baş ağrısıdır. Migren kadınlarda erkeklere göre 2 kat daha sık görülür” dedi.

    Migren tipi baş ağrısının özelliğinin genelde tek taraflı zonklayıcı tarzda olduğuna işaret eden Dr. Yılmaz, “Migren tipi baş ağrısının özellikleri, genelde tek taraflı zonklayıcı tarzda, şiddetli, şiddeti hareketle artan, kişinin günlük yaşantısını aksatan ve 4-72 saat süren bir baş ağrısıdır. Baş ağrısına bulantı ve veya kusma eşlik eder ve ağrılı dönemde ışık ve ses hassasiyeti vardır. Tabi migren mutlaka tek taraflı olmak zorunda değil iki taraflı olabilir. Hastanın doktora mutlaka başvurmasını gerektiren kırmızı bayrak bulguları vardır. Bunlar yeni başlayan şiddeti giderek artan başağrısı ise, hayatta yaşadığı en kötü baş ağrısı ise, 50 yaşından yukarı veya çocukluk çağında ise, öksürükle artan, yatınca artan baş ağrısı ise ve ağrısına ateş, kusma, nöbet eşlik ediyorsa mutlaka hemen doktora başvurmalıdırlar” ifadelerini kullandı.

    AĞRI KESİCİLER BAŞ AĞRISINA NEDEN OLABİLİYOR

    Hastaların zaman zaman doktora gitmek yerine komşularının önerdiği ağrı kesicilere yöneldiğini bunun da çok yanlış olduğunu hatırlatan Dr. Yılmaz, “Hastalar bazen bilinçsiz, komşunun önerdiği ağrı kesicileri sık kullanma eğiliminde olurlar. Bu çok yanlıştır çünkü eğer bir hasta haftada iki günden fazla baş ağrısı nedeniyle ağrı kesici kullanıyorsa ilaç aşırı kullanan baş ağrılı hasta oluyor. Bu ilaçlar ağrının daha da kötüye gitmesine sebep oluyor ve artık her gün ağrı çeken hasta haline geliyorlar. Migren hastalarında yine tetikleyici migren atağını ortaya çıkaran faktörler vardır. Bunlar açlık, uyku düzensizliği, stres, yorgunluk ve adet dönemidir. Yine doğum kontrol ilaçları migren atağını tetikler bu hastalarda başka doğum kontrol yöntemlerinin kullanılması önerilir. Eğer migren hastası sigarada kullanıyorsa bu hastalarda inme riskini artırdığı kabul edilen doğum kontrol ilaçları önerilmiyor” dedi.

    MİGREN TEDAVİSİ

    Tedavinin ikiye ayrıldığını kaydeden Dr. Yılmaz, “ Migren baş ağrısında tedavi ikiye ayrılır. Birincisi ağrı sırasında atak tedavisi, ikincisi ağrının gelmesini engellemeye yönelik proflaksi tedavisi. Atak tedavisinde ağrı kesiciler ve triptan grubu ilaçlar profilaksi tedavisinde ise çeşitli antidepresanlar, antikonvulzan, kalp ritmini düzenleyici ilaçlar kullanıyoruz. Yine son yıllarda kronik migren tedavisinde botilinum toksin uygulaması da yapılmaktadır” diye konuştu.

  • Çölyak Akraba Evliliklerinde Daha Sık Görülüyor

    Çölyak hastalığının akraba evliliğinden doğan çocuklarda daha sık görüldüğü bildirildi.

    Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Bölümü Fransız Dili Eğitim Anabilim Dalı tarafından çölyak hastalığı hakkında seminer düzenlendi. Seminere Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şeref Kara, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Fatih Ünal, çölyak hastalığının akraba evliliklerinden doğan bebeklerde daha sık görüldüğünü söyledi.

    Normalde 214 kişiden 1 kişide rastlanılan çölyak hastalığının her kesimden insanda görülebildiğine işaret eden Doç. Dr. Fatih Ünal, yapılan araştırmalara göre akraba evliliğinin yoğun olduğu bölgelerde bu hastalığa rastlanma sıklığının daha fazla olduğuna işaret etti. Genlerin akrabalar arasında daha sık dağıldığını, genetik geçişler olduğu için çölyak hastalığının çocuklara daha sık geçtiğinin altını çizen Fatih Ünal, “Eğer bir kişiye çölyak hastalığı tanısı koyarsak kardeş çocuklarını ve akrabalarını da mutlaka taramak gerekiyor. Normalde 214 kişide 1 oranında görülen bu hastalık eğer akraba evliliği var ise yüzde 5’lere kadar çıkabiliyor. Genlerin birbiri ile karşılaşma sıklığı fazla olduğu için hastalık görülme riski da bir o kadar artıyor. Çölyak, tedavi edilmesi çok önemli bir hastalık. Eğer tedavi edilmeze çölyak, şeker hastalığını tetikleyebiliyor. Tiroit krizleri, çölyak krizleri görülebiliyor. Onun dışında ince bağırsakta kansere yol açabiliyor. İnce bağırsak ve kalın bağırsak hastalıkları görülebiliyor. Gelişim ve büyüme geriliği, buluğa erememe, karaciğer enzimlerinde yükseklikler görülebiliyor” şeklinde konuştu.

    4 AY İLE 14 YIL ARASINDA ORTAYA ÇIKIYOR

    Hastalığın doku gruplarıyla ilgili genetik bir kökeni olduğunu kaydeden Ünal, “Ancak çevre faktörleri de var. Uzun süreli antibiyotik kullanma, uzun süre stres altında kalma bu hastalığı tetikleyebilir. Doğumdan itibaren 6. aydan sonra bu hastalık baş gösterebiliyor. Bazı durumlarda bebekler için tamamlayıcı beslenmeye başlanması gerekiyor. Gluten denilen madde buğdayda yapışkanlığı sağlayan bir maddedir. Bu ince bağırsak ile temas ettikten sonra hastalık 4 ay ile 14 yıl arasında her zaman çıkabilir. Çölyak çocuklarda sık görülmekle birlikte erişkin insanlarda da görülebiliyor. 80 yaşında çölyak teşhisi konulan hastalarımız bile oluyor. Çölyak, ömür boyu gıda alerjisi süren tek hastalıktır. O yüzden şu anda tek tedavi ömür boyu glütensiz diyet hastalığıdır. Biyorezonans gibi tedavi çeşitleri de geçerli değildir” diye konuştu.

    ÇÖLYAK HASTALIĞI VE BELİRTİLERİ

    Çölyak hastalığı ince bağırsağın, gluten adlı proteine karşı ömür boyu süren ve kronikleşen hassasiyeti olarak biliniyor. Çölyak hastalığı, karın bölgesinde öne doğru şişkinlik, yaşa göre kilo azlığı, kas zayıflığı, kansızlık, dışkıda anormallik, büyük tuvalet ihtiyacının artması, kusma, bezginlik, iştahsızlık, büyüme geriliği, ağız içinde oluşan aftlar, iştahsızlık, gaz şikâyetleri, eklem ve kemik ağrıları, sinirlilik ve ciltte kaşıntılı döküntülerle belirti veriyor.

  • Okul Çağı Çocuklarında Sık Görülen Enfeksiyonlar Ve Korunma Yöntemleri

    Öksürük, burun akıntısı, ateş okul çağı çocuklarında sıkça görülen basit enfeksiyon belirtileridir. Okul dönemi enfeksiyonlarının çoğu, basit uygulamalarla düzelir. Ebeveynler hiç tedbir almasa da, bağışıklık sistemi sayesinde çocuklar iyileşirler. Çok az bir kısmı ise tıbbi tedavi gerektirir.

    Acıbadem Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Reyhan Erol, okul çağı çocuklarında sıkça görülen enfeksiyonlarla ilgili bir açıklama yaptı. Erol, “Soğuk Algınlığı(nezle); Kış aylarında görülen, virüsler tarafından oluşturulan en sık görülen okul çağı enfeksiyonudur. Kalabalık ortam görülme sıklığını ve enfeksiyonun yayılmasını artırır. Burun akıntısı, hafif ateş, öksürük görülür. Genelde medikal tedavi gerektirmeden düzelir. Tedavide, burnun açılması, istirahat, bol sıvı, ılık bitki çayları,bol meyve tüketilmesi yeterli olacaktır. Grip; İnfluenza virüsleri tarafından oluşturulur. Özellikle kış aylarında görülür. Yüksek ateş, burun akıntısı, kas ağrısı ve baş ağrısı, halsizlik ile kendini gösterir. Hekim gözetiminde tetkik ve tedavisi yapılmalıdır. Özellikle çocuklarda görülen yüksek ateş hekimin görmesi gereken bir durumdur. Riskli hastalarda; alerjik astım gibi doktorun önerisi ile grip aşısı yapılması ve her yıl yenilenmesi faydalı olacaktır” ifadelerini kullandı.

    “BOĞAN İLTİHABI OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARDA SIKLIKLA GÖRÜLÜR”

    Boğaz İltihabının okul çağı çocuklarında sıklıkla görüldüğünü bildiren Erol, şunları kaydetti:

    “En önde gelen belirtisi boğaz ağrısı, yutma güçlüğü ve ateştir. Çoğunlukla viral olmasına rağmen bakteriyel etkenlerde tonsilit yapabilir. Bu nedenle doktorun uygun gördüğü durumlarda boğaz kültürü alınmalıdır. Zorunlu hallerde, A grubu Beta hemolitik streptokok enfeksiyonu saptandığı durumlarda antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Tonsilit de bulaşıcıdır. Tespit edilen çocuklar, toplum sağlığı açısından tedavi boyunca evde istirahat etmelidir. Orta Kulak İltihabı; Özelikle burun tıkanıklığı ile giden enfeksiyonlardan sonra, sıklıkla çocuklarda kulak ağrısı ve ateşle giden bir enfeksiyondur. Tedavide burnun açılması önemlidir. Gerektiğinde, doktor önerisi ile antibiyotik kullanılır. Orta kulak iltihabı,dış kulak yolu iltihabı ile çok karışır. Dış kulak yolu iltihabında; sıklıkla yüzme ve havuz kullanımından sonra oluşur ve dış kulak yolunda duyarlılık, ağrı vardır. Bronşit, Bronşiolit, Pnömoni:Üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra görülür.Mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Kısaca akciğer dokusunun iltihabıdır. Düşmeyen ateş, balgamlı öksürük uzun süren iştahsızlıkta, bronşit ve pnömoni düşünülmelidir. Bronşiolit genellikle virüslerle oluşur. Çoğu zaman alerjik çocuklarda görülür. Erken tanı, tedavi açısından önemlidir. İshal; Yine üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra en sık görülen hastalık, enfeksiyon kaynaklı ishallerdir. Kış aylarında ve kreşlerde rota virüs ishaller sıklıkla gözlenirken, yaz aylarında amip, giardia ve salmonella enfeksiyonlarına bağlı ishaller görülür. Rota virüs aşıları kısmen, rota virüs enfeksiyonlarından korur. Döküntülü Hastalıklar; Döküntülü hastalıkların nedeni genellikle enfeksiyoz olmakla birlikte alerjik, otoimmun hastalıklar gibi birçok hastalık döküntü yapabilir. Çocuklarda döküntülü hastalıkların en sık sebebi viral enfeksiyonlardır. Kızamık, kızamıkçık, suçiçeği bu yaz sıkça gördüğümüz el-ayak ağız hastalığı en sık görülen viral döküntülü hastalıklardandır. Bu hastalıkların tedavisinde antibiyotik kullanılmaz. Kızıl ise bakteriyel döküntülü bir hastalık olup tedavi edilmesi gereken durumdur.Bu hastalıkların ortak özeliği genellikle döküntü öncesi görülen ateş ve sonrasında tüm vücutta görülen döküntüdür. Enfeksiyon döküntülü hastalıklar bulaştırıcı olup, kişinin okula gidip gitmeyeceğine doktor karar vermelidir. Ayrıca döküntülü hastalık geçiren çocukların, yaşlı, hamile ve immun sistemi baskılanmış kişilerden (kanser hastaları gibi) hastalık geçinceye kadar uzak durması uygun olacaktır.”

    “DENGELİ VE DÜZENLİ BESLENME ŞART”

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Erol, çocukları enfeksiyonlardan korumak için, “Dengeli ve düzenli beslenme şart. Sabah kahvaltısı alışkanlık haline getirilmelidir. Yeterli miktarda sıvı tükettirin. Düzenli bir spor; yüzme ve jimnastik okul başarısını artıracağı gibi immun sistemide destekleyecektir. Düzenli ve yaşına uygun miktarda uyku uyumasını sağlayın. Yaz aylarında yeterli miktarda güneş almasını sağlayın. Güneş ışığı D vitamini alımını artıracağı için, dolaylı olarak immun sistemide destekleyecektir. Kış aylarında kalabalık ortamlardan uzak tutun. Hasta kişi veya çocuklardan uzak tutun. Sigara dumanından uzak tutun. Unutmayın sigaranın balkonda bile tüketilmesi çocuğunuza zarar verir. Düzenli doktor kontrolü yaptırın. Gerektiğinde kan sayımı vitamin ve demir düzeylerine baktırın. Çünkü vitamin ve minerallerin eksiklikleri de hastalıklara davetiye çıkarır. Sınav kaygısı gibi stresten uzak tutun. Kaygı duymadan, sevgi ortamında büyüyen çocuk da immun sistem daha güçlü olacaktır” dedi.

  • Elazığspor, Transferde İnce Eleyip Sık Dokuyacak

    Devre arasına girilmesine bir hafta kala tüm takımlarda olduğu gibi Vartaş Elazığspor’da da transfer görüşmeleri başladı. Teknik Direktör İbrahim Üzülmez, Elazığspor’un transfer döneminde ince eleyip sık dokuyacağını ve kaliteyi arttıracak oyuncuları alacağını söyledi.

    Transfer çalışmaları ile ilgili bilgi veren Vartaş Elazığspor Teknik Direktörü İbrahim Üzülmez, “Planlama içerisindeyiz. Hocalarımla oturup konuşuyoruz. Tabi ki futbolda devre arasında gelen oyuncularda olacaktır, giden oyuncularda olacaktır. Biz burada eğer hedefe giden bir takım isek, zirveyi hesaplıyorsak-istiyorsak, oyuncunun alınması için oyuncu almak istemiyorum” dedi.

    Devre arasında takıma gelen oyuncunun sezon sonuna kadar maksimum katkı sağlaması gerektiğine de vurgu yapan Üzülmez, “İnce eleyip sık dokuyacağız. Takımıma katkı sağlayacak bir oyuncu olması lazım. Rekabeti artırabilecek, kaliteyi artıracak oyuncular almamız lazım. Şu anda da görüştüğümüz oyuncularda, fikrini almaya çalıştığımız oyuncularda oldu. Hocalarımla birlikte istişare edip de düşündüğümüz oyuncular da var. Onunla ilgili de önümüzde ki hafta gelişmeler olabilir. Ama ondan ziyade bir taraftan o gelen oyuncularla ilgili çalışmalarımızı yaparken bir taraftan da çok çok önemli olan Adanaspor maçına konsantre olmamız gerekiyor” diye konuştu.

    “HEDEFE ULAŞMAK İÇİN HEPİMİZİN KENETLENMESİ GEREKİYOR”

    Tüm şehrin takıma destek vermesi gerektiğini ifade eden İbrahim Üzülmez, “Belki insanlar yanlış anlayabilir ama şunu söyleyeyim; ’Destek verilmediği takdirde bazı şeylerde sıkıntı olabileceğini söylüyoruz. Bizler saha içerisinde yapmamız gerekenler var. Saha içerisine benim görevim oyucularımı en iyi şekilde motive etmektir, onu yapmaya çalışıyoruz. Şuana kadar gösterilen performanslara baktığınız zamanda bunu yapan bir takım görüntüsündeyiz’” diye konuştu.

    “KARAKTERİ ORTAYA KOYDULAR”

    Hedefe ulaşmak için sadece kendilerinin değil, herkesin kenetlenmesi gerektiğinin altını çizen Üzülmez, şöyle konuştu:

    “Birlik-beraberlikten güç doğar. O birlik-beraberliği yakalamaya çalışıyoruz. Herkesin bu konuda kenetlenmesi gerektiğini söylüyoruz. Ben aslanlar gibi çıkıp maçları anlatmaya çalışırım ya da maçtan sonra saha içerisinde gördüklerimi söylemeye çalışırım. Benim takımım yürekli bir takım, karakterli bir takım, onurlu bir takım. Benim takımım saha içerisinde bu mücadeleyi hangi maç olursa olsun, hazırlık maçları da dahil bu görüntü içerisinde olmasını söylüyorum. Şimdiye kadar da bu oyuncularıma teşekkür ediyorum. Bunu ortaya koydular. Bu karakteri ortaya koydular. Bundan sonra aynı karakteri bizler, kent ileri gelenleri sahiplenip, kenetlenip, Vartaş Elazığspor’u istediği hedeflere götürmek istiyoruz. İnşallah bunu da başarırız, başarmak istiyoruz, başaracak kapasitemiz de var. Ama dediğim gibi bir kere daha söylüyorum sadece bizler değil, bütün kentin kenetlenerek bunu ortaya koyması gerekiyor.”