Etiket: Sendromunun

  • Down Sendromunun belirtileri

    Girne Amerikan Üniversitesi Rektör Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Avcı, 21 Mart Dünya Down Sendromu Farkındalık Günü ile ilgili olarak “down sendromu” ile ilgili detaylı bilgilendirmelerde bulundu.

    Mehmet Avcı yapmış olduğu açıklamasında ilk olarak Down Sendromu hakkında bilgi vererek şunları söyledi: “Down sendromu; 21 numaralı kromozomun bir çift değil de fazladan bir tane kromozom eklenmesi sonucu üç kromozomlu bir hale gelmesiyle; toplam kromozom sayısının 47 olması sonucunda gelişen bir sendromdur. Bu nedenle Down sendromu “Trizomi 21” (Trizomi G) veya “Mongolizm” olarak da anılmaktadır. Gebelik sırasında ya da doğumla tanımlanabilen bir rahatsızlıktır. Zihinsel kavramadaki bozukluklar ve fiziksel gelişimin tipik yüz görünümü gibi farklı olmasıyla ilişkilendirilir. Çoğunlukla hafif veya orta seviyeli öğrenme güçlüğü gibi sorunlar taşır.”

    Anne karnında down sendromu nasıl anlaşılır ve belirtileri nelerdir?

    Down sendromunun bebeğin anne karnındayken tanısı için kullanılan bazı yöntemler mevcut olduğunu dile getiren Avcı, “Bu yöntemler ikili test, üçlü test, dörtlü test ve ende kalınlığı gibi prenatal tarama testleridir. Bu konuda çok uzun yıllardan beri kullanılan Üçlü Test ,gebeliğin 15-20. haftaları arasında uygulanır. Ultrasonografi bulguları, bazı hormon düzeyleri ve anne yaşının bir formüle uygulanması ile ortaya çıkan risk değerlendirmesidir. Tıbbın ilerlemesine paralel olarak daha erken dönemde ( 11-14. hafta) tanı imkanı sağlayan İkili Test ve daha yüksek oranda hastalığı tespit edebilen Dörtlü Testlerde günümüzde kullanılmaktadır. Ayrıca gebeliğin 15. haftasından itibaren uygulanan detaylı ultrasonografik incelemelerde hastalığın fizik bulgularına rastlanabilmektedir. Kesin tanı ise bebeğin plasentasından( CVS) ya da içinde bulunduğu amnios mayiinden( Amniosentez) örnek alınarak yapılan kromozom analizleri ile konulur. CVS ile 9-11. haftalarda , Amniosentez ile en erken 14. gebelik haftasında örnekleme yapılarak tanı konulabilir” diye konuştu.

    Down Sendromunun erken teşhisi ile tedavi olanağı doğuyor mu?

    Down sendromunun erken teşhisi ile tedavinin mümkün olmadığını dile getiren Avcı aynı zamanda, “Erken tanının aileye tanıdığı iki olanak var. Eğer teşhis yaşam sınırı olan 22. gebelik haftasından önce konulmuşsa gebelik sonlandırılabilir. Aile gebeliğin devamına karar vermişse ne ile karşılaşacakları ve doğacak olan bebekleri için neler yapabileceklerini öğrenecek zaman kazanırlar” diye konuştu.

    Down sendromlu çocukların ne zaman eğitim ile desteklenmesi gerekir?

    Son olarak da down sendromlu çocukların eğitimleri ilgili bilgilendirmelerde bulunan Avcı, “Bu çocukların eğitimi yeni doğan döneminden başlar. Bu konuda özelleşmiş eğitimcilerin ve kendini bu çocuğa adamış bir ailenin çok başarı kazandığı down sendromlu çocuklar vardır. Ailesine az da olsa ekonomik destek verecek kadar eğitimli ve iş sahibi çocukların yanı sıra spor ve sanatta başarı kazananlarda vardır” diyerek sözlerini sonlandırdı.

  • Prof. Dr. Hasan Ali Karasar: “Rusya’nın Kuşatılmışlık Sendromunun İlacı Suriye’dir”

    Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, Rusya’nın Suriye’de sergilediği tutumu tarihsel açıdan değerlendirdi. Rusya’nın kuşatılmışlık sendromu yaşadığını belirten Karasar, Suriye’yi bu sendromun ilacı olarak gördüğünü söyledi.

    Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, Rusya’nın Suriye politikalarını değerlendirirken Rusların son 25 yıldır sahip olduğu dünya görüşünü iyi anlamak gerektiğini belirtti.

    “Rusya yaşadığı kuşatılmışlık sendromunu Suriye hamlesiyle iyileştirmeye çalışıyor” diyen Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, kuşatılmışlık sendromu tabirini “Batıda özellikle 2012 sonrasında Malatya Kürecik radarının açılmasının ardından Avrupa Birliği ve NATO tarafından, güneyde Türkiye tarafından ve Orta Asya’da da Afganistan’a yerleşmiş olan müttefikler aracılığıyla ABD tarafından yaşatılan kuşatılmışlık hissiydi” sözleriyle açıkladı.

    Rusya’nın Orta Doğu politikalarını tarihsel süreçte değerlendiren Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, “1991’de Sovyetler Birliği tarihe karıştıktan sonra Rusya Federasyonu büyük, çok etnikli bir devlet olarak varlığını devam ettirdi. Sovyetler Birliği’nden 15 ayrı devlet ortaya çıktı ancak Ruslar artık bir süper güç olma vasıflarını yitirmişlerdi ve bundan hiç memnun değillerdi” diye konuştu.

    “RUSLARLA TÜRKLERİN ORTAK ÖZELLİĞİ İMPARATORLUK BAKİYESİ OLMALARI”

    “Ruslarla Türkleri ortak kılan özelliklerden biri İmparatorluk bakiyesi olduklarını düşünmeleridir” diyen Prof. Dr. Karasar, “Rusya, eski hinterlandı üzerinde yeniden güç tesis etme görüşündeydi ancak 1990’lar boyunca çok büyük ekonomik güçlükler içinden geçti ve politik olarak tecrit edilmişti. Ancak bu tecrit 2000 yılı başlarında Putin’in Rusya’nın başına gelmesi ve 2004 yılı itibariyle petrol fiyatlarındaki yükselişle Rusya’ya büyük bir zenginlik sağlayana kadar sürdü” diye konuştu.

    1999 yılından sonra Rusya’yı rahatsız eden konulara değinen Prof. Dr. Karasar, “Birkaç dalga halinde gelen NATO genişlemeleri, ardından Doğu Avrupa’da, Avrupa Birliği’nin (AB) genişleme dalgaları Rusya’yı rahatsız etti. Belki daha önemlisi 2001’de ABD ve müttefiklerinin Afganistan’a yerleşmesi terörle mücadele adına oldu” açıklamalarında bulundu.

    “Daha sonra 2003 yılında Irak’taki müttefik operasyonu ve Saddam’ın devrilmesiyle birlikte Irak’ın fiili olarak 3 parçaya bölünmesiyle büyük bir rahatsızlık oldu. Bütün bunlarda neredeyse Rusya kenarda marjinal bir güç gibiydi ve küresel gelişmelerde söyleyeceği çok fazla bir şeyi olmayan ancak sonsuz kaynakları özellikle doğalgaz ve petrol sebebiyle büyük paralara hükmeden bir güç olarak kenarda kaldı” diye konuşan Karasar, açıklamalarına şöyle devam etti:

    “Ancak bu durum 2008 yılında Osetya’da başlayan Gürcistan-Rusya çatışmasına kadar sürebildi. Abhazya ve Osetya’nın sadece Rusya ve birkaç ülke tarafından tanınan bağımsızlığıyla sona ermişti. Rusya bölgesel anlamda yeniden jeopolitik bir satranç oyununa başladı. 2008’de Gürcistan’ın iki kuzey bölgesi olan Abhazya ve Osetya’yı Gürcistan’dan ayırdıktan sonra 2014’e kadar özellikle silahlı kuvvetler modernizasyonuna çok büyük yatırım yaptı. Ve 2014’te ikinci satranç hamlesi olan Kırım’ın Rusya’ya ilhakını sağladı. 2015’te ise Suriye rejimine destek amacıyla Rusya’nın silahlı kuvvetlerinin özellikle hava unsurlarının Suriye’ye yerleşmesi ve balistik roket unsurlarıyla da Suriye hükümetine destek olması sonucunda Suriye’deki iç savaş ve olan biten hadiseler tamamıyla yön değiştirdi.”

  • Ağır AKUT Solunum Sıkıntısı Sendromunun Tedavisi İçin Önemli Adım

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Dinçer Yıldızdaş ve ekibi ağır akut solunum sıkıntısı sendromunda mezenkim kök hücreleri uygulaması çalışmasıyla tıp literatüründe önemli bir sayfa açmaya hazırlanıyor.

    Uygulama ile çoğu zaman ölümle sonuçlanan ağır akut solunum sıkıntısı sendromunda hastanın yeniden hayata tutunması söz konusu olabilecek. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen 59. Türkiye Milli Pediatri Kongresinde henüz deney aşamasında olan bu çalışma Prof. Dr. İhsan Doğramacı Yayın Ödülüne layık görüldü.

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Çocuk Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Dinçer Yıldızdaş, ağır akut solunum sıkıntısı sendromunda hastanın hayatta kalma şansının son derece düşük olduğunu, şuan ki mevcut tedavilerinin yetmediğini daha ileri tedavi yöntemlerinin gerekli olduğunu vurguladı.

    Yıldızdaş, yaptıkları mezenkim kök hücreleri uygulaması ile akciğerlerde düzelme sağladıklarını vurgularken çalışmanın henüz hayvanlar üzerinde olumlu sonuçlandığını ve deney aşamasında olduğunu ileri ki dönemlerde ise daha olumlu sonuçlar almayı hedeflediklerinin altını çizdi.