Etiket: Sendromunu

  • Ani beşik ölüm sendromunu ortadan kaldıracak beşik ürettiler

    Ani beşik ölüm sendromunu ortadan kaldıracak beşik ürettiler

    Erzurum’da üniversite öğrencilerinin tasarladığı akıllı beşik sistemiyle, bebeklerin ani beşik ölüm sendromunun ortadan kaldırılması hedefleniyor. Beşik üzerine kurulan sistem sayesinde ebeveynler, beşiğe bıraktıkları çocuklarının durumlarını telefondan kontrol edebilecekler.

    ETÜ Kristal Girişimcilik Merkezi koordinesinde Atatürk Üniversitesi mezunu öğrencilerinden Sonnur Tarhan ve Merve Taştan’ın bebek bakımında zorlanan ebeveynler için yaptıkları Medparenttec Projesi sayesinde bebeklerin ani beşik ölüm sendromu azalacak. Proje kapsamında beşik üzerine yapılan sistemle ebeveynler bebeklerin, ağlamasını, vücut ısısını, hareket durumunu telefon üzerinden kontrol edebilecekler. Tasarlanan sistemle bebeklerin durumlarında olumsuz bir değişiklik olduğu zaman ebeveynlerin telefonuna uyarı sinyali gidecek. Akıllı beşik siteminde olumsuz durumlar dışında bebeğin uyku süresini, uyuma-uyanma verileri de kayıt altına alınabilecek.

    Bu projeyle TÜBİTAK Proje Yarışması’nda Erzurum bölge birinciliği elde ettiklerini ifade eden Atatürk Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunu Sonnur Tarhan, “Medparenttec Projesi yaptık. Bu projeyi bebek bakımında zorlanan ebeveynler yardımcı olmak amacıyla ürettik. Projenin çıkış aşaması benim 3 yaşında bir yeğenim var, geceleri düzenli uykusu yoktu sürekli rahatsızdı. Ağlıyordu, araştırdığımızda bebeklerde olan genel bir problemmiş. Ebeveynler bu yüzden hayatlarına düzenli olarak devam edemiyorlar. Buradan yola çıkarak bir beşik sistemi üretmeye karar verdik. Beşik sistemini ürettikten sonra TÜBİTAK Proje Yarışması’na katıldık. Erzurum bölge birinciliği elde ettik” dedi.

    “Olumsuz durumlarda ebeveynlerin telefonuna uyarı mesajı gidecek”

    Projede bebekler ağladığı zaman bunu algılayan bir sistem oluşturduklarını belirten Tarhan, “Vücut sıcaklığında ani ve sürekli gelişen değişimler bebeklerin havale geçirme veya vücut ısısı düşme riskini taşımasına neden oluyor. Bunlar müdahale edilmezse bebek ölümüyle sonuçlanıyor. Bu nedenle bebeğin vücut ısısında yükselme veya düşme olduğu zaman ebeveynlerin telefonuna uyarı gönderen bir sistem geliştirdik” diye konuştu.

    “Sistem, bebek beşikte olduğu zaman aktif hale geliyor”

    Atatürk Üniversitesi Bilgisayar Öğretmenliği mezunu Merve Taştan ise, “Kristale geldikten sonra beşiğimizde görüntü işleme teknolojisini kullanmaya karar verdik. Görüntü işleme teknolojisiyle bebeklerin ani beşik ölüm sendromunu azaltmayı amaçlıyoruz. Bebekler yüzüstü döndüğü zaman bunu algılayıp ebeveynlerin telefonuna uyarı gönderiyor. Daha sonra bebeklerin beşikte olup olmadığını algılıyor. Yani bebek beşikte değilken sistemimiz aktif hale gelmeyecek, bebek beşikteyken çalışmaya başlayacak. Küçük bir kutu halinde tasarlayıp üretime ve pazarlamaya sunmayı düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Beşiğin sallanma seviyesini ebeveyn telefonla belirleyebilecek”

    Bu sistemin herkes tarafından kolaylıkla kurulabileceğini kaydeden Sonnur Tarhan, “Bu sistemi her ebeveyn 3-4 vidayla kendi beşiğine yerleştirebilecek. Bunun için herhangi bir teknik bilgiye gerek yok. İlk önce beşiği sallayabilmek için bir motor ekleyeceğiz. Bebeğin ağlama sesi algılandığında motor beşiği kendi kendine sallayabilecek ve ebeveynler telefonla kontrol edebilecek. Bunların seviyeleri olacak ebeveynler sallama seviyelerini kendileri telefonla ayarlayabilecekler” şeklinde konuştu.

  • 2 yaş sendromunu atlatmak ailenin elinde

    Özel Ümit Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şadi İdem, bebeklikten çocukluk dönemine geçişte yaşanan 2 yaş sendromu hakkında ailelere önemli tavsiyelerde bulundu.

    2 yaş sendromunun çok sık karşılaşılan bir durum olduğunu söyleyen Dr. Şadi İdem, “2 ile 2 buçuk yaş arasında başlayıp 3 yaşa kadar olan bu dönemde çocukların inanılmaz derecede hızlı bir şekilde geliştiklerini görüyoruz. Bu dönem bebeklikten çocukluğa geçiş dönemidir. Bu dönemde motor fonksiyonlar hızlı bir şekilde gelişiyor. Duygularını daha iyi ifade etmeye başlıyorlar. Bebeklikte anneye bağlı iken, artık bağımsızlaşmaya başlıyorlar. Aktif ve bireysel olma çabası etkili oluyor. Çocuk daha koordineli yaşamaya başlıyorlar.Tüm bunlar, çocukta kendi hayatını denetleyebileceği algısı oluşturuyor. Bu kadar bağımsızlaşmanın olduğu bir dönemde, özerklik arzusu kaçınılmaz” diye konuştu.

    Bu sendromu belirleyen şeyin iki duygu arasındaki çelişme olduğunu söyleyen İdem, “Bunların biri özerklik duygusu, diğeri anneyi kaybetme korkusudur. Bir yandan ben birey olayım her istediğimi yapayım duygusu ve arzusu, bir yandan da ‘ama benim anneme de ihtiyacım var’ duygusu ve kaygısı çelişiyor. Öfke nöbetleri bundan kaynaklı olarak ortaya çıkıyor” dedi.

    Çocukta hangi belirtiler olur?

    2 yaş sendromundaki çocuklarda görülen değişimler hakkında bilgi veren İdem, “Çok dengesiz davranırlar. Dediklerini yapmak isterler, inatçı ve isyankar olurlar. Hayır lafını dinlemezler. Her söylenenin tersini yaparlar. Bir yandan da keşfederler, merak ederler, öğrenirler, sorgularlar. Bunlar da iyi yanları. Ama bunları genelde arka plana atıp baş edemediğimiz durumları ön plana çıkarırız” dedi.

    Bu dönemin ergenlik dönemine benzediğini söyleyen İdem, “Ergenlerin durumu neyse aslında bu dönem de böyle bir şey. Ergenlikte nasıl çocukluktan yetişkinliğe geçiş varsa, bunda da bebeklikten çocukluğa geçiş var. Bunu çocukluğun ergenliği diye de tanımlayabiliriz. Bu dönem, bireyselleşme ihtiyacının aslında ilk adımı. Bu dönemi kimisi çok kötü şekilde atlatırken, kimisi daha rahat atlatıyor. Bunu ailenin tutumu belirliyor” diye konuştu.

    “İnatlaşmada kaybeden aile olur”

    Ailelere önerilerde bulunan İdem, şunları söyledi:

    “Çocuk bir şey istediğinde inatlaşma yaşanıyor. Aile ile çocuk arasındaki inatlaşmada her zaman kaybeden anne babadır. Çocuk bir şey istediğinde bozuk plak gibi onu tekrarlar. Aile de aynısını yaparak, ‘Hayır bunu alamam çünkü sağlıksız’ diyerek aynı tekrarı yapmalı. Bu çok basit bir taktik. Anne baba çocuğun korkusunu kesinlikle kullanmamalılar. Eğer çocuklarını tehdit ederek, korkutarak yola getirmeye çalışırlarsa sağlıksız bir bireyleşme döneminin ilk adımı atılmış olabilir. Çocukların bireysel gelişimlerinin sağlıklı olmasını istiyorsak onlara özgürlük ve özerkliklerini yaşayacakları bir ortam sunmalıyız. Aynı zamanda belirli sınırlarımız da olmalı. Çocuk öfkelenebilir, korkabilir, üzülebilir, sevinebilir. Bu duyguları ifade ettiğinde bunları tam algılayamayabilir. Ona ‘korkma, öfkelenme’ demek o çocuğu yok saymak demektir. Duygusunu yok saymak, onu yok saymaktır. Yapmamız gereken ‘Evet öfkelisin anlıyorum. Ama bunu almayacağımı söylemiştim. Hayır almayacağım’ demektir. Böylece çocuğunuzun hem varlığını, duygusunu önemsiyorsunuz hem de davranışını eleştiriyorsunuz.”

    “Dengeyi bulmak kurtarıcıdır”

    İdem, dengeyi bulmanın çok önemli olduğunu belirterek, “Ya her dediklerine tamam diyorlar, şımarık ve tatminsiz çocuklar ortaya çıkıyor. Ya da baskı ve korkuyla dizginleri elimize alarak çocuğu baskı altına alıyoruz. Belki o zaman kazanmış gibi görünüyoruz ama maalesef özgüveni yıkılmış bir çocuk yetiştirmiş oluyoruz. Burada dengeyi bulmak çok önemli. Belli sınırlar olacak ve bu sınırlar mümkünse birlikte belirlenecek. Karar alırken onu da bir birey olarak işin içine katarsak bireyselleşmeyi kuvvetlendiririz. Her seçim bir sorumluluk gerektirir. O seçimin sorumluluğunu çocuk bedel olarak ödemeli, ceza ya da tehdit olarak değil. İstediğinin alınmamış olması çocuk için bir bedeldir. Ekstra bir şeye gerek yok” dedi.

  • Demir Eksikliği Ve Gebelik Huzursuz Bacak Sendromunu Tetikliyor

    Turgut Özal Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Bölümü doktorlarından Yrd. Doç. Dr. Zübeyde Aytürk demir eksikliği, gebelik ve son dönem böbrek yetmezliğinin bacaklarda karıncalanma ağrı ve şiddetli hareket ettirme isteği doğuran huzursuz bacak sendromu hastalığına neden olabileceğini ifade etti.

    DEMİR EKSİKLİĞİ EN BÜYÜK FAKTÖR

    Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.Doc.Dr. Zübeyde Aytürk, huzursuz bacak sendromu hastalığına ilişkin bilgiler verdi. Aytürk hastalığı oluşturan başlıca sebeplerin, demir eksikliği, gebelik ve son dönem böbrek yetmezliği olabileceğini söyleyerek, demir metabolizmasının bozulmasının hastalığı tetiklediğini ifade etti. Aytürk, semptomların genellikle tek bacakta rahatsızlık hissi biçiminde başladığını hastalığın şiddetli seyrettiği olgularda her iki bacak veya kalçalar, gövde, kollar hatta yüz gibi bedenin diğer bölümlerinde de rahatsızlık hissedilebileceğini söyledi.

    UYKU BOZUKLUKLARINA SEBEP OLUYOR

    Aytürk, “Bulguların sıklıkla akşam ve gece saatlerinde ortaya çıkması, bu hastalarda ciddi uyku bozukluklarına neden olmaktadır. Huzursuz bacak sendromu genellikle ileri yaşlarda ortaya çıkan bir hastalık olmakla birlikte tüm yaşlarda da görülebilmektedir. Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık iki kat daha fazla görülmektedir” dedi.

    İSTİRAHAT HALİNDE BİLGİSAYAR OYUNU VE BULMACA

    Aytürk, HBS’li hastaların genellikle şikayetlerini tarif etmekte güçlük çektiklerini belirtti. Aytürk, hafif düzeyde HBS semptomları olan hastalarda öncelikle farmakolojik olmayan tedavi yöntemlerinin denenmesi gerektiğini aktardı. Aytürk, “Uyumadan önce germe egzersizleri gibi hafif-orta dereceli fiziksel aktivite, sıcak banyo işe yarayabilmektedir. Gene istirahat sırasında bilgisayar oyunu, bulmaca gibi mental aktiviteyi arttırıcı uğraşlar önerilmektedir. Ayrıca yatak odasının serin olması, rahat pijamalar kullanılması, aynı saatte uyuyup aynı saate uyanma, gündüz uyumama şeklinde düzenli bir uyku düzeninin oluşturulması gibi yöntemleri önermekteyiz” diye konuştu.

    HUZURSUZ BACAK SENDROMU TANISI NASIL KONUR?

    Huzursuz bacak sendromu tanısı konulması için bu hastalığa özel herhangi bir test bulunmadığını kaydeden Aytürk bu nedenle aşağıda belirtilen kriterlerin dikkatle sorgulanması gerektiğini kaydetti:

    “Bacaklarda anormal duyularla birlikte şiddetli hareket ettirme isteği olması, bulguların oturma ve yatma gibi istirahat durumlarında ortaya çıkması, hareket ettirmekle bulguların tamamen ya da kısmen düzelmesi, bulguların, genellikle akşam saatlerinde ya da gece kötüleşmesi gibi belirli bir özelliği olması, bu asıl tanı koydurucu özellikler dışında hastaların bazı kan tetkikleri ve polisomnografik (tüm gece uyku çalışması) incelemeleri ayrıcı tanıda yapılmaktadır.”