Etiket: Sempozyumu

  • Van’da “Türkiye’nin Kültür Diplomasisi ve Maarif Vakfı” sempozyumu

    Türkiye Maarif Vakfı (TMV) Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün, TMV’nin özel bir kanunla kurulduğunu ve bir kamu kurumu olduğunu söyleyerek, “Bu kuruluş, küresel vizyona sahip Türkiye gibi bir ülke için geç kalınmış bir adım” dedi.

    Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinin konferans salonunda düzenlenen “Türkiye’nin Kültür Diplomasisi ve Maarif Vakfı” sempozyumuna YYÜ Rektörü Prof. Dr. Peyami Battal, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı. Sempozyuma konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Birol Akgün, 1990’lı yıllardan itibaren Türkiye’nin yurt dışında kendi kurumlarını oluşturmaya başladığını söyledi. TMV’nin misyonunun sadece belli bir yardım yapmak ya da yurt dışındaki öğrencilere burs vermek olmadığını dile getiren Prof. Dr. Birol Akgün, “Bizim gibi küresel bir vizyona sahip büyük ülkelerin benzer şekilde bu tür eğitim ajanslarına sahip olduğunu görüyoruz. TMV, özel bir kanunla kuruldu ve bir kamu kurumudur. Bu kuruluş, küresel vizyona sahip Türkiye gibi bir ülke için geç kalınmış bir adımdır” dedi.

    Sempozyumun ardından Van YYÜ Rektörü Prof. Dr. Peyami Battal ve Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Prof. Dr Birol Akgün tarafından işbirliği protokolü imzalandı. Protokol; YYÜ ile TMV arasında eğitim, araştırma, akademik çalışmalar, raporlama ve kültürel alanlarda işbirliği içerdiği belirtildi.

  • “Arap Hafızasında II. Abdülhamid ve Türk Arap İlişkileri” Sempozyumu sona erdi

    Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde düzenlenen ve üç gün süren “Arapların Hafızasında II. Abdülhamid ve Türk Arap İlişkileri” uluslararası sempozyumunun tamamlandığı bildirildi.

    15 ülkeden 38 akademisyen ve uzmanın katıldığı “Arap Hafızasında II. Abdülhamid ve Türk Arap İlişkileri” başlıklı uluslararası sempozyum, Dumlupınar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Remzi Gören’in katılımcıları selamlaması ve sonuç bildirgesini okumasıyla tamamlandı.

    “12-14 Aralık 2018 tarihlerinde Kütahya Dumlupınar Üniversitesinde düzenlenen “Arapların Hafızasında II. Abdülhamid ve Türk Arap İlişkileri” uluslararası sempozyumuna yurtiçi ve yurtdışından katılan akademisyen ve uzmanlar aşağıdaki konularda görüş birliğine varmışlardır” diyen Rektör Remzi Gören, sonuç bildirgesinde şu hususlara değindi; Osmanlı Devleti ve Sultan II. Abdülhamid, Ortadoğu şehirlerinin kalkınması için bütün imkânlarını seferber etmiş ve bunların sonuçları daha devletin zeval bulmasından önce alınmıştır. Arap ülkelerinde emperyalist güçler ve oryantalistler tarafından yazılan ders kitapları vasıtasıyla Osmanlı Devleti bilinçli olarak tahkir ve tezyif edilmiş, işgalci ve sömürgeci bir güç olarak yansıtılmıştır. Osmanlı Devleti, bugün Arap ülkelerinin bulunduğu bölgelerde geri kalmışlığın değil, bilakis dini, siyasi ve fenni ilerlemenin mücadelesini vermiştir. Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı Devletinin ve Orta Doğunun çeşitli zorluklardan geçtiği bir süreçte izlediği siyaset ve açtığı çıkış yolu ile eğitimden siyaset ve sosyo-kültürel hayata kadar pek çok alanda önemli icraatlara imza atmıştır” diye konuştu.

    ,Bu çerçevede alınan kararları açıklayan Gören;” Sempozyum katılımcılarının özellikle Arap ülkelerinde kasten oluşturulan bu algıyı düzeltmek için akademik araştırmalarını artırması. Sempozyum katılımcılarınca yapılacak akademik çalışmalar neticesinde emperyalistler ve Oryantalistler tarafından oluşturulan algıların yıkılması. Sempozyumun oluşturduğu geniş tesir çerçevesinde Osmanlı ve Arap ilişkilerinin ele alındığı akademik sempozyumların senelik periyodda yinelenmesi. Arap ve Türk katılımcılardan oluşturulacak bir jüri heyetiyle İslam coğrafyası ve özellikle de Arap ülkelerinde Osmanlı Devleti hakkında yapılan kitap, tahkik, araştırma ve akademik çalışmaların ödüllendirilmesi. Dış güçlerin müdahalesi sonucu kaos düzeninin hakim olduğu Osmanlı Devleti bakiyesi topraklarda yeniden barışın sağlanması adına Sultan II. Abdülhamid’in izlediği siyasetin dikkatle incelenmesi. Artan kaos ve şiddet sarmalı içinde her geçen gün biraz daha dış güçlerin müdahalesine açık olan Osmanlı bakiyesi coğrafyanın Türkiye ile siyasi, kültürel beşeri işbirliklerini artırması. Sempozyum sürecinde gerçekleştirilen verimli ilişkiler neticesinde İslam coğrafyasında öne çıkan üniversite rektörlerinin Kütahya Dumlupınar Üniversitesi ev sahipliğinde ağırlanarak bir zirve gerçekleştirilmesi ve bu bağlamda her üniversite bünyesinde Osmanlı Devleti’ni merkeze alan araştırma merkezlerinin kurularak koordinasyonlu olarak tarih ve kültür çalışmalarının yapılmasına, ortak tarih göz önüne alınarak yapılacak akademik çalışmalar neticesinde ülkeler arasında çeşitli alanlarda iş birliğinin artırılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Sempozyum katılımcıları olarak, yukarıda açıklıkla ifade edilen konularda görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmekteki kararlılığımızı ve sempozyum sırasında ortaya konulan önerilerin değerlendirilmesinin ve uygulanmasının takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz” dedi.

    Sempozyum hediye takdimlerinin ve toplu fotoğraf çekimi ile son buldu.(EFE)

  • 10. Türkiye-İran Tarihi ve Kültürel İlişkileri Sempozyumu Konya’da gerçekleştirildi

    Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Türk Tarih Kurumu, İran İslam Cumhuriyeti Kültür Müsteşarlığı ve Selçuk Üniversitesi iş birliğiyle Konya’da ” Türkiye-İran Tarihi ve Kültürel İlişkileri Sempozyumu” düzenlendi.

    Selçuk Üniversitesinde 12-13 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen sempozyumun açışında konuşan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs, bugün Batı dünyası ile Doğu dünyası arasında süren çatışmaların kültürel yönüne değindi. Barışı ve bir aradalığı öngören ve geçmişte bu değerlere olan bağlılığını ispat etmiş olan Doğu ile insan hakları, demokrasi gibi konularda kendilerinden olmayan toplumlara karşı ikiyüzlü davranan Batı’nın hayata bakışları arasındaki farklılıkların altını çizen Prof. Dr. Örs, bugün çeşitli toplumsal mühendislik projeleriyle İranlılar, Türkler, Araplar gibi İslam dünyasının büyük nüfusunu oluşturan milletlerin barış ve huzur içerisinde yaşamamaları ve birbirlerine düşman olmaları için oyunlar tezgahlandığını ifade etti. Sömürgeci küresel güçlerin gelişmekte olan ülkeleri kültürel ve ekonomik olarak sömürdükleri, kendilerine yabancılaştırdıkları, değerlerini başkalaştırdıkları bir dünyada sömürülen ülkelerin en güçlü silahının kendi medeniyet değerlerine sahip çıkmaları olduğunu söyleyen Prof. Dr. Örs, küresel güçlerin planları tersine çevirmek için çok çalışmak gerektiğini dile getirdi. Zaman zaman inişli çıkışlı seyreden Türkiye-İran ilişkilerini anlamak için zihinlere dayatılan kalıpların dışına çıkarak bu toplumların dinamiklerini, tarihi, kültürel değerlerini öğrenmenin ve bunları geniş kültürel ilişkilere dönüştürmenin gerekli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Örs, bu bakımdan en önemli görevin kültür insanlarına düştüğünü dile getirdi. Prof. Dr. Örs, ortak tarihsel ve kültürel noktalardan hareket ederek toplumları ve devletleri birbirlerine yaklaştırmanın kendi coğrafyalarımız üzerinde söz sahibi olmayı sağlayacağını da sözlerine ekledi.

    Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan ise, tarihte iki toplumu birbirine yaklaştıran isimlere ve olaylara yer verdiği konuşmasında, hem bölgenin hem de dünyanın göz ardı edilemez ağırlığa sahip iki ülkesi olan Türkiye ve İran’ın tarih boyunca çok güçlü halkalarla birbirlerine bağlandığını söyledi. Hoca Saadettin’den Afrasyab’a, Anuşirvan’a, Tuğrul Bey’den Melikşah’a, Nizâmülmülk’ten İsmail Safevi’ye ve İmam Humeyni’ye kadar uzanan bir siyasal zincir halkasının iki milleti birbirine bağlamaya devam ettiğini belirten Prof. Dr. Turan, iki toplum arasındaki bağların sadece siyasal halkalardan ibaret olmadığını, bu derin bağlılığın Firdevsî, Abdülkadir Geylanî, Zaloğlu Rüstem, Şirazî ve Mevlânâ gibi isimlerle kültür, edebiyat, fikir alanında da sürdüğünü kaydetti. İki devletin 1639’dan beri hiç savaşmadıklarına, sınırların da yüzyıllardır değişmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Turan, yaklaşık 400 yıllık bu barışın örneğine dünyada az rastlandığını ifade etti.

    İran İslam Cumhuriyeti Kültür Müsteşarı Mahmut Sıtkızade de konuşmasında ikili ilişkilerin ele alındığı bu gibi toplantıların ülkelerin birbirini tanımasına vesile olduğunu belirterek, 20 yıldır sürdürülen sempozyum serisinin gerçekleştirilmesinde emeği geçenlere teşekkür etti.

    Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Okka ise sempozyuma ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirterek, İran’la ilişkileri sürdürmekte kararlı olduklarını, öğrenci değişimi gibi yeni projeler gerçekleştirerek kültürel ilişkilerin gelişimine katkıda bulunmak istediklerini söyledi.

    Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığının “Belgelerle Türk İran İlişkileri” sergisinin de ziyarete açıldığı sempozyuma Türkiye’den ve İran’dan katılan bilim insanları, geçmişten bugüne Türkiye-İran ilişkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu. 10 oturumun düzenlendiği sempozyumda, Türklerin ve İranlıların ortak tarihinde edebiyat ve felsefe gibi kültürel etkileşim alanları, iki halkın İslam medeniyetine katkıları, tarih boyunca yaşadıkları çatışmalar ve kurdukları ittifaklar konuşuldu. Katılımcılar, iki toplumun ortak değeri olan Hz. Mevlânâ ve Mevlevlik kültürünü de bu yıl 7-17 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen Hz. Mevlâna’nın 745. vuslat yıl dönümü anma törenlerinin (Şeb-i Arûs) atmosferi içerisinde değerlendirme fırsatı buldu.

  • “İnsanlığın Kırmızı Çizgisi: Kudüs” Sempozyumu

    Osmanlı Türklerinin ayrılmak zorunda kaldıkları 10 Aralık 1917 tarihinin 101. yıl dönümünde Kudüs ve Mescid-i Aksâ hakkında kamuoyunu doğru bilgilendirmek maksadıyla “İnsanlığın Kırmızı Çizgisi: Kudüs” Sempozyumu yapılacak.

    Bursa Uludağ Üniversite ile Bursa Büyükşehir Belediyesinin ortaklaşa düzenledikleri “İnsanlığın Kırmızı Çizgisi: Kudüs” Sempozyumu yarın (cumartesi) saat 10.00’da Tayyare Kültür Merkezi’nde başlayacak. Üç ilâhi din tarafından da kutsal sayılan Kudüs, binlerce yıllık geçmişiyle önemini kaybetmemiş bir şehir. Birçok peygamberin uğrak yeri olan bu kutsal şehir, Peygamber efendimizin Mirac’a yükseldiği yer olan Mescid-i Aksâ’yı barındırması sebebiyle Müslümanlar için Mekke ve Medine’den sonra üçüncü mukaddes şehir olarak kabul ediliyor.

    Hazreti Ömer tarafından 638 yılında Müslümanlar tarafından fethedilen Kudüs, Haçlı seferleri boyunca çok büyük katliam ve yıkımlara sahne oldu. Yavuz Sultan Selim’in padişahlığı döneminde Osmanlı topraklarına katılan Kudüs’te barış ve huzur dönemi olarak geçen dört asır boyunca üç ilahi dinin mensupları hür bir şekilde dinlerini yaşama fırsatı buldu. Osmanlıların bu topraklardan ayrıldığı 1917 yılından bu yana ise Kudüs, hep kaos, belirsizlik ve gerginliklerin yaşandığı bir şehir hâline geldi. Son zamanlarda Kudüs’ün statüsü hakkında alınan son derece yanlış bir kararla bu şehrin barış ve huzur iklimine dönüşmesi umutlarını tüketti.

    Bütün Müslümanların göz bebeği Mescid-i Aksâ başta olmak üzere, Kudüs’teki bütün mukaddes mekânların mevcut statüsünün korunması ve gereken saygının gösterilmesi Filistin ve Ortadoğu barışı açısından önem kazandı.

    Bursa Uludağ Üniversitesi ile Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ortaklaşa gerçekleştirileceği sempozyumda, ülkemizin değişik üniversitelerinden 22 akademisyen gün boyunca Kudüs’ü çeşitli yönleriyle ele alacak. Sempozyumda ayrıca Yıldız arşivindeki II. Abdülhamid döneminde çekilen Kudüs fotoğraflarından oluşan bir sergi de yer alacak.

  • Selçuk’ta, 10. Türkiye İran Tarihi ve Kültürel İlişkileri sempozyumu

    Selçuk Üniversitesinde “10. Türkiye-İran Tarihi ve Kültürel İlişkileri” sempozyumu düzenlendi.

    Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Türk Tarih Kurumu, İran İslam Cumhuriyeti Kültür Müsteşarlığı ve Selçuk Üniversitesi iş birliğiyle, “10. Türkiye-İran Tarihi ve Kültürel İlişkileri” sempozyumu gerçekleştirildi.

    Selçuk Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezinde düzenlenen sempozyumda konuşan ve 10. Türkiye-İran Tarihi ve Kültürel İlişkileri Sempozyumuna ev sahipliği yapmaktan dolayı gurur duyduklarını ifade eden Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Okka, “Selçuk Üniversitesi olarak kardeş ülke İranla kültürel bağlamda neler yapabiliriz? Diye düşündük. Yüksek lisans, doktora ve öğrenci değişim programlarıyla ilgili görüşmelerimiz oldu. Bölgenin güçlü üniversitesi olarak iranla ilişkilerimiz son derece gelişmiş bir şekilde devam edecek, öğrenci değişimini sağlayacağız. Kültürel programların, son derece önemli olduğuna inanıyorum. Elimizden gelen her türlü desteği sağlayacağız. Başarılı bir sempozyum geçmesini diliyorum” dedi.

    “Türk-İran bağlantısı siyasi zincirden ibaret değil”

    Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan ise, “10. İran Türkiye İlişkileri sempozyumunu sizlerle bir kez daha paylaşmaktan dolayı mutlu olduğumu paylaşmak isterim. Hazreti Peygamber, ‘ben ibadetin çok olanından ziyade devamlı olanını severim’ diyor. Bu yaptığımız bilimsel çalışmayı da bir ibadet olarak telakki edecek olursak devamlılık arz eden, bu iş geleceğe ışık tutacak faydalı faaliyetlerimiz arasında yer alıyor.İran ile Türkiye dünyanın ve bölgenin vazgeçilmez ağırlıklı ülkelerinden ve devletlerindendir. Ne tarafından bakarsanız bakın, tarihe çok derin hatlarla bağlı iki devletten ve milleten söz ediyoruz. Türkiye açısından İran tarihi derinlik göz önünde bulundurulduğunda ne Yunanistan ne Rusya ne Ukrayna ne de diğer komşular hiç biri daha öteye gitmiyor.Türk ve İran bağlantısı yıllar içerisinde sadece siyasi zincirden ibaret değildir. İki milletin bağlantılarında elbette kültürün, edebiyatın ve fikir şahsiyetlerinin de bu sağlam bağ içerisinde çok büyük rolleri olmuştur” şeklinde konuştu.

    “Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler pekiştirilmeli”

    Türkiye İran arasındaki ilişkilerin pekiştirilmesi gerektiğinin altını çizen İran İslam Cumhuriyeti Kültür Müsteşarı Mahmut Sıtkızade de, “10. Türkiye-İran Tarihi ve Kültürel İlişkileri Sempozyumu gibi sempozyumların ülkelerin gerçek yüzünü tanımaya neden olur. Gençlerimizin, bu sempozyumları takip ederek iki ülkenin gerçek yüzünü okuyup öğrenmeleri gerekiyor. Umarım, bu sempozyum başarılı olur. 20 sene boyunca sempozyumu yürüten ve emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs ise, “Etrafınıza şöyle bir göz gezdirdiğinizde gerçekten coğrafyamızda tarihi kökleri, kurdukları medeniyet ve kültür itibariyle Türkiye’nin yani Osmanlı Devleti’nin tarihi mirasçısı olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve kendisi de bir zamanlar bugünkünden çok daha büyük bir devlet olan İran Devletinin 21. yüzyılın başında bulundukları siyasi yapı itibariyle, çok farklı bir manzara arz ettiklerini ifade etmek gerekir. Ön yargılardan ve zihnimize dayatılan kalıplardan çıkıp Türkiye ve İran’ı başka gözle görmeliyiz. Bu toplumların dinamiklerini, sosyal hakikaten, tarihi, kültürel manevi değerlerini, öğrenmeyi ve geniş kültürel ilişkileri döndürmeyi mutlaka gerçekleştirmek durumundayız. Bunun için en önemli görev kültür insanlarına düşüyor. Her iki ülkede de çok ciddi kültürel potansiyellerimiz var” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından heyetler arasında hediye takdimi gerçekleştirildi.

    “Belgelerle Türk- İran İlişkileri” sergisi açıldı

    Sempozyum açılışının ardından Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığının “Belgelerle Türk- İran ilişkileri” sergisinin açılışı yapıldı.

    Sempozyuma Türkiye’den ve İran’dan katılan 37 bilim insanı, geçmişten bugüne Türk-İran ilişkileri hakkında değerlendirmeler yapacak. 14 Aralık tarihine kadar 10 oturumda, Türklerin ve İranlıların ortak tarihinde edebiyat ve felsefe gibi kültürel etkileşim alanları, iki halkın İslam medeniyetine katkıları, tarih boyunca yaşadıkları çatışmalar ve kurdukları ittifaklar konuşulacak. Sempozyumda iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği de ele alınacak. Bu yıl, 7-17 Aralık tarihlerinde Konya’da gerçekleştirilecek olan Hazreti. Mevlana’nın 745. Vuslat Yıldönümü Anma Törenleri (Şeb-i Arûs) içerisinde gerçekleşecek olan sempozyumda katılımcılar, iki toplumun ortak değeri olan Hazret, Mevlana ve Mevlevilik kültürünü de anma törenlerinin atmosferi içerisinde değerlendirme fırsatı bulacak.

    Gerçekleştirilen sempozyuma, Selçuk Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Okka, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, İran İslam Cumhuriyeti Kültür Müsteşarı Mahmut Sıtkızade, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.