Etiket: Sempozyumu

  • “Tüm Yönleriyle Velayet” sempozyumu düzenlendi

    “Tüm Yönleriyle Velayet” sempozyumu düzenlendi

    EBB ve Atatürk Üniversitesinin düzenlediği “Tüm Yönleriyle Velayet” sempozyumunun açılış panelinde bir konuşma yapan Toplumsal Araştırmalar Merkez Müdürü Prof. Dr. Mevlüt Özben velayetin sosyolojik boyutuna ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

    Boşanmanın, aile üyelerinin yaşam gerçekliğine kısa devre yaptıran, hatta söz konusu gerçekliği ekseninden kaydıran çok önemli bir konu olduğunu altını çizen Özben şunları söyledi:

    “Aile bütünlüğünün bozulma nedenlerinin başında gelen boşanmanın doğrudan sonuçlarından biri olan çocuk ya da çocukların velayeti konusunu birçok disiplinin kendi perspektifinden ele alır. Velayet en yalın biçimiyle, on sekiz yaşından küçük çocukların tabi olacağı otoriteye göndermede bulunan bir kavramdır. Evlilik devam ettiği müddetçe anne ve babanın müştereken paylaştığı velayet, eşlerden birinin ölmesi durumunda sağ kalan eşe, boşanma halinde ise hukuki çerçeveye sadık kalınarak hakim kararı ile belirlenen eşe verilir. Özellikle ailenin bütünlüğünün bozulması durumunda güçlü sosyal içerimlere sahip bir konu olarak ön plana çıkan velayet bahsinde kolektif vicdana ve sağduyuya uygun olacak şekilde “çocuğun yüksek yararı” temel referans olarak ele alınır. Başka bir deyişle, boşanma gibi aile bütünlüğünü doğrudan ortadan kaldıran durumlarda hukuk kurumunun önceliğini çocuğun yüksek yararı oluşturmaktadır. Şurası açık ki, aile ile ilgili tüm tanımlama çerçeveleri dahlinde “yakınlık” öne çıkan özelliklerin başında gelir. Bu bağlamda denilebilir ki, aile kavramıyla iç içe geçmiş olan kavramlardan biri de mahremiyettir. Boşanma olgusu tam da bu alana, yani mahremiyete yönelik tahribatlar içerir. Boşanma süreci başladığında aile ve üyelerine hitap eden en önemli kavram olan “yakınlık” yerini hızla” mesafeye” bırakır. Mesafe yasallaştığında, yani evlilik hukuki bir hüküm olan “boşanma” ile sonlandırıldığında “yakınlık” nosyonuna sıkı sıkaya bağlı olan en mahrem ilişkiler de (örneğin ebeveynlikler) kopma noktasına gelir. İşte tam da bu nokta da velayet, en başta da çocuğun yüksek yararı ilkesini gözeterek, kopma noktasına gelen ebeveynlik ilişki ve şartlarına yönelik hukuki bir düzenleme girişimini ifade eder. Çağımızın stres çağı olarak nitelendirilmesine neden olan bireysel stres kaynaklarının artmasıyla, toplumlarımızda tahammülsüz bireyler de artmıştır. Buna ek olarak, ihtiyaca yönelik olmayan hazza dayalı tüketimi hedef alan tüketim çılgınlığı, medyanın ürettiği yeni değerler sonucu oluşan yozlaşmalar ve evlilikte maddi değerler üzerine kurulmak istenen yaşam tarzı gibi faktörler de evlilikleri ve elbette aileleri olumsuz etkilemektedir”

    Ailenin, yakınlığı mahremiyet düzleminde ihdas eden en önemli kurum olduğunu ifade eden Özben, “Günümüzün aşırı bireyselleşme, yalnızlık vb. sorunları bakımından da sığınılacak son liman olan ailenin bu özelliğinden uzak olacak şekilde değiştiği ve dönüştüğüne ilişkin söylem ve çalışmaların çokluğuna karşın aile bugün bile, hali hazırda, yakınlık/mahremiyet ilişkilerinin merkezi olma sorumluluğunu üstlenmeye devam etmektedir. Tam da bu yüzden, ailenin bütünlüğünün bozulması demek aynı zamanda toplumsal dünyalarımızdaki en sahici yakınlık ilişkisinin de parçalanması anlamına geldiği için dramatik bir değişimdir. Ebeveynlik ilişkileri ve şartlarına yönelik hukuki bir düzenleme girişimi olarak velayetin süreç içerisinde çocukla ilişkiyi bir tür mülkiyet ilişkisine dönüştürüp-dönüştürmediğine yönelik çalışmaların yeniliği ve azlığının da velayetin sosyolojik boyutuna ilişkin değerlendirmeleri kısıtladığını belirtmek gerekir. Sosyolojik bakımdan velayet konusu çocuklar dışında eşlerin de, yani ebeveynlerin baş başa kaldığı sosyal durum bilgilerine yönelik bir okumayı da içerir. Eşlerin anne ve baba olarak sosyal statü ve rollerinin yeniden düzenlendiği boşanma süreçleri sonucunda velayet kurumunun bu roller üzerindeki olumlu-olumsuz etkilerinin tartışılması büyük önem taşımaktadır. Boşanma ve velayete yönelik hukuki hüküm sonucunda ebeveynlerden birinin bu sosyal rolünü daha bir sağlamlaştırırken diğerinin tam da bu noktada ötekileştirilip-ötekileştirilmediği tartışılan konuların başında gelmektedir” diye konuştu.

    18 yaşından küçüklerin her şart ve durumda çocuk sayılması gerektiğine de değinen Özben sözlerine şu cümlelerle son verdi:

    “Şimdi bir düşünün; hukuken 18 yaşından küçük bir çocuğun organını bağışlaması ya da kendi rızası olsa bile organının alınması mümkün değilken; bir bakıma onun yaşamının elinden alınması anlamına gelen çocuk yaşta evliliklere kimi durumlarda (çocuğun rızası gibi) izin verilmesini bir türlü anlayamıyorum.”

  • Erzurum’da 100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumu

    Erzurum’da 100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumu

    Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Erzurum Kongresi’nin 100. yılını anma etkinlikleri kapsamında Erzurum Teknik Üniversitesi’nin Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Türk Tarih Kurumu işbirliğinde organize ettiği “100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumu” 1864’te inşa edilen ve Erzurum Kongresi’ne ev sahipliği yapan Kongre Binası’nda yapılan oturumla sona erdi.

    Kapanış oturumunda konuşma yapan Milli Mücadele kahramanımız Kazım Karabekir Paşa’nın kızı Timsal Karabekir’in yaşadığı duygu yoğunluğunun etkisiyle gözyaşlarını tutamadığı gözlemlendi.

    Atatürk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. S. Esin Dayı ve Milli Savunma Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ethem Atnur, Milli Mücadele yıllarında Erzurum halkının çektiği cefalar ve Erzurum Kongresi’nin önemi ile ilgili konuşmaları yaptılar.

    “100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumu”na katılan bilim insanları ve konuklar Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent ÇAKMAK, Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı ve Erzurum Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Küçükuğurlu’ya sempozyumun düzenlenmesinde geçen emeklerinden dolayı ve kendilerine gösterilen nazik ev sahiplikleri adına teşekkür ettiler.

    Program; çekilen hatıra fotoğraflarının ardından yenen öğle yemeği, şehir gezisi ve tabya ziyaretiyle son buldu.

  • 100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumu ETÜ’de başladı

    100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumu ETÜ’de başladı

    Milli Mücadele ruhunun şahlanarak Anadolu’ya yayıldığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Erzurum Kongresi’nin 100. Yılını anma etkinlikleri kapsamında Erzurum Teknik Üniversitesi’nin Karadeniz Teknik Üniversitesi işbirliğinde organize ettiği 100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop’un katılımlarıyla başladı.

    Erzurum Teknik Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Konferans salonunda düzenlenen sempozyumun açılış programına Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Prof. Dr. A. Haluk Dursun, Erzurum Valisi Okay Memiş, İlçe Kaymakamları, Erzurum Milletvekilleri, Meclis Divan Kurulundan Millet Vekilleri, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Ahmet Hacıoğlu, Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, İran İslam Cumhuriyeti Erzurum Başkonsolosu Dr. Sajad Soltanzadeh, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı ve Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik TURAN katıldı. Programa ayrıca ülkemiz ve yurtdışından 60 üniversitenin bilim insanları, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda konuk katıldı.

    Bağımsızlık ekonomik ve ekolojik alanlarda da müşahhas kılınmalıdır.

    Sempozyumun açılış konuşmasını gerçekleştiren Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak; kongrede sadece bölgeyi değil yurdu ilgilendiren ilkesel kararların da alındığını anlatarak, “Bu ulusalar sempozyumun amacı 1. Dünya Savaşı sonrasındaki karanlık günlerde vatanımızı bölmeye çalışanlara karşı ’vatan bir bütündür parçalanamaz’ diyen ve bu toprakların sahipsiz olmadığını tüm dünyaya gösteren atalarımızı bir araya getiren ruh, iman ve heyecanı anlamak, anlatmak ve gelecek nesillere aktarmaktır.” İfadelerini kullandı.

    Prof. Dr. Çakmak; 23 Temmuz Erzurum Kongresi’nden çıkarılacak en önemli derslerden birinin de bağımsızlık olduğuna dikkati çekerek, bu bağımsızlığın ekonomik ve ekolojik alanlarda da müşahhas kılınması gerektiğini sözlerine ekledi.

    Prof. Dr. Çakmak, son 15 yılda teknolojik bağımsızlık adına çok önemli mesafeler katledildiğini vurgulayarak, “Savunma sanayinde yerlilik ve millilik oranı 2000’li yılların başlarında yüzde 20 iken günümüzde bu oran yüzde 70’lere ulaşmıştır. Teknolojik bağımsızlığımızı kazanmak için attığımız her adımda ülkemizin üzerine oynanan oyunların arttığını görüyor ve bilgi çağında dijital çağa evrilen 21. yüzyılda bilginin ve bilimin üretildiği üniversitelerde bizlere önemli görevler düştüğünü idrak ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop 100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumunun açılışında yaptığı konuşmada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm Milli Mücadele kahramanlarını rahmetle andığını söyledi.

    25 yıla yakın süre akademik dünyada bulunmuş, ilim tahsiline ve talebe yetiştirmeye gayret etmiş bir siyasetçi olarak bu tür toplantılara katılmaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Şentop, “Milletlerin ve kurumların tarihlerinde 25’inci, 50’nci, 100’üncü yıllar önemlidir. Benzer bir durumu, bu yıldan başlayarak 4 yıl boyunca bizler de yaşayacağız. Malumunuz, 2019 Milli Mücadele’nin başlamasının 100’üncü yıl dönümü. Yine 2020’de TBMM’nin kuruluşunun, 2021’de İstiklal Marşı’nın kabulünün, 2022’de İstiklal Savaşı’nın zaferle neticelenmesinin ve nihayet 2023’te Cumhuriyetin ilanının 100’üncü yıl dönümlerini kutlayacağız. Temennimiz ve çabamız, bu yıl dönümlerinin sıradan bir anma olmakla kalmayıp 100 yıl evvelki ruhu anlamaya vesile olmasıdır.” dedi.

    Bundan tam 100 yıl önce Anadolu’daki İslam varlığının muhkem kalesi Erzurum’da bir araya gelen vatanperver öncülerinin yükselttikleri başlıca şuurun, kuzeyden güneye, doğudan batıya memleketin her bir köşesinin yekvücut olarak hareket etmesi mecburiyeti olduğunu ifade eden Şentop, şöyle konuştu: “Erzurum Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti ile Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti arasında 30 Mayıs’ta yapılan telgraf muhabere ve muhaveresi dikkatle tetkik edilmelidir. O yazışmalarda, bugünkü Doğu Karadeniz’in ve Trabzon’un başta Erzurum olmak üzere doğu vilayetlerine, doğu vilayetlerinin de Trabzon’a olan mecburiyeti ve merbutiyeti açıkça ortaya konulmaktadır. Yani, 100 yıl önce vatan söz konusu olduğunda ayağa kalkan, istiklal-i tam iradesi etrafında ve düşman istilasına karşı kenetlenen Trabzon ile Diyarbakır, Erzurum ile Bitlis, Van ile Elazığ ve Sivas, birdir, bütündür ve aynı diriltici ruhun mücessem merkezleridir. Bu bakımdan, bu şehirler ve milli merkezler arasında ihtilaf husule getirecek tavırlar içinde olmak ihanete kadar varacak bir ahmaklıktır, bu şehirlerin birliğini pekiştirecek hareketler ise vatana hizmettir.”

    Konuşmanın ardından Erzurum Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak ve Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, TBMM Başkanı Prof. Dr. Şentop’a çeşitli hediyeler takdim etti.

    Programda Erzurum Kongresi’nin 100. Yılını anma etkinliklerine gönüllü olarak katılan “Doğadaki İnsan” programının yapımcısı doğasever Serdar Kılıç duygularını açıkladığı konuşmasının ardından kısa bir balaban dinletisi gerçekleştirdi.

    Milli Mücadele kahramanımız Kazım Karabekir Paşa’nın kızı Timsal Karabekir’in de panelist olarak katıldığı 100. Yılında Erzurum Kongresi Uluslararası Sempozyumu 25 Temmuz Perşembe gününe kadar birçok oturum ile devam edecek.

  • Dava Şartı Arabuluculuk Sempozyumu

    Dava Şartı Arabuluculuk Sempozyumu

    Adana’da, ’arabuluculuk ve uygulamaları’ düzenlenen sempozyumla ele alındı.

    Adana Ticaret Odası’nda düzenlenen Dava Şartı Arabuluculuk Sempozyumu’na arabuluculuk konusunda Türkiye’nin önde gelen hukukçuları konuşmacı olarak katıldı.

    Sempozyumun açılış konuşmasını gerçekleştiren Adana Baro Başkanı Veli Küçük, Dava Şartı Arabuluculuğun 1 Ocak 2019 itibariyle önem kazandığını belirterek, “Yargının yükünün çok fazla olması nedeniyle alternatif çözüm yolları tartışılır hale geldi. Ticari davalarda dava şartı olması dolayısıyla tüm uygulamacıların mutlak suretle hakim olması ve bilmesi gereken bir konudur. Bu uzlaşma sistemiyle isteğimiz, bu süreçten sağlıklı ve doğru bir şekilde yurttaşın adalete erişimine ve hak arayışına katkı sağlamasıdır. Arabuluculuğun ülkemizde yeni gelişmekte olduğunu dikkate aldığımızda uygulamaya dair umutlarımız üst düzeyde’’ dedi.

    “Uzun yargılama süreçlerinden şikayetçiyiz”

    Adana Ticaret Odası Meclis Başkanı İsmail Acı’da, dünyada ticaret odalarının genel itibariyle alternatif uyuşmazlık çözümlerini desteklediğini ifade ederek, “Hatta Milletlerarası Ticaret Odası, Paris, İstanbul Ticaret Odaları gibi birçok kardeş kuruluşumuz bu uygulamaların bizatihi içerisindedir. Biz de Adana Ticaret Odası olarak son 20 yıldır bu süreçleri hem takip ediyoruz, hem de destekliyoruz. Gerçekten de kamu düzeniyle ilgili olmayan konuların adli vaka olarak algılanması ve yalnızca mahkemelerde adalet aramak modern dünyanın gerçekleriyle bağdaşmıyor. Biz iş dünyası olarak en fazla uzun yargılama süreçlerinden şikayetçiyiz. Bir hak arayışının veya bir uyuşmazlığın 3-5 sene süren davalara mahkum edilmesi ticaretin olağan akışına aykırıdır. Birçok iş adamı zaman zaman sırf bu süreçle uğraşmamak için, hakkından kısmen veya tamamen feragat etmektedir. Hızlı, ucuz, erişilebilir ve zamanında sağlanan bir adalet bizim için en öncelikli meseledir. Yabancı yatırımcılar ve sermaye için de Türkiye’de hukuk alanındaki bu gelişmeler cazibeyi artırmaktadır. Nitekim Yeni Ekonomi Programında da bu hususa vurgu yapılmaktadır’’ şeklinde konuştu.

    “Arabulucuğu çok daha iyi noktalara taşıyacağız’’

    Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanı Umut İlhan Durmuşoğlu da iş adamları ve avukatların sorunları sadece davalarla değil, arabuluculukla çözmeleri geriktiğini belirterek, “Bu hususu deneyenler, bunun meyvelerinin ne kadar tatlı olduğunun farkındalar. İnsanlarımız denemediğin şeyin, bilmediği şeyin korkusunu yaşayabiliyor. Bugün, hem ticaret hukukunda hem de iş hukukunda dava şartı arabuluculuk konusunda en son uygulamalar nedir? Üzerinde tartışmalı hususlar nedir? Hangi konular da nasıl hareket etmemiz gerektiği hususunda önemli bilgiler edineceğiz. Arabuluculuk sayısındaki açığı hızla kapatmak için, yazılı ve sözlü sınavlarda başarılı olan ilk arabulucumuz 2013 yılının Kasım ayında, Arabuluculuk Daire Başkanlığının siciline kaydolmuştur. Bu kayıtla birlikte Türkiye’de arabuluculuk resmi anlamda başlamıştır, kısa zamanda hızla gelişen bir süreç yaşıyoruz. Bu süreç hukuk dünyasına yeni bir heyecan getirmiştir. İnşallah hep birlikte arabulucuğu çok daha iyi noktalara taşıyacağız’’ diye konuştu.

    Yargıtay Onursal Başkanı Seyit Çavdar’ın oturum başkanlığını yaptığı sempozyuma Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Talat Canbolat, Özyeğin Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Topaloğlu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Daire Başkanı İlker Koçyiğit, Adana Barosu’ndan Avukat Yurdagül Gündoğan ve İstanbul Barosu’ndan Arabulucu Avukat Beyza Sındıraç konuşmacı olarak katıldı.

  • Erzurum’da Kıbrıs öğrenci sempozyumu

    Erzurum’da Kıbrıs öğrenci sempozyumu

    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve Nevzat Karabağ Anadolu Lisesi Müdürlüğü tarafından Kıbrıs Öğrenci Sempozyumu düzenlendi.

    Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezinde düzenlenen Dünden Bugüne Bugünden Yarına Yavru Vatan Kıbrıs ve Akdeniz Sempozyumuna Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Cemil İlbaş, İl Milli Eğitim Müdür Vekili Samih Kır, Palandöken İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdurrahman Gazioğlu, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kürkçüoğlu, Atatürk Üniversitesi (AÜ), Atatürk İlkeleri ve İnkılapları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sinever Esin Dayı, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Besim Yıldırım, Türkiye Muharip Gaziler Derneği Erzurum Şube Başkanı Salih Mesci, Nevzat Karabağ Anadolu Lisesi Müdürü Vasip Elbil, Eğitim Bir Sen 2 Nolu Şube Başkanı Mustafa Karataş, gaziler ve çok sayıda öğrenci katıldı.

    Nevzat Karabağ Anadolu Lisesi Müdürü Vasip Elbil, sempozyumun önemli bir konuyu gündeme getirerek, gençlerin tarihi bilincinin artmasına katkı sağladığını ifade etti.

    Elbil, sempozyumun düzenlenmesine katkı sağlayan Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ve emeği geçenlere teşekkür etti.

    Türkiye Muharip Gaziler Derneği Erzurum Şube Başkanı Salih Mesci ise 1974 yılında gerçekleştirilen Barış Hareketi ile Kıbrıs Türkü’nün özgürlüğüne kavuştuğunu belirterek, sempozyumun hazırlanmasına katkı sağlayan kurumlara teşekkür etti.

    1878 yılından 1974 yılına kadar Kıbrıs Türkü’nün özgürlüğünden yoksun bırakıldığını Barış Hareketi ile yeniden bağımsızlığına ve özgürlüğüne kavuştuğunu ifade eden Mesci, “Türk Ordusu 20 Temmuz 1974 günü Kıbrıs’a başarılı bir hareket icra ederek Kıbrıslı Türk’ün yok olmaktan, 1878 yılından beri hasret duyduğu özgürlüğüne kavuşmuştur” dedi.

    Daha sonra söz alan Palandöken İlçe Milli Eğitim Müdürü Abdurrahman Gazioğlu ise tarih bilincinin artması konusunda bu gibi etkinliklerin önemli bir yere sahip oluğunu belirterek, tarihten ders almanın önemine değindi.

    Tarihten ders alınmasını Mehmet Akif Ersoy’un dizeleriyle anlatan Gazioğlu, şunları söyledi: ‘’ Mehmet Akif dizlerinde “Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? yer veriyor. Önemli olan tarihimizi bilerek, geçmişten ders almamız ve çocuklarımızı tarihi ve milli bilinçle yetiştirebilmemiz. Sempozyum bu açıdan önemli bir yere sahip’’ dedi

    AÇSH İl Müdürü Cemil İlbaş ise Kıbrıs’a Muharip Gaziler Derneği ile düzenledikleri gezi programından sonra böyle bir sempozyumun düzenlenmesine karar verdiklerini belirterek, sempozyumun hayata geçmesine destek veren Nevzat Karabağ Lisesi yönetici ve öğretmenlerine teşekkür etti.

    İlbaş, Kıbrıs’ın tarihi açıdan önemine değinerek, sempozyumu gençler tarafından düzenlenmesinin gençlerin kürsü başarısı ve öz güvenine katkı sağlayacağı gibi tarihi bilincin artmasını sağlayacağını söyledi.

    1974’te Türk tarihine altın bir sayfa eklendiğine dikkat çekeni İlbaş, “Kıbrıs’ta Türk’ün adını altın harflerle yazdıran gazilerimizle gurur duymaktayız. Kıbrıs harekâtında 37 bin 567 askerin katılmıştır. 498 şehit verilmiş, bunların 7’si Erzurumludur. Bu savaşa Erzurumlu 663 Mehmetçiğimiz katılmıştır. Bu vesileyle şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet, kahraman gazilerimize sağlıklı, uzun ömür diliyorum. Sempozyumun düzenlenmesini sağlayan Milli Eğitim Müdürlüğüne, Nevzat Karabağ Anadolu Lisesi Okul Müdürü Vasip Erbil, Müdür Baş Yardımcısı Ayşegül Gönültaş ve eğitimcilerimize, Muharip Gaziler Derneğine, yer temininde destek sağlayan Erzurum Büyükşehir Belediyemize ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” dedi.

    Sempozyum, Nevzat Karabağ Anadolu Lisesi öğretmenlerinden Alparslan Aydın tarafından hazırlanarak, öğrenciler tarafından sahnelenen Kıbrıs konulu tiyatro gösterisiyle devam etti. Kıbrıs’ın stratejik ve tarihi öneminin ele alındığı tiyatro gösterisi büyük beğeni topladı.

    Daha sonra öğrenciler tarafından iki oturumla gerçekleşen sempozyum düzenlendi. Sempozyumda öğrenciler tarih öğretmenleri Zeki Bingöl ve Akın Yayık Başkanlığında Kıbrıs’ın Tarihçesi, Lozan Anlaşmasından Kıbrıs Barış Harekatına kadar Kıbrıs’ta meydana gelen gelişmeler, Kıbrıs Barış Harekatı, Kıbrıs’ın Jeostratejik önemleri, Kıbrıs Adası Topluluklarının Tarihi Süreçteki Değişimleri, Kıbrıs adasının zenginlikleri, Kıbrıs ekonomisi, Kıbrıs gelenekleri ve görenekleri, Kıbrıslı Türklerle, Kıbrıslı Rumların Süreç İçerisinde Karşı Toplum Tanımlamaları konularını ele aldılar.

    Sempozyum Müzik Öğretmeni Elif Orhun’un yönettiği müzik korosunun seslendirdiği Kıbrıs Türküleri ile sona erdi.