Etiket: Sempozyumu

  • AÜ’de “I. Uluslararası Siyaset ve Sosyal Bilimler Sempozyumu” başladı

    Ardahan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi tarafından düzenlenen “I. Uluslararası Siyaset ve Sosyal Bilimler Sempozyumu” bugün başladı.

    Hoca Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda gerçekleşen sempozyuma; Ardahan Valisi Mehmet Emin Bilmez, Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy, Üniversite Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Barca, İl Jandarma Komutanı Albay Selçuk Özdem, Ardahan Cumhuriyet Başsavcısı Koray Kesgin, diğer protokol üyeleri, kurum ve kuruluş temsilcileri, Üniversitemiz akademik-idari personeli ile öğrenciler katıldı. Müzik dinletisi ile başlayan programın açılış konuşmasını Sempozyum Düzenleme Kuruluşu Başkanı Üniversitemiz Dr. Öğr. Üyesi İhsan Kurtbaş gerçekleştirdi. Konuşmanın ardından kürsüye Üniversite Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber teşrif etti. Sempozyuma katılma nezaketi gösteren akademisyenlere teşekkürlerini sunan Rektörümüz şunları kaydetti:

    “Bu yıl 10. yaşımızı kutluyoruz. Özellikle son 2 yılda ciddi bilimsel çalışmalar yaptık; sadece bu yıl içinde diğer üniversitelerden yaklaşık 500 akademisyeni Üniversitemizde ağırladık. Birçok kongre, konferans ve sempozyum düzenledik. Bütün bu çalışmalar ve katılımlar, Üniversitemizin bilimsel ufkunun geliştiğinin en somut göstergesidir. Amacımız Ardahan Üniversitesi olarak tecrübelerimizin ötesinde çalışmalar yaparak, ilimiz, bölgemiz ve ülkemiz için önemli bir eğitim üssü haline gelmektir”. Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy, 3 bin yıllık zengin bir geçmişe sahip Ardahan şehrimizin, Ardahan Üniversitesi tarafından bilimsel çalışmalar eşliğinde sürekli olarak tanıtılmasının gurur verici olduğunu belirterek, Üniversitemizin kısa sürede büyük bir yol kat ettiğini ifade etti. Ardahan Valisi Mehmet Emin Bilmez ise, 2008’de kurulan Ardahan Üniversitesi sayesinde Ardahan’ın eski misyonuna tekrar kavuştuğunu vurgulayarak, “ Ardahan’ın sosyal dokusunu, tarihi ve kültürel zenginliklerini, Üniversitemizin değerli çalışmalarıyla birlikte tüm dünyaya tanıtmayı amaçlıyoruz” diye konuştu. Üniversitemize konuşmacı olarak davet edilen Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Barca, ülkemizin her şehrine üniversite kurma fikrinin yerinde bir karar olduğunu Ardahan Üniversitesi’ne gelerek bir kez daha anladığını belirterek, “ Eğer bir şehir bilgi üretmiyorsa, o yerleşim yeri şehir statüsünde değildir. Ardahan Üniversitesi, şehrin bilim ve sanat üssü haline gelmiştir, bu gurur verici bir tablodur” dedi. Rektör Barca, sosyal bilimlerin önemine vurgu yaparak, temel bilimler gibi sosyal bilimlerin de prestijli hale gelmesinin kaçınılmaz olduğunun altını çizdi. Ülkemizde 70’ten fazla Teknokent olduğunu belirten Prof. Barca, artan imkânlar sayesinde Sosyokent’ler kurularak sosyal bilimlerin sosyal hayatla daha fazla entegre olmasının mümkün olduğunu vurguladı. İlk oturumun ardından Üniversitemiz Güzel Sanatlar Fakültesi’nin düzenlemiş olduğu resim sergisinin açılışı gerçekleştirildi. Sempozyum farklı oturumlar eşliğinde yarın tüm gün devam edecek.

  • Diyarbakır’da 2. Uluslararası Ekonomik, Siyaset Yönetimi Sempozyumu

    Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanlığınca düzenlenen “2. Uluslararası Ekonomik, Siyaset Yönetimi Sempozyumu” başladı.

    DÜ İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanlığınca düzenlenen 2. Uluslararası Ekonomik, Siyaset Yönetimi Sempozyumu DÜ Kültür ve Kongre Merkezinde başladı. Sempozyuma, AK Parti Genel Başkan Vekili Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu, AK Parti Diyarbakır Milletvekilleri Mehdi Eker ve Ebubekir Bal, Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cumali Atilla, Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Erkut Güre, DÜ Rektörü Prof. Dr. Talip Gül, akademisyenler, bazı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve öğrenciler katıldı.

    Sempozyumun açılış konuşmasını yapan DÜ Rektörü Prof. Dr. Talip Gül, üniversite olarak bu tür toplantıları, bilimsel ve sosyal faaliyetleri çok önemsediklerini söyledi. Üniversitenin son 2 yıldır kurumsal hürriyetini kazanması için ellerinden gelen her türlü gayreti gösterdiklerini anlatan Gül, “Tüm yönetmeliklerimizi yeniledik ve şuan kurumsal bir üniversite olduğumuzu söylemem mümkün. Her yıl Türkiye’nin en iyi üniversiteleri seçiliyor bu yılda yapılan bu seçimde yapılan araştırmalara göre Dicle Üniversitesi 31. sırada yer aldık bunca tramvaya rağmen Türkiye’nin en iyi üniversiteleri sıralamasında yer almak bence büyük bir başarıdır. Üniversitenin doluluk oranlarına baktığımız zaman geçtiğimiz senelere yüzde 80 civarında bu sene ise yüzde 97.13 Türkiye’de tercih edilen üniversiteler arasına girmiş bulunmaktayız. Huzur ve güvenin kenti olduğundan dolayı eğitim ve öğretim açısından çok daha iyi ciddi bir şekilde yapılmaktadır. Birçok üniversiteler ile protokol imzalayarak karşılıklı hocaların değişimini yaparak üniversitemizi en iyi düzeye getireceğiz” dedi.

    Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu ise, 2023 hedefine doğru hazırlamanın gayreti içerisinde olduklarını ve sempozyumun katkılar ve fikirlerin ortaya çıkaracağını aktardı. Vali Güzeloğlu, “Üniversitelerde fikirlerin buluştuğu, konuşulduğu ve paylaşıldığı ortamlardır. Üniversite kentin gelişimine katkı koyan, ön açan fikirleri projelerin şüphesiz üretildiği ortamdır ve bize düşende bu fikirleri paylaşmak ve bu doğrultuda caba ortaya koymaktır” diye konuştu.

  • Uluslararası Cami Sempozyumu Malatya’da yapıldı

    İnönü Üniversitesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından ortaklaşa düzenlenen ve Uluslararası Cami Sempozyumu Malatya’da yapıldı.

    İki gün süren sempozyumun açılışında konuşan İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fikret Karaman, camilerin iman, ibadet, ahlak ve muamelatın buluştuğu ve uygulandığı alanlar olduğunu söyleyerek şöyle devam etti: “Hz. Peygamber 13 yıllık Mekke hayatında ağırlıklı olarak nazil olan ayetler doğrultusunda tevhidi, nübüvveti, ahiret inancını, kozmik âlemi yani evrenin yaratılışını, insanın yaratılışını, insanın sorumluluğunu o gün ki şartlarda Mekkelilere anlatmaya çalıştı. Ancak en büyük açılımı Hz. Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye teşrifleriyle, hicretleriyle başladı. Dikkat ederseniz Medine’de nazil olan ayetler daha çok iman-amel ilişkisi, ibadet, ahlak ve muamelat konularında olmaya başlamıştır. Peygamberimizin Medine’ye teşriflerinde henüz bedenlerindeki teri kurumadan ilk başladığı iş Medine’de daha sonra kendi adıyla anılacak, Mescid-i Nebevinin temelini atmak olmuştur.”

    Malatya İl Müftüsü Ümit Çimen ise, Türk milletinin cami merkezli bir medeniyetin mensubu olduğunu ifade ederek “Camilerimiz İslamın ana müessesesidir. Camilerimiz, biz Müslümanların asgari müştereklerinin, bizi biz yapan özelliklerimizin, ideallerimizin, inanç ve ahlak özelliklerimizin öğretildiği, beslenip büyütüldüğü mekanlardır. Camilerimiz şehirlerimize ruh veren muhteşem mimarilerimizde ecdadımızın ayak bastığı yerlere ve tarihe iz ve imza koyduğu bundan da öte toprağı vatan yapan abidelerimizdir. Bu sempozyumun, caminin hayatımızdaki fonksiyonlarını icra etmesi noktasında bize yol gösterici olması, nice güzel fikirlerin ortaya konmasında vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.

    Camilerin itikat, ibadet, ilim, sosyal, kültürel ve mimari açıdan hayatın merkezinde yer almış kendine özgü yapısıyla İslam düşüncesi ve medeniyetini şekillendirmede rol üstlendiğini kaydeden İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay ise şöyle konuştu:

    “İslam düşüncesi sanatı ve kültür mirasının en önemli göstergelerinden birisi olan camiler ibadet mekanları olmasının yanı sıra ilk teşekküllerinden itibaren eğitim faaliyetlerinin de icra edildiği fonksiyonel bir kurum olmuştur. Özellikle İslam öncesi dönemde cahiliye olarak nitelendirilen toplum, tevhit inancının sembolü olan camilerle aydınlığa kavuşmuştur. Bu aydınlanma zamanla geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Böylece camiler ibadet mahalli olma dışında canlı ilim merkezleri haline dönüşmüş, bürokraside, ilim hayatında önemli faaliyetler icra etmiştir.”

    Hulefa-i Raşidin döneminden itibaren kurumsallaşmaya başlayan camilerin Emeviler, Abbasiler, Gazneliler ve Selçuklular döneminde daha da geliştirildiğini ve fethedilen yeni birçok yerde camilerin açılmasına önem verildiğini ifade eden Prof. Dr. Ahmet Kızılay, “Gerek dini bir kurum olarak gerekse İslam eğitim, sosyal ve kültür tarihinde birikimsel bir süreç içerisinde yüzyılımıza kadar devam eden cami geleneğinin farklı yönlerini incelemeye ve anlamaya çalışmak son derece önemlidir. Her dönemin şartları bağlamında fonksiyonel işlevler gören camiler, zamanla modern mimari unsurları da bünyesinde taşımaya başlamış böylelikle hangi coğrafyada inşa edilmişse o bölgenin ve bölge insanının kültürünü de sonraki nesillere aktarmıştır” şeklinde konuştu.

    Modern dönemde, kentleşme sürecine de paralel olarak camilerin üstlendiği misyonun tarihi sürecine uygun olmadığını, kimi araştırmaların da bunu ortaya koyduğunu kaydeden Rektör Kızılay, mimari ve estetik açıdan da bir takım sorunların varlığının tartışıldığını söyledi. Sempozyumda camilerin sadece ibadet mahalli olma yönü değil sosyo-kültürel bir kurum olarak eğitim, finans, yönetim, vakıf, mimari, estetik gibi boyutlarının analiz edileceğini vurgulayan Rektör Kızılay, “Sempozyum bu çerçevede camiler üzerine araştırmacıların dikkatini çekmeyi, bir araştırma alanı olarak cami ve müştemilatının daha iyi anlaşılmasını sağlamayı ve bu konuda çalışan bilim insanlarını bir araya getirerek ilmi birikimin oluşmasına katkı sunmayı hedeflemektedir. Ayrıca kentleşme sürecinde camilerimizin rolünün belirlenmesi de sempozyumun ana hedefleri arasındadır” dedi.

    “Camiler sadece ezanın, namaz, zikir, duanın değil, aynı zamanda ilmin, irfanın, edep ve hikmetin de mekanı olmaktadır”

    Camilerin ibadetin olduğu kadar bilginin de huzurunu ve coşkusunu yaşattığını söyleyen Diyanet İşleri Başkanlığı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, “Camiler sadece ezanın, namaz, zikir, duanın değil, aynı zamanda ilmin, irfanın, edep ve hikmetin de mekanı olmaktadır” ifadelerini kullandı. Caminin Müslüman kimliğini ümmet bilincini tevhit ve vahdet arasındaki köprüyü inşa etmek gibi bir misyonu olduğunu vurgulayan Martı, sözlerine şöyle devam etti:

    “Cami ile ibadet, ibadet ile hayat arasında sürekli bir akış bulunur. Cami ibadetin hayata can verdiği, hayatın ise ibadet neşvesine dönüştüğü mukaddes mekandır. Dolayısıyla gönüllerin sükuna erdiği zihinlerin beslendiği insanların güven bulduğu bu müstesna mekân elbette hayatın merkezinde olmalıdır.”

    Yaşlanan, suskunlaşan ve gün geçtikçe tenhalaşan bir caminin boynunun bükük olduğunu belirten Martı, yaşayan cami modeliyle medeniyet köklerinde olduğu gibi bugün de camilerin hayatın merkezinde yer alması için gayret gösterdiklerini belirtti. Toplumun bütün kesimlerine camiyi sevdirmenin ve alıştırmanın bir görev olduğunu dile getiren Martı, şunları kaydetti:

    “Bizler biliyoruz ki çocuklara camiyi sevdirmek, orada beklendiklerini ve istendiklerini hissettirmek hepimizin görevidir. Çocuğun ayağı camiye alışsın. Yüzü camide gülsün istiyorsak çocuğun annesini, kadınları da camiye davet etmek, fitne söylemini bir kenara bırakarak Allah’ın kadın kulları mescitlere gelmek istediğinde sakın onlara engel olmayın buyuran Allah Resul’üne intiba etmek hepimizin görevidir. Kalbi mescitte kalan rehberini camide arayan varoluşunun anlamını camide bulan, cami ile zehirli ideolojilerden korunan gençler için emek vermek hepimizin mesuliyetidir.”

    İslam dininin insan hayatının her noktasında fonksiyonel bir görevi olduğunu açıklayan Malatya Valisi Ali Kaban şu ifadelere yer verdi:

    “İslam dini içeriği itibariyle hayatın bütün cüzlerine, doğumdan başlayarak ölüme kadar ve aslında hayatın en büyük sorusu olan ölümden sonra ne olacağına dair insanlara mukni, ikna edici, insanları rahatlatıcı ve ölüm sonrasını da izah edici tarzda bu kadar fonksiyonel görevi olan bir noktadadır. İslam dini sadece hayatı değil, hayat sonrasını, ayrıca yaşayıp öldükten sonrasını da değil buraya gelmeden önce de neler olduğunu da izah eden külli bir kozmolojiye sahip dünyadaki iki dinden biridir. Dolayısıyla bu iki din içerisinde de şu anda müntesip itibariyle bu derece müntesibi olan bu kadar çaplı, bu kadar insanların her bir noktasına her bir ayrıntısına müştemil hükümler vaaz edebilen yegane dindir. Cami de bunun en önemli parçasıdır.”

    Camilerin medeniyetin bir ölçüsü olduğunu kaydeden Kaban, “Camilerimiz sadece taştan, betondan tuğladan oluşan yapılar olmanın çok ötesinde bir değere hayiz olmak durumundadır. Aynı zamanda insanla, gençle, çocukla toplumun bütün kesimleriyle haşır neşir olmalı onların temsil edildiği, onların hep birlikte yaşandığı yerler olmalıdır. Onun ötesinde cami sadece namaz kılınan yerin dışında bir medeniyet ölçüsü olduğu için caminin bütün tesisleri de en güzel şekilde yapılarak işletilmek durumundadır” diye konuştu.

    Turgut Özal Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen törene Malatya Valisi Ali Kaban, Diyanet İşleri Başkanlığı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kızılay, Malatya İl Müftüsü Ümit Çimen, Batı Trakya Gümilcine Müftüsü İbrahim Şerif, Bulgaristan Cumhuriyeti Müslümanları Baş Müftüsü Dr. Mustafa Hacı, Filistin ve Kudüs Baş Müftüsü ve Yüksek Fetva Meclisi Başkanı İbrahim K.M Avadallah, Karadağ İslam Meşihatı Başkanı Rıfat Fejziç, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Abdülkadir Baharçiçek, Rektör Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Cemal Koyunoğlu, İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fikret Karaman, akademisyenler katıldı.

  • Tokat’ta 5’inci Ulusal Maneviyat Psikolojisi Sempozyumu

    Tokat’ta 5’inci Ulusal Maneviyat Psikolojisi Sempozyumunda 17 bildiri sunuldu.

    Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi ev sahipliğinde, Erciyes Üniversitesi ve Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen “Gençliğin Durumu ve Gelecek” konulu V. Ulusal Maneviyat Psikolojisi Sempozyumu 15 Temmuz Kongre ve Kültür Merkezi Milli İrade Salonu’nda yapıldı. Açılış konuşmasını yapan Erciyes Üniversitesi Rehberlik Araştırma Merkezi Müdürü Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Mustafa Atak “Nefsi meşgalelerle kuşatılan, kariyerle ilgili çok büyük beklentilere maruz kalan ve önlerine teknomedyatik bir dünya sunulan bir gençlikle karşı karşıyayız. Bu gençliğin sorunları her geçen gün farklılaşarak çığ gibi büyümektedir” dedi.

    Sempozyumda konuşan Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Çalış ise öncelikli olarak manaya odaklanan ve insanın ruhsal ve tekamülünü ön plana çıkaran maneviyat psikolojisi adı altındaki bu çalışmalar özellikle gençliğimiz ve geleceğimiz için çok önemli olduğunu belirterek,”Bu sempozyum çalışmalarında sahadaki problemleri masaya yatırma açısından ülkemizin farklı şehirlerinden çözüm arayışında olan bilim adamlarımız ve yine bu alanda kafa yoran değerli isimler çalışmalarıyla her yıl farklı temalar üzerinde bu sempozyumu gerçekleştirmektedirler. Özellikle bu yıl yapılan 5. Ulusal Maneviyat Psikolojisi Sempozyumunun paydaşı olmaktan gurur ve mutluluk duyuyoruz” diye konuştu.

    Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin ise 80 milyon nüfusunun, yaklaşık 7 milyon 600 binini üniversite gençliği oluşturmakta olduğuna dikkat çekerek, “Üniversite gençliğinin tabii ki eğitim noktasında bizim bugün burada ortaya koyacağımız tespitler ve sizin önerilerinizle daha çok nitelikli olmasında bu sempozyum sonuçlarının katkı vermesini umuyoruz. Akşemseddin’den Mevlana’ya Hacı Bektaşı Veli’de Yunus Emre’ye kadar bizim değerlerimizin gençlerimize kazandırılması, belki de yıllardır ihmal ettiğimiz değerlerimizin ortaya konulması bu gibi sempozyumlar aracılığı ile olacak ve gençlerimize yön verecektir. İnşallah milli ve manevi değerlere bağlı, evrensel olaylara vakıf, farkında olabilen, sorgulayan gençler yetiştirmek üzere hepimizin birlikte katkı sağlayacağını umarız” ifadelerini kullandı.

    Tokat Valisi Dr. Ömer Toraman, gençlerin her şeye rağmen milli ve manevi değerlerine çok güçlü sahip çıktığını ve benimsediğini düşünenlerden olduğunu aktararak,”Özellikle terörle mücadelede, 15 Temmuz hain darbe teşebbüsünde bunun nişanelerini görüyoruz. Gençlerimiz çok büyük bir manevi güçle mücadele ediyorlar. Milli ve manevi değerleri muhafaza etmek için cansiparane görev yapıyorlar. Bu bizim açımızdan büyük bir avantaj. Bu riskler tabii ki analiz edilmeli fakat gençliğimiz büyük ölçüde bunlardan uzak olduğunu ben değerlendiriyorum” şeklinde konuştu.

    Sempozyum açılış konuşmaları sonrası sunumlara geçildi. İki gün süren ve 4 oturum şeklinde gerçekleşen sempozyumda farklı üniversitelerden 17 bildiri sunuldu.

  • Sarıgöl’de ’Jeotermal ile neler yaşayacağız’ sempozyumu

    Sarıgöl ve çevresinde üzüm bağları içerisinde jeotermal enerji alanlarının kurulmasının çevreye vereceği zararlar konusunda üzüm üreticilerini bilgilendirme amaçlı ’Jeotermal ile neler yaşayacağız’ konulu sempozyum düzenlendi.

    Sarıgöl Belediyesi düğün salonunda düzenlenen sempozyuma Aydın Ziraat Mühendisler Odası Şube Başkanı Mehmet Nedim Barış, Germencik Çevre ve Doğa Olayları Derneği sözcüsü Dr. Metin Aydın, Aydın Barosu Çevre Komisyon Başkanı Av. İsmail Türkbay, Buharkent Ziraat Odası Başkanı Naim Özdamar konuşmacı olarak katılırken, Manisa Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Müjgan Şenay, yönetim kurulu üyesi ve eski başkan İbrahim Demran ve üzüm üreticileri katıldı.

    Sempozyumun yönetimini Manisa Ziraat Mühendisleri Odası Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve odanın eski başkanlarından İbrahim Demran’ın yaptığı sempozyumda şehit olan 8 Mehmetçik için saygı duruşunda bulunularak İstiklal Marşı okundu.

    Sempozyumda konuşan Sarıgöl Ziraat Odası Başkanı Ali İhsan Ülgen, “Bizler enerjiye karşı değiliz ama çevreye verdiği zararlara karşıyız. Çevremizde Alaşehir, Aydın’ın Germencik, Denizli’nin Buharkent ilçelerinde çevreye verdiği zararları Sarıgöl çiftçilerinin de yaşamamasını istiyoruz. Bu nedenle bilgilendirme sempozyumu düzenledik. İleride Manisa’nın tüm milletvekillerini de davet edeceğiz” dedi.

    Sempozyumda konuşma yapan Aydın Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Mehmet Nedim Barış ise, “Biz bu sıkıntıyı 20 yıldır çekmekteyiz. İnşallah sizler çekmezsiniz. Türkiye’nin en çok katma değer veren bölgelerinde yaşamaktayız. İthal etmediğimiz hiçbir ürün yok. Öyle bir duruma geldik ki, kendi ürünlerimizi üretemez duruma geldik. Anayasamızın 56. maddesi çok açık incelenmesi gerek” dedi.

    Barış, video eşliğinde jeotermal enerjinin Aydın-Germencik ilçesinde verdiği zararları izleterek anlatımlarını sürdürdü. Barış, doğada 1 santimetre verimli toprağın 150 yılda oluştuğunu, bunun bir defada yok edildiğini savundu. Barış, “Türkiye’de kaçak elektrik oranı yüzde 26. Bu kaçak enerjinin yarısı önlenebilse jeotermal enerjilere gerek kalmaz” diye konuştu. Barış, konuşmasında jeotermal santrallerini çevreye gürültü kirliliği verdiğini de belirterek, “Yakında bu gürültü 115 desibel, uzaklaştıkça da 70-80 desibele düşmekte” diye konuştu. Barış, jeotermal santrallerinin çevreye verdiği kimyasal kirliliklerin bor ve arsenik gibi ağır kimyasallar olduğunu da sözlerine ekledi.

    “Derelere akıtılıyor”

    Germencik Çevre ve Doğa Derneği Sözcüsü Dr. Metin Aydın, jeotermal santrallerin çevreye ve insan sağlığına verdiği zararlar konusuna değinerek, “Santrallerden dumanların çıkması ve bu dumanların çevrede nem oranının yükselmesine dolayısı ile ürünlerde zarar verdiği bilinmekte. Akışkan maddeler derelere, nehirlere, hatta kanalizasyonlara bırakılıyor. Bu nedenle kuşların, balıkların ölümleri ile karşılaşmaktayız. Yerin 2000-2500 metre derinliğinden akışkanlar çıkmakta bunların nereye akıtıldığı malum. Kontrolü yapılmıyor. Bu bölgelerde bor artışı daha çok görülmekte. Alaşehir’de topraklarda ise 300 kat bor miktarı olduğu alanda sağlıklı üzüm üretimi yapılabilir mi? Jeotermal santralleri hastalık yapmakta bu nedenle çocuklarımızı ve geleceğimizi sahip çıkalım” dedi.

    Diğer konuşmacılar da yaptıkları konuşmalarda jeotermal santrallerinin hukuki boyutlarını ve çevreye verdiği zararlar hakkında açıklamalarda bulunarak üzüm üreticilerini bilgilendirdi.