Etiket: Sempozyumu

  • 6. Çocuk Genetik Hastalıkları Sempozyumu düzenlendi

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ev sahipliğinde Çocuk Genetik Hastalıkları Derneği’nin bilimsel katkıları ile birinci basamak hekimlere ve çocuk hekimlerine yönelik “6. Çocuk Genetik Hastalıkları Sempozyumu” düzenlendi.

    SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Toplantı Salonu’nda gerçekleşen ve sunuculuğunu SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi dördüncü sınıf öğrencisi Cansu Türkmen’in yaptığı sempozyumun açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Güner Dağlı, “Üniversitelerin birinci görevi öğrenci yetiştirmek ve öğrenciye o bilgiyi nasıl kullanacağını öğretmek olduğu kadar, aynı zamanda çatısı altında bilgi de üretmektir” dedi.

    Prof. Dr. Dağlı, üniversitelerin önemli olan bir başka görevinin ise bölgesindeki bilim insanlarıyla bu bilgileri paylaşmak olduğunu ve SANKO Üniversitesi olarak bu bilgilerin dağıtımına yardımcı olmaya ve aracılık etmeye çalıştıklarını söyledi.

    Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde akraba evliliklerinin fazla olduğunu anımsatan Prof. Dr. Dağlı, şöyle devam etti:

    “Genetik yapı yıllar içinde çok fazla değişikliğe uğrasa da pek çok genetik hastalıkların hem tanısındaki değişikliklerden, hem sosyo-ekonomik koşullardan dolayı maalesef tanıda gecikmeler yaşanabilmekte. Bu nedenle de genetik hastalıklar üzerine bu bölgede durulması ve hassasiyetle çalışılması gereken bir konu. Genetik hastalıkların ilerleyen yaşlarda tanısının konmasıyla maalesef zaman kaybı çok fazla olmakta, tedavi şansı azalmakta. Erken dönemde tanı konmasıyla pek çok genetik hastalığa müdahale etmek mümkün. İşte bugün bunları tartışacağız. Üniversite olarak biz de bu konuda gereken çalışmaları başlattık. Kalkınma Bakanlığımıza güzel bir proje sunduk. Bakanlığımızdan çok büyük bir destek bekliyoruz. Eğer bunu alabilirsek yeni kampüsümüzde çok daha güzel ve bölgesel genetik tanı laboratuvarı oluşturabileceğimizi tahmin ediyorum.”

    Prof. Dr. Salih Murat Akkın

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın ise “Fakültemiz 5. yılında. 4 yıl önce tıp yolunda mezuniyet öncesi eğitim yolculuğuna başladı. İlk yıldan beri tıp fakültesi çerçevesinde de bilimsel etkinlikleri gerçekleştirmek üzere önemli çalışmalar yaptık ve yıllar geçtikçe bu arttı” diye konuştu. Bugünkü toplantının, bu ay içerisinde düzenledikleri 4 önemli bilimsel kongreden birisi olduğunu, ancak birkaç yönüyle çok farklı özellik ve önem taşıdığını anlatan Prof. Dr. Akkın, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Birincisi, toplantının konusu bölgeye de özgü önemli sağlık sorunları grubu içinde yer alıyor. İkincisi, mezuniyet sonrası eğitim çerçevesinde özellikle birinci basamak hekimlerine yönelik çok önemli bir eğitim programı. Bir diğer önemli unsur da, bu sempozyumda öğrencilerimizin stajyer doktor kimliğiyle de aramızda bulunmasıdır. Bilimsel açıdan yararlı verimli bir sempozyum olmasını diliyorum.”

    Prof. Dr. Ergül Tunçbilek

    Çocuk Genetik Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ergül Tunçbilek de Birinci Basamak Hekimleri için Çocuk Genetik Hastalıkları Sempozyumu’nun altıncısını Gaziantep’te yaptıklarına dikkat çekti. Toplantıların amacının özellikle birinci basamakta çalışan hekimler ile çocuk hekimlerine hem bu konudaki önemli bazı temel konuları hatırlatmak, hem de genetik teknolojideki son gelişmelerin ışığında, hangi seviyedeki genetik bozukluklar tanımlanabiliyor, bu hastalıkları doğumdan önce ve sonra tanımlayabilmek için hangi laboratuvar testlerinin kullanılması gerektiği sorularına yanıt vermeye çalışmak olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Tunçbilek, “Genetik hastalıkların tanımlanması çok önemli. Çünkü bu hastalıklardan korunmak ve tekrarlanmasını önlemek için, önce akla getirmek sonra da uygun teknolojiyi kullanmak çok önemlidir” ifadelerine yer verdi.

    “İl Sağlık Müdürlüğü’nün de katılımları ile yapılan bu toplantılarda varsa o ile özgü genetik hastalıklar tartışıldığı gibi özel bazı genetik hastalıklar da gözden geçirilmektedir” diyen Prof. Dr. Tunçbilek, şu bilgileri paylaştı:

    “Bu toplantımızda da ’Ailevi Akdeniz Ateşi’ ve ’Kistik Fibrosis’ konuları iki ayrı oturumda tartışılacaktır. Akraba evliliğinin görülme sıklığının arttırdığı bu hastalıklar tartışılırken şüphesiz bölgenin önemli bir sorunu olan akraba evliliklerinin riskleri de ele alınacaktır. Çocuk Genetik Hastalıkları Derneği ve SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nın birlikte gerçekleştirecekleri toplantımızda, katılan hekim arkadaşlarımızın soru ve yorumları ile canlı bir tartışma ortamı yakalayacağımızı ve diğer toplantılarda olduğu gibi olumlu görüşler alacağımızı düşünüyorum.”

    Prof. Dr. Fadıl Vardar

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fadıl Vardar ise konuşmasına SANKO Üniversitesi’nin bilimsel aktivitelerle eğitime desteklerine katkıda bulunmasından duyduğu mutluluğu dile getirerek başladı. “Bölgemizde sık karşılaşılan bazı önemli çocuk hastalıklarında görülen problemlere klinik değerlendirme ve çözümünde genetik açıdan yaklaşımda büyük zorluklarla karşılaşmaktayız” diyen Prof. Dr. Vardar, özetle şunları kaydetti:

    “Genetik hastalıkların büyük bir bölümü çocukluk çağında karşımıza çıkmaktadır. Hatta tüm hastalıkların, buna enfeksiyon hastalıkları da dahil, hepsinin genetik yatkınlığının olduğu söylenebilir. Bilişim ve biyomedikal gelişmelerin hızla ilerlediği günümüzde, tüm bilim dallarının multidisipliner çalışma içinde olması gerekir. “Bu bağlamda, hastalarımızda klinik genetik yaklaşımlarımıza ışık tutacak hocalarımızın bilgi ve deneyimlerinden yararlanma şansına sahip oluyoruz. Konuşmacıların değerli sunumları ile çocuk genetik hastalıkları başta olmak üzere, pediatrinin diğer bilim dalları, birinci basamak sağlık hizmeti veren tüm hekimlerin ve öğrencilerimizin de izleyerek faydalanacakları bilimsel bir şölen şeklinde geçmesini dilerim.”

    Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Serdar Tolay, İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Serdar Sarıfakı, SANKO Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Mehmet Emin İnce ve Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Burcu Gürsoy ile çok sayıda akademisyen, hekim ve öğrenci katıldığı sempozyumun açılış konuşmalarının ardından bilimsel kısmına geçildi.

  • Büyükşehir’den Aşık Sıdkı Baba Sempozyumu

    Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl ikinci kez düzenlenen Yeniceli Aşık Sıdkı Baba’yı anma etkinlikleri, ’Yeniceli Aşık Sıdkı Baba Mersin ve Çevresi Halk Kültürü Sempozyumu’ ile başladı.

    Alevi-Bektaşi geleneğinin önemli aşıklarından ve Mersin’in halk kültürünün önemli değerlerinden Sıdkı Baba, Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlemiş olduğu etkinlikler ile yaşatılmaya devam ediyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen sempozyumun açılışında konuşan Kocamaz, “Bugün burada, onu bir kez daha saygıyla anmak ve bize bıraktığı gönül mirasını yeniden hatırlamak için toplanmış bulunuyoruz” dedi.

    “Kelimeleriyle toplumunda değerlerini kuşaktan kuşağa aktarıyor”

    Aşık Sıdkı Baba’nın kelimeleriyle toplumun değerlerini kuşaklar boyu taşımada aracı olduğunu belirten Kocamaz, “Çaldığı sazla, söylediği her bir sözle gönüllere dokunurken, korkusuz ruhuyla vatanı müdafaa etmiş bir kahramandır. İşte tam bu özellikleriyle Aşık Sıdki Baba, Anadolu’nun ruh ikliminin eşsiz bir timsalini oluşturmaktadır. Barışı, sevgiyi ve bilimi kendisine rehber kılarak yolunu, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine çeviren Aşık Sıdkı Baba, Anadolu’nun sanat dolu çeşmesinden yürek dolusu yararlanmıştır. Yalın Türkçesi ile kalplere söz, umuda ışık olmuştur. Aşık Sıdkı Baba, gönülden gönüle uzanan hayatıyla iyi ki bu topraklardan geçmiş, iyi ki bizim kültürümüze dokunmuştur” ifadelerini kullandı.

    “Çalışmalarımız kitaba dönüşüyor”

    Sempozyumda söz alan araştırmacı yazar, Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Türk Halk Müziği Emekli Koro Şefi Halil Atılgan ise, Yeniceli Aşık Sıdki Baba’yı anmak, Çukurova’da tanıtmak, onu kitaplaştırarak vatandaşlara ulaştırmak konusunda Kocamaz’a geçtiğimiz yıl bir proje sunduklarını belirterek, “Burhanettin Başkanımız projemizi geri çevirmedi ve bu yıl sempozyumun ikincisini yapıyoruz. Bu yıl da yayınlanacak olan kitapta inanıyorum ki çok büyük takdir toplayacak. Bizim çalışmalarımız kitaba dönüştüğü için bu sempozyum oldukça önemli” şeklinde konuştu.

    Yapılan konuşmaların ardından oturum başkanı Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ve oturum başkan yardımcısı Prof. Dr. Esma Şimşek’in başlattığı sempozyumda Yeniceli Aşık Sıdkı Baba’nın hayatı, eserleri ve akademisyenler tarafından hazırlanan araştırmalar katılımcılar ile paylaşıldı. Sempozyumlarla devam edecek olan etkinlik, 21 Ekim tarihinde Tarsus İncirgediği Mahallesi Toroslar Yörük Müzesi ziyareti, Yenice Mahallesi Cem Evi’nde yapılacak anma programı ve ardından gerçekleştirilecek ‘Deyişler ve Sıdkı Baba Türküleri’ konseri ile sona erecek.

  • 10. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu ESOGÜ’de başladı

    10. Uluslararası Dünya Dili Sempozyumu, Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde (ESOGÜ)’de gerçekleşen açılış töreni ile başladı.

    ESOGÜ Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÖMER)’in düzenlediği ’10. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu’ açılış töreni, ESOGÜ Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleşti. Bugün gerçekleşen açılış törenine; Vali Yardımcısı Aslan Avşarbey, ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Kemal Şenocak, Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin, NESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. M. Öcal Oğuz, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkan Yardımcısı Sayit Yusuf, Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Ferruh Ağaca, akademik ve idari personel ile çok sayıda öğrenci katıldı.

    Üç gün sürecek olan sempozyumda ilk olarak konuşan Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Ağaca, dünya dili tabirini hak eden belli başlı dillerden bir tanesinin Türk dili olduğunu ifade etti.

    Daha sonra konuşan UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Oğuz, dünyanın 5’ten büyük olduğunu, dünyada uluslararası dillerin 6’dan fazla olduğunu, dillerden 7’ncisinin muhakkak ki hak eden dilin Türkçe olduğunu söyledi.

    Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkan Yardımcısı Sayit Yusuf ise, açılış konuşmalarında Türkçe’nin gerektiği yere gelmesi için katkı vereceklerini aktardı.

    “Milyonlarca kişi Türkçe öğreniyor”

    TDK Başkanı Prof. Dr. Gülsevin ise sempozyumun açılış konuşmasında, son yıllarda milyonlarca kişinin Türkçe öğrendiğini belirterek, “Türkçe’nin dünya dili olması en eski dönemlerden beri çok geniş bir coğrafyada, Avrasya’da, yani eski dünyada her ne kadar kıtalar ve insanlar varsa da eski dünya Avrasya idi. Sonra Avrasyalılar başka yerlere gittiler. Bütün bu coğrafyada konuşuluyor olması eskiden beri 11-12 milyon metrekare. Konuşurlarının sayısı 250 milyona yakın. Ürettiği eserler tarihten beri bugün kültür dili diyebildiğimiz Almancadır, Fransızcadır müstakil bir dil olmadığı dönemlerde zamanında yazılan Orhun Anıtları gibi edebi eserlere sahip bir dil. Bunların hepsi dünya dili olmak için başlangıç ölçüleri. Son 3-5 sene içerisinde anası, babası Türk olmayan, dili Türk olmayan acaba kaç kişi Türkçe öğrendi? Ben biliyorum cevabı milyonlarca kişi. Türkiye’ye son birkaç yılda gelenleri düşünün. Milyonlarca kişi Türkçe öğreniyor. Sibirya’dan Bosna’ya kadar dağıttığımız kelimelerle Türk dili gerçekten bir dünya dili” dedi.

    “Dil, kültür taşıyıcısı ve medeniyet oluşturucusudur”

    TDK Başkanının arından konuşan Rektör Prof. Dr. Şenoacak ise, dilin sadece insanların anlaşmasını değil bir kültür ve medeniyet oluşturucusu olduğunu aktardı. Prof. Dr. Şenocak, “Dünyadaki bütün tecrübeler dilini kaybeden kavimlerin ardından kimliklerini kaybettiklerini ve sonrada yok olup gittiklerini göstermiştir. Bu bakımdan dil sadece insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir vasıta değil aynı zamanda bir kültür taşıyıcısı ve medeniyet oluşturucusudur. Bu çerçevede dünyadaki bütün topluluklar edebiyatlarını, yazılı ve görsel sanat eserlerini, tarihlerini kısacası kültürlerini dil ile icra edip gelecek nesillere aktarırlar. Türk milleti bu anlamda dünyanın en şanslı milletlerindendir. Türk milletinin tarihin derinliklerinden bu güne işlene işlene taşıdıkları büyük bir dili vardır” şeklinde konuştu.

    Son olarak konuşan Vali Yardımcısı Avşar ise, Türk dilinin ne kadar önemli olduğundan bahsetti.

    Konuşmaların ardından katılımcılara plaket takdim edildi ve sempozyum kapsamında düzenlenen panele geçildi.

  • Uluslararası Bitlis Tarihi ve İdris – İ Bitlis-î sempozyumu sona erdi

    Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) ile Türk Tarih Kurumunun ortaklığında başlatılan Uluslararası Bitlis Tarihi ve İdris-i Bitlis-î sempozyumu sona erdi.

    Bitlis Valiliği, Bitlis Eğitim ve Tanıtma Vakfı (BETAV), Bitlis ve Yöresi Tarih ve Kültür Araştırma ve Uygulama Merkezi (BİTAM), Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz Belediyelerinin desteği ile üniversitenin ev sahipliğinde düzenlenen sempozyum gezi programları ile sona erdi. Yurtiçi ve yurt dışından birçok bilim insanının katılımıyla gerçekleşen Uluslararası Bitlis Tarihi ve İdris-i Bitlis-î sempozyumu, 2 gün boyunca 4 farklı salonda 100’ü aşkın bildirinin sunulmasının ardından yapılan kapanış ve değerlendirme oturumu ile sona erdi. Sempozyum düzenleme kurulu adına Prof. Dr. Mehmet İnbaşı ve Prof. Dr. Mehmet Demirtaş kapanış ve değerlendirme oturumunun başkanlığını yaptı. Prof. Dr. Demirtaş, yurt içi ve yurt dışından çok sayıda seçkin akademisyeni üniversitede ağırlamaktan onur duyduğunu belirterek, bunun Bitlis ve üniversitemiz için tarihi zamanlar olduğunu söyledi. Sempozyumdan çok önemli sonuçlar elde edildiğini bunun da üniversiteye büyük katkıları olacağını belirten Dmirtaş, sempozyumun bu güne kadar yapılan en büyük faaliyetlerin başında geldiğini ifade etti. Bitlis tarihi ve İdris-i Bitlis-î ile ilgili etraflı ve nitelikli sunumların yapıldığını ekleyen Demirtaş başta katılımcılar olmak üzere katkısı olan herkese teşekkür etti.

    Kapanış ve değerlendirme oturumunda yer alan bütün akademisyenler sempozyumun uluslararası özelliğine vurgu yaparak sempozyumun çok başarılı ve nitelikli geçtiğini dile getirerek sempozyum dolayısıyla Bitlis Eren Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erdal Necip Yardım’a teşekkür ettiler. Türkiye’nin ve Avrupa’nın önde gelen akademisyenleri değerlendirmelerinde, başta Prof. Dr. Mehmet Demirtaş ve Prof. Dr. Mehmet İnbaşı olmak üzere düzenleme kuruluna özellikle teşekkür ederek üniversitenin ev sahipliğine ve misafirperverliğine de vurgu yaptılar.

    Sempozyumun uluslararası niteliğinin oldukça önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet İpşirli, “Sempozyumun 9 kuruluş tarafından desteklenmesi çok önemli. Ülkenin her yerinde açılmış olan üniversiteler bulundukları bölgenin tarihine ve coğrafyasına katkı sağlayacak olurlarsa ülkemiz için çok büyük bir kazanç olacak” dedi.

    Prof. Dr. İpşirli, genellikle Osmanlı tarihinin merkez teşkilatı, bürokrasisi ve diplomasisinin araştırıldığını ve taşra teşkilatlarının ihmal edildiğini söyledi. Osmanlı taşrası konusunda bilgilerimizin eksik olduğunu dile getiren Prof. Dr. İpşirli: “Yeni üniversitedeki genç hocalarımız taşrayı, Osmanlı eyaletlerini, buralardaki iktisadi, ilmi ve ticari gelişmeleri tez konusu olarak incelerlerse çok büyük kazanç elde ederiz. Böylelikle tarihimizin mozaiğini tamamlama imkânı buluruz” ifadelerini kullanarak sempozyumun başarısından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

    Bu tür sempozyumların desteklenmesi gerektiğini ve her alanda bunu dile getirdiğini belirten Prof. Dr. Feridun Mustafa Emecen, ise “Mahalli idarecilerin bulundukları bölgelerdeki tarihi ve kültürel varlıkların ortaya konulmasına destek vermelerini tavsiye ediyorum” dedi.

    Üniversitelerin bu araştırmalara öncülük etmeleri gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Emecen, “Tarihçi arkadaşlarımız Anadolu’nun pek çok yerinde çalışarak yeni bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Şüphe yok ki yapılan çalışmaların içerisinde çok değerli olanları vardır. Bunları bütünleştirici bir yaklaşımla ele alırsak daha iyi sonuçlar elde ederiz” şeklinde konuştu.

    Sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum diyen Prof. Dr. Geza David, “İdris-i Bitlis-î’nin büyük bir tarihçi olduğunu çoktandır biliyordum ve bu tür sempozyumları önemli buluyorum” ifadelerini kullandı.

    Bu seçkin topluluğun buraya gelmesi ve öğrencilerin bütün sunumlara katılmak için bir salondan diğerine koşmasının takdire şayan olduğunu belirten Prof. Dr. İdris Bostan, “Tebliğlerde Bitlis’in ulemasıyla, tarihiyle, geçmişte ve günümüzde çok mümtaz bir yere sahip olması sebebiyle bu üniversitenin burada kurulmasının çok isabetli olduğunu düşünüyorum” dedi.

    Mahalli tarih çalışmalarının çok önemli olduğunu dile getiren Prof. Bostan, “Bir üniversiteyi seçkin bir mevkiye yükseltecek olan onun uluslararası düzeyde de çok ciddi araştırmalar yapabiliyor olmasıdır” şeklinde konuştu.

    Prof. Bostan, üniversitenin gerçek anlamda faydalı olmasının ilk şartı onun zengin bir kütüphaneye sahip olması gerektiği konusunda tavsiyede bulunarak sözlerine son verdi.

    İki gün boyunca bilim şöleni yaşadıklarını ifade eden Prof. Dr. Fahameddin Başar, “Sempozyum, tebliğ sunanlar ve katılanlar açısından çok güzeldi. Sempozyumda Bitlis ve çevresinin tarihi için çok önemli tebliğler yer aldı. Tebliğlere bakıldığında Bitlis’in hemen her dönemine ilişkin Urartular’dan günümüze kadar gelen tarihi, sosyal, ekonomik ve kültürel durumu, Bitlis’in yetiştirdiği ulema, devlet adamları ve önemli şahsiyetleri içeren tebliğler sunuldu” dedi.

    Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek, tebliğlerin toplandıktan sonra üniversite idaresi tarafından genç bir ekibin oluşturularak Bitlis ile ilgili arşiv belgelerinin tespit edilmesi ve BİTAM çatısı altında toplanması gerektiğini dile getirdi. Tebliğlerde çok güzel şeyler öğrendiğini söyleyen Prof. Çiçek, Bitlis ulemasının eserlerinin bir araya getirilerek Türkçeye çevrilip, orijinallerinin de korunması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Sempozyum kitabı düzenlenirken tebliğlerin alanlarına göre bir tasnife tabi tutulması gerektiğini belirten Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu, kitaba bir indeks eklenmek suretiyle istenilen bilgilere daha kolay ulaşılmasının sağlanacağını dile getirdi.

    Sempozyumun genç arkadaşlarımız ve öğrencilerimiz için güzel birer anı olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Ali Ünal, sempozyumların kitapları basıldığı takdirde anlam kazandığını ve 10-15 dakikalık süre içerisinde anlatılan bu ciddi ve güzel çalışmalara kitaptan ulaşarak faydalanabileceğini ifade etti.

    Her yönüyle kusursuz bir sempozyum olduğunu anlatan Prof. Dr. Mustafa Öztürk, “İdris-i Bitlis-î Osmanlı’nın ve bu bölgenin büyük bir alimidir” ifadelerini kullandı.

    Prof. Dr. Öztürk metot konusunda uyarılarda bulundu.

    Türkiye’de son yıllarda tarihe karşı çok büyük ilgi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Zekeriyya Kurşun, geçmişte içe kapanık bir tarihçilik söz konusu iken şimdi dünyaya açılan bir tarihçiliğimiz olduğunu söyledi. Prof. Kurşun: “Tarihimizi sadece sınırlı bir dönemden başlayarak devam ettirmediğimizi bu sempozyum göstermiştir.” dedi.

    Toplamda üç gün süren Uluslararası Bitlis Tarihi ve İdris – i Bitlisî Sempozyumu’nun son gününde sempozyum programı kapsamında 13 Ekim Cumartesi günü gezi programı düzenlendi. Sempozyum, Tatvan’da düzenlenen gala yemeği ile sona erdi.

  • Türk Tarih Kurumu ve Hacı Bayram Veli Üniversitesinden ’’Alevilik ve Bektaşilik Sempozyumu’’

    Türk Tarih Kurumu ve Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 18-20 Ekim tarihlerinde ’’Alevilik ve Bektaşilik Sempozyumu’’ düzenliyor.

    Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Türk Tarih Kurumunun desteğiyle Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Türk Kültürü Açısından Hacı Bektaş-ı Veli Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından 4. Uluslararası Alevilik ve Bektaşilik Sempozyumu düzenleniyor. 18-20 Ekim tarihleri arasında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde düzenlenecek olan sempozyumda, Alevi-Bektaşi inancı ve kültürü çok yönlü olarak ele alınacak. Alevi-Bektaşi inancındaki değerlerin, geleneklerin Hacı Bektaş Veli’nin ve onun izinden diğer tarihi şahsiyetlerin felsefelerinin konuşulacağı etkinlikte, Alevi-Bektaşi kimliğinin dünü ve bugünü değerlendirilecek. İki gün boyunca 7 oturumun düzenleneceği sempozyum, sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinden 100’ün üzerinde bilim insanını bir araya getirecek.