Etiket: Sempozyum

  • Gazi Üniversitesi’nde ’Denetim Mesleği’ konulu sempozyum

    Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Uslan, “Sürekli eğitim merkezleri üniversitelerin şehre, halka açılan yüzüdür. Şehrin en güzel yerinde, en güzel binalarında olmalıdır. Bu haliyle sürekli eğitim merkezi bulundu konumda, hak ettiği yerde değil ama Gazi için çok önemli bir birim olduğunu da ifade etmek istiyorum” dedi.

    Gazi Üniversitesi Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi, kariyer planlaması kapsamında ‘Denetim Mesleği’ konulu sempozyum düzenlendi. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde düzenlenen sempozyuma Üniversitenin Rektörü Prof. Dr. Uslan ev sahipliği yaparken, Sayıştay Başkanı Seyit Ahmet Baş da konuşmacı olarak katıldı.

    “İktisadi İdari Bilimler sosyal bir alandır”

    Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği sempozyumda Sayıştay Başkanı Baş, denetim mesleği hakkında öğrencilere tavsiyelerde bulunup, özellikle son sınıftaki öğrencilere kariyer planlamaya ilişkin bilgiler verdi. Bahsi geçen mesleğe ilişkin sunum da yapan Baş, şunları kaydetti:

    “İktisadi İdari Bilimler sosyal bir alandır. Dolayısıyla diplomayı aldıktan sonra nasıl bir meslek belirleyeceğiz? Bizim şu anda bakmamız gereken bu. İktisadi bilimler fakültesinden mezun olan bir öğrenci olarak; ‘ben mezun olduktan sonra limon satarım, taştan ekmeğimi çıkartırım’ böyle girişimci ruha sahibim diyorsa arkadaşımız onun yeri özel sektör. Gitsin doğrudan işletmesini kursun. Ne herhangi bir kamu kurumunda ne de başka bir işletmede, şirkette başkasının emri, talimatı altında bulunmasın. Dolayısıyla girişimci doğmuşsa arkadaşımız hür ruhlu, özgür , ‘ben işimi yaparım’ diye düşünüyorsa KPSS falan uğraşmasın. Alırsın kredi bu iş olur. Bir süre sonra şirketini genişletirsin başkalarını istihdam etmeye başlarsın. Bu anlamda çok isabetli bir çalışman olur.”

    “Gazi Türkiye’dir”

    Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Uslan da sempozyumun açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Gazi Üniversitesi’nin Türkiye’nin en köklü üniversitelerden bir olduğunu anlatan Rektör Uslan, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Sosyal Medya sayfamda şu yazılıydı; ‘ben ezelden beri hür yaşadım, hür yaşarım.’bu hücrelerimize kadar işlemiş bir sözüdür. Ancak şu günlerine özelliğine bağlı olarak bu sözü değiştirdim. Şimdiki yeni sloganım ‘Gazi Türkiye’dir.’ Gazi üniversitesi öğrenci sayısı olarak Türkiye’de 6’ncı sırada. Fakülte, yüksek okul, meslek yüksek okulu ve enstitü sayılarımız topladığımızda 8’inci sırada. Bütçe açısından baktığımızda İstanbul, Ankara, Hacettepe Üniversitelerinden sonra 4’üncü sırada. Gazi Üniversitesi, Türkiye’nin en köklü, en üretken üniversitesidir. Gazi bunun için büyüktür. Bunun için Türkiye’dir. Ağrı Dağı’ndan beş tane Ağrı Dağ’ı çıkartsanız ne almış olduğu o yağışları alabilir ne de Anadolu coğrafyasını şimdiki bereketiyle sulayabilir. Onun için Gazi Türkiye’dir. Gazi Sürekli Eğitim Merkezine gelince, geçmişten geleceğe on yıllık bir süreçten bahsediyorum; sürekli eğitim merkezleri üniversitelerin şehre, halka açılan yüzüdür. Şehrin en güzel yerinde, en güzel binalarında olmalıdır. Bu haliyle sürekli eğitim merkezi bulundu konumda, hak ettiği yerde değil ama Gazi için çok önemli, bir birim olduğunu da ifade etmek istiyorum.”

  • “İslam Dünyasında Sendikacılık” Uluslararası Sempozyum Başladı

    İslam Dünyasında Sendikacılık” Uluslararası Sempozyum Memur-Sen ve SESRIC öncülüğünde İstanbul’da başladı. Açılış konuşmasını yapan Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, 15 Temmuz kanlı darbe girişimini “Tarihin en alçak kanlı darbe girişimi” olarak değerlendirdi.

    Konuşmasında terör koalisyonunu kınayan Yalçın, “Terör örgütleri hem dünyanın hem de ülkemizin önemli bir sorunudur. Masum insanları katleden DEAŞ, Boko Haram, El Kaide, FETÖ, PKK, YPG-YPJ terör örgütleri arasında ayrım yapmadan hepsini şiddetle kınıyoruz” dedi. Dünyanın birçok ülkesinde yaşanan savaş, açlık, yoksulluk ve büyük dramlara dikkat çeken Yalçın, Türkiye’nin merhamet diplomasisiyle dünyaya örnek olduğunu vurguladı. “Gelir dağılımında adaletin sağlandığı, daha adil, daha insani, daha huzurlu ve barış içerisinde bir dünya için sorumluluk almalıyız” diyen Yalçın, 60 ülkeden programa katılan konfederasyon temsilcilerine, “Emeğin ve sendikal hareketin sorunlarını istişare edecek, ortak çözümler üretecek bir mekanizmayı İslam İşbirliği Teşkilatı altında oluşturmalıyız” çağrısında bulundu.

    İslam Dünyasında Sendikacılık” Uluslararası Sempozyum İstanbul’da başladı. Üç gün sürecek olan dev organizasyonun birinci gününde Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, SESRIC Genel Direktörü Büyükelçi Musa Kulaklıkaya ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu katılarak birer sunum gerçekleştirdi. Sempozyuma 58 ülkeden 116 konfederasyon yöneticisi katıldı. İlk gün açılış konuşmalarının ardından üç farklı dilde üç ayrı salonda oturumlar gerçekleştirildi.

    Yalçın’dan tarihi çağrı

    Konuşmasında Dünyanın birçok ülkesinde yaşanan savaş, açlık, yoksulluk ve büyük dramlara dikkat çeken Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, Türkiye’nin merhamet diplomasisiyle dünyaya örnek olduğunu vurguladı. “Gelir dağılımında adaletin sağlandığı, daha adil, daha insani, daha huzurlu ve barış içerisinde bir dünya için sorumluluk almalıyız” diyen Yalçın, 60 ülkeden programa katılan konfederasyon temsilcilerine, “Emeğin ve sendikal hareketin sorunlarını istişare edecek, ortak çözümler üretecek bir mekanizmayı İslam İşbirliği Teşkilatı altında oluşturmalıyız” çağrısında bulundu.

    “Dünyanın farklı coğrafyalarından 60 ülkeden 70 konfederasyondan 120 sendikacısı dostumuzla sendikal hareketin sorunlarını tartışmak için bir araya geldik” diyen Yalçın, “Tüm sendikalarımıza davetimizi kabul ederek emek mücadelesinde ortaklaşmak, ortak sorunlarımıza birlikte çözüm yolları aramak ve aramızda işbirliği imkanlarını konuşmak için davetimize icabet ettiklerinden dolayı Memur-Sen ailesi adına teşekkür ediyorum. Sizleri, ülkemizin en fazla üyeye sahip Konfederasyonu olarak 1 milyon üyemiz adına selamlıyorum” dedi.

    Konuşmasına 15 Temmuz kanlı darbe girişimine değinerek başlayan Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, şunları söyledi: “Sizleri üç ay önce bir darbe kalkışmasını milletin mücadelesiyle bastıran bir ülkenin ferdi olarak selamlıyorum. Fethullahçı Terör Örgütü 15 Temmuz’da tarihimizin en karanlık ve en kanlı darbe teşebbüsünü gerçekleştirdiler. Maymuncuk olarak kullandıkları eğitim faaliyetleri yoluyla milletimizi maddi ve manevi olarak sömürdüler. Elde ettikleri gücü yurt dışındaki işbirlikçileriyle milletimize silah olarak kullandılar. (Himmet yalanıyla) Milletten gasp ettikleri paraları ülkemizin aleyhine kullanmaktan geri durmadıkları gibi beyinlerini yıkadıkları üniformalı teröristleri milletimize kurşun atan ve bomba yağdıran birer makineye dönüştürdüler. Fetullahçı terör örgütü tankları, silahları ve uçakları imanlarıyla durduran bir halk olduğunu düşünmemişlerdi. Bu olaylarda 241 şehidimiz ve 2000’den fazla gazimiz var. Rabbim şehitlerimize rahmet etsin. Rabbim bir daha böyle bir olay yaşatmasın.”

    Terör tüm dünyayı hedef almaktadır

    Türkiye’nin ayrıca PKK terör örgütünün saldırılarıyla da mücadele ettiğini ifade eden Yalçın, “Terör örgütleri hem dünyanın hem de ülkemizin önemli bir sorunudur. Masum insanları katleden DEAŞ, Boko Haram, El Kaide, FETÖ, PKK, YPG-YPJ terör örgütleri arasında ayrım yapmadan hepsini şiddetle kınıyoruz. Terör örgütlerinin adı ayrı olsa da; hepsi aynı amaca hizmet etmektedir ve insanlığın ortak düşmanıdır. Ülkemizin bir bölgesinde PKK terör örgütü; emekçilerin çalışma hakkını engellemekte, sağlık hizmeti veren ambulanslara ve hastanelere bombalar atmakta, okulları yakarak ve karne alan öğrencilerin bulunduğu sırada okulları bombalayarak, yalan ihbarlarla çağırdığı polisleri ve sağlık çalışanlarını katletmektedir. Sonra da ülkemizden bazı sendikalar PKK’nın yaptığı katliamları izleyerek bunları sanki devlet yapmış gibi uluslararası sendikalara raporlar göndermektedir. Terör örgütünü temize çıkarmak için uluslararası sendikalara yalan ve yanlış bilgiler aktaran sendikalar konusunda hepimizin duyarlı olması gerekir” dedi.

    Umran kızımızın fotoğrafı vicdan sahibi olanlara çok şey söylüyor

    “Dünyamız son yıllarda büyük buhranlar geçiriyor” diyen Yalçın, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “İnsanlık yaşadığı sorunlar nedeniyle büyük imtihanlar yaşıyor. Dünyanın birçok ülkesinde savaş, açlık, yoksulluk ve büyük dramlar yaşanıyor. Yaşanan savaşlarda yüz binlerce insan hayatını kaybederken savaşın yıkıcı etkisi hayatın her alanına sirayet ediyor. Dünya geçmişte yaşadığı acı tecrübeleri sanki yeniden yaşamaya mecbur bırakılıyor. Kavimler göçünü hatırlatan mülteci göçleri yaşanıyor. Yanı başımızdaki Suriye’den göç eden yaklaşık 3 milyon kardeşimizi bizler ülkemizde ağırlarken, kimi ülkeler sınırlarına iki kat tel örgü çekerek insanlığın utanç levhalarını örüyorlar. Kimi ülkeler milyonlarca mülteciyi misafir ederken, Macaristan ise 1.294 mülteciyi kabul etmek için referanduma giderek utanç verici tavırlar gösteriyor. Halep’te atılan bombaların enkazından çıkan Umran kızımızın fotoğrafı vicdan sahibi olanlara çok şey söylüyor. Bir balina için ayağa kalkan dünya, bedenleri sahile vuran Aylan bebekleri ülkelerine almamak için olmadık işler yapıyorlar.”

    Zulümleri ve ölümleri normal göremeyiz

    Dayatılan küresel sisteme konuşmasında tepki gösteren Yalçın, “İnsanların hayatlarını terör saldırılarında kaybetmesini, paranın değer kaybetmesinden daha önemsiz görenlerin güç dengelerini belirlediği bir dünyaya mahkum edilmek isteniyoruz. Kadınların, çocukların, yaşlıların, gençlerin vahşet ve zulüm görmesini, öldürülmesini normal karşılamamız bize dayatılıyor. Eğer insanlık değerlerimiz ölmediyse kalbimiz taşlaşmadıysa biz zulümleri ve ölümleri normal göremeyiz, görmüyoruz. New York borsasında şirket hisselerinin değerinin düşmesi, Aylan bebeklerin, Muhammed Atta’ların, Ali’lerin cansız bedenlerinin yere düşmesinden daha fazla gündem oluyor. Küresel şirketlerin yıllık kar-zarar açıklamaları, insan haklarına, insan onuruna yönelik ihlal raporlarından daha çok ilgi çekiyor. ABD Merkez Bankasının faiz kararı, mültecilerin büyük denizlerde çıktıkları yollarda ne olduklarından daha çok merak ediliyor. Dünyanın birçok Müslüman ülkesinde öldürülen insanlar, insani sorun olarak değil istatistiklere giren rakamlar olarak kabul ediliyor” diye konuştu.

    Dayanışmayı artıran yeni işbirlikleri yapmamız zaruridir

    Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Dünya böyle ağır sorunlara bağlı krizler yaşarken sendikal hareket de kriz yaşamaktadır. Günümüzde sendikal hareketin hem nitelik hem de nicelik olarak gerilediği bir dönemi yaşıyoruz. Son otuz yıldır tüm dünyada, sendikalı çalışan sayısında önemli ölçüde azalmalar görülmektedir. Sendikalaşma oranlarının görece yüksek olduğu Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde bile sendika üye sayısında azalma dikkat çekicidir. Neredeyse dünya sendikal hareketinin tek ortak noktası üye kaybetmek, siyasette ve ekonomideki ağırlığını kaybetmektir. Bu nedenle uzun süredir sendikal hareket bir krizle karşı karşıyadır. Yapısal değişimler sendikal hareketin işverenler karşısındaki pazarlık gücünü zayıflatmaktadır. Sendikal harekette yaşanılan bu olumsuzluklara bir cevap üretmek zorundayız. Bu noktada, sendikalar olarak uluslararası dayanışmayı artıran yeni işbirlikleri yapmamız zaruridir. Bu işbirliklerini yaparken bizim temel bir takım ilkelerimiz olduğunu buradan ifade etmek isterim. Sendikal dayanışmaya, ülkeler arasındaki güçlü olanın zayıf olana baskısı yerine, karşılıklı dayanışma ve işbirliği çerçevesinde eşit bir ilişki olarak bakıyoruz. MEMUR-SEN olarak sendikal ilişkilerde önde olmak yerine yan yana yürümek ve tecrübelerimizi paylaşmak ana ilkemizdir. Bu çerçevede ortak eğitim ve paneller yapmak, ortak sorunlarımızı tartışarak ortak çözümler bulmak ana hedefimizdir.”

    Yerel olduğu kadar, küresel düşünmek zorundayız

    Geleneksel sendikacılık modelinin bugün yaşanılan sorunlara çözüm bulmadığı gibi sendikal krizin aşılmasında da yetersiz kaldığını vurgulayan Yalçın, “Sendikalar güç kaybettikçe sorunlarla baş etme mücadelesi de azalmaktadır. Sendikal hareket yeni gelişmelerin ürettiği sorunların çözümüne uygun stratejiler geliştirmelidir. Sendikal hareket önemli tehditler ile karşı karşıyadır. Ancak, yaşanan dönüşüm, sendikalar açısından tehdit olduğu gibi iyi yönetilirse fırsata da dönüştürülebilir. Özellikle küresel ekonomik krizler tüm dünyada sendikacılığın temel amaçlarından olan eşitlik ve adalet ilkelerinin önemini artırmıştır. Sendikal hareketin yaşadığı krizde, yapısal şartların değişmesi kadar, bu şartlara cevap üretmede sendikaların yetersiz kalmasının da etkisi olduğu göz ardı edilmemelidir. Emek hareketinin yaşadığı ortak sorunlar karşısında, sendikacılık hareketi yerel olduğu kadar, küresel düşünmek zorundadır. Bu zorunluluk sadece kendi yerel gündemlerini takip eden değil, küresel değişimi öngörebilen ve bu ölçekte alternatif stratejiler geliştirebilen sendikal anlayışı elzem hale getirmektedir. Yaşanılan sendikal krizde sendikalara düşen görevlerde vardır. Sadece ücret sendikacılığı yapmak, uzlaşmaya kapalı olmak ve tüm dünyada yaşanan değişimleri ıskalamak sendikacılığı geriletir. Bu nedenle Memur-Sen olarak sendikal anlayışımız üyelerine hizmet üreten, sosyal diyaloğu esas alan, söz karar ve yetkinin üyesinde olduğu bilinciyle hareket eden, yeniliklere açık olan, uluslararası çalışma standartlarının uygulanmasını esas alan bir sendikacılıktır” şeklinde konuştu.

    Daha adil bir dünya için sorumluluk almalıyız

    “Sendikamızın temel mücadelesi herkes için adil dünya düzeninin kurulmasıdır” diyen Yalçın şunları kaydetti:

    “Bunu sadece kendi ülkemiz için değil tüm dünya için talep ediyor ve bunun mücadelesini veriyoruz. Dünyanın küreselleştiği ve iletişim imkanlarının arttığı bir ortamda insanca yaşam hakkını sadece kendimiz için talep etmek “bireysel konfor” talebi olacaktır. Kim olduğu, neye inandığı, nasıl olduğu, nerede yaşadığı önemli değil; herkesin insan olarak değerli olduğu ve çalışma hayatında insanca bir yaşama kavuştuğu bir dünya hepimizin ortak hedefi olmalı. Gelir dağılımında adaletin sağlandığı, daha adil, daha insani, daha huzurlu ve barış içerisinde bir dünya için sorumluluk almalıyız. Konfederasyonlar olarak yarınından kaygı duyan değil geleceğe güvenle bakan insanların olduğu bir dünya için güçlerimizi birleştirmeliyiz. Emek örgütleri olarak, yasaklanan, sınırlanan, sömürülen değil sendikal hak ve özgürlüklerini kullanan, emeğin hakkını aldığımız bir çalışma hayatı düzlemi için hep birlikte sesimizi yükseltmeli, sözümüzü birlikte söylemeliyiz.”

    Yalçın sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Düzgün iş, insan onuruna yakışır ücret noktasında hak arayışını sadece ülkelerimizle sınırlı bir alana hapsedemeyiz. Emeğin örgütlü gücünü ulusal zeminlerde sınırlı tutarsak, küresel sermayenin karşısında direnemeyiz. İnsan hak ve özgürlüklerine, demokrasiye, adil gelir dağılımına, insanca yaşamak için gereken şartlara dair çabalarımızı sadece kendi ülkelerimizin sınırları içerisine hapsedemeyiz. Dünya sendikal hareketinin ve uluslararası sendikaların güven bunalımı yaşadığı bir dönemde Sendikal mücadeleye ve emeğin hak arayışına yeni bir ses olmalıyız. Sermayenin ve işverenlerin birleştiği bir dönemde tek başımıza mücadele etmek yerine uluslararası dayanışmamızı artırmalıyız.”

    Ortak çözümler üretecek bir mekanizmayı İslam İşbirliği Teşkilatı altında oluşturmalıyız

    Kalıcı çözümler için yeni bir mekanizmaya ihtiyaç duyulduğuna dikkat çeken Yalçın, “Kur’an-ı Kerim’de Şura Suresi’nin 38. Ayetinde, “Onlar işlerini aralarında istişare ile yaparlar” buyurulmaktadır. Bu çerçevede bugün buraya istişare yapmak, tanışmak ve bundan sonra da ilişkilerimizi geliştirmek üzere toplandık. Ayrıca emeğin ve sendikal hareketin sorunlarını istişare edecek, ortak çözümler üretecek bir mekanizmayı İslam İşbirliği Teşkilatı altında oluşturmalıyız. Bu önemli ve acil bir ihtiyaçtır. Uluslararası sendikal yapıların sorunlarımıza yeterli duyarlılıkta yaklaşmadığını görüyoruz. Birçok olayda İslam ülkelerine uygulanan çifte standarda şahit oluyoruz” diye konuştu.

    Konuşmasında “Uluslararası sendikal hareketin Birleşmiş Milletleri olan sendikal yapılarda ne kadar temsil ediliyoruz?” diye soran Ali Yalçın, “Tıpkı Birleşmiş Milletlerde olduğu gibi sorunlarımıza ne kadar duyarlı davranılıyor? Uluslararası sendikal kuruluşlar acaba İslamofobi, ayrımcılık, sevgili Peygamberimize yönelik hakaret içeren karikatürler için herhangi bir çalışma ya da kınama mesajı yayınladı mı? Bunları sorgulamamız gerekir. Bizler İslam İşbirliği Teşkilatı’nda yer alan 56 üye ülkeyiz. Burada emeğin sorunların istişare edildiği bir mekanizmamız, bir platformumuz var mı? Bunu neden yapmıyoruz? Ben somut bir önerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Uygun gördüğünüz takdirde İslam İşbirliği Teşkilatına, İslam ülkeleri sendikalarının oluşturduğu bir emek mekanizması kurmalarını önerelim. Burada dayanışmamızı, kardeşliğimizi ve birliğimizi pekiştirelim. Mevlana’nın dediği gibi “dün dünde kaldı cancağızım bugün yeni şeyler söylemek zamanıdır”. Bugün yeni işler yapmak ve yeni mücadele mekanizmaları kurmak zamanıdır. Eğer gücümüzün farkında olursak, eğer kendimize güvenirsek, eğer istersek, eğer Hazreti Peygamber’in (AS) bize emrettiği istikamette bir elin parmakları gibi birbirimize kenetlenirsek, eğer Kur’an’ın emrettiği gibi “İnnemel müminune İhvetun” müminler ancak kardeştir ayetinin gereğini yerine getirirsek, tüm sorunlarımızı çözebiliriz. Bizim birbirimizle konuşmak için aracılara ihtiyacımız yok. Bizim birbirimizle konuşmak için tercümanlara ihtiyacımız yok. Biz gönül diliyle zaten konuşuyoruz. Biz aynı kıbleye dönen insanlar olarak gönül diliyle, kalp diliyle konuşabilir, emeğin küresel sorunları başta olmak üzere insanlığın her sorununa karşı etkili mücadele mekanizması oluşturabiliriz” dedi.

    Kardeşlik iklimini yeniden diriltmek zorundayız

    Dünya’da yaşanan zulüm ve adaletsizliklere değinen Yalçın, “Birçok İslam ülkesinde masum kadınlar ve çocuklar ölürken, milyonlarca insan hicrete zorlanırken, açık sularda mülteciler ölümü terkedilirken, kardeş kardeşe katliamlar yaşanırken, masumların ve mazlumların ırklarına, renklerine, coğraflarına ve mezheplerine bakıp susmak vicdan taşıyan insanlara yakışır mı? Dillerimiz, coğrafyalarımız, etnik kökenlerimiz, mezheplerimiz birbirinden farklı olabilir. Ancak bizler, Kur’an-ı Kerim’in ilahi mesajı altında Hz. Peygamberin (AS) barış sancağı altında birbirine kardeş olan bir ümmetin mensuplarıyız. Aramızdaki anlaşmazlıklardan, sorunlardan, yapay ve suni ayrılıklardan sıyrılıp kardeşlik iklimini yeniden diriltmek zorundayız. Unutmayalım ki, din gününün sahibi “Mâlik-i Yevmiddîn” olan Allah bizi hesaba çekecektir. Hesabımız sadece yaptıklarımız için olmayacak, yapabilecekken yapmadıklarımızdan da hesaba çekileceğiz. Dünyada müslümanlara yapılan zulümlere sessiz kalırsak Sünni ya da Şii olmamız, siyah ya da beyaz olmamız, Türk ya da Arap, Afrika’dan ya da Asya’dan olmamız hesaba çekileceğimiz gerçeğini değiştirmeyecektir. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki birlik olmak kardeş olmak ve dertlerimizle dertlenmek zorundayız. Peygamber Efendimiz (SAV); “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar” buyurmaktadır. Birbirimizi sevmeliyiz, kardeşlerimizin sorunlarını kendi sorunlarımız olarak görmeliyiz. Biz Memur-Sen olarak Müslümanları aynı vücudun farklı uzuvları, bir binanın tuğlaları olarak görüyoruz. Kardeşlerimizin de bize böyle bakmalarını bekliyoruz” şeklinde konuştu.

    Sözleri alkışlarla sık sık kesilen Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, konuşmasının sonunda şunları söyledi: “Biz İslam dünyasının emek örgütleri olarak susarsak, daha fazla sömürülecek ve emeğimizin karşılığını almamaya devam edeceğiz. Neden kişi başına düşen Milli gelirin en düşük olduğu ülkeler Müslüman ülkeler? Neden dünyanın en kötü çalışma şartları Müslüman ülkelerde uygulanıyor? Neden dünyanın en düşük ücretleri sıralamasının çoğu Müslüman ülkeler? Neden ILO çalışma standartlarının en fazla ihlal edildiği ülkeler sıralamasında birçok İslam ülkesi var? Tüm bunları bizim değiştiremeyeceğiz şeyler değil. İslam ülkelerinde birçok yeraltı ve yerüstü zenginlik olmasına rağmen emekçilerin yaşadığı sorunları hakketmiyoruz. Birçok Müslüman ülkesinin emekçilerine biçilen “zengin hazinelerin fakir bekçileri” rolünü reddetmeliyiz. Biz sadece kendimiz için değil herkes için adil bir dünya ve insan onuruna yaraşır bir hayat sürecek bir çalışma hayatı talep ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle Dünyanın tüm renklerini ülkemize taşıyan yurt dışından gelen tüm sendikacı dostlarıma teşekkür ediyorum. Katılımlarıyla bizleri şereflendiren tüm katılımcılara yürekten teşekkür ediyorum. Yaşasın Birliğimiz. Yaşasın Mücadelemiz. Yaşasın Dayanışmamız.”

    Kulaklıkaya: Sorumluluk almaya devam edeceğiz

    SESRIC Genel Direktörü Büyükelçi Musa Kulaklıkaya ise sempozyumun isabetli bir dönemde yapıldığına dikkat çekerek sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Böyle bir zamanda sendikaların ve çalışan konfederasyonlarının önemi eskisinden de daha farklı bir konuma geldi. Sendikaların sayısal ve niteliksel anlamda yetersiz olduğu ülkelerde görülen toplu sözleşme, grev vb. çalışanların sahip olduğu temel hakların eksikliği küresel krizin toplumsal boyutları anlamında sendikaların ne denli önemli olduğunu ortaya koydu.”

    SESRIC olarak İslam dünyasındaki sendikacılık hedeflerinin gerçekleştirilmesinde sorumluluk almaya devam edeceklerini de belirten Kulaklıkaya, “Bu sempozyum sırasında yapılacak olan katkıların, yorumların ve önerilerin İİT ülkelerinde işsizliğin azaltılması ve iş hayatındaki standartların artırılması anlamında son derece katkı sağlayacağından eminim” diye konuştu.

    Kulaklıkaya sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Memur-Sen’e göstermiş oldukları fevkalade çaba ve gayretlerinden dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca siz değerli katılımcılara değerli zamanlarını ayırıp bu sempozyuma geldiğiniz için teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.”,

    Üç ayrı dilde üç oturum ve çalıştay gerçekleştirildi

    Açılış konuşmalarının ardından ilk gün üç farklı dilde üç ayrı salonda oturumlar gerçekleştirildi. Misafir Konfederasyonların Sunumlarının ardından, “İslam Dünyasının Sendikaları Arasında İşbirliğini Arttırma Yolları: Beklentiler ve Zorluklar” başlıklı çalıştay gerçekleştirildi.

  • Yeşil Havalimanları Ve Çevre Dostu Uçaklar İçin Sempozyum

    Çevre kirliliğine sebep olan uçaklar ve havalimanlarına çözüm oluşturmak amacıyla bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası Sürdürülebilir Havacılık Sempozyumu (ISSA-2016) İstanbul’da başladı.

    Bu yıl 2. düzenlenen Uluslararası Sürdürülebilir Havacılık Sempozyumu 2016, Steigenberger İstanbul Maslak Oteli’inde başladı. 30 ülkeden yaklaşık 150 bilim insanının katıldığı sempozyumda daha az enerji harcayan ve kendi enerjisini doğal yollar ile üretebilen yeşil havalimanları ve çevre dostu daha fazla elektrikle çalışabilen uçakların yaygınlaştırılması konuşuldu. Sempozyumda ayrıca uçakların havalimanına indikleri andan itibaren yolcularını bırakmaya gittikleri zamana kadar harcadıkları yakıt miktarının azaltılması ve bunun yerine elektrik temelli sistemlerin kullanılmasının önemi vurgulandı.

    “DAHA FAZLA ELEKTRİKLİ UÇAKLAR”

    Uluslararası Sürdürülebilir Havacılık Sempozyumu’nun 2’ncisini düzenlediklerini ifade eden Eskişehir Anadolu Üniversitesi Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hikmet Karakoç , “Dünyada artık kendi enerjisini kendileri üreten hava alanları, green airport konseptleri tasarlanıyor. More electric air craft, all electric air craft dediğimiz bu kavramla uçağın belirli bölümlerinin enerjilerinin tamamını elektrikten elde etmeye doğru bir gidiş var. More daha fazla elektrikli uçaklar all tamamı elektrikli uçaklar oluyor. Özellikle havacılık sektörü ve uçaklardan kaynaklanan kirlilik gittikçe sıkıntı haline gelmeye başladı. Havaalanı çevresinde konuşlanmış büyük şehirler de ciddi kirlilikler ortaya çıkıyor. Bu sebeple daha az emisyon ortaya çıkaracak şekilde uçakların tasarlanması, alternatif yakıtların kullanılması daha az enerji harcayan uçak motorlarının tasarlanması bu sempozyumun en önemli başlıkları arasındadır” diye konuştu.

    Bu yılki sempozyuma ISAA Sempozyumunu düzenleyen kuruluşlardan olan SARES Sustainable Aviation Research Society (Sürdürülebilir Havacılık Araştırmaları Derneği) tarafından “Sürdürülebilir” Havacılık konusunda 6 dalda ödül verilecek.Bu ödüller, Yaşam Boyu Başarı Ödülü, Bilim Ödülü, Genç Bilim İnsanı Ödülü, Firma Ödülü, Şükran Ödülü ve Jüri Özel Ödülü olmak üzere 6 kategoriden oluşuyor.

    SARES ödül komisyonu, bu yıl, Firma Ödülü’nü, “sürdürülebilir Havaalanı” konusundaki çalışmaları nedeniyle TAV’a, “Uçaklarda Geri Dönüşüm Çalışmaları” nedeniyle MyTechnic’e verecek. SARES’in vermiş olduğu en itibarlı ödül kategorisi olan Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne TAV Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Dr. Sani Şener ile MyTechnic Kurucusu Yavuz Çizmeci’yi alacak. Ayrıca, Yaşam Boyu Başarı Ödülüne, Prof. Dr. Yalçın Göğüş, Prof. Dr. John Ekaterinaris ve Prof. Dr. Maximillian Platzer de alacak. Bunların dışında, SARES Bilim, Genç Bilim İnsanı ve Şükran Ödülleri’de sahiplerini bulacak.

    SARES Jüri Özel Ödülüne, ABD Kalifornia’da düzenlenen SAE İnsansız Havaaracı Yarışması’nda 3. Olan Anadolu Üniversitesi Aerodesign Takımı alacak.

  • Şirket Yöneticilerini Ve Liderleri Buluşturan Sempozyum

    KalDer İzmir Şubesi’nin bu yıl 17.’sini gerçekleştireceği mükemmelliği arayış sempozyumunda bir araya gelecek şirketlerin yöneticileri ve liderler, deneyimlerini paylaşarak katılımcıların çalışmalarına yön verecek.

    KalDer İzmir Şubesi’nin bu yıl 17. kez gerçekleştireceği Mükemmelliği Arayış Sempozyumu, 1 ve 3 Haziran tarihleri arasında yapılacak. “Vuca: Değişim Dünyası” başlığında düzenlenecek sempozyumda, konomiye yön veren şirket ve liderleri bir araya gelerek firmaların yol haritası belirlenecek. Sempozyuma ilişkin bilgiler veren KalDer İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Osman Ünal, globalleşen dünyada firmaların sadece ekonomik anlamda değil, sosyal ve siyasal değişimlerden de etkilendiğini söyledi. Ünal, çok sayıda yöneticinin İzmir Hilton Oteli’ndeki sempozyuma konuşmacı olarak katılacağını dile getirerek, “Futurebright Kurucusu Akan Abdullah, Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yavuz Odabaşı, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Şükrü Ünlütürk, Enocta CEO’su Ahmet Hançer, DYO Boya Genel Müdürü Serdar Oran, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şerafettin Aşut, Bosch Fabrika Müdürü İrfan Bayrak, Maxion Jant Genel Müdürü Hakan Ünlü ve pek çok önemli yöneticiyi, konuşmacı olarak ağırlayacağız” dedi. Rekabet koşullarının tüm sektörleri değişime ittiğini, bunun sonucu olarak da yönetim becerileri ve insan kaynağının öneminin giderek arttığını kaydeden Osman Ünal, sempozyum kapsamında deneyimlerini paylaşacak sektör yöneticilerinin çıkarımlarının da, katılımcılara yön vereceğini ve rehberlik edeceğini dile getirdi.

    KalDer İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Osman Ünal sözlerini şöyle sürdürdü:

    “MAS’ın üçüncü gününde sahiplerini bulacak olan Ege Bölgesi Mükemmellik Ödülü ve Yılın Başarılı Ekibi Ödülü değerlendirmelerinde geçmiş yıllardan edinilen dersler, yaşama geçirilen projeler, oluşturulan ekipler ve uygulama süreçlerinin de göz önünde tutulacağını sözlerine ekledi.

    Sempozyumun başlığında yer alan Vuca kavramının ise İngilizce volatility (değişken), uncertainty (belirsiz), complexity (karmaşık) ve ambiguity (muğlak) kelimelerinin birleşmesinden oluştuğu belirtildi.

  • Düzce Belediyesinden Uluslar Arası Sempozyum

    Düzce Belediyesi tarafından ilki geçen yıl yapılan ‘Uluslar arası Tarih ve Kültür Sempozyumu’nun ikincisi bu yıl 11-12 Aralık tarihlerinde yapılacak. Aynı program çerçevesinde 13 Aralık tarihinde de ‘Konuralp Gazi Anma Günü’ gerçekleştirilecek. Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından organize edilen etkinlik için tüm hazırlıklar tamamlandı.

    Onur Kurulu üyeliklerini Düzce Valisi Ali Fidan, Düzce Belediye Başkanı Mehmet Keleş, Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nigar Demircan Çakar’ın yaptığı sempozyum için yabancı akademisyenler davet edildi. Pelemir otelde düzenlenecek olan seminerde iki gün boyunca oturumlar düzenlenecek ve tebliğler sunulacak. Geçen yıl birincisinin yapıldığı sempozyumu geleneksel hale getirmeyi amaçladıklarını belirten Düzce Belediye Başkanı Mehmet Keleş ‘ Tarihi ve kültürel değerleriyle eşsiz şehrimiz Düzce’mizin çok yönlü zenginliklerini akademisyenlerimizle paylaşıyoruz’ dedi. Sempozyum çerçevesinde ‘ Konuralp Gazi Anma’ günü de yapılacak. 13 Aralık tarihinde planlanan programda ünlü tarihçiler Konuralp’e ilişkin bilgiler aktaracaklar. Konuralp Gazi Anma gününde katılımcı ve konuklara konuralp pilavı da ikram edilecek. Sempozyum ve Konuralp Gazi Anma etkinlikleri kapsamında sürpriz sanatçılar da programda yer alacak.