Etiket: Sebep

  • İdrar Yolu Enfeksiyonları Erken Doğuma Sebep Oluyor

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr.Dr. Halil İbrahim Dinler, gebelik sırasında ortaya çıkabilen en önemli sorunlardan biri olan idrar yolu enfeksiyonunun, erken doğum ve düşük riskini arttırdığını ifade ederek anne adaylarını uyardı.

    İdrar yolu enfeksiyonu sorunu yaşayan anne adaylarının gebelik süresi boyunca yeterli sıvı tüketmesi, düzenli ve sağlıklı beslenmesi, doktor kontrollerini aksatmaması konusunda uyarıda bulunan Samsun Büyük Anadolu Hastaneleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Halil İbrahim Dinler, “Gebelikte idrar yolu enfeksiyonları sıklıkla görülmektedir. Bunun de en önemli nedeni, sıvı kaybı ve yeterince su tüketilmemesidir. İdrar yolu enfeksiyonu erken doğum ve düşük riskini artırmaktadır. Gebelerde idrar yolu enfeksiyonu herhangi bir belirti vermeden ortaya çıkabilir. İdrar yaparken yanma ve acıma şikayetleri fazla görülmez. Şikayetler kendini sık idrara çıkma olarak gösterir. Bu durum, rahmin idrar torbasına baskısına bağlı olduğu gibi idrar yolu enfeksiyonlarının başlangıcı da olabilir. Düzenli gebelik kontrollerini yaptıran anne adaylarında tam idrar tetkikiyle enfeksiyon tanısı konulabilir. İdrar yolu enfeksiyonlarında erken teşhis, özellikle prematüre bebek oranını azaltmaktadır. Düzenli gebelik kontrolü hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. İdrar yolu enfeksiyonlarına bağlı risklerin önlenmesi için gebelik döneminde susuz kalınmaması, vücudun sıvı ihtiyacının yeterince karşılanması ve gerekli miktarda su tüketimine önem verilmesi gerekir” dedi.

    GEBELİKTE KİLO KONTROLÜ VE VİTAMİN DESTEĞİ ÖNEMLİ

    İdeal olan gebeliğin 10-12 kilo ile bitmesi gerektiğini belirten Dinler, “Gebeliğin ilk 3 ayında ortalama yarım ile 1 kg diğer aylarda ise 1-1.5 kg alınması önerilmektedir. Bir anne adayının gebelik boyunca normal kaloriye ek olarak günlük ortalama 20 gram protein ihtiyacı, 300 kalori, 500 mg kalsiyum ihtiyacı doğmaktadır. Fetüsün kemik ve diş yapısı ile sağlıklı gelişimi açısından vitamin ve mineraller çok önemlidir. Sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmek için gebeliğe ideal kiloda başlamak gerekir. Her anne adayı gebe kalmadan 3 ay önce mutlaka folik asit yani B9 vitamini desteği almalıdır. Anne karnındaki bebeğin sinir sistemi gelişiminde önemli bir yer tutan folik asidin gebelik süresince de alınması önerilmektedir” diye konuştu.

  • Durağan Hayat Omurilik Kireçlenmesine Sebep Oluyor

    Türkiye’de hareketsiz yaşama bağlı olarak 50’li yaşlardan sonra her 10 kişiden 5’inde omurilik kireçlenmesi olduğu bildirildi.

    Memorial Antalya Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Fahri Kılınçoğlu, vücudu oluşturan bazı doku ve organların kendilerini yenileyebildiğini söyledi. Kemik dokusunda da yenilenme olduğunu belirten Op. Dr. Kılınçoğlu, yaşa bağlı olarak kemiklerde bir takım bozulmaların oluştuğunu bunun başında da omurgadaki kireçlenmenin yer aldığını kaydetti.

    Omurgadaki kireçlenmeyi etkileyen değişik faktörlerin olduğunu aktaran Op. Dr. Kılınçoğlu, “Kişinin yaşam tarzı çok önemlidir. Durağan hayat, spor yapmamak, aktif olmamak eklem ve kemiklerde ağırlaşmaya neden olur. Aynı işlemeyen makine gibi paslanır. Kireçlenme dediğimiz şey de budur. Omurganın ve eklemlerin katılaşması. Diğer bir neden vücut yapısı. Kilo çok önemli, Eğer kilonuz fazlaysa bu süreç hızlanır. Örneğin 70 kiloluk bir insan 80-90 kiloya çıkarsa omurga bunu kaldıramaz. O zaman kendimizi sağlamlaştırmamız gerekir. Omurga bu ağırlığı karşılamak için olmaması gereken yerlerde kemik alanları oluşturur. Bunlar arttıkça kireçlenme olur. Eğer bu omurga sisteminde ortaya çıkarsa kanal darlığı dediğimiz omuriliğin geçtiği boru gibi sistemin daralması olarak görürüz. Bu aşamada omurilikten ayrılan sinirler daralıyor ve hastada sıkıntı çıkarıyor” dedi.

    “HAREKETİ ARTTIRMALIYIZ”

    Kireçlenmede üçüncü faktörün genetik olduğunu ifade eden Op. Dr. Kılınçoğlu, “Ama genetik yapı değişmez. Bu elimizde değildir. Değiştirebileceğimiz şeyler üzerinde çalışmamız gerekir. Hayat tarzımızı değiştirip kilomuzu düzenleyip günlük aktivitelerimizi artırmalıyız. Sigara içiyorsak bırakmalıyız. Çünkü dokuların yeniden kendini oluşturmasını engeller. Sigaradan ne kadar uzak durursak o kadar risk azalır” diye konuştu.

    BELİRTİLERİ

    Omurga kireçlenmesinin bir hastalık olduğunu dile getiren Op. Dr. Kılınçoğlu, “Yaşla artmaktadır. Bazı insanlarda erken ortaya çıkarken, bazı insanlarda geç ortaya çıkar. Ama genel olarak ortalama 50’li yaşlarda ortaya çıkma başlar. Aslında 20’li yaşlarda oluşmaya başlar ve uzun yıllar devam eder. Yavaş yavaş oluşur ve 50’li yaşlarda kendisini belli eder. En önemli belirtisi ağrıdır. Günlük aktivite ve yürüyüşlerde eğilip kalkmalarda ağrılarla kendini belli eder. Bunun yanında omurga kireçlenmesi ve sinirlerdeki sıkışıklık esas problem olduğu için bir takım bulgulara bakarız. Boyunda çıkıyorsa bu kollara yayılan ağrılara bakarız. Kollarda ve ellerde uyuşma görülür. Belde ortaya çıkarsa bel ağrısı görülür. Ayaklarda karıncalanma ve kuvvetsizlik görülür. Sırtta da kireçlenme olabilir. Geçmeyen sırt ağrıları görülür” şeklinde konuştu.

    “HAREKET ÖNEMLİ”

    Omurilik kireçlenmesinin önlenmesinde sporun önemli olduğunu kaydeden Kılınçoğlu, “Anne baba da hangi yaşlarda görülüyorsa bizde de ortalama o yaşlarda görülür. Ama kilomuzu azaltır, spor yaparsak bu yaşları öteleyebiliriz. İlaç tedavisi yapılabiliyor. İlaçların yaptığı sadece ağrıları azaltmak ve kireçlenmenin oluşumunu yavaşlatmak. Ama hiçbir zaman durduramıyoruz. Fizik tedavi ve kaplıcalar denenebilir. Ama çözüme yönelik değildir” ifadelerini kaydetti.

    “KİREÇLENMEYE UYGULANAN CERRAHİ TEDAVİDE BAŞARI YÜZDE 90”

    Hastalığın ağırlaşması durumunda müdahalenin cerrahiye döneceğini belirten Op. Dr. Kılınçoğlu, “Omurilik ve çevresinde bir sıkışıklık var. Bunu ancak mekanik etkiyle ortadan kaldırabiliriz. Yani cerrahi işlem. Bununla kireçler kazınır ve hareketlerin kolaylaşması sağlanır. Mikro cerrahi her zaman kullanılabilen bir yöntemdir. Son derece konforludur. Yaklaşık 1-2 santimetrelik bir aralıktan 3 seviye mesafeyi müdahale edebiliyoruz. Bu bel için. Boyunda da 2-3 santimetrelik bir aralıktan 4 seviyeye müdahale edebiliyoruz. Yüzde 90 başarılı yöntemler ve hastaların hastanede kalış sürelerini azaltıyor. Maksimum 1-2 gün. Ağrılar çok az oluyor ve 1-2 hafta içinde kişi normale dönebiliyor. Hastalığı çekmek yerine erken müdahale önemlidir” dedi.

    “50 VE 60 YAŞTAN SONRA ETKİSİ ARTIYOR”

    Avrupa ülkelerine oranla Türkiye’de kireçlenmenin daha erken yaşta ve şiddetli şekilde ortaya çıktığına vurgu yapan Op. Dr. Kılınçoğlu, “10 kişinin yarısında bu hastalık görülüyor. Yani toplumun yüzde 50’si ile 60’ı arasında bu görülebiliyor. Bunun da tek kaynağı durağan hayat. Biz emekli olduktan sonra her şeyi bırakıyoruz. Halbuki emekli olduktan sonra bir takım şeyleri yapmak için daha çok zamanımız oluyor. Ve kilomuza dikkat etmiyoruz” diye konuştu.

    “BEL AĞRILARININ EN FAZLA YÜZDE 10’UNA AMELİYAT GEREKİR”

    Toplumda sık görülen bel ağrılarına da değinen Op. Dr. Kılınçoğlu, “Sokakta 10 kişiye ileri tetkik yapsak bel ve boyunla ilgili problem çıkar. Ama klinik olarak bu hastalık yoktur. Her kireçlenme ve ağrı olanları ameliyat yapmıyoruz. Ortalama olarak bel ağrılarının yüzde 20’si fıtık veya kireçlenme kaynaklıdır. Bunlarında yüzde 5 veya yüzde 10’u ameliyat gerektirir. Yani oranlarsak belki yüzde 1 veya 2’sine ameliyat gerekiyor. Dolayısıyla tabi ki her hasta ameliyat olmamalı. Ama olması gereken de ameliyattan kaçmamalı. Hastalar genellikle ameliyat olduktan sonra bütün sıkıntılarının bittiğini ve bir daha yakalanmayacaklarını düşünüyorlar. Halbuki bu omurgada dinamik bir süreç var. Kireçlenme sürecine müdahale ediyoruz geriye sarıyoruz ama süreç devam ediyor. Dolayısıyla eğer kiloya dikkat etmezsek hayat tarzımızı değiştirmezsek süreç tekrar başlar” ifadelerini kullandı.

    Kılınçoğlu, bel ağrısı için uygulanan çekme ve kupa yöntemlerinin ise kişiyi sakat bırakabileceği noktasında uyarıda bulundu.

  • Antalya Havalimanı’nda Unutulan Valiz Paniğe Sebep Oldu

    Antalya Havalimanı’nda bir yolcunun unuttuğu valiz paniğe neden oldu.

    Olay, saat 15.30 sularında Antalya Havalimanı Dış Hatlar 2 Terminali önünde meydana geldi. Terminal önünde sahipsiz bir valiz olduğunu gören güvenlik görevlileri ve vatandaşlar durumu polise bildirdi. İhbar üzerine olay yerine gelen polis, şüpheli valizin etrafını güvenlik şeridi ile kapattı. Terminale yolcu giriş ve çıkışına ise izin verilmedi. Olay yerine çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Bomba imha ekipleri valiz etrafında çalışma yaptığı esnada valizin sahibi geldi. Valizini dalgınlıktan unuttuğunu söyleyen şahsın valizini almasıyla herkes rahat bir nefes aldı. Polis, ardından terminali giriş çıkışa açtı.

  • “Demir Eksikliği Göz Altı Morluklarına Sebep Oluyor”

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Gül Yıldırım, demir eksikliğinin göz altı morluklarına sebep olduğunu söyledi.

    Dr. Plus Dermatoloji Klinikleri Genel Koordinatörü Dermatoloji Uzmanı Dr. Gül Yıldırım, göz altı morluklarının genetik ve yapısal olarak göz kapağı derisinde pigmentasyon artışına bağlı olarak meydana gelebildiğini ya da uykusuzluk, düzensiz yaşam biçimi, alkol, sigara kullanımı gibi nedenlerle göz çevresindeki venöz dolaşımın yavaşlamasına bağlı oluşabildiğini belirtti. Atopik ve diğer bazı egzamaların da göz altlarında koyu halkalara neden olabildiğini dile getiren Dr. Yıldırım, “Demir eksikliği anemisi, bazı karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları da göz altı morlukları oluşumuna neden olabilir” dedi.

    GÖZALTI MORLUKLARIYLA NASIL BAŞ EDİLİR?

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Gül Yıldırım, gözaltı morluklarıyla nasıl baş edileceği konusunda ise şunları söyledi: “Başlıca neden göz çevresinde damarlarda dolaşımın yavaşlaması olduğundan dolaşımı arttırmaya yönelik uygulamalar tedavide kullandığımız etkin yöntemlerdir. Öncelikle yeterli uyku tedavide ilk adım olacaktır. Bunun yanında gece yatmadan önce göz çevresi dolaşımını hızlandıracak masaj ile K vitamini ve C vitamini içeren kremler koyu halkaların hafiflemesine yardımcı olur. Derideki pigmentasyonun hafifletilmesine yönelik pigment açıcı kremlerin yanında profesyonellerce uygulanan peeling, mezoterapi, fraksiyonel lazer ile soyma, son zamanlarda popüler olan göz altı PRP uygulamaları etkili ve başarılı yöntemlerdir” ifadelerini kaydetti.

    GÖZALTI MORLUKLARINI KREMLERLE GİDERMEK MÜMKÜN MÜDÜR?

    Göz altı morluklarının, derecesine göre değişmekle birlikte düzenli olarak krem kullanıldığında leke ve morluk düzeyinde azalma gözleneceğini vurgulayan Dr. Yıldırım, “Göz altı kremlerinde kullanılan içerikler tedavinin etkinliğinde önem taşımaktadır. Göz çevresi dolaşımı düzenlemek üzere K vitamini ve kafein, pigment açıcı etki için C vitamini, laktobionik asit, üzüm çekirdeği ekstresi, retinol, kojik asid gibi etkili olabilecek içerikler aranmalıdır” diye konuştu.

    GÖZALTI MORLUKLARINI GİDERECEK SERUMLAR VAR MIDIR?

    Dr. Yıldırım, “Serumlar genellikle daha yoğun içerikte tedavi edici, etki potansiyelleri daha fazla olan kozmetik formlardır. Kremlerde kullanılan içeriklerin daha yüksek konsantrasyonunu içeren serumlar özellikle gece yatarken masajla kullanılırsa daha etkili olacaktır. Gözaltı morluklarını geçici olarak yok etmek için en çok uygulanan yöntem gizlemek yani kapatıcı kullanmaktır” dedi.

    KAPATICI SEÇERKEN YA DA KULLANIRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Göz altı kapatıcıların problemin sadece üzerini örtmek ve dış görünümünü geçici de olsa daha iyi duruma getirmek amacıyla kullanıldığına dikkat çeken Dr. Yıldırım, “Son zamanlarda göz altı morluklarını tedavi edici içerikler eklenen kapatıcılar kullanıma sunulsa da tedavi edici içerik düşük olduğundan göz altı tedavi edici krem ya da serum kullanıldıktan sonra istenirse üzerine mineral bazlı kapatıcı ürünler kullanılması daha etkili olacaktır” ifadelerini kaydetti.

    TAKVİYE BESİNLERLE GÖZALTI MORLUKLARININ ÖNÜNE GEÇMEK MÜMKÜN MÜDÜR?

    Dr. Yıldırım, vücutta ödeme yol açan durumların göz altında dolaşımı yavaşlatarak ödem ve mor halkaların belirginleşmesine neden olduğunu belirterek, “Bununla bağlantılı olarak su tüketiminin arttırılması, tuz alımının azaltılması ilk alınacak önlemler olmalıdır. Bunun yanında antioksidan içeriği yüksek olan meyve ve sebze tüketimi önemlidir. Renkli meyveler ahududu, böğürtlen, yaban mersini, C vitamininden zengin turunçgiller ve öğünlerimizde mutlaka yer almalıdır. Bunun yanında vitamin E içeriği yüksek ceviz, fındık gibi kabuklu kuru yemişler, yulaf, yumurta, sakatat ve sıvı yağlar lekelerin açılmasında yardımcıdır.

    Bu tür hastalarda uygulanan göz kürleri nedene yönelik etki göstererek daha hızlı etki sağlamaktadır. Dolaşımı düzenlemek amacıyla mezoterapi tedavileri, derideki pigmentasyonu hafifletmek üzere yapılan peelingler ortalama 6 seans yapılarak özel maskeler ile sonlandırılmaktadır. Damarlardaki belirginliği hafifletmek ve göz altı çukurluklarını kapatmak üzere dolgu enjeksiyonları hızlı sonuç veren yöntemlerdir. PRP enjeksiyonları ile de uzun vadeli etkili sonuçlar alınmaktadır” dedi.

  • Çocukların Başarısızlıkları Aile Sevgisini Kaybetme Korkusuna Sebep Olmasın

    Yozgat Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Özgül Karaaslan, yarıyıl tatilinin çocuklar için dinlenme ve ikinci döneme güzel bir şekilde hazırlanmak için bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Çocukların başarısı ile sevgiyi paralel değerlendirmek çocuklar üzerinde çok olumsuz sonuçlar doğurur” dedi.

    Yozgat Devlet Hastanesi Psikiyatri Uzman Dr. Özgül Karaaslan, yarıyıl tatilini ailelerin çocukları ile birlikte verimli bir şekilde geçirip dinlenmeleri ve yeniden hazırlanmaları için kullanmaları gerektiğini belirterek, “Uzun bir maratondan sonra yarıyıl tatili başlıyor. Çocuklar için bu dönem dinlenme yeniden ikinci döneme güzel bir şekilde hazırlanmak için bir fırsattır. Bu dönemde tabi ki karne sonuçları aileler için de öğrenciler için de çok önemli. Çocukların karnesi aynı zamanda velilerin de karnesidir” dedi.

    Çocukların sadece karnedeki notlar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Karaarslan, “Çocukların başarısı ile sevgiyi paralel değerlendirmek çocuklar üzerinde çok olumsuz sonuçlar doğurur. Kardeşleri birbiri ile kıyaslamak ya da çocukları arkadaşları ile kıyaslamak çok önemli hatalardan birisidir. Her çocuk kendi içerisinde bir takım özelliklere sahiptir ve kapasiteleri de farklı farklıdır. O yüzden bu şekilde karşılaştırmalar yapmak çocuklarda uzun vadede çok ciddi patolojilerin çıkmasına neden olabilir. Çocuklarda başarısızlıklarla birlikte ailelerinin sevgisini kaybetme korkusu depresif şikayetler ve ciddi sıkıntılar oluşturabilir. Bu nedenle şartsız ve koşulsuz sevgiyi göstermek, başarı ile sevgiyi paralelmiş gibi çocuklara sunmak çok yanlış bir davranış. Çocuklara çok başarılı olduklarında çok büyük hediyeler almak, onlara çok büyük sevgi gösterisinde bulunmak yine doğru olmayan davranışlardandır. Çocuklara karneleri ile ilgili çok büyük tepkiler vermek, kızmak, bağırmak, onları aşağılayıcı tutumlar sergilemek çocuklarda depresyon, intihara kadar varan ciddi tablolara yer açabilmekte. Bunun dışında sevgiyi sözel olarak ifade etmek lazım. Maddi değeri olan hediyelerle değil, daha çok ’seninle gurur duyuyorum, başarabilirsin, ikinci dönem bu eksik olan konularla ilgili sana yardımcı olabilirim’ gibi destekleyici cümleler kullanmak her zaman çok daha doğru yaklaşımlardır. Çocukları desteklemek ve on beş tatil sürecini verimli bir şekilde değerlendirerek eksik olan alanlarını kapatmaya çalışmak, desteklemek doğru olan yaklaşımlardandır” diye konuştu.