Etiket: Sayesinde

  • Genç Girişimciler Merkezi Sayesinde İş Hayatına Atıldılar

    İzmit Belediyesi tarafından açılan Genç Girişimciler Merkezi sayesinde gençler kendi işini kuruyorlar.

    Bir süre önce Kadıköy Mahallesi Turan Güneş caddesinde faaliyete geçirilen İzmit Belediyesi Genç Girişimciler Merkezi’nin belediye marifetiyle kurulan Türkiye’de ilk olduğu kaydedildi. Genç Girişimciler Merkezi’nin (GGM) sadece Kocaeli’ndeki değil il dışından da birçok gencin ilgisini çektiğini söyleyen yetkililer, “Girişimciliğin gençler arasında kariyer hedefi haline getirilmesi ve girişimci olmak isteyen gençlerin hayallerini gerçekleştirmede önemli rol oynayan merkezimiz sayesinde 4 kişi kendi işini kurdu. Bunun devamı da gelecektir” dediler.

    Kendi işlerini kuran gençler de Başkan Doğan’a kendilerine bu imkanı sağladığı için teşekkür ettiler.

  • (Özel Haber) Yerli Otokopter Sayesinde Terörün Önüne Geçilecek

    Türkiye’de yerli üretimi bulunmayan droneların hem yerli üretimi hem de yerli yazılımı Kastamonu’da yapılacak.

    Küçük yaşından beri teknolojiye büyük ilgi duyan Proekip Teknoloji Genel Müdürü aynı zamanda Kastamonu Üniversitesi Fizik Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisi Zehra Banu Hacıoğlu, 2012 yılında dünyada büyük gelişme gösteren dronelara merak sararak yerli drone üretimi için harekete geçti. 2015 yılında kurduğu şirket ile KOSGEB’den hibe desteği de almaya hak kazanan üniversiteli öğrencisi, üreteceği yerli drone ve yerli yazılım ile terör olaylarını en aza indirmeyi hedefliyor. Üniversitesi öğrencisi, ayrıca Türkiye’de henüz yerli üretimi bulunmayan droneların da yerli üretimini ve yerli yazılımını yaparak güvenlik, tıp, tarım ve sağlık başta olmak üzere birçok alanda daha aktif kullanılmasını amaçlıyor.

    “YERLİ DRONE ÜRETİMİNİ, SERİ ÜRETİME GEÇİRMEK İSTİYORUZ”

    Hacıoğlu, drone teknolojisinin dünyada ve gelişmekte olan ülkelerde fazlasıyla birçok alanda hizmet verdiğine dikkat çekerek, “Dronelar, gelişmiş ülkelerde ve yurtdışında, kargo şirketlerinde, tıpta, polis, asayiş ve güvenlikte, haritacılıkta, tarımda başta olmak üzere birçok alanda yaygın olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde ise, sadece fotoğrafçılık ve hobi alanında kullanılmaktadır. Biz, bu açığı görerek ülkemizde de droneların birçok alanda kullanılmasını sağlamak amacıyla drone üretimi, iskelet üretimi ve yazılım üretimi yapmaktayız. Amacımız, kendi özel tasarımız olan iskelet sistemlerini üretmek ve kendi özel yazılımlarımızı yapmaktır. Her ihtiyaca uygun droneları özel tasarımlarımızla ve yazılımlarımızla üretmek istiyoruz. Ayrıca bunların seri üretimine geçmek istiyoruz” dedi.

    TEKNOLOJİYE OLAN İLGİSİ ONU, İŞ KADINI YAPTI

    Küçüklüğünden itibaren elektronik cihazlara büyük ilgisinin olduğunu söyleyen Hacıoğlu, “Üniversite yıllarımda, elektrik ve elektronik ile ilgili dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmeye çalıştım. Droneların dünyada yaygınlaşmasıyla birlikte ilgim bu alana doğru kaymaya başladı. Dronelar, bugün dünyada haritacılıkta, arama kurtarmada, sağlıkta, tarımda ve bilimsel araştırmalar gibi birçok alanda yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır ve sürekli yeni sektörlere yayılmaktadır. Ülkemizde ise, genel anlamda hobi ve fotoğrafçılık faaliyetlerinde kullanılmaktadır. Dünyadaki gelişimleri takip ederek diğer faaliyet alanlarında da ülkemizde kullanılabileceği düşüncesiyle 2012 yılından itibaren dronelar üzerinde çalışmalar yapmaya başladım. 2015 yılında da KOSGEB girişimcilik sertifikasını aldım. 2015 yılı içerisinde iki proje ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teknik ve Girişimcilik Sermayesi programına başvurdum. Fakat beklediğim sonuçlara ulaşamadım. Kasım ayı içerisinde firmamı kurarak KOSGEB girişimcilik desteğine başvuruda bulundum ve projem desteklenmeye uygun görüldü” diye konuştu.

    “ÖNCELİKLE KENDİ İSKELET SİSTEMLERİMİZİ VE BU SİSTEMLERE BAĞLI OLARAK ÖZEL DRONELARI GELİŞTİRMEK İSTİYORUZ”

    Türkiye’de drone parçalarının üretiminin henüz yapılmadığını söyleyen Hacıoğlu, “Yurtdışından gelen sistemlerin birleştirilmesiyle dronelar hazır hale getirilmektedir. Yurtdışından malzeme getirmek, gümrük vergileri ve gümrükte yaşanacak sorunlardan dolayı beraberinde birçok sorunu getirmektedir. Bu sorunu en aza indirebilmek ve dışa bağımlılığımızı minimize edebilmek ve tasarımlarda esnekliği sağlayabilmek için öncelikle olarak kendi iskelet sistemlerimizi ve bu sistemlere bağlı olarak da özel droneları geliştirmekteyiz. Ayrıca ihtiyaçlara göre yeni sensörler tarafımızca yapılan yazılımlar vasıtasıyla son kullanıcıya çözümler sunmaktayız. Yaptığımız çalışmalarla sürekli ürün yelpazemizi de geliştirmekteyiz” şeklinde konuştu.

    Dronelara konulacak grim sistemi sayesinde her türlü kameranın droneların üzerine monte edilebileceğine dikkat çeken Hacıoğlu, şöyle konuştu: “Şu anda yanımda gördüğünüz drone, 8 motorlu bir otokopter olup iki kilometre menzile ve yüksüz bir saat kadar uçabilme yeteneğine sahiptir. Ayrıca 50 kilograma kadar yük taşıma kapasitesine sahiptir. Son kullanıcının isteği doğrultusunda bu değerler değişebilmektedir. Drone üzerine monte edebileceğimiz grim sistemi sayesinde her türlü kamera ile sorunsuz bir çekim ve sorunsuz bir uçuş gerçekleştirilebiliyor. Bizden talep edilmesi durumunda bu sisteme termal kamera, infrared kamera ultrasonik veya rüzgar sensörü gibi birçok sensör ilave edip programlayarak spesifik sistemler üretebilmekteyiz.”

    “YURTDIŞINDA DRONELAR, GÜVENLİKTE AKTİF OLARAK KULLANILIYOR”

    Yurtdışında polis veya askerler tarafından suçluların takip ve tespiti alanında droneların aktif şekilde kullanıldığına işaret eden Hacıoğlu, şunları kaydetti: “Bu droneların avantajı çok fazla yer kaplamaması ve kısa sürede uçuşa hazır hale gelebilmesidir. Ayrıca droneların kullanılması için bir uzmanlık da gerektirmemesi kullanımını daha etkin kılıyor. Bunların da dışında en önemlisi de fiyatlarının avantajlı olmasıdır. Her karakolda ve ekip arabalarında kolaylıkla bulundurulabilir. Arazi tarama faaliyetlerinde termal kamera ile donatılmış sistem sayesinde verimli bir şekilde kullanılacağı aşikardır.”

    Türkiye’nin, politik konumu itibariyle terör tehdidi altında olduğunu vurgulayan Hacıoğlu, “Asayiş kuvvetlerimiz termal kameralı dronelar kullanarak suçluları tespit edebileceklerdir. Bununla ilgili yazılımlarımız mevcuttur. Biz, KOBGEB desteğini alarak bu droneların iskeletlerini kendi tasarımlarımızla üretmek istiyor ve ülkemize yerli üretimle de katkıda bulunmak istiyoruz. Bu yaptığımız otokopter, 2 kilometre havalanabiliyor ve 2 kilometre uzaklığa kadarda gidebiliyor. Bu otokopterin altına yerleştireceğiniz termal kamera sayesinde suçluları, havadan rahatlıkla görebilirsiniz ve kaçmalarına da engel olabilirsiniz. Termal kameralar kullanılarak ülkemiz sınırlarındaki kaçakları, kaçakçılığı ve kaçak girişleri engelleyebiliriz. Droneların, diğer insansız hava araçlarından farkı düşük maliyette olup her türlü karakollarla özellikle sınır karakollarıyla ekip arabalarında konuşlandırılabilir” ifadelerini kullandı.

    KOSGEB’İN VERDİĞİ DESTEKLE SERİ ÜRETİME GEÇECEK

    Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) Kastamonu Şube Müdürü Nevzat Erol ise, şunları söyledi: “KOSGEB olarak girişimcilerimizin ve KOBİ’lerimizin yanında olmaya ve onların gerçekleştirmeye düşündükleri fikirlere katkı sağlamaya devam ediyoruz. Kastamonu’da çok sayıda girişimcimiz, çok değişik iş fikirleriyle işlerini kurdular. KOBİ’lerimizde, diğer proje ve programlarımızla desteklerini almaya devam ediyorlar. Bu anlamda biz, özellikle inovatif yenilikçi fikirlerle bize gelen arkadaşlarımızın gerçekleştirdiği iş fikirlerini önemsiyoruz. Bu bağlamda bayan girişimci arkadaşımızın iş fikrini de son derece inovatif çalışma olarak değerlendirdik. Bu yüzden KOSGEB destek kapsamına aldık. Bayan girişimcimizden 50 bin TL hibe, 100 bin TL’de faizsiz kredi boyutuyla yeni girişimci destek programından yararlanarak işletmesini kurdu. Bugün burada belki gelecekte çok büyük üretimler yapabilecek olan, Türkiye’de marka değeri olabilecek olan bir işletmenin ilk soluklarını görüyoruz.”

  • Bakan Fikri Işık: “Foton Teknolojisi Sayesinde 10 Terabayt Veri, 1 Saniyede Taşınacak”

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık İstanbul’da katıldığı 8’inci İntel Teknoloji Konferansı’nda bilgisayar teknolojileri ve mimarisinde köklü değişiklik yaşanacağını belirterek, “Foton teknolojisini kullanan optik bilgisayarlar sayesinde 10 terabayt verinin 1 saniyede taşınması hedefleniyor” dedi.

    Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen 8’inci İntel Teknoloji Konferası’na katıldı. Konferansa Bakan Işık’ın yanı sıra İntel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın, Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Bölge Başkanı Çiğdem Ertem, Vodafone Türkiye CEO’su Gökhan Öğüt ve davetliler katıldı.

    Konferansta ilk olarak Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Bölge Başkanı Çiğdem Ertem, İntel teknolojisi hakkında bilgiler verdi. Ardından İntel teknolojisinin hakkında sinevizyon gösterimi yapıldı. Gösterimin sonrasında ise İntel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın, sisler arasında lüks bir otomobille sahneye geldi. Otomobilden inen Aydın daha sonra sunumunu yaptı.

    KELEBEK KANATLARI HAREKETE DUYARLI SENSÖRLE KIPIRDADI

    Sunumun ardından sahneye gelen dansçı grubun gösterisi ise adeta nefes kesti. Gösteride dansçıların ortasında sabit olarak bekleyen kadının üzerindeki kelebek kanatları dikkat çekerken, bu kanatların harekete duyarlı sensör sayesinde kıpırdadığı görüldü.

    Konferansta konuşma yapan Bakan Fikri Işık, “Türkiye’nin yeni nesil teknolojileri geriden takip eden değil, bu teknolojileri üreten, geliştiren ve ihraç eden bir ülke olmak için neler yapmamız gerektiğini birlikte tartışalım. Gelecekle ilgili yapılan konuşmalar, tahminler ve öngörüler zaman zaman muhataplara fantastik gelebiliyor. Tahminleriniz ne kadar somut verilere dayanıyor olursa olsun yaptığınız iş tamamen fütüristik bir iş gibi algılanabiliyor. Bakınız bilim kurgu edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Jules Verne ünlü romanı Ay’a Seyahat’i 1865 yılında yayınlamıştı. 1865 yılında Ay’a yolculuk yapma fikri, bilim kurgunun ötesinde adeta bir fanteziydi. İnsanoğlu sadece 1 asır sonra Neil Armstrong’un ’Benim için küçük ama insanlık için büyük’ diye tabir ettiği adımla o fanteziyi bir gerçeğe dönüştürmeyi başardı” dedi.

    “Bugün dünyada internet erişimi olan insan sayısı 3 milyar civarında olmasına rağmen 13-14 milyar civarında akıllı cihaz bulunmaktadır” diyen Bakan Fikri Işık, “Nesiller internet sayesinde artık arabalar, binalar, beyaz eşyalar ve giysilerde akıllı cihaz özelliği kazanıyor ve kazanacak. Nasıl bugün akıllı telefonumuza bir uygulama indiriyor ve geliştiriyorsak, yarın otomobilimize ve çamaşır makinemize de bir uygulamayı indirebileceğiz. Otomobilimizi satın aldıktan sonra geliştirmek istiyorsak, otomatik park sistemini veya yokuş kalkış destek sistemini internet üzerinden bir uygulama gibi otomobilimize indirme imkanımız olacak. Mesela bir giyim mağazasında hangi model gömleğin daha fazla satıldığını akıllı raflar tespit edecek. Bu raflar bu bilgiyi doğrudan fabrikaya aktaracak. Siparişi yapacak olan fabrika, hangi modelden ne kadar üreteceğine veri akışı sayesinde insan unsuru olmadan doğrudan kendisi karar verecek” ifadelerini kullandı.

    “FOTON TEKNOLOJİSİ SAYESİNDE 10 TERABAYT VERİNİN 1 SANİYEDE TAŞINMASI HEDEFLENİYOR”

    Büyük ve köklü firmaların geleceğin dünyasında çok zorlanacaklarını söyleyen Bakan Işık, “Dünyadaki en büyük şirketler, en iyi teknoloji firmaları gibi listelerin zirvesi yıldan yıla değişiklik gösterecektir. Biliyorsunuz, bir fotoğraf makinesi markası dijital makineye zamanında adapte olamadığı için iflas etti. Cep telefonun pazarı olan bir firma, akıllı telefonlara geçiş sürecinde pazardaki üstün pozisyonunu kaybetti ve çok çok gerilere düştü. Önümüzdeki dönemlerde bu tip hikayelerle daha sık karşılaşacağız. Mesela bilgisayar teknolojileri ve mimarisinde köklü değişiklik yaşanacak. Foton teknolojisini kullanan optik bilgisayarlar sayesinde 10 terabayt verinin 1 saniyede taşınması hedefleniyor. Buna ve benzer süreçlere uyum sağlayamayan firmalar bugün ne derece büyük olursa olsunlar yarının dünyasında yer alamayacaklar” şeklinde konuştu.

    “YERLİ OTOMOBİLİ GELİŞTİRİRKEN SADECE OTOMOBİL ÇIKARTMAKLA YETİNMEK İSTEMİYORUZ”

    İnternet yoluyla her cihazın bilgi teknolojilerinin ürününe dönüştüğünü kaydeden Bakan Işık, “Bu nedenle yerli otomobil projemizi geliştirirken ortaya sadece bir otomobil çıkartmakla yetinmek istemiyoruz. Sürücü kontrol ünitesi veya otonom araç gibi alanlarda dünyaya yeni teknolojilerde sunmak istiyoruz. Bu vesileyle başta İntel olmak üzere pek çok firmamızı Türkiye’deki Ar-Ge merkezlerine büyütmeye veya yeni Ar-Ge merkezi kurmaya davet ediyorum. Uluslararası kuruluşların ülkemizde Ar-Ge laboratuvarlarını kurmak için teşvik ederek başlattığımız bir diğer programda öncül Ar-Ge laboratuvarları destek programıdır. Bu program kapsamında Türkiye’de kurulacak Ar-Ge laboratuvarlarının belirli giderlerini yılda 10 milyon Türk lirasına kadar geri ödemesiz olarak destekliyoruz. Destek programından faydalanmak isteyen 6 uluslararası firmanın başvuru sürecini başlattık ve değerlendirmeler devam ediyor. Tüm uluslararası firmaları bu programdan yararlanmaya davet ediyorum. Teknoloji firmalarını bilişim vadisinde yer almaya orada oluşacak ekosistemden faydalanmaya davet ediyorum” diye konuştu.

  • Arabuluculuk Sayesinde İhtilaflar Mahkemeye Düşmeden 1 Saatte Çözüme Kavuşuyor

    Mahkemelerin yükünü azaltmak maksadıyla Bursa Adliyesi’nde arabuluculuk merkezi açıldı.

    Bursa Adliye Sarayı girişinde oluşturulan arabuluculuk danışma standı ile birinci katta bulunan arabuluculuk bürosunun açılışı yapıldı. Açılışa Adli Yargı ve Adalet Komisyonu Başkanı Ali Rıza Bir, Bursa Başsavcısı Abdulkadir Şahin, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı Sait Gürlek, BTSO Yönetim Kurulu üyesi İlker Duran, başsavcı vekilleri, Bursa Baro Başkanı Ekrem Demiröz, hakim, savcılar, arabulucular katıldı. Açılış töreninde konuşan Arabuluculuk Dairesi Başkanı Hakan Öztatar, arabuluculuk ile vatandaşların ihtilaflarının mahkemelere düşmeden çözüleneceğini söyledi.

    Öztatar, “Hukuk uyuşmazlığına düşen alacak verecek davaları, işçi işveren davaları, maddi manevi telif hakları gibi davalarda dava açmak için gelen vatandaşlarımız önce bu arabuluculuk irtibat ve bilgilendirme bürosundan bilgi alıyor. Dava açmadan önce arabuluculuk yolunu kullanmaları konusunda bilgiler verilmekte. Bugün bir dava açıldığında yaklaşık 200 ile 400 gün sürüyor. Arabuluculuk sayesinde biz bunu bir günde, bazen bir günden daha kısa bir sürede çözebiliyoruz. Bazı uyuşmazlıkları iki ile dört saat arasında bile çözebiliyoruz. İnsanların hukuk uyuşmazlıklarının hızlı bir şekilde çözülmesini istiyoruz. Ayrıca bu sistem daha ekonomik ve ucuz. Kararları tarafların kendi verdikleri bir süreç. Dünyada şu anda 160 ülkede arabuluculuk sistemi uygulanıyor. Bizde 161. ülke olarak bu sisteme girdik. Başbakanımızın hazırladığı altı aylık eylem planı çerçevesinde 21 Hazirana kadar içi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda önce arabuluculuk bürolarında başvurulacak. Daha sonra dava görülecek. Şu ana kadar bin 900’e yakın uyuşmazlık çözüldü” dedi.

    “Çözdüğümüz uyuşmazlıklardaki başarı başarı oranımız yüzde 98 civarında. Bu esasında bir dünya rekoru” diyen Öztatar, “Bu bize insanlarımızın bir masa etrafında toplanıp sorunlarını çözüme kavuşturduğunu gösteriyor. Davalara gelen iş yüzdesinin azaltılması hedefleniyor. Bu sene iş kanunumuz çıktığında 4 yüz bin iş dosyası önce arabuluculuğa gidip, daha sonra mahkemeye gidecek. Bursa’da bugüne kadar 450’ye yakın uyuşmazlık arabuluculuk sayesinde çözüme kavuştu. Biz bunu duyurdukça insanlarımızın geleceğini düşünüyoruz. İnsanlar buraya geldiklerinde daha az masrafla memnun ayrılacak. Şu ana kadar ülkemizde 6 bin 500 kişi arabuluculuk eğitimi aldı. Şu anda 71 ilimizde arabuluculuk büromuz var. Altyapımızı tamamlamış bulunmaktayız. İnsanların arabulucuya daha kolay bir şekilde ulaşmasını sağlayacağız. Burada sadece arabuluculukta ücreti var. Arabuluculukta seans ücreti var. Diyelim ki bir saati 120 lira. İşçi ve işveren iki saat için anlaşırsa 240 lira ödeniyor. Yarısını işçi, yarısını da işveren ödüyor. Davaya göre çok daha ekonomik bir sistem” diye konuştu.

    Daha sonra davetliler Bursa Adliye Sarayı Konferans Salonun’da Hakan Öztatar’ın arabulucukla ilgili konuşmasını diledi. Ardından arabuluculuk bürosu açıldı.

  • Drina’daki Restorasyon Hataları TİKA Sayesinde Düzeldi

    Osmanlı Mimarisi ve Restorasyonda Temel İlkeler Konferansında konuşan Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, “2. Dünya savaşında hasar gören Sokollu Mehmet Paşa (Drina) Köprüsü’nde daha önceki restorasyonlarda yapılan hatalar en son TİKA’nın gerçekleştirdiği restorasyon ile düzeldi” dedi.

    Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın (TİKA) düzenlediği “Osmanlı Mimarisi ve Restorasyonda Temel İlkeler” konferansında konuşan Ahunbay, katılımcılara Osmanlı mimarisi ve restorasyonun temel ilkeleri hakkında bilgi verdi. Osmanlı devletinin hem Avrupa hem Afrika hem de Arabistan bölgesinde bıraktığı eserler olduğunu belirten Ahunbay, “Osmanlı’dan sonra birçok ülkede eserlerin tahrip edildiğini biliyoruz. Geriye kalanlardan bazıları şu an yasal koruma altında ve ilgili ülkelerin koruma programlarına giriyor” ifadesini kullandı.

    Osmanlı mimarisi ve kültürel mirasın korunması gerektiğini vurgulayan Ahunbay, Balkanların herhangi bir köşesinde inşa edilen ufak bir caminin bile mimari açıdan önemli incelikler ve tarihi unsurlar taşıdığına dikkati çekti. Ahunbay, TİKA’nın Balkanlardaki Osmanlı kültür mirası eserlerinin onarım ve bakım çalışmalarında aktif olarak faaliyet gösterdiğini hatırlattı. Bosna’daki savaşta büyük bir bölümü tahrip olan Mostar Köprüsü’nün Türkiye’nin de desteğiyle ayaklarının güçlendirilmesi ve genel restorasyonun yapıldığını ifade eden Ahunbay, 2. Dünya savaşında hasar gören Sokollu Mehmet Paşa (Drina) Köprüsü’nün de TİKA öncülüğünde aslına uygun olarak dünya kültürel mirasına yeniden kazandırıldığını kaydetti.

    Ahunbay, Sokollu Mehmet Paşa Köprüsü’nde daha önceki restorasyonlardaki hataların TİKA’nın yaptığı restorasyonla düzeltildiğini belirterek, “2. Dünya Savaşı’nda hasar gören köprüde 20.yy.da yapılan restorasyonlarda çimento kullanılmış, yani tamamen 16. yy. yapım tekniğiyle yapılmamış. En son TİKA’nın öncülüğünde yapılan restorasyonlarda 20 yy.’daki restorasyonlarda yapılan hatalar da düzeltilmiş oldu.” dedi. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) dünyadaki kültürel mirası korumak için 1972 yılında dünya miras sözleşmesi yayınladığını hatırlatan Ahunbay, Türkiye’nin de 1983’te sözleşmeye imza attığını kaydetti. Ahunbay, Türkiye’nin böylece dünyadaki küresel mirası korumak için üzerine düşen duyarlılığı göstermek için çalışmalara da başlamayı teyit etmiş olduğunu kaydetti.

    Anıt eserlerin aslına uygun restore edilmesi Mevcut anıt eserlerin aslına uygun restorasyon çalışmalarının geçmişte uzman olmayan kişilerce yapılmasının kültürel miras yapıtlarını aslından uzaklaştırdığını savunan Ahunbay, bu konuda yetişmiş insan kaynağının önemine değindi. Ahunbay, anıt tarihi eserlerin eksik kısımlarının tamamlanması, estetik unsurlarının aslına uygun olarak verilmesi için restorasyonda istihdam edilmek üzere uzman kişilerin yetiştirildiğini söyledi. TİKA’nın restorasyon çalışmalarını yürüten idarecilerinin de katıldığı konferans, katılımcıların sorularına verilen cevapların ardından sona erdi.