Etiket: Sanayide

  • ‘Enerjide, Sanayide, Tarımda Nükleer Uygulamalar’ paneli

    ‘Enerjide, Sanayide, Tarımda Nükleer Uygulamalar’ panelinde konuşan ANSİAD Başkanı Sadi Kan, “Antalya’da tarımı ve gıda ihracatımız halen olması gereken noktada değil. Bu konuda nükleer teknolojiye güvenebilirsek daha kaliteli üretimle başarımızı artırabiliriz” dedi. Kan, nükleer enerjide uranyum yerine toryum kullanımıyla ilgili çalışmalar yapılması gerektiğini de kaydetti.

    Antalya Sanayici ve İşadamları Derneği (ANSİAD) ve Akdeniz Üniversitesi Nükleer Bilimler Uygulama ve Araştırma Merkezi işbirliğinde ‘Enerjide, Sanayide, Tarımda Nükleer Uygulamalar’ paneli düzenlendi. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) adına Prof. Dr. Yousry Abushady, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) SANAEM adına Dr. Zafer Sağel, Çek Cumhuriyeti Bilimler Akademisi öğretim üyesi Dr. Ali İhsan Kılıç’ın konuşmacı olduğu toplantıda, Akdeniz Üniversitesi Nükleer Bilimler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. İsmail Hakkı Sarpün, ANSİAD üyesi iş adamları ve çok sayıda akademisyen yer aldı. Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren ANSİAD Başkanı Sadi Kan, enerji, sanayi ve tarım alanlarında nükleer uygulamalarla ilgili paneli Akdeniz Üniversitesi ile birlikte düzenlemekten memnuniyet duyduğunu belirtti.

    “İhale şartnamesi 42 yıl önce hazırlandı”

    Kamuoyunda nükleer bilimler ve nükleer enerji konusunda bilgi sahibi olunamadığını dile getiren Başkan Kan, “Oysa ülkemizde Atom Enerjisi Komisyonu 1956’da kurulmuş, 1962 yılında da Çekmece’de deney reaktörü kurulmuştur. 1976’da Akkuyu için yer lisansı verilmiş, yani 42 yıl önce ilk nükleer santral projesi gündeme alınıp, ihale şartnamesi hazırlanmıştır” dedi.

    1986’da Çernobil felaketi sonrasında Türkiye’de bütün çalışmalara ara verdiğini belirten Kan, “1993-97 yılları arasında nükleer santral çalışması yeniden ilerlemiş, fakat daha sonra bu ilerlemeler devam ettirilememiştir. Yani, Türkiye’de nükleer enerji tarihi yarım asırlık gizemli bir tarih olup, garip bir şekilde de Türkiye’de bir tabu olmuştur. Bugün ise ülkemiz, Mersin ve Sinop’ta iki nükleer santral için adım atmıştır” diye konuştu.

    “Toryum araştırmalarına kaynak”

    Türkiye’de nükleer enerjide uranyum yerine toryum kullanımıyla ilgili çalışmalar yapılması gerektiğini kaydeden Kan, “Toryum konusu uzun yıllardan bu yana dünyada tartışılan, sayın Saleh Sultansoy’un da Türkiye’de yıllardır ısrarla dile getirdiği önemli bir konudur. Dünyadaki nükleer enerji santrallerinde Toryum’um enerji üretiminde kullanılması söz konusu olmamakla birlikte bu konuda büyük çaplı araştırma ve geliştirme çalışmalarının başlatılması gerektiği de çok açık ve nettir” dedi.

    Toryum konusunda stratejik bir Ar-Ge hamlesinin hızla gerçekleşmesi gerektiğinin altını çizen Kan, “30 yıldan bu yana çözemediğimiz cari açık sorununu, toryum araştırmalarına kaynak oluşturarak çözebilir, büyük ihtimalle kendi enerjimizi de kendimiz oluşturmuş oluruz” diye konuştu.

    “Nükleer pek çok alanda kullanılıyor”

    Nükleer denilince akla atom bombası, Çernobil ve ya Fukuşima felaketleri geldiğini dile getiren Kan, “Oysa, yaşamımızda nükleer enerji olmasa steril malzeme bile olamıyor. Nükleer tıp, nükleer fizik, sağlıkta ve ekonomide, özellikle tarımda ve sanayide, yani insan hayatının her alanında yoğun biçimde kullanılıyor” dedi.

    İyonize radyasyon ve nükleer iz tekniklerinin hayatın her alanında olduğunu belirten Başkan Sadi Kan, “Tohum geliştirmede ve gıda güvenliğinde kullanılan ve de kullanılması gereken teknolojilerdir. Nükleer iz teknikleri de su ve toprak yönetiminde önemli faydalar sağlamaktadır. Yani nükleer enerjinin sadece bir felaket, ya da savaş aracı olmadığı, savaştan daha çok barışa hizmet eden bir bilim dalı ve teknoloji olduğu daha iyi kavranmalı ve bu konuya hem devlet hem özel sektör olarak sahip çıkmalıyız” diye konuştu. Nükleer teknolojisinin Antalya için önemli olduğunu belirten Kan, “Bununla birlikte ülkemiz söz konusu alanlarda son zamanlara kadar tamamen dışa bağımlı bir ülke olarak kalmıştır. Şimdi gerek Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ve Askeri Elektronik Sanayii’nin (ASELSAN) gerekse üniversitelerimizin bu alanda teknoloji üretmek için yoğun bir çaba içerisine girmiş olduklarını görmekten mutluluk duyuyoruz” ifadelerini kaydetti.

    “Antalya istenilen noktada değil”

    Antalya’nın tarımda, sağlık hizmetlerinde, gıda üretiminde yerel, ulusal ve uluslararası ölçekte iddialı bir şehir olduğunu sözlerine ekleyen Sadi Kan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tarım ve gıda ihracatımız halen olması gereken noktada değildir. Bu konuda nükleer teknolojiye güvenebilirsek daha kaliteli üretimle başarımızı artırabiliriz. Tohumculuk sektöründe, çalışmalarını yakından takip ettiğimiz derneğimiz üyesi başarılı firmalarımız var ve nükleer teknolojiyi daha verimli kullanabilirler. Ayrıca tıp alanında, tıbbi malzemelerin üretimiyle maliyetlerimizi azaltabiliriz. Antalya’da su ve toprak korunmasında nükleer teknolojilerden daha etkin yararlanabiliriz. İşte bütün bunlar için bu panelin güzel bir başlangıç ve ilerleme vesilesi olmasını temenni ediyorum.”

    Ortak akıl vurgusu

    Bütün şehirlerin ve bütün üniversitelerin her konuda her şeyi yapamayacağını belirten Sadi Kan, “Mutlaka belirli alanlarda uzmanlaşmalı ve küresel kalitede üretim yapabilmeliyiz. Antalya, biyoteknoloji, genetik, tıbbi malzeme üretimi gibi alanlarda ve dijital teknolojilerde belirli ürünlerde stratejik hedefler belirlemeli ve bu yönde ilerlemelidir” dedi. Kamu kurumları ve özel sektörün daha güçlü bir işbirliğine ihtiyacı olduğunu vurgulayan Kan, “Koordinasyon içerisinde olmamız gerektiğine inanıyorum. Üniversitelerimiz yatırımlarını, açacakları fakülte ve bölümleri, araştırmalarını, önceliklerini özel sektöre sormalı ve özel sektör de yatırım projelerini üniversiteye danışmalıdır. Bu beraberliği başardığımızda tarım, sanayi, sağlık, enerji gibi bütün önemli alanlarda daha iyi bir ilerleme sağlayacağımıza inanıyor, buradan çıkacak sonuçlarla Antalya iş dünyasına başarılı bir panel olmasını temenni ediyorum” diye konuştu.

    “Türkiye’nin hedefi yüzde 5 enerji”

    Panelde, ’Dünyada ve Türkiye’de Nükleer Enerji’ konulu konuşmasını gerçekleştiren Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) adına Prof. Dr. Yousry Abushady, nükleer enerji üretimi için santrallerin 1950’li yıllarda inşa edildiğini belirterek, “Bugün dünyada 30 ülkede faal 449 nükleer reaktör bulunuyor. 56 yeni reaktörün yapımı 15 ülkede devam ediyor. Nükleer reaktörler ve üretim kapasitesi bakımından ABD dünyada birinci sırada” dedi. Türkiye için şu an gündemde olan Akkuyu Nükleer Santrali hakkında konuşan Abushady, “Türkiye, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre 2025 sonuna kadar toplam elektrik ihtiyacının en az yüzde 5’ini nükleer güç ile sağlamayı hedefliyor” diye konuştu.

    “Türkiye enerji devi olabilir”

    ‘Enerjide, Sanayide, Tarımda Nükleer Uygulamalar’ panelinde TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saleh Sultansoy, ’Hızlandırıcıların Sanayi ve Enerji Alanında Kullanımı’ hakkında konuşmasını gerçekleştirdi. Sultansoy, “Gelişmiş ülkeler, enerjilerinin büyük kısmını nükleer santrallerden sağlamaktadır. Fransa, enerjisinin yüzde 85’ini nükleer santralden karşılarken, biz yıllardır bu santrallerin kurulup kurulmamasını tartışıyoruz. Bilimsel verilere göre, Türkiye toryum rezervinde dünyada ikinci sırada bulunuyor” diye konuştu.

    Türkiye’nin gelişmesini istiyorsak toryumdan enerji üreten santraller kurmalıyız diyen Prof. Dr. Saleh Sultansoy, “1 gigavatlık enerji için 3,5 milyon ton kömür veya 200 ton uranyum gerekiyor. Aslında 1 ton toryumdan da bu enerji elde edilebilir. 2030’lu yıllarda elektrik enerjimizin yüzde 50’sini yerli kaynağımız toryumdan üretebiliriz. Türkiye enerji devi olabilir, yeter ki biz bu teknolojiye sahip çıkalım ve uluslararası işbirliklerine katılabilelim” dedi.

    Prof. Dr. Sultansoy, Türkiye’nin yakın gelecekte kalıcı bir stratejik değer oluşturabilmek için toryumla ilgili ulusal yol haritasını belirlemesi, gerekli insan kaynağını yetiştirmek amacıyla nükleer teknoloji üniversitesinin ve laboratuvarların kurulması gerektiğine dikkati çekti.

    Nükleer tarım ve verimlilik

    Türkiye Atom Enerjisi (TAEK) SANAEM adına ‘Tarımda Nükleer Uygulamalar’ hakkında konuşmasını gerçekleştiren Dr. Zafer Sağel, “Günümüzde yaklaşık 7 milyar olan dünya nüfusunun 2050 yılında 10 milyara ulaşması beklenmekte ve bu nüfusun beslenebilmesi için dünya gıda üretiminin iki katına çıkarılması gerektiği hesaplanmaktadır” dedi. Buna karşılık ekim alanlarının artırılamaması, hatta en verimli ekim alanlarının hatalı işleme, sulama ve erozyon ile verim güçlerinin azalması gibi sorunların olduğunu dile getiren Sağel, “Tarım alanlarının şehirleşmeye ve sanayi alanlarına kayması nedeni ile gıda üretiminde ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır” diye konuştu. Nükleer Enerjinin barışçıl amaçlarla en fazla kullanıldığı alanlardan birinin de tarımsal araştırmalar olduğunu kaydeden Dr. Sağel, “Nükleer tarım, bitkisel bazdaki tarımsal araştırmalarda nükleer teknikleri bir araç olarak kullanıp verim artışı sağlamak, geleneksel yöntemlerle çözümü mümkün olmayan tarımsal problemlerde nükleer ve ileri teknikleri kullanarak çözümler bulmayı amaçlar” dedi.

    Ticaretin yeni oyuncusu ışınlama teknolojisi

    ANSİAD ‘Enerjide, Sanayide, Tarımda Nükleer Uygulamalar’ panelinin son konuşmacısı Çek Cumhuriyeti Bilimler Akademisi Öğretim Üyesi Dr. Ali İhsan Kılıç oldu. Dr. Kılıç, ’Düşük Enerji Elektron Hızlandırıcılar ile Sanayi ve Tıp Alanındaki Uygulamaların’ ülke sanayisi için önemli bir oyuncu olduğunu kaydetti. Dr. Kılıç, “Endüstriyel ışınlama işlemi gama ışınları, hızlandırılmış elektron demetleri ve x-ışınları kullanılmak suretiyle elektron demetleri ve x-ısınları kullanılmak suretiyle sterilizasyon, gıda ışınlama ve polimerlerinde yapı değişikliği gerçekleştirilen ileri teknoloji bir işlemdir” dedi.

    Işınlama teknolojisinin sağlık, gıda ve plastik sanayinde 30-40 yıldan beri uygulanmakta olduğunu dile getiren Dr. Kılıç, “Günümüzde 50 değişik ülkede 200 kadar gama ışınlama tesisi bulunmaktadır. Ayrıca polimerlerin modifikasyonunda başta çapraz bağlama işlemi olmak üzere fabrika üretim bantlarına bağlı olarak çalışan pek çok elektron hızlandırıcısı cihaz bulunmaktadır” diye konuştu.

    Panel, ANSİAD Başkanı Sadi Kan ve Akdeniz Üniversitesi Nükleer Bilimler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. İsmail Hakkı Sarpün’ün konuşmacılara katkılarından dolayı plaketlerini takdim etmesiyle sona erdi.

  • Giyilebilir teknoloji ile sanayide seri üretim araştırması

    Uludağ Üniversitesi, “Endüstri 4.0” çalışmaları yürüten firmalar için önemli bir projeye imza attı. Üniversite, sanayide giyilebilir teknolojilerden olan “artırılmış gerçeklik gözlüğü”nün seri üretimde kullanılıp kullanılmayacağını araştırarak oldukça yeni olan “nöroergonomi”yi Türkiye’de ilk kez sanayi için uygulamış olacak.

    Uludağ Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Tülin Gündüz’ün yürütücülüğünde gerçekleştirilecek olan “Otomotiv İmalatında Artırılmış Gerçeklik Gözlüğü Kullanımının Bilişsel Yüke Etkisinin Araştırılması” adlı TÜBİTAK 1001 Projesi başlıyor.

    Acıbadem Üniversitesi’nden Nörolog Doç. Dr. Özlem Taşkapılıoğlu ile Elektrik ve Elektronik Yük. Müh. Önder Tokçalar’ın da yer aldığı proje, TOFAŞ’ta gerçekleştirilecek.

    Proje yürütücüsü UÜ Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Tülin Gündüz, TOFAŞ Fabrika Direktörü Erdal Şimşek ve TOFAŞ Üretim Teknolojileri Müdürlüğünden Necdet Barışıker ile birlikte Rektör Prof. Dr. Yusuf Ulcay ve Projelerden Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aslı Hockenberger’i ziyaret ederek proje hakkında bilgi verdi.

    Rektör Prof. Dr. Ulcay, dünyanın “Endüstri 4.0” ile birlikte ekonomiden sosyal düzene kadar bir değişim sürecine girdiğini, Uludağ Üniversitesi’nin de sektörlerin bu yöndeki gereksinimlerini hızlı, güvenilir ve yenilikçi anlayışla karşılayabilmeleri için araştırmalar yaparak bu sürece katkıda bulunduğunu söyledi. Ulcay, bu projede uygulama alanını Üniversite’ye açan TOFAŞ’a teşekkür etti.

    TOFAŞ Fabrika Direktörü Erdal Şimşek de, tasarımda, üretimde, satış ve satış sonrasında teknolojiyi yoğun bir şekilde kullanma zorunluluklarına dikkat çekerek, “Teknolojinin bazen insanla zorlandığı durumlar ortaya çıkabiliyor. Hocamın seçtiği konu da, revaçta olan konulardan. Bizim verimlilik, hatasızlaştırma çalışmalarımızın temeli bu çalışmalar. Onun için sonucunu merakla bekliyoruz” dedi.

    TOFAŞ Üretim Teknolojileri Müdürlüğünden Necdet Barışıker de, Tofaş olarak Endüstri 4.0’ı yakından takip ettiklerini ve ileri uygulamalara digital uygulamaları da ilave ettiklerini belirterek, “Artırılmış gerçeklik gözlüğünü lojistikte parça sıralama işlerinde kullanacağız. Bu konuda yaptığımız pilot uygulamada uzun süre gözlük kullanılamadığını gördük. Çalışanları nasıl ve ne düzeyde etkilediğini öğrenmek istiyoruz. Hocamızın projesi bu açıdan çok kıymetli bizim için. Bu tarz giyilebilir teknolojilerin endüstride daha geniş alanlarda kullanılabilmesi için böyle araştırmalara ihtiyaç var” diye konuştu.

    Çalışmanın detayları

    UÜ Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Tülin Gündüz’ün verdiği bilgiye göre, projeyle, giyilebilir teknolojilerden biri olan “artırılmış gerçeklik gözlüğü”nün seri imalatta kullanılıp kullanılamayacağı araştırılacak. Tamamen gerçek üretim ortamında, gerçek çalışanlarla yapılacak araştırmada, artırılmış gerçeklik gözlüğünün, çalışanın zihinsel yükünü artırıp artırmadığı konusunda da veriler oluşturulacak ve bu etkinin yaşa, cinsiyete, deneyime göre değişiklik gösterip göstermediğine bakılacak.

    Örneğin, cinsiyete göre farklılık çıkmazsa bu sonuç, imalatta giyilebilir teknoloji ile kadın çalışan istihdamının önünü açabilir. Birçok açıdan hem akademik hem de sanayiye katkıda bulunacak olan projenin ülkedeki diğer sanayi kuruluşlarına da rehber olma niteliği bulunuyor. Endüstri 4.0 çalışmalarında bulunan şirketler için, yapılabilir bir örnek olacak. Projenin sonuçları olumlu olması halinde, giyilebilir teknolojilerin otomobil imalatında seri üretimde kullanımının yaygınlaştırılması sağlanacak. Aynı zamanda yeni bir bilim dalı olan nöroergonomi ülkemizde ilk defa bu proje ile uygulamalı olarak çalışılmış olacak.

  • ‘Sanayide Dijital Dönüşüm’ ile verimlilik artırılacak

    Kamu Üniversite Sanayi İşbirliği Portalı (KÜSİP) Tanıtım Toplantısında konuşan Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Genel Müdürlüğü Ar-Ge ve Teknoloji Politikaları Dairesi Başkanı İlknur İnam, ‘Sanayide Dijital Dönüşüm’ projesi ile yüksek katma değerli teknolojik ürünlerin üretileceğini ve verimliliğin artırılacağını söyledi.

    Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Senato Toplantı Salonunda gerçekleştirilen toplantıya, Ar-Ge ve Teknoloji Politikaları Dairesi Başkanı İlknur İnam’ın yanı sıra, Vali Yardımcısı Nail Anlar, ERÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Murat Doğan, AGÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İrfan Alan, 2. Ana Bakım Merkezi Komutanı Albay Tayfun Türkoğlu, Kamu-Üniversite Sanayi İşbirliği (KÜSİ) Çalışma Grubu İl Temsilcisi Doç. Dr. Mustafa Türkmen ve çok sayıda katılımcı hazır bulundu.

    Açılış konuşmasını yapan Vali yardımcısı Nail Anlar, Türkiye’de ve ilde sanayinin gelişmesi için bu gibi toplantıları önemsediklerini dile getirdi ve bu alanda çalışma yapanlara teşekkür etti.

    Ardından, Ar-Ge ve Teknoloji Politikaları Dairesi Başkanı İlknur İnam KÜSİP ve ‘Sanayinin Dijital Dönüşümü’ projesi ile ilgili bilgi verdi. Türkiye’nin, dünyadaki dönüşüm sürecini yakalaması için, söz konusu projeyi önemsediklerini belirten İnam, “Aksi halde sanayimiz rekabetçiliğini kaybedecek ve şu anda var olduğumuz pazarlarda sektörlerde de geride kalacağız. Dijital dönüşüm ile verimliliğimizi artıracağız. İleri teknolojileri kullanarak katma değeri daha yüksek ürünler üreteceğiz. Bakanlık olarak bu konuda 1 yılı aşkın bir süredir çalışıyoruz. Bu kapsamda; imalat sanayiimizin dijital dönüşümü için hangi aşamalardan geçilmeli, neler yapılmalı, kısa, orta ve uzun vadedeki eylemler neler olacak bağlamında bir yol haritası hazırladık. Yakın bir zamanda bu yol haritasının lansmanı da yapılacak” diye konuştu.

    Sanayinin Dijital Dönüşümünde öncü projeleri; Dijital Dönüşüme Giriş, sanayide Dijital Dönüşüm Portalı, Dijital Dönüşüm Merkezleri, Dijital Dönüşüm Destek Programı, Ulusal Endüstriyel Bulut Programı, Sanayide Dijital Dönüşüm Ar-Ge ve Uygulama Alt Yapıları, Kamu İçin Dijital Çözümler, Dijitalleştirilmiş Teknik Kolejler ve Meslek Yüksekokulları, Müfredat Takip ve Tavsiye Kurulu şeklinde sıralan İnam, odak sektörler olarak öncelikle kimya ve ilaç, yarı iletken ve elektronik, makine teçhizat, motorlu kara taşıtları, gıda, içecek ve tütün alanlarında faaliyet gösteren firmaların belirlendiğini ifade etti.

    Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının, ilgili kurumlar arasındaki çalışmaları hızlandırmak amacıyla Yerlileştirme ve Yönetim Kurulu oluşturduğunu dile getiren İnam, birlikte hareket edilen kurumlara dair şu bilgileri verdi:

    “İnsan kaynağı yetiştirme konusunda TÜBİTAK ile çalışıyoruz. Bu kapsamda Bilim Teknoloji Eğitim Daire Başkanlığımız var. Sanayinin ihtiyaç duyduğu insan kaynağı ihtiyacını belirlemek ve ilgili platformlarla bunların hayata geçirilmesi için çalışmalar yürütüyoruz. Ar-ge desteklerinde Bakanlığımızın KOSGEB ve TÜBİTAK destekleri var. Ürün geliştirmede Türk Patent Enstitüsü desteklerimiz var ki, bunlar geçen yıl çıkan Sınai Mülkiyet Kanunu ile de geliştirildi. Yine bu alanda da KOSGEB desteklerimiz var. Yatırım teşvikinde yine KOSGEB’in destekleri olmakla; Bakanlık olarak da büyük firmalara yönelik tekno-yatırım destekleri üzerinde çalışıyoruz. Sertifikasyon süreçlerinde de hem Bakanlığımızın hem de TSE’nin etkin rol aldığını görüyoruz.”

    İnam’ın konuşmasının ardından KÜSİ Çalışma Grubu İl Temsilcisi Doç. Dr. Mustafa Türkmen, KÜSİ’nin ildeki faaliyet ve çalışmalarına dair bilgi verdi. Toplantı, katılımcıların sorularının yanıtlanmasının ardından sona erdi.

  • Pamuk sanayide yeni alanlarda kendine yer buldu

    Hazırgiyim ve tekstil sektörlerinin ana hammaddesi pamuk teknolojik gelişmeler sonucu tekstil ve hazırgiyim sektörlerinde polyestere karşı alan kaybetmesine karşın başka sektörlerin hammaddesi olma yolunda hızla ilerliyor.

    Bu konuda yürütülen AR-GE çalışmalarıyla pamuk kağıt, optik, inşaat ve makine sektörleri başta olmak üzere çok sayıda sektörün hammaddesi olarak kullanım alanlarını genişletiyor. Teknolojik gelişmeler sonucunda polyester tüketimi hızla artarken, toplam lif tüketiminde polyesterin payı yüzde 67’ye ulaşırken, pamuk yüzde 27’de kaldı.

    Tekstil ve hazırgiyim sektörlerinin ana hammaddesi pamuğun tüm yönleriyle tartışıldığı ve pamuğun dünya genelinde kaderini tayin eden kararların alındığı Uluslararası Pamuk İstişare Komitesi (ICAC)’nin 76. Genel Kurul toplantısı bu yıl dünya pamuk üretiminde 6’ncı, pamuk ihracatında 5’inci sırada olan Özbekistan’ın Taşkent şehrinde gerçekleşti.

    Dünya genelinde 1.5 milyon ton’luk pamuk tüketimiyle dünya üçüncüsü olan ve 2020 yılında 7. Dünya Pamuk Araştırma Konferansı’nı İzmir’de düzenleyecek olan Türkiye, ICAC Genel Kurulu’nda kamu ve sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle yerini aldı.

    Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Jak Eskinazi, ana teması “Küreselleşme ve Teknolojik Gelişme Çağında Pamuk” olan toplantıda, dünya genelinde lif tüketiminin 90 milyon tonu aştığının uzmanlarca dile getirildiğini, pamuk tüketiminin ise toplam içerisindeki payının yüzde 27’ye gerilediğini, pamuk açısından sevindirici gelişmenin ise pamuğun birçok sektörde hammadde olarak kullanılmasına olanak sağlayacak Ar-Ge çalışmalarının hız kazanması olduğunu kaydetti.

    Eskinazi, “Günümüzde kağıt, optik, inşaat ve makine sanayiinde pamuk hammadde olarak yerini almış durumda. Ar-Ge çalışmalarıyla yeni sektörlerin hammaddesi olabilecek bir ürün” diye konuştu.

    Pamuğun teknik performansını arttıracak Ar-Ge çalışmalarına yoğunlaşılmalı

    Teknolojik gelişmelerin sonucunda tekstil ve hazırgiyim sektörlerinde pamuk tüketiminin artışının sınırlı kaldığına işaret eden Eskinazi, “İnsanların son yıllarda çok fazla tercih ettiği spor kıyafetler polyester tüketimini hızla arttırdı. 1975 yılında dünya genelinde lif tüketiminde polyester yüzde 5 pay alırken, bugün yüzde 67 seviyesine ulaştı. Bu artışı durdurmak için pamuğun doğal, sürdürülebilir ve yenilenebilir özelliklerini vurgulayan tanıtım kampanyaları yapılmalı, pamuğun teknik performansının nasıl artırılacağı üzerine Ar-Ge çalışmalarına ağırlık verilmeli, Ayrıca son zamanlarda plastik ve mikroplastik kirlenmeye karşı oluşan yeni endişelerin pamuğa olan talebi arttırması için Sosyal Sorumluluk Projelerine destek olunmalı” şeklinde konuştu.

    Pamuk üretimi yüzde 10 artacak

    Uluslararası Pamuk İstişare Komitesi (ICAC)’nin 76. Genel Kurul Toplantısı’nda 2017/2018 sezonunda ekili alanların artışına bağlı olarak dünya pamuk üretiminin yüzde 10 artarak 25.4 milyon ton’a ulaşacağı öngörüsünde bulunulduğu bilgisini paylaşan Eskinazi şöyle devam etti: “Dünya pamuk üretiminin 2017/2018 sezonu süresince tüketimi aşacağı ve dünya pamuk stoklarının 18.7 milyon ton seviyesinde kalacağı ifade edildi. Çin dışındaki stokların yaklaşık aynı oranda artacağı ve Çin’in pamuk stoklarının ise 2017/18 sezonunda düşeceğinin tahmin edildiği iletildi.”

    2020 7. Dünya Pamuk Araştırma Konferansı için istişare yapıldı

    2020 yılında 7. Dünya Pamuk Araştırma Konferansı’nın İzmir’de düzenleneceğini hatırlatan ETHİB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Jak Eskinazi, Ekonomi Bakanlığı Koordinasyonu ve Ege Tekstil ve Hammaddeleri Organizasyonu’nda gerçekleşecek 7. Dünya Pamuk Araştırma Konferansı’nın daha verimli geçmesi adına ICAC Sekreteryasıyla istişare toplantısı yaptıklarını ve organizasyona ilişkin detayların görüşüldüğünü de sözlerine ekledi.

    Uluslararası Pamuk İstişare Komitesi (ICAC)’nin 76. Genel Kurul Toplantısı’nda yapılan sunumlarda tüketicilerin modern ve fonksiyonel ürünlere yönelik talepleri doğrultusunda pamuğun yeni uygulama alanlarının olduğu, pamuğun diğer lifler ile karışımı sonucu inovatif kullanım alanlarının artırıldığı belirtildi.

    Uluslararası Pamuk İstişare Komitesi (ICAC)’nin 77. Genel Kurul Toplantısı’nın Fildişi Sahili’nde gerçekleştirilmesi de kararlaştırıldı.

  • Selçuk’tan, sanayide operatör ihtiyacına robotlu çözüm

    Teknopol Selçuk AR-GE / Akredite Uygulama Merkezi (Teknopol-SAUM) mühendisleri, Türkiye’nin ilk yerli CNC Besleme Robotunu geliştirdi. Çalışma, endüstri sektörüne iş gücü ve maddi açıdan katkı sağlayacak.

    Selçuk Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dekan Vekili ve Teknopol Selçuk AR-GE / Akredite Uygulama Merkezi Başkanı Prof. Dr. Necmettin Tarakçıoğlu yaptığı açıklamada, proje fikrinin Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin’in desteğiyle ülke endüstrisine katkı sağlamak amacıyla geliştiğini söyledi. Bu anlamda ithal edilen, Türkiye’de üretimi yapılmayan ‘besleme robotu’ üretmeye yönelik çalışmalara başladıklarını ifade eden Prof. Dr. Tarakçıoğlu, “Konya, CNC açısından çok ciddi kapasiteye sahip. CNC tezgahlarında, operatör bulma konusunda sıkıntı yaşanıyor. Operatör yerine sürekli aynı işi yapan ama 24 saat yorulmadan çalışan bir robot tasarladık. Yerli ve ilk olması bizim açımızdan önemliydi. Çalışmamız, ülke açısından ciddi bir katma değer sağlamaya yönelikti. Dövme işlemi gibi her türlü işlemi yapabilen bir özelliğe sahip. Robotumuzu genel bir ifadeyle ‘hammaddeyi alıp işlem yapacak tezgahları besleyen bir robot’ şeklinde de tanımlayabiliriz. İlla CNC olması çok fazla önemli değil. Endüstri alanında, ardışık işlemler varsa peş peşe 5 – 6 işlem tamamlanabiliyor. Örneğin robotumuz, komuta edilen işlemleri birinci tezgahın ardından diğer tezgahlara da seri bir şekilde aktarıyor. Her tezgahta, günde 3 vardiya hesabıyla 24 saat aralıksız 3 kişi çalıştığı hesap edilirse 4 tezgahlık bir sistem için 12 kişi lazım. Dolayısıyla tezgahlar yan yana geldiğinde 12 kişiye bedel bir robot çıkıyor” diye konuştu.

    “Konya ve Gaziantep’te potansiyel müşterilerimiz bulunuyor”

    Prof. Dr. Tarakçıoğlu, sektördeki firmaların ithal ürünlerin siparişinde zorluklar yaşadığını belirterek, “İthali niye zor? Çünkü robotlar, tezgaha monte edilmiş halde geliyor. Yani siz tezgahı alırken ‘robotuyla beraber’ derseniz getirtebiliyorsunuz. Biz her türlü eski-yeni tezgahın ölçüsünü, boyutlarını alıyoruz. Ona göre en, boy, yükseklik tayin ediliyor ve robot tasarlanıyor. Fiyatları, Avrupa ve Asya menşeli olarak 50 bin ile 150 bin euro arasında değişiyor. Biz uygun bir fiyatla ülkemiz endüstrisine yerli bir hizmet sunduk. Bu anlamda, görüştüğümüz firmalar oldukça mutlu. Robotumuz, ithal ürünlere göre aşağı yukarı yüzde 40 seviyesinde daha uygun. Çalışmamız, bir ekip çalışması. Arkadaşlarımızın hepsi tecrübeli insanlar. Buraya bu projenin gereğine inanarak dışarıdaki işlerini bırakarak geldiler. Burada bir umut var. Biz ürün sergisini çoğaltma ve yayma inancındayız. Şu anda Konya ve Gaziantep’te 2 tane bununla ilgili ciddi bir potansiyele sahip müşterimiz var. Onların tezgahlarına göre ön tasarımlara başladık ve önümüzdeki günlerde üretimini tamamlayacağız. Gelecekten umutluyuz. Türkiye iyi bir yolda, iyi bir kulvarda. Dolayısıyla hepimiz koşarak çalışmamız lazım. Bunu bize hem kültürümüz hem inancımız hem de aldığımız eğitim öneriyor” şeklinde konuştu.

    “Firma ve çalışanlar için avantaj sağlıyor”

    Proje ekibinde yer alan Makine Mühendisi Bilal Çetinkal ise Teknopol Selçuk AR-GE / Akredite Uygulama Merkezinin uygulamaya yönelik çalışmaların gerçekleştirilmesi açısından önemli imkanlar sunduğunu söyledi. Besleme robotu hakkında bilgi veren Çetinkal, şunları kaydetti: “Robot 2 hatla çalışıyor. Yatayda x hattı, dikeyde z hattıdır. Bunun dışında, bir yan hattı y vardır ve kafaya ilave hatlar eklenir. Çevrede tezgahların çok olması ve operatör ihtiyacının olmasından dolayı böyle bir şey yapmaya karar verildi. ‘Yerli imalat olsun’ denildi. Tabii ki dedik. Yani hem elimizdeki imkanlar hem de üniversitenin imkanları hepsini bir araya getirdik ve böyle bir ürün ortaya çıkardık. İnsanlar için avantajlı. İnsan zarar görmez. ‘Suya, yemeğe ihtiyacı yok’ diye bir tabir var, tam da onun gibi. Siz malzemesini verirsiniz, o işini yapar. İşi bittiği zaman haber verir. Firmalar açısından hem kolaylık hem de avantaj sağlıyor. Böyle güzel bir projeye girdik ve ülkemize hizmet ediyoruz. Bu tür projelere imza atınca güzel işler çıkıyor. Sonuçta yerli bir imalat gerçekleştiriyorsunuz. Önümüzün daha da açılmasını umut ediyorum.”