Etiket: sanatçı

  • Şebnem Ferah İçin Beste Yazan Sanatçı, Oyunculuğu Hedefliyor

    Gaziantep’te, sesi, besteleri ve farklı tarzıyla yeni bir sanatçı doğuyor. Kendi bestelerini yazan Naz Ölçal, ünlü Türk Rock Müziği sanatçısı Şebnem Ferah için bir beste yazdı. Sesi ve besteleri ile çok konuşulacağı tahmin edilen Ölçal, tiyatrocu olmanın hayalini kuruyor.

    Sanatın zirve yaptığı ve birçok sanatçının yetiştiği Gaziantep’ten bir yetenek sanat dünyasına ilk adımlarını atmaya hazırlanıyor. Bestelediği parçaları kendi tarzıyla yorumlayan Naz Ölçal, Şebnem Ferah için şarkılar besteledi. Ferah hayranı genç sanatçının hayalini oyunculuk süslüyor.

    Gaziantep Kolej Vakfı Özel Okullarında okuyan Naz Ölçal, en büyük desteği ailesinden, öğretmen ile idarecilerinden aldığını kaydetti. Akustik müzik yapan Naz Ölçal’ın kendi yazdığı ve yorumladığı 10 beste dinleyenlerin beğenisini kazanıyor. İnsan yaşamlarını mercek altına aldığını belirten Ölçal, ilgisini çeken insanlar ve hayatları ile ilgili besteler yazması nedeniyle benimsendiğini kaydederek “Bestelerimde insan ve sevgi konularını işliyorum. Bazı bestelerimi hayranı olduğum Şebnem Ferah için yazdım. Bazı bestelerimde, dışarıdan gözlemlediğim insanların hayatlarını konu aldım. Son bestemi anne ve babam için yazdım” dedi.

    İlk bestesini 2014 yılında yaptığını belirten Ölçal, “İlk bestemi Aralık 2014’te yaptım ama içime sinen bir gitarist bulamadığımdan bestemi bekletmek zorunda kaldım. Daha sonra sınıf arkadaşım Selim Barlık, bana yardımcı olacağını söyledi ve birlikte çalışıp Ekim 2015’te parçayı tamamladık” diye konuştu.

    OYUNCU OLMAYI HEDEFLİYOR

    Güzel sanatlar alanında kendisini yetiştirmek isteyen Naz Ölçal, 2014 senesi yaz tatilinde İstanbul Başkent İletişim Bilimleri Akademisinde 4 aylık bir diksiyon ve tiyatro eğitiminin ardından sertifika almaya hak kazandı. Akabinde Ajans tarafından belli bir markanın reklam filmi çekimleri için çağrıldı. Üniversite eğitimini alırken psikoloji okumak istediğini belirten genç sanatçı, aynı zamanda tiyatro bölümünde ileri düzey eğitim alarak, oyunculuk hayatına başlamayı hayal ediyor. Gelecekle ilgili planlarını anlatan Ölçal, “Üniversitede psikoloji eğitimimi tamamlarken, aynı zamanda oyunculuk eğitimi alıp kendimi bu alanda geliştirmek istiyorum. Ama meslek olarak oyunculuk benim için ilk planda. Gelecekte kendimi, büyük bir bestekâr ve iyi bir oyuncu olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

    Sanata ilgisinin aileden geldiğini anlatan Ölçal, en büyük desteği anne ve babasının verdiğini ifade etti. Gaziantep Kolej Vakfı Özel Okullarının birçok projesinde aktif olarak görev aldığını vurgulayan Ölçal, sahne sanatlarının kendisinde öz güven duygusunu geliştirdiğini anlattı.

    Gaziantep hayranı olduğunu ifade eden Naz, el sanatlarına ilgili olduğunu kaydetti. Özellikle Gaziantep’teki bakır işlemeciliğiyle, sedef kakmacılığının ilgisini çektiğini vurgulayan Öçal, ustaların duygularını desenlerle yaşattığını ifade ederek “Ben de bir gün sanatımla ülkemde önemli bir yere gelirken bu alanda iz bırakmayı çok istiyorum. Gerek GKV Özel Okullarında idareci ve öğretmenlerimle arkadaşlarım gerek ailem ve çevrem bu konuda en büyük destekçim” dedi.

  • BEÜ Senatosu’ndan Ünlü Sanatçı Hasan Aycın’a Fahri Doktora Payesi

    Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Senatosu 5 Kasım 2015 tarihli toplantısında ünlü karikatür sanatçısı Hasan Aycın’a fahri doktora payesinin tevcihine karar verdi.

    Senatonun oy birliği ile aldığı kararda “Geleneksel sanatlarla modern bakışı yerlilikten evrenselliğe uzanan bir inanç, tarih, ahlak, sanatsal biçim – özbilinci zemininde birleştirmesi, formu ve teknik olanakları ile karikatürü de içine alan ancak anlam dizgesi, felsefesi, sembolizmi ve çağrışım düzeyleri itibariyle karikatürü aşan ve dolayısıyla karikatürden daha genel olan ‘çizgi’ tanımını benimsemekle kalmayıp ona aynı adla yerli sanatta yepyeni bir alan açan sanatsal yaklaşımları dolayısıyla Hasan Aycın’a Üniversitenin fahri doktora payesinin tevcihine oy birliği ile karar verilmiştir” ifadesine yer verildi.

    Rektör Prof. Dr. Mahmut Özer, BEÜ Senatosunun kararını değerlendirdiği açıklamasında şunları söyledi:

    “Üniversitelerin bilimi, sanatı, edebiyatı, düşünceyi başarılarıyla evrensel boyuta taşıyan değerlerimiz olan isimlere teşekkür borcunun en güzel ifadesinin fahri doktora payesinin tevcih etmeleri olduğunu düşünüyorum. Bülent Ecevit Üniversitesi Senatosu, bu konuda son derece hassasiyet gösteriyor. Sanat, düşünce ve bilim insanlarına Üniversitemizin fahri doktora payesinin tevcihi ile Bülent Ecevit Üniversitesi ailesine yeni ve değerli bir üye daha kazandırıyoruz. Senatomuz son toplantısında Ünlü sanatçımız Sayın Hasan Aycın’a fahri doktora payesinin tevcihine oy birliği ile karar verdi. Hasan Aycın’ın çizgileri, sanata bakışı ve felsefesi, milli kültürümüzün gelenekselden evrensele uzanan zengin ifadelerini içeriyor.”

    HASAN AYCIN

    Hasan Aycın, 1955’te Balıkesir’in Aslıhantepecik köyünde doğdu. İlk öğrenimini köyünde, orta öğrenimini Balıkesir imam-Hatip Okulu’nda, yüksek öğrenimini Bursa iktisadi ve Ticari ilimler Akademisi’nde tamamladı. Bir fabrikada grafikerlik ve bir süre pazarcılık yaptıktan sonra İstanbul’a yerleşti, kendi grafik bürosunda çalışmasını sürdürdü.

    Hasan Aycın’ın ilk çizgisi 3 Şubat 1978 tarihli Yeni Devir gazetesinde yayımlandı. Yeni Devir, Mavera, Aylık Dergi, Gül Çocuk, İslam, Kadın ve Aile, Inquiry, Kardelen, Yedi İklim, Milli Gazete, Zaman, Yeni Şafak, Kayıtlar ve Hece dergilerinde yayımlanan çizgileri Bocurgat (Çıdam Yayınları, 1989; Yedigecekitapları, 1994), Gece Yürüyüşü (Yedigecekitapları, 1994), Âsâ (Yedigecekitapları, 1998), Kulbar (Yedigecekitapları, 2003), adlı albümlerde toplandı; çocukluk-gençlik dönemi tanıklıklarıyla söyleşileri de Müşâhedât (Hece, 2003) adıyla kitaplaştı.

    Son iki yıldır Hamzanâmeler ve masallar başta olmak üzere geleneksel doğu anlatıları üstünde çalışan Hasan Aycın’ın, telif Keloğlan Masalları, ilkin beş küçük kitap halinde (Semerkant, 2002) ve son çalışması da Esrarnâme (on bir masal) adıyla (Timaş Yayınları, 2003) okurla buluştu. Evli ve dört çocuk babası olan Hasan Aycın, halen İstanbul’da yaşıyor, çizgi ve yazı çalışmalarını Kudüs, Yedi İklim, Hece ile Hece Öykü dergilerinde yayımlıyor.

  • Bel Ağrısı, Sanatçı Suna Pekuysal Hastalığı Denilince Önemseniyor

    Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AB İmmünoloji-Romatoloji BD Öğr.Üyesi Prof. Dr. Nurullah Akkoç, Türkiye’de bel ağrısı görülme sıklığının yüzde 80 olduğunu belirterek,“ Bir kişinin yakınında sanatçı Suna Pekuysal hastalığı diye bilinen hastalık(ankilozan spondilit) yoksa, bel ağrısı olduğu zaman romatoloğa gitmek aklına gelmiyor” dedi.

    Türkiye Romatoloji Derneği tarafından düzenlenen XVI. Ulusal Romatoloji Kongresi, Antalya Belek’te devam ediyor.

    Kongre kapsamından düzenlenen basın toplantısında konuşan Kongre Başkanı Prof. Dr. Sedat Kiraz, saygın bilim insanlarının katıldığı kongrede, romatoid artrit, Behçet hastalığı, ailevi Akdeniz ateşi, Gut, çocukluk çağında başlayan romatizmal hastalıklar, romatolojik hastalıklarda genetik modelleme, skleroderma” gibi öne çıkan konularda görüş alışverişinde bulunulduğunu söyledi.

    178 konuşmacı, 790’ı aşkın katılımcı ile kongrenin gerçekleştirildiğini kaydeden Prof. Dr. Kiraz, kongre kapsamında 4 kurs, 23 bilimsel oturum, 10 uydu sempozyumu, 8 uzmanına danış oturumu, 5 sözlü bildiri oturumu ve 6 poster turu oturumunun yanı sıra 33 hemşirelik oturumu, 4 hemşirelik uzmanına danış oturumu ve 2 hemşirelik pratik uygulama oturumu yer aldığını söyledi.

    AİLESEL AKDENİZ ATEŞİ

    İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AB, Romatoloji BD Öğr.Üyesi Prof. Dr. Ahmet Gül, adı romatizma olarak anılan yaklaşık 200 kadar hastalığın olduğunu belirterek, bu hastalıkların bazılarının Türkiye’de oldukça sık görüldüğünü aktardı.

    Ailesel Akdeniz Ateşi’nin (AAA) çekinik olarak geçen ırsi bir hastalık olduğunun altını çizen Prof.Dr. Ahmet Gül, “Türkiye’de hastalığa neden olan mutasyonların taşıyıcılığı yüzde 10 ile 20 arasındadır. Oldukça yüksek bir oran. Hastalık çekinik geçiyor. Hasta olmak için hem anneden hem babadan mutasyonların geçmesi gerekiyor. Bu kadar çok taşıyıcı olmasına rağmen görülen hasta sayısı ortalama Türkiye için bin 1 seviyelerindedir. Türkiye içinde daha çok hastalığın görüldüğü alanlarda var. Özellikle Türkiye’nin kuzeyi. İsminin tam aksine AAA’nın sık görüldüğü bölgeler. AAA denildiği zaman Akdeniz’in doğusundaki ülkeler, bunun içine Türkiye, Orta Doğu, Kuzey Afrika, özellikle Yahudi, Ermeni, Arap’larda sık görülüyor” dedi.

    “TANI GECİKMESİ VAR”

    Hastalığın belirtileri hakkında paylaşımlarda bulunan Prof. Dr Ahmet Gül, “ Çocukluk dönemimde başlayan ve yaklaşık 1-3 gün süren, vücudun belirli yerlerinde oluşan iltihap ve ateşle seyreden ataklara neden olur. Bu ateşli ataklar değişen sıklıkta tekrarlar. Vücutta kendiliğinden tekrarlayan ataklar tedavi edilmediğinde amiloidoz denen ve çözünmeyen bir proteinin birikmesi sonucu böbrekler başta olmak üzere, çok sayıda organda yetersizliğe neden olabilen bir hastalığın gelişme olasılığı artmaktadır. Hastalığın bilinirliğinin artmasına ve genetik tanı olasılıklarının geliştirilmesine karşın, ülkemizde oldukça sık görülen ve oldukça önemli klinik sonuçlara yol açan bu hastalığın tanısında hala hatırı sayılır (7-10 yıl) bir gecikme ve tedavi kararı ile ilgili olarak önemli sorunlar gözlenmektedir” diye konuştu.

    “ORGAN YETMEZLİKLERİNE NEDEN OLUR”

    “Hastalık yüzde 85 hastada 20 yaş öncesi başlar” diyen Prof. Dr. Ahmet Gül, “ Daha ileri yaşlarda, özellikle 40 yaş sonrası başlaması çok çok nadirdir. Atak sırasında yapılan kan incelemelerinde iltihap testlerinde yükselmeler tanıya yardımcı olur. Ataklar genellikle 12-72 saat sürer. Artrit atakları ise biraz daha uzun olabilir ve sonlanması 1 hafta-10 günü bulabilir. Aşırı fiziksel aktivite, emosyonel stres, adet dönemleri atağı tetikleyebilir. Ataklar şiddetli belirtilere neden olasa da kendiliğinden sonlanır. Hastalık tanısı geç konulan ya da tanı konulduğu halde düzenli ve etkin tedavi edilmeyen hastalarda korkulan komplikasyon artmış sekonder amiloidoz riskidir. Bu hastalarda amiloid proteininin böbrekler, karaciğer, damarlar, bağırsaklar, kalp vb. organlarda birikmesi, bu organların normal işlevlerinin bozulmasına sebep olur. En sık olarak gözlenen sonuç böbrek yetersizliğidir. Önce idrarla protein kaçağı, ardından diyaliz ihtiyacı ortaya çıkar” ifadelerine yer verdi.

    “TEDAVİDE KOLŞİSİN BİTKİSEL İLACI”

    Hastalığın tedavisinde güz çiğdeminden elde edilen kolşisin adı verilen bitkisel bir ilacın kullanıldığını kaydeden Prof.Dr. Gül, “Kolşisin ilacı yeterli dozda ve düzenli kullanılırsa hem atakların tekrarlamasını, hem de amiloidoz gelişmesini önler. Kolşisin tedavisi ile hastaların yüzde 65 kadarında belirtilen tama yakın, yüzde 30 kadarında ise kısmen kontrol altına alınabilmektedir. Hastaların %5 kadarında ise kolşisine yanıt alınamamaktadır. Kolşisin tedavisi ömür boyu sürdürülmelidir. İlaç gebelik ve süt verme dönemlerinde de güvenli kabul edilmektedir. Kolşisin tedavisine yanıt alınamayan hastalarda, iltihaba neden olan asıl etken olan IL-1 sitokinini engelleyen biyolojik ilaçlar ile oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir” şeklinde konuştu.

    BEHÇET HASTALIĞI

    İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AB, Romatoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vedat Hamuryudan, Türkler denince akla ikinci gelen romatizmal hastalığın Behçet olduğunu aktardı.

    Behçet hastalığının nedeninin tam olarak bilinemediğini ifade eden Prof. Dr. Hamuryudan, “ Behçet hastalığı bir çok sistemi aynı anda tutabiliyor. Renkli bir hastalık. Behçet denilince akla tekrarlayan ağız yaraları akla geliyor. Her ağız yarası da Behçet hastalığı olarak düşünülmemelidir. İkinci bulgu ise cinsel bölgede çıkan yaralardır. En sık bacak ön yüzünde çıkan cilt altında, ağrılı kırmızı şişlikler (eritema nodosum) bu bulguların en belirgin olanlarıdır. Ancak ağız yaralarına yol açabilecek başka pek çok hastalığın da olabileceği unutulmamalıdır. Tek başına ağız yaralarının varlığı Behçet hastalığı tanısı koydurmaz” diye konuştu.

    “BEHÇET, HAMİLELİĞE ENGEL DEĞİLDİR”

    Behçet tedavisinde temel tedavinin ilaçlar yoluyla yapıldığını dile getiren Prof. Dr. Hamuryudan, hastalığın bulaşıcı olmadığını hasta anne ve babadan olan çocukların Behçet hastalığına yakalanma oranının düşük olduğunu bildirdi.

    Behçet hastalığının gebe kalmaya engel olmadığını açıklayan Prof. Dr. Hamuryudan, gebe kalındıktan sonra doktor kontrolünde ilerlenilmesi gerektiğini vurguladı.

    “GUT HASTALIĞI”

    Kongre Başkanı Prof. Dr. Sedat Kiraz, Gut hastalığı ürik asit denilen vücuttaki proteinlerin yıkım ürünü olan maddenin kanda düzeyinin artması sonrası eklemlerde ürik asit kristallerinin çökmesiyle eklemde kızarıklık,şişlik ve ağrının oluşmasıyla ortaya çıkan bir hastalık olduğunu kaydetti.

    “BESLENME ŞEKLİ ÖNEMLİ”

    Gut hastalığı ve ürik asit yüksekliğinin son zamanlarda sıklığında artış yaşandığına dikkati çeken Prof.Dr. Kiraz, “ Bununda en önemli nedenlerinden biri obezitenin artması, beslenme şekli, ortalama yaşam süresinin uzaması, aşırı alkol alımıdır. Ürik asit yüksekliği eklem şikayetine neden olmuyor. Hipertansiyona, erken ölümlere sebep olabiliyor. İlk atak olduktan sonra hiçbir şey yapılmazsa kişi 7-10 gün içinde iyileşiyor. İkinci atağın ne zaman geleceğini öngörmek zor. Ürik asit yüksekse ikinci atak gelmesi yüksek. 2 yıl içinde hastaların yüzde 97’si ikinci atakla karşılaşıyor” ifadelerini kullandı.

    Gut’un tedavisinde beslenme şeklinin değiştirilmesinin önemli olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Kiraz, “ Proteinden fakir gıdalar almak gerekir. Alkol alımı kısıtlanmalıdır” dedi.

    “BEL AĞRISI GÖRÜLME SIKLIĞI YÜZDE 80”

    Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AB İmmünoloji-Romatoloji BD Öğr.Üyesi Prof. Dr. Nurullah Akkoç, toplumda bel ağrısı görülme sıklığının yüzde 80 olduğunu söyledi.

    Bel ağrısının çok çeşidinin olduğuna değinen Prof.Dr. Akkoç, “ Belinde ağrıyla doktora giden kişiye hemen MR çekilir. Bu başvuran kişilerin üçte biri bel fıtığı teşhisi alıyor. Sokaktan 100 kişiyi çekseniz, bunların hiç bel ağrısı olmasa bile çekilen MR’da 30’unun bel fıtığını görebilirsiniz. Bu bizim için zorluk. Bizim hastalarımızda bel ağrısı olduğu zaman MR’larındaki tanıyla bel fıtığı tanısı alıyorlar. Bir kısmı ameliyatta olabiliyor” dedi.

    “BEL AĞRISINDA ROMATOLOĞA GİDİLMİYOR”

    Yaptıkları bir çalışmadan da örnekler sunan Prof. Dr. Akkoç, “ Türkiye çapında 450 Ankilozan spondilit(AS)(omurga hareketlerinin azalmasını ya da yok olması) tanısı alan hastalara, ilk aldığınız teşhis neydi diye sorduk. Yaklaşık yüzde 33 bel fıtığı teşhisi almışlar. Bunların yüzde 7’side bel fıtığı ameliyatı geçirmiş. Yanlış diye söyleyemeyiz. Dikkat çekicidir. Hastalık Türkiye’de Suna Pekuysal hastalığı olarak bilinir. Bir kişinin yakınında Suna Pekuysal hastalığı diye bilinen hastalık yoksa bel ağrısı olduğu zaman bir romatoloğa gitmek aklına gelmiyor. Bel fıtığının AS’deki bel ağrısı ile temel farkları vardır” diye konuştu.

    “BEL FITIĞI AĞRISI BİR HAREKET YAPARKEN ANİDEN ORTAYA ÇIKAR”

    Bel fıtığı ağrısının bir hareket yaparken aniden ortaya çıktığını işaret eden Prof. Dr. Akkoç, “ Yorulduğunuz zaman ortaya çıkar. Fakat romatizmal ağrılarda ise hasta sabah yataktan ağrıyla kalkar. Yataktan tutuk kalkar. Kimi kişi, ‘Kendimi kazık gibi hissediyorum’ der. Bele kazık koymuşlar gibi olur. Bunları bile sorgulamak hastalığın tanısını koymak açısından çok faydalıdır” dedi.

    Prof.Dr. Akkoç, Türkiye’de yaklaşık 200 bin kişiyi etkileyen ciddi bir hastalık olan AS hastalarının yüzde 50’sinin iş kaybı yaşayabildiğini belirtti.

    AS hastalarının yüzde 40’ının hangi doktora gideceğini bilmediğini dile getiren Prof. Dr. Akkoç, “Bu hastalara romatoloji uzmanları bakmaktadır. Türkiye’de AS tanısı, hastaların doktora ilk başvurdukları tarihten ortalama 8 yıl sonra konabilmekte fakat hastaların başvurduğu ilk hekimin romatolog olması halinde bu süre kısalabilmektedir. Fakat bunların sayısı Türkiye’de 250’yi geçmemekte, bu nedenle hastaların doktora erişiminde sıkıntılar yaşanmaktadır”şeklinde konuştu.

    “HER 3 AS HASTASINDAN BİRİ FITIK TEŞHİSİ ALIYOR”

    AS’nin erkeklerde kadınlardan daha sık görüldüğünü kaydeden Prof.Dr. Akkoç, “ Hastalığın son aşamasında bazı hastalarda toplum arasında ’kamburluk‘ olarak bilinen sırt ve boyun deformasyonu görülebilir. AS’nin bel fıtığındaki ağrıdan en önemli farkı, ağrının istirahat halinde artması ve aktiviteyle azalmasıdır. Her 100 ankilozan spondilit hastasından 7’sinin öyküsünde bel fıtığı ameliyatına rastlanmaktadır. Ankilozan spondilit en çok bel fıtığıyla karışmakta, her 3 ankilozan spondilit hastasından biri en başta bel fıtığı tanısı almaktadır” diye konuştu.

    VASKÜLİT

    Kongre Genel Sekreteri Doç. Dr. Ömer Karadağ, Vaskülit’in genel olarak atardamarların iltihabı anlamına geldiğini aktararak, toplumda nadir olarak görülse de tanıda gecikme olması durumunda hayati tehdit edici sorunlara yol açabildiğini açıkladı.

    Prof. Dr. Karadağ, Vaskülitler uzun süreli yani kronik hastalıklar olsa bile erken tanı ve etkin tedavi ile başarılı sonuçlar elde edilebildiğini kaydetti.

    YAŞLA BİRLİKTE ARTRİT GÖRÜLME ORANI ARTAR”

    Türkiye Romatoloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İhsan Ertenli Artritin (arthritis) eklemdeki yangılı (inflamasyon) durumu olduğunu belirterek, artritin; yangı, ağrı, sertlik, kızarıklık ve şişliği bir arada bulunduran tıbbi bir terim olduğunu söyledi.

    Artritin, çocuklar da dahil olmak üzere her yaştan insanı etkileyebildiğini kaydeden Prof.Dr. Ertenli, “ Yaşla birlikte artritin görülme sıklığı da artmaktadır, her 5 hastadan yaklaşık 3’ü 65 yaşın altındadır. Eklem, kemiklerimizin birleştiği, çoğu oynar bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek; dirsek, diz, parmak, ayak bileği eklemleri); bazı eklemlerimiz ise, sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller. Doktor hastasına artrit olduğunu belirtirse, eklem ya da eklemlerinizde iltihap olduğu kanısına varmıştır. Artrit, ön planda, hareketli eklemlerin hastalığıdır” ifadelerini kullandı.

    “ARTRİT BELİRTİLERİ”

    Artritin ağrı, şişlik, kızarıklık, sıcaklık ve eklemin normal hareketlerini yapamaması gibi belirtileri olduğunu işaret eden Prof.Dr. Ertenli, “ Ağrı, eklemin hareket etmesiyle, istirahatte ve bazen de gece meydana gelebilir. Hasta eklem bölgesinde, özellikle sabahları ve istirahat sonrası tutukluk (eklemin hareketlerinde güçlük) daha belirgindir. Bu hastalıklarda sadece eklemler değil eklemin çevresindeki kaslar, yumuşak dokular ve bağlar da etkilenebilir.Uzun süren artritler eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilirler. Halsizlik ve yorgunluk, artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder” dedi.

  • Türkücü Ramazan Kartal vefat etti

    Türkücü Ramazan Kartal vefat etti

    Türkücü Ramazan Kartal kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Türkücünün hayatını kaybettiğini öğrenen yakınları göz yaşı döktü.

     

    Edinilen bilgilere türkücü Ramazan Kartal Bahçelievler Şirinevler MahallesiBarbaros caddesinde üzerinde bulunan bir arkadaşının işyerine geldi. Kısa süren sohbetin ardından Kartal aniden fenalaştı. İşyerinde bulunan kişilerin haber vermesiyle olay yerine hemen sağlık ekipleri geldi. Kartal’a yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Sağlık ekiplerin polis ekiplerine haber vermesi üzerine iş yerine olay yeri inceleme ekibi geldi. İş yerine gelen polis ekipleri, iş yerinde incelemeler yaptı. Türkücü Ramazan Kartal’ın cenazesi yapılan incelemelerin ardından Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

     

    Türkücünün hayatını kaybettiğini öğrenen yakınları olay yerine gelerek gözyaşı döktü. Ağabeylerinin vefat ettiğini öğrenen Muzaffer ve Murat Kartal kardeşler olay yerine gelerek ağabeylerinin vefatı hakkında bilgi aldı. Ağabeylerinin ölümünden dolayı çok üzgün olduğunu söyleyen Murat Kartal, “Abim avukatına gelmiş. Burada rahatsızlanmış, şekeri vardı zaten burada vefat etmiş. Çok üzgünüz.” dedi.

    Polis olayla ilgili soruşturma başlattı.

  • Köksal Bütün 4. CD’sini çıkardı

    Köksal Bütün 4. CD’sini çıkardı

    Erzurumlu sanatçı Köksal Bütün 4. albümünü çıkardı.

     

    ‘Of ulan of’ isimli albümün büyük ilgi gördüğünü belirten Köksal Bütün, 7 aydan itibaren Erzurumlu sevenleri ile buluşacağını söyledi. Almanya’da bir dizi konserler verdiğini anlatan Bütün, ‘Yaz mevsiminde Erzurum’u  ilçe ilçe dolaşacağız’ dedi.