Etiket: Saldırılar

  • Siber saldırılar, iş dünyası açısından bir numaralı risk haline geldi

    Tüm dünyada; işsizlik, artan siber riskler, ulusal yönetimlerden kaynaklanan sorunlar ve enerji fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar konularındaki endişe artıyor. 140 ülkede 12 binden fazla yöneticinin katılımıyla hazırlanan İş Dünyası İçin Bölgesel Riskler Raporu, tüm dünya genelinde artan riskleri tekrar gözler önüne serdi.

    Dünya Ekonomik Forumu tarafından 140 ülkeden 12 bin 548 yöneticinin katılımıyla hazırlanan ‘İş Dünyası İçin Bölgesel Riskler Raporu’ çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Çalışma kapsamında katılımcılardan, ‘önümüzdeki 10 yıl içerisinde ülkelerinde iş dünyası açısından en büyük endişe kaynağı olacağına inandıkları beş küresel riski’ seçmeleri istendi. Söz konusu listede terör saldırıları, aşırı hava olayları, devletlerin batması ve krizin de bulunduğu 30 risk yer aldı.

    Rapor yıl boyunca 12 binden fazla yöneticinin katıldığı Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık “Yönetici Görüşleri Anketi”nden alınan bilgilere dayalı olarak hazırlandı. Rapor kapsamında; sekiz bölgenin risk algılarında ciddi farklılıklar olduğu ortaya çıktı. İşsizlik, ulusal yönetimlerden kaynaklanan sorunlar ve enerji fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar endişe yaratan konular arasında en üst sıralarda yer aldı.

    Siber saldırıları risk olarak gören bölgeler artışa geçti

    Rapora göre siber saldırıların Avrupa, Doğu Asya ve Pasifik ile Kuzey Amerika bölgelerinde bir numaralı risk olarak görüldüğü ortaya çıktı. Bu durumun da teknolojik risklerle ilgili endişelerin artığının en önemli göstergesi olarak ortaya çıktığı belirtildi. Yine yürütülen çalışmalara göre siber saldırılar 2017 yılında Doğu Asya ve Pasifik ile Kuzey Amerika’da, 2016 yılında ise yalnızca Kuzey Amerika’da en önemli risk kategorisinde gösterildiği ifade edildi.

    “Bölgeler arası işbirliği kritik önem taşıyor”

    Rapor kapsamında Güney Amerika ve Güney Asya’da bir numaralı risk olarak ifade edilen ‘ulusal yönetimlerden kaynaklanan sorunların’, son yıllarda dünyanın önemli bir bölümünü etkileyen siyasi gerilimlerin yüksek maliyetleriyle ilişkili bir durum olarak ortaya çıktığı aktarıldı. Avrasya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi zengin enerji kaynaklarına sahip bölgelerde ise enerji fiyatlarında yaşanan dalgalanmaların iş dünyası açısından en büyük riski oluşturduğu belirtildi. Raporda Sahra Altı Afrikası’nda iş dünyası açısından en büyük riski teşkil eden işsizliğin, bölgedeki talep sıkıntısının oluşturduğu bir sonuç olduğu ifade edildi.

    Raporla ilgili açıklamalarda bulunan Dünya Ekonomik Forumu İcra Kurulu Üyesi ve Jeopolitik ve Bölgesel Çalışmalar Başkan Yardımcısı Mirek Dusek, “Küresel düzeyde etkili olan jeopolitik belirsizlikler dikkate alındığında, bölgeler arasında kurulacak işbirlikleri kritik önem taşıyor. Bu bakımdan iş dünyası liderlerinin farklı bölgelerde ortaya çıkan riskleri anlamak için çalışmalarda bulunmaları gerekiyor” dedi.

    Dünya Ekonomik Forumu Küresel Riskler ve Jeopolitik Çalışmalar Başkanı Aengus Collins ise “Rapor, risk hassasiyetinin dünya genelinde nasıl bir seyir izlediğini görmemizi sağlıyor. Siber saldırılar giderek daha önemli hale gelse de, iş dünyasının liderlerinin önemli bir kısmının işsizlik ve ulusal yönetimlerin en ciddi riskler olduğuna dikkat çekmesi önemle üzerinde durulması gereken bir konu” diye konuştu.

    “Siber saldırılar, iş dünyası açısından bir numaralı risk haline geldi”

    Siber saldırıların küresel GSYİH’in yüzde 50’sini oluşturan pazarlarda iş dünyası açısından bir numaralı risk haline geldiğine dikkat çeken Zurich Insurance Group Küresel Siber Risk Başkanı ve Dünya Ekonomik Forumu Küresel Siber Güvenlik Geleceği Konseyi Üyesi Lori Bailey de “Bu durum, yüksek düzeyde bağlantılı bir dijital ekonomide geleceğe güvenle bakabilmek için hükümetlerin ve şirketlerin siber güvenliği güçlendirmeleri gerektiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

    Marsh Küresel Risk ve Dijital Başkanı John Drzik ise, şu açıklamaları yaptı:

    “Gelişmiş ülkelerde geniş çaplı siber saldırılar yöneticiler açısından bir numaralı sorun olarak belirtilirken, gelişmekte olan pazarlarda ulusal yönetimlerden kaynaklanan sorunların yaratacağı sonuçlarla ilgili endişelerin artığına tanık oluyoruz. Halihazırda vergilerin ve yaptırımların artmasına yol açan ve gelecekte kamulaştırma veya politik şiddet tehdidini artırabileceği öngörülen jeopolitik sürtüşmeler de tüm dünyada endişe oluşturuyor.”

  • (Özel) Filistinli aktivist: “İsrail’de Müslümanlara saldırılar artık Ramazan ayında da gerçekleştiriliyor”

    Filistinli aktivist Raid Salah, Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırıların günlük rutin işlere dönmeye başladığını belirterek, “Ramazan ayında bile saldırılar yapılıyor. Geçmişte ramazanda saldırı yapmazlardı. Fakat şimdi Ramazan ayında da saldırılar devam etmekte” dedi.

    Dünyanın farklı noktalarında yaşayan Müslümanlar, Ramazan ayındaki ibadetlerini huzur için gerçekleştirirken Filistinliler İsrail otoritelerinin baskısıyla karşı karşıya. İsrailli aktivist Raid Salah, yaşadıkları zorlukları İHA muhabirine anlattı. “İsrail otoriteleri, yaşamaya çalıştığımız bütün İslami değerlerimize savaş açmış durumda” diyen Salah, “Şu anda İslami değerleri yaşamak ve yaşatmak için davette bulunmak İsrail acısından bir suç olarak telaki ediliyor ve bunu yaşamaya çalışanlara yargılanma ve hatta hapse girme sebebi olabiliyor. 2015’in sonunda İsrail, İslami hareketi yasakladı. Araştırmamıza rağmen bu yasaklamanın sadece bir sebebini bulabildik. Bütün dünyada moda olan terörist damgasını bize yapıştırdı. Böylece İslami değerlerimize karşı savaş açtığı sonucuna vardık. Bunun sonucu olarak 30 tane İslami kuruluş kapatıldı. Kapatılan bu müesseseler ve kurumlar, 500 bin Filistinliye hizmet sunan müesseselerdi. Bunlar eğitim, sağlık, insani yardım ve aynı zamanda Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya hizmet götürüyorlardı. Bütün bu müesseseler elle tutulur hiçbir neden gösterilmeden kapatıldı. Bunlarla ilgili olarak hiçbir şekilde mahkeme süreci yaşanmadı” diye konuştu.

    “İsrail, bu müesseselerimizi yok ederek halkımıza İslami değerleri anlatmamıza engel oluyor”

    Kapatılan müesseselerden bir tanesinin hem Batı Şeria’da hem de Gazze’de 20 bin yetime yardım ettiğini sözlerine ekleyen Salah, “Bu yetimlerin şu anda bakacak kimseleri yok. Sokaklarda kalıyor ve İsrail güçleri tarafından takip ediliyorlar. Hira kuruluşu ise çocuklara Kur’an-ı Kerim’i öğretiyordu. Üniversiteli gençlere yönelik çalışmalar yürüten İkra isimli kuruluş da kapatıldı. Bu yapı, sadece üniversitelere burslar veriyor ve kalabilecekleri yerler sağlıyordu. Hiçbir siyasi ve politik yönü olmayan İmar isimli kuruluş da ekonomik anlamda insanlara yol gösterip destek olduğu için kapatıldı. İsrail, bu müesseselerimizi yok ederek halkımıza İslami değerleri anlatma ile eğitim, öğretim, sağlık ve iktisadi hizmetler sunmamıza engel oluyor. Buna ek olarak İsrail bazılarımıza Kudüs’e girmeye ve yurt dışına gitmeyi yasakladı. Bununla da şunu amaçladı; Hiçbir İslami ülke ile kontak kurmayalım ve iletişimimiz kesilsin” ifadelerini kullandı.

    “Mescid-i Aksa’ya girişim yasaklanmış durumda”

    Salah, açıklamalarını şu şekilde sürdürdü:

    “Mesela 2007 yılından beri Mescid-i Aksa’ya girişim yasaklanmış durumda. Uzun yıllardır da Kudüs’e girmeme izin verilmiyor. Aynı şekilde ülke dışına çıkışım da yasaklanmıştır. Yaptığımız işlerin esası ve boyutu ne olursa olsun, İsrail yaptıklarımızı kanun dışı ilan ediyor. Mavi Marmara baskınında dökülen kanlardan dolayı Akdeniz’in suları hala kırmızı renkte iken, bu suçuna rağmen İsrail hala başkasına terörist ilan etmeye devam ediyor. Şu örneklerden yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Şu anda İsrail’in bizlere, İslami değerlerimize karşı yürüttüğü bir savaş söz konusudur. İsrail meclisi ezanların okunmasını yasaklayan bir yasaya imza attı. Ardından 20 kişi için gözaltı kararı çıkartıldı. Bunlardan bazıları içeri alındılar. Biz kısmı da ev hapsine mahkum edilmiş durumdalar. İftar organizasyonu yaptıkları için tutuklananlar oldu. Kurban eti dağıttıkları için hapse atıldılar. Kısacası İslami ve İslami değerlere bir savaş açmışlardır. Bu nedenle bizleri de tutukluyor, ya da ev hapsinde bulunduruyor.”

    “Kudüs ve Mescid-i Aksa, Allah’ın izniyle bu işgallere karşı zaferle çıkacaktır”

    Durumun her geçen gün kötüye gittiğini ifade eden Salah, Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırıların günlük rutin işlere dönmeye başladığını belirtti. “Ramazan ayında bile saldırılar yapılıyor” diyen Salah, “Geçmişte ramazanda saldırı yapmazlardı. Fakat şimdi Ramazan ayında da saldırılar devam etmekte. Bakanlar Kurulu, Mescid-i Aksa’nın altındaki tünellerin birinde yapıldı. Yine geçtiğimiz günlerde İsrailli askerler Mescid-i Aksa’nın bahçesinde gösteri yaptılar. Bazı Yahudi yerleşimciler ise aleni bir şekilde Mescid-i Aksa’nın içinde ibadetlerini yerine getirmekte beis görmediler. İslami hareket, bütün bunlara itiraz ettiği için yasaklandı. Uzun süre Mescid-i Aksa’ya hizmet eden pek çok kişi şu anda İsrail cezaevlerindeler. Hatta, Ürdün Vakıflar Bakanlığına bağlı bekçiler, İsrailli güçlere karşılık verdiklerinde dayaktan geçiriliyorlar. Biz de İsrail, ne kadar bizimle uğraşırsa uğraşsın onlar batıldır. Ve bir gün kaybedecekler diyoruz. Kudüs ve Mescid-i Aksa, Allah’ın izniyle bu işgalle karşı zaferle çıkacaktır” şeklinde konuştu.

    “Mescid-i Aksa’yı çok özlüyorum”

    2007 senesinden beri Mescid-i Aksa’ya gidemediğini söyleyen Salah, “Tabii ki, Mescid-i Aksa’yı çok özlüyorum. Ama işgalden arındırılmış bir mescit olarak görmeyi ve girmeyi çok daha fazla özlüyorum. Bunun da basit bir sebebi var. Biliyorsunuz, bütün Müslümanlar, Mekke ve Medine’de bir araya geldiklerinde mutlu olurlar. Benim de umudum, günün birinde bütün Müslümanlarla Mescid-i Aksa’da bir araya gelmektir. Bu da ancak işgalin sona ermesiyle mümkün olabilecektir” dedi.

    “İşgalciler, her zaman baskıcı olmuşlardır”

    Salah, “Kudüs, üç semavi dinin mensupları için de kutsal sayılıyor. İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlığa ait kutsal mekanlar burada var. Birlikte yaşam niçin mümkün olmasın?” sorusunu ise şu şekilde yanıtladı:

    “İsrail işgali, Kudüs’te sadece kendi hegemonyasını öne sürüyor ve diğer bütün tarafları ret ediyor. O yüzden birlikte yaşam mümkün olmuyor ve problemler çıkıyor. Örneğin işgalci İsrail, Mescid-i Aksa’yı tanımıyor. Müslümanların orada hakları olduğuna inanmıyor. Bütün buraların tek sahibi olduğuna inanıyor. O yüzden de bize Mescid-i Aksa’ya girişimize yasak getiriyor. O yüzden aşırı dinci Yahudilerin oraya girmesine izine veriyor. Bize düşmanca davranmasına müsaade ediyor. Mescid-i Aksa’ya giren aşırı dinci Yahudileri silahlı adamlarla koruyarak, 2 milyar nüfuslu İslam alemine meydan okuyor. Tarih boyunca, hiçbir işgalci ile bir uyum olmamıştır. İşgalciler, her zaman baskıcı olmuşlardır.”

    “Bir mahkumu kafesin içinde aile bireyleriyle görüştürüyorlardı”

    İsrail cezaevlerinde geçirdiklerine ilişkin “Hapiste Tecrit Hayatı Yaşamak” isimli bir kitap yazdığını dile getiren Salah, pek çok acıklı hikaye yaşandığını söyledi. En son hapse girdiğinde tek başına bir hücrede her şeyden izole edilmiş bir hayat yaşamaya mahkum edildiğini anlatan Salah şöyle devam etti:

    “Benim tutulduğum bölümde hiçbir mahkum ile karşılaşmak mümkün değildi. İster hava almaya isterse ziyaretçilerinizle görüşmeye gittiğinizde ellerinize kelepçeleri vuruyorlar. Ben izole edildiğim için diğer mahkumlarla sadece pencerelerden bağırarak tanışabiliyordum. Bir mahkumu kafesin içinde aile bireyleriyle görüştürüyorlardı. Ağır kanser hastası olan bir mahkuma ise ilaç verilmedi. O da 30 gün boyunca kanser ilaçlarını alabilmek için açlık grevi yaptı. Hapiste tutuklu ve mahkumlara baskı uygulayan birimler var. Bunlar gerçekten çok vahşice eziyet ve işkenceler yapıyorlar. Filistin Nakbe’sinden (1948) bu yana yaklaşık bir milyon Filistinli, İsrail cezaevlerine girmiştir. Bunlar 70 farklı işkence uygulamalarına muhatap olmuşlardır. Bunların dışında onlarca insan işkencelere dayanamadıkları için cezaevlerinde hayatlarını yitirmişlerdir. Çok fazla trajedi yaşanmıştır cezaevlerinde.”

    “Bu birliktelik sadece içeride değil, Suriye, Lübnan ve Ürdün’deki kamplarda yaşayan insanlarda da var”

    Salah, tüm baskılara rağmen Filistin halkının birlik ve beraberliğini korumaya çalıştığını aktararak sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu birliktelik sadece içeride değil, Suriye, Lübnan ve Ürdün’deki kamplarda yaşayan insanlarda da var. Bölünmelerin suni olduğunu, birlik ve beraberliği kolayca sağlamlaştırılabileceğini düşünüyoruz. Bölünmeyi ortadan kaldıracak girişimlerde oldu. Ancak İsrail’in ortaya koyduğu seçenekler bir ölçüde etkili oluyor. İsrail ve Amerika’nın tüm çabaları, Filistin’de birliğin oluşması için çıkan tüm inisiyatiflerin başarısızlığı yönünde olmuştur. Maalesef bazı Arap ülkelerinde de bu yönde gayretler ortaya konulmuştur. Mesela daha önce Hüsnü Mübarek, şimdi ise Sisi yapıyor. Bunlara rağmen Mescid-i Aksa ve Kudüs bir ümmet meselesidir. İslam alemi, buna Filistin’in iç meselesi değil, bir ümmet meselesi olarak bakmalıdır.”

  • Siber saldırılar sağlımızı tehdit ediyor

    Dünya geniş çaplı bir siber saldırının tehdidi altında. Birçok sektör gibi sağlık da bu saldırılardan etkilenen sektörlerin başında geliyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte sağlıkta kullanılan teknolojik araçlar, hasta kayıt sistemleri, mobil sağlık gibi uygulamalara uzaktan erişim ile yaşanabilecek problemler öngörülemeyecek kadar büyük olabilir.

    Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Sağlık Bilişimi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Pınar Pektekin, sağlık bilgi sistemlerinin ele geçirilmesinde yaşanabilecek problemlerin korkunç senaryolar doğurabileceğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Elektronik hasta kayıtları önemli bir Big Data öğesidir. Ortaya çıkan yüksek hacimli bu kıymetli verilerin işlenmesi ve saklanması aynı zamanda güvenlik gereksinimini de doğuruyor. Sağlık bilgi sistemlerinin ele geçirilmesinde yaşanabilecek problemler öngörülemeyecek kadar büyük olabilir. Örneğin, kalp pillerinde bulunan wireless açıklar, organ bağış bilgilerinin ele geçirilmesi, yoğun bakım sistemlerine girilmesi ve yarım kalabilecek ameliyatlar gibi örnekler gerçeğe dönebilecek senaryoların nerelere varabileceğine dair ışık tutabilir. Kişisel olarak alınabilecek önlemler olarak, bu tür saldırılardan korunmak için en başta yapılması gereken, bilinç kazandırmaktır” şeklinde konuştu.

    Bahçeşehir Üniversitesi Yazılım Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adem Karahoca ise “Ne yazık ki sağlık bilişiminde siber saldırı sonucu oluşabilecek birçok tehdit bulunmaktadır. Cerrahi robotlarda var olan açıklar üzerinde kötü niyetli kodlar çalıştırılarak, özellikle robot kolunda ani sıçramalara, sistemin istenmeyen bekleme moduna girmesine, hastanın yaralanmasına, robotun hasar görmesine veya cerrahi operasyonun ortasında sistemin kullanılamaz hale gelmesine neden olabilmektedir. Bu tarz istenmeyen saldırıları engellemek için Kimlik Çerçeve Yönetim Yöntemleri, Akıllı Ulaşım Sistemleri, Öz Yönetimli Hücreler, WASP(web uygulamaları SQL enjeksiyon engelleyici) araçları, Sorgu Dönüştürme ve Hash Algoritmaları kullanımı gibi saldırı engelleme programları kullanılmalıdır” dedi.

  • AK Parti Gençlik Kolları: “Bu saldırılar bizi yıldıramaz”

    AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanı Melih Ecertaş AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’na düzenlenen terör saldırısına ilişkin yaptığı açıklamada AK Parti Gençlik Kolları olarak bizi kesinlikle korkutamaz, yıldıramaz. Bilakis partimize ve ülkemize bağlılığımızı artırır” dedi.

    Adalet ve Kalkınma Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanı Melih Ecertaş,dün gece AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’na düzenlenen terör saldırısına ilişkin gençlik kolları üyeleri ile bu akşam saatlerinde partisinin Sütlüce’deki İl Başkanlığı’nda gazetecilere saldırı hakkında basın açıklaması yaptı.

    Saldırının yaşandığı odada açıklamalarda bulunan AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanı Melih Ecertaş, “Dün akşam İstanbul İl Başkanlığımıza, gençlik kolları katımıza menfur bir saldırı meydana geldi.Yapılan bu saldırıyı lanetliyoruz. Hangi siyasi parti olursa olsun ayrım gözetmeden terör ve terör saldırısına birlikte duruş sağlanması ve gerekli tepkilerin verilmesi gerektiğini düşünüyorum. AK Parti Gençlik Kolları olarak bizi kesinlikle korkutamaz, yıldıramaz bilakis partimize ve ülkemize bağlılığımızı arttırır. Özellikle dün akşam burada, İstanbul İl teşkilatımız referandum öncesinde sandık üyelerini dinamik tutmak adına programlar gerçekleştiriyoruz. Dün akşam başka bir yerde bu çalışmayı sürdürürken burada kimse yoktu çok şükür. Büyük bir facianın eşiğinden döndük .Bu saldırının hangi siyasi partiye yapılırsa yapılsın kınanması gerektiğini düşünüyorum. Lav silahının kurşunu İstiklal Marşımızın tam ortasına isabet etti. İlginçtir isabet ettiği yerde ‘Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal’ mısrası yer almaktadır. Dolayısıyla tüm teşkilatımızla dün akşamdan sonra daha fazla birbirimize kenetlendik” dedi.

    Olaya Türkiye’de sadece bir siyasi parti olarak bakmadıklarını kaydeden Ecertaş, sözlerine şöyle devam etti: “Bu tür saldırılar bizi daha çok birleştirir, daha çok bütünleştirir. Türkiye’de sadece bir siyasi parti olarak bakmıyoruz konuya Türkiye’nin tüm gençleri için bakıyoruz, dolayısıyla biz gençler asla herhangi bir oyuna herhangi bir şiddeti içeren oyuna gelmeyeceğiz. Ve Cumhurbaşkanımızın da dediği gibi istedikleri kadar lav silahıyla saldırsınlar biz bu yola her şeyimizi koyduk.“

  • İzmir’de Halep’teki saldırılar protesto edildi

    İzmir’in Konak ilçesinde, Anadolu Gençlik Derneği (AGD) İzmir Şubesinin çağrısıyla bir araya gelen vatandaşlar Halep’te yaşanan insanlık trajedisini protesto etti.

    Konak Meydanındaki Tarihi Yalı Camisi önünde yatsı namazı sonrası, Anadolu Gençlik Derneği (AGD) İzmir Şubesinin çağrısıyla bir araya gelen vatandaşlar, Halep’teki saldırılarda hayatını kaybedenler ile İstanbul’daki terör saldırısında şehit olanlar için dua etti. Grup adına basın açıklaması yapan AGD İzmir Şube Başkanı Fatih Yılmaz, “Kan kokan, ölüm kokan yerleşim birimlerinde bir şekilde hayatta kalan insanlar açlık ve susuzlukla karşı karşıya kaldılar. Savaş ardında yetimler ve yoksullar bırakıyor. En can yakanı da çocuklar ölüyor, içimiz gidiyor, canımız yanıyor” dedi.

    Suriye’de 6’ncı yılını doldurmak üzere olan iç savaşın giderek şiddetlendiğini, her geçen gün şehirlerin tanınamaz hale geldiğini aktaran Yılmaz, “Bu şehirlerin geleceği bizim geleceğimizdir. Bu şehirlerin insanı bizim insanımızdır. Dünyanın neresinde olursa olsun bir masumun ölümü karşısında kayıtsız kalmak kabul edilemez. İster Müslüman olsun, isterse gayrimüslim yaşam hakkı en kutsal haktır. Bugün Halep yanıyor, 50 binden fazla insan aç ve susuz. Suriye’de bu anlamsız savaş nasıl çıktı? Suriye kim için parçalanıyor? Parçalanmış bir Suriye’nin kime ne faydası olacak? Bu kadınlar, bu yaşlılar, bu çocuklar neden ölüyor? Suriye’deki savaşan gruplar silahları nereden alıyor? PYD’yi, PKK’yı, DEAŞ’ı diğer silahlı grupları kim destekliyor? Biz tüm samimiyetimizle ve içtenliğimizle bu anlamsız savaşın bitmesini istiyoruz” diyerek tepkisini dile getirdi. Grup, basın açıklamasının ardından olaysız bir şekilde dağıldı.