Etiket: Sağlığınızı

  • Menopoz Sonrası Sağlığınızı Koruyun

    Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, menopozun doğurganlık yeteneğinin kaybolduğu dönem olduğunu belirterek, “Bütün kadınlar bu özel dönemi yaşarlar. Şişman kadınlarda daha erken olmakla birlikte menopoz yaşı 48-55 olarak belirtilmektedir. Bu dönemde organizmada önemli değişiklikler gözlenir; bunların dışında hormonal değişiklikler gelmektedir. Menopoz dönemde sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite yapma ve ek olarak tıbbi tedavi çok önem kazanmaktadır” dedi.

    Halk sağlığı çalışmaları sonuçlarında menopoz sonrası kadınlarda, beden kitle indeksi ile meme kanseri arasında pozitif ilişkinin varlığını gösterdiğini kaydeden Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, bu nedenle menopozdaki kadınların vücut ağırlıklarını hedef tartılarında tutmalarının önemli olduğunu vurguladı.

    Menopozda östrojen düzeyindeki azalma ile kadınların kemik kaybının hızlandığına ve böylece kalsiyum gereksiniminin arttığına dikkat çeken Selçuk, “Bu dönemde idrarda kalsiyum atımındaki artış, bağırsaklardan kalsiyumun etkin emilmesindeki azalma ve diyet ile yeterli kalsiyumun alınmaması, kemik kaybının nedenlerindendir. Menopoz sonrası sağlığın korunması ve kaliteli yaşam için, diyet ve yaşam şeklinin önemli olduğu bilinen bir gerçektir. Araştırmaların sonuçları menopoz sonrası kadınlarda besin gereksinmesinin genç kadınlardan farklı olduğunu göstermektedir” diye konuştu.

    Beslenme programları düzenlenirken kadınlarda bu dönemde oluşabilecek şişmanlık, kalp-damar hastalıkları ve osteoporozu önleyici şekilde diyetlerin hazırlanması gerektiğini anlatan Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, şunları söyledi:

    “Her öğünde dört besin grubundaki besinler aynı öğünde yer almalı ve bireyin gereksinmesine uygun miktarlarda tüketilmelidir. Böylece gereksinim duyulan tüm besin ögeleri vücuda alınmış olur. Süt-yoğurt grubunda günlük mutlaka 3-4 porsiyon tüketilmelidir. Et grubundan toplam 3 porsiyon tüketilmesi gerekmektedir. Bitkisel özlü sıvı yağlar özellikle soya yağı ve erken hasat zeytinyağı menopozdaki kadınlar için hayat kurtarıcıdır. Besin ögesi olmayan fitokimyasalların kronik hastalıklara karşı koruyucu etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle çiğ sebze ve kabuklu meyveler ve fitoostrojen etkisi sebebiyle soyalı ürünlerin beslenmelerinde mutlaka yer alması gerekmektedir. Düşük yağlı ve düşük kolesterollü diyet yapılmalıdır. Çünkü bu dönemde kan yağları ve kolesterolü üzerinde artışlar olmaktadır. Doymuş, tekli doymamış ve çoklu doymamış yağ asitlerinden zengin besinlerin uygun oranlarda seçimi sağlanmalıdır. Özellikle omega -3 yağ asitlerinden zengin diyetin tüketilmesi önerilmektedir. Bunlar; ceviz, balık, ayçiçeği yağı, soya yağı, ay çekirdeği, badem gibi besinlerdir ve güvenli miktarda tüketilmelidir. Basit karbonhidratların yerine kompleks karbonhidratları tercih ediniz. Sebze ve meyvelerden zengin diyetlerin tüketilmesi gerektiği unutulmamalıdır. Posa tüketimi arttırılmalıdır. Diyetle yeterli miktarda alınan lif, şeker, kanser, koroner kalp hastalığı gibi kronik hastalıklardan koruyucudur.”

    Protein tüketiminden kaçınılması gerektiğini belirten Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, “Proteinin sağlandığı kaynaklar özellikle osteoporoz ile kalp damar hastalıkları açısından önem kazanmaktadır. Diyet, hayvansal proteinden zengin, sebzelerden fakir ise diyetle asit yüklenmesi pH’yi düşürür, osteoklastları uyarır, osteoblastları inhibe eder ve bu durum kalsiyum dengesinde negatif etki oluşturur. Ayrıca hayvansal proteinden zengin besinlerin tüketilmesi doymuş yağ tüketimini de arttırır. Az yağlı süt ve süt ürünleri, yağsız etler, derisiz tavuk ve hindi eti hayvansal kaynaklı proteinlerdir. Diyetin vitamin ve mineral içeriği yeterli olmalıdır. Özellikle kalsiyumun yeterli miktarda tüketilmesi önem taşımaktadır. Yapılan çalışmalar menapoz sonrası kadınlarda hormon yerine koyma tedavisi uygulanıp uygulanmamasına göre farklı kalsiyum gereksinmesinin olduğunu göstermektedir.

    Yemeklere aşırı tuz eklenmemeli ve tuzlanmış besin tüketimine de dikkat edilmelidir. Çünkü tüketilen aşırı tuz idrarda kalsiyum atılımını arttırır, hipertansiyon ve kalp damar hastalıklarına zemin hazırlar.

    Alkolden sakınılmalıdır. Alkol bazı vitamin ve minerallerin vücutta kullanılmasına olumsuz sonuçlar teşkil etmektedir. Kalsiyumun emilimini bozmaktadır. Şişmanlığa zemin hazırlar. Sigara içilmemelidir. Sigara kalp damar hastalıklarına risk teşkil edeceği gibi D vitaminin aktif hale dönüşmesini de azaltmaktadır. Ayrıca kandaki C vitamini düzeyini ve serum östrojen düzeyini de azaltmaktadır. Aşırı kafein tüketilmemelidir. Her gün bol sıvı alınmalı ve sulu yiyeceklerin tüketimi arttırılmalıdır. Günlük yaşamının streslerinin kontrol altına alınmaması, özellikle aşırı yeme, sigara ve diğer kötü alışkanlıkların önlenmesi açısından önemlidir” ifadelerini kaydetti.

  • Banu Çakmakcı: “Ağız Ve Diş Sağlığınız Genel Sağlığınızı Etkiliyor”

    Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Banu Okur Çakmakcı, yapılan araştırmaların ağız ve diş sağlığının bazı hastalıkların kaynağı bazı hastalıkların da habercisi olduğunu söyledi.

    Hisar Intercontinental Hospital Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Banu Okur Çakmakcı, Ağız ve Diş Sağlığı Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamasında, yapılan araştırmaların ağız ve diş sağlığının bazı hastalıkların kaynağı bazı hastalıkların da habercisi olduğunu söyledi.

    Diş ve diş eti hastalıkları’nın, kalp damar hastalıkları ile ağız ve diş sağlığının ilişkili olduğu doğrulandığını belirten Çakmakcı, “Diş eti hastalıkları nedeniyle bakterilere maruz kalan insanlarda, kalp-damar hastalığı görülme riskinde artış gözlenmiştir. Diş eti iltihabı, diş kaybı ve diğer ağız ve diş hastalıkları, koroner arter rahatsızlıkları, diğer tip kalp hastalıklarının artmasında ciddi risk faktörü oluşturur. Diş eti hastalığının en önemli belirtileri; diş eti kanaması, diş etlerinde kızarıklık ve şişlik, dişlerde aralanma ve sallanma, dişler arasında gıda birikimi ve ağız kokusudur. Diş hekimi tarafından uygulanan diş eti tedavisi ile hem diş eti iltihabını hem de buna bağlı gelişebilecek kalp hastalıkları riskini kontrol altına alabilmek mümkündür” dedi.

    Ağız kokusunun, en önemli sebebi ağız hijyeni olduğunu vurgulayan Çakmakcı, bazı rahatsızlıklar ağız kokusuna sebep olduğunu açıkladı. Sinüzit ve tonsilitin ağız kokusuna neden olduğu halk arasında bilinen bir durum olmadığını söyleyen Çakmakçı, “Örneğin mide, bağırsak, akciğer ve gırtlak kanserinde de ağız kokusuna sık rastlanır. Dişler akşam fırçalandıktan sonra; diş ipi, ara yüz fırçası veya ağız duşu ile ara yüz temizliği yapılmalıdır. Böylece fırçanın ulaşamadığı yerler de temizlenir. Dil yüzeyinin üstüne yemek artıkları yapışır. Dolayısıyla dil fırçalamak; diş fırçalamak kadar önemlidir. Özellikle dilin arka kısımlarında çok daha fazla bakteri vardır. Ağız kokusu, dilin fırçalanmasıyla yüzde 42 oranında giderilir. Bu oran sadece diş fırçalamada yüzde 35’tir” ifadelerini kullandı.

    Stresin, pek çok hastalık gibi ağız sağlığını ilgilendiren problemlerin de tetikçilerinden biri olduğunu söyleyen Çakmakçı, “Tükürük salgısını azaltarak ağız kuruluğuna da neden olur. Ağız kuruluğunda çürük oluşumu artar. Parkinson, diyabet, Alzheimer gibi hastalıklarda ağız kuruluğunu çok fazla görülür” dedi.

    Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Çakmakcı, “Diyabet, diş eti hastalığı, çürük, diş kaybı, ağız kuruluğu ve çeşitli ağız enfeksiyonları riskini artırır. Kötü ağız sağlığı diyabetinizin kontrolünü zorlaştırır. Bu sebeplerden dolayı diyabetli kişilerin ağız sağlıklarıyla normal bireylere göre daha fazla ilgilenmeleri gerekmektedir” diye konuştu.

    Ağız boşluğunda meydana gelen yaraların bazen lokal hastalıklara bağlı olsa da bazen ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirten Çakmakçı, “Ağız içinde oluşan ve nedeni bilinmeyen yaralar ’ağız kanseri’ riskini doğurur. Bu nedenle 14 gün boyunca ağız içerisinde iyileşmeyen yaralar söz konusuysa kesinlikle ihmal edilmeden bir diş hekimine başvurulmalıdır” dedi.

    Banu Okur Çakmakcı, dil, dudak, ağız tabanı, yanaklar, diş eti ve boğazda görülen ağız kanserlerinin, toplumda çok iyi bilinmediği için diş hekimlerinin rutin muayenelerinde ağız kanseri bulgularına da bakmaları gerektiğini vurguladı.