Etiket: Sağlığınız

  • Sağlığınız da bayram yapsın

    Uzmanlar, kurban bayramında sağlıklı beslenme tavsiyesinde bulundu.

    Özel Hayat Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Hüseyin Şimşekli, bayramlarda ikramları geri çevirmenin zor olduğunu belirterek, “Ziyaretlerde bir öğünde çok fazla aynı gruptan gıda tüketmemeye gayret edin, tatlı olarak da sütlü ve meyvelileri tercih edin. Kurban bayramında bilhassa obezite, kalp-damar hastalığı, diyabet, yüksek tansiyon, mide rahatsızlığı ve benzeri sağlık problemi olan kişiler ve yaşlıların beslenmelerine dikkat etmesi lazım. Kurban bayramında ramazandan farklı olarak tatlı ve et tüketimi artıyor. Kurbanlık hayvanın sakatat kısımları kolesterol ve doymuş yağ bakımından oldukça zengindir. Kan şekeri seviyesinin dengeli seyretmesi açısından öğünde tüketilen diğer etlerin de miktarı azaltılmalı, menü sebze, salata, tahıllar, tam buğday, çavdar ekmeği ve yoğurt, cacık ile zenginleştirilerek sağlıklı ve dengeli bir öğün oluşturulmalı” dedi.

    Sütlü ve meyveli tatlıları tercih edin

    Dr. Hüseyin Şimşekli, “Eğer bir seferde fazla gıda tükettiyseniz, diğer öğünde onu azaltılmalı. İkramlarda mümkün olduğunca sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Şerbetli tatlılar ve şekerli gıdalardan uzak durmaya özen gösterilmelidir. Bayram boyunca günde en az 8-10 bardak su içilmeli, sık sık ikram edilen çay, kahve, asitli-gazlı içeceklere de hayır denebilmelidir. Bayram ziyaretlerinde içilen fazla çay ve kahve uykusuzluk, kalpte ritim bozuklukları ve mide problemlerine sebebiyet verebilir” diye konuştu.

  • Diş ETİ Sağlığınız İçin C Vitamini Şart

    Dt. Çağatay Özyıldırım, diş etlerinde sık kanama ve çekilmeden şikayet edenler için beslenmeye dikkat edilmesi hususunda öneride bulunarak, “15 yaşından büyük yetişkinler için günlük önerilen 60 miligram C vitamini miktarını yeterli ölçüde alamıyorsanız, diş eti hastalıklarına yakalanma riskiniz çok yüksek” dedi.

    Klinik34 Diş Hekimlerinden Dt. Çağatay Özyıldırım, dişlerde kanama ve çekilmenin beslenmeyle de alakalı olduğunu ifade ederek, “Kanama, beslenme biçiminizle ilgili bir durum olabilir. Günde 60 miligramdan az C vitamini tüketenlerin, günlük önerilen miktarın üç katı olan 180 miligram C vitamini tüketenlere göre, diş eti hastalığına yakalanma riski yüzde 150 daha fazladır. C vitamini diş eti sağlığını etkiler. Basit olarak söylemek gerekirse vücut, kemikleri ve kan hücrelerini güçlendirmek için, dişlerinizi diş etlerinize tutturmak için ve vücudunuzun büyümesi, doku tedavisi ve yara iyileşmesi için gereken “hücrelerarası bağı” oluşturmak için yeterli C vitaminine gereksinim duyar. C vitamininin, tüm dokuların lifli yapılarını meydana getiren temel protein olan kolajenin üretimi için hayati olduğu tespit edilmiştir. C vitamini güçsüz diş etlerini güçlendirerek diş eti tabakasının bakterilerce girilmesine karşı dayanıklılığını artırır. Diş fırçaladığınızda ya da diş ipi kullandığınızda diş etleriniz kanıyor, tahriş oluyor, hassaslaşıyor, şişiyor ya da kızarıyorsa, bu ’gingivitis’ olarak adlandırılan erken diş eti hastalığınız olduğuna işarettir. Plaklardaki bakteriler diş etlerinizi enfekte eder ve bunların diş etlerinde çekilmelerine ve bunun sonucu da burada ceplerin oluşmasına neden olur, bu ceplerde daha çok bakteri saklanarak ürer. Eğer önlem alınmazsa, bu enfeksiyon dişlerinizin köklerine ve çene kemiğine saldırır ve diş kaybına neden olabilecek geri dönülmez hasarlara neden olur. Bu aşamada gingivitis daha ciddi bir sorun olan diş eti hastalığına dönüşür ve bu da, yetişkinlerin diş kaybının en önde gelen nedenidir” diye konuştu.

    Dt. Çağatay Özyıldırım, yüksek C vitamini içeren yiyecekler hakkında şu bilgileri verdi:

    “Pek çok meyve ve sebze C vitamini deposudur, ancak oksijen, yiyeceklerdeki C vitaminini yok ettiği için bu meyvelerin taze tüketilmesi gerekir. Acı kırmızıbiber, kırmızı ve yeşil tatlı biber, lahana, maydanoz, brokoli, karnabahar, çilek ve ahududu, portakal, mandalina, limon, ıspanak, yeşil soğan, soya fasulyesi, kavun, domates, bezelye.”

  • Diş Sağlığınız İçin Bu Yiyeceklerden Uzak Durun

    Uzman Diyetisyen Işın Sayın, Dünya Diş Hekimleri gününde diş sağlığımızı tehdit eden yiyeceklere dikkat çekerek “Tatlı tatta olmayıp, ağızda sindirildiği zaman şekere dönüştüğünü bilmediğimiz besinler, ağız diş sağlığını tehdit ediyor” dedi.

    Uzman Diyetisyen Işın Sayın, Dünya Diş Hekimleri gününde, diş sağlığımızı tehdit eden yiyeceklerle ilgili bilgi verdi. Işın Sayın, şekerli besinlerin, diş çürüklerine yol açtığını herkesin bildiğini belirterek “Üstelik şeker, ağızdaki bakterileri besliyor. Bu bakteriler de iç organlara doğru ilerleyip çeşitli hastalıklara yol açabiliyor. Tatlı tat veren yiyeceklerin şekerli olduğunu fark edip, diş sağlığınız için bunlara dikkat ediyor olabilirsiniz. Ancak bazı karbonhidrat içeren besinler, tatlı tat vermediğinden, diş çürütebileceği hiç akla gelmiyor. Tükürükteki amilaz enzimi, bu şekersiz hissedilen karbonhidratları daha ağızdayken parçalar. Glikoz molekülü, yani şeker, açığa çıkar. Böylece tatlı tat almasak bile diş çürümesi için uygun ortam hazırlanmış olur” dedi.

    Bazı yiyeceklere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyleyen Uzman Dyt. Işın Sayın, “Pirinç ve sarma, dolma, pirinç çorbası, yayla çorbası gibi, bulgur dururken pirinç eklenen yemekler; patates kızartması, haşlaması, püresi, salatası, kumpir; makarna, şehriye, erişte, börek, poğaça, mantı, pide hamuru, lavaş, dürüm, simit, tuzlu kurabiye, beyaz ekmek, krep, pan cake gibi beyaz un içeren gıdalar; tarhana ve beyaz unla kıvam verilmiş tüm çorbalar diş sağlığı açısından risklidir. Bunları mümkün olduğunca az tüketin” şeklinde konuştu.

    AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI İÇİN UZAK DURULMASI GEREKEN YİYECEKLER

    Sayın, ağız ve diş sağlığı için yoğun şeker tüketilmemesinde büyük yarar olduğunu hatırlatarak şu örnekleri verdi: “Gazlı meşrubatlar; hazır veya taze sıkılmış meyve suları; şekerlemeler; bisküviler; kahvaltılık tahıl gevrekleri; çikolata ve gofret; tatlı kurabiye, kek, pasta, hamur tatlısı (waffle); dondurma; sütlü hamurlu tatlılar; şekerli sakızlar; reçel, bal, pekmez ve marmelat; şekerli ve kakaolu fındık ve fıstık ezmeleri gibi.”

  • Banu Çakmakcı: “Ağız Ve Diş Sağlığınız Genel Sağlığınızı Etkiliyor”

    Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Banu Okur Çakmakcı, yapılan araştırmaların ağız ve diş sağlığının bazı hastalıkların kaynağı bazı hastalıkların da habercisi olduğunu söyledi.

    Hisar Intercontinental Hospital Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Banu Okur Çakmakcı, Ağız ve Diş Sağlığı Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamasında, yapılan araştırmaların ağız ve diş sağlığının bazı hastalıkların kaynağı bazı hastalıkların da habercisi olduğunu söyledi.

    Diş ve diş eti hastalıkları’nın, kalp damar hastalıkları ile ağız ve diş sağlığının ilişkili olduğu doğrulandığını belirten Çakmakcı, “Diş eti hastalıkları nedeniyle bakterilere maruz kalan insanlarda, kalp-damar hastalığı görülme riskinde artış gözlenmiştir. Diş eti iltihabı, diş kaybı ve diğer ağız ve diş hastalıkları, koroner arter rahatsızlıkları, diğer tip kalp hastalıklarının artmasında ciddi risk faktörü oluşturur. Diş eti hastalığının en önemli belirtileri; diş eti kanaması, diş etlerinde kızarıklık ve şişlik, dişlerde aralanma ve sallanma, dişler arasında gıda birikimi ve ağız kokusudur. Diş hekimi tarafından uygulanan diş eti tedavisi ile hem diş eti iltihabını hem de buna bağlı gelişebilecek kalp hastalıkları riskini kontrol altına alabilmek mümkündür” dedi.

    Ağız kokusunun, en önemli sebebi ağız hijyeni olduğunu vurgulayan Çakmakcı, bazı rahatsızlıklar ağız kokusuna sebep olduğunu açıkladı. Sinüzit ve tonsilitin ağız kokusuna neden olduğu halk arasında bilinen bir durum olmadığını söyleyen Çakmakçı, “Örneğin mide, bağırsak, akciğer ve gırtlak kanserinde de ağız kokusuna sık rastlanır. Dişler akşam fırçalandıktan sonra; diş ipi, ara yüz fırçası veya ağız duşu ile ara yüz temizliği yapılmalıdır. Böylece fırçanın ulaşamadığı yerler de temizlenir. Dil yüzeyinin üstüne yemek artıkları yapışır. Dolayısıyla dil fırçalamak; diş fırçalamak kadar önemlidir. Özellikle dilin arka kısımlarında çok daha fazla bakteri vardır. Ağız kokusu, dilin fırçalanmasıyla yüzde 42 oranında giderilir. Bu oran sadece diş fırçalamada yüzde 35’tir” ifadelerini kullandı.

    Stresin, pek çok hastalık gibi ağız sağlığını ilgilendiren problemlerin de tetikçilerinden biri olduğunu söyleyen Çakmakçı, “Tükürük salgısını azaltarak ağız kuruluğuna da neden olur. Ağız kuruluğunda çürük oluşumu artar. Parkinson, diyabet, Alzheimer gibi hastalıklarda ağız kuruluğunu çok fazla görülür” dedi.

    Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Çakmakcı, “Diyabet, diş eti hastalığı, çürük, diş kaybı, ağız kuruluğu ve çeşitli ağız enfeksiyonları riskini artırır. Kötü ağız sağlığı diyabetinizin kontrolünü zorlaştırır. Bu sebeplerden dolayı diyabetli kişilerin ağız sağlıklarıyla normal bireylere göre daha fazla ilgilenmeleri gerekmektedir” diye konuştu.

    Ağız boşluğunda meydana gelen yaraların bazen lokal hastalıklara bağlı olsa da bazen ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirten Çakmakçı, “Ağız içinde oluşan ve nedeni bilinmeyen yaralar ’ağız kanseri’ riskini doğurur. Bu nedenle 14 gün boyunca ağız içerisinde iyileşmeyen yaralar söz konusuysa kesinlikle ihmal edilmeden bir diş hekimine başvurulmalıdır” dedi.

    Banu Okur Çakmakcı, dil, dudak, ağız tabanı, yanaklar, diş eti ve boğazda görülen ağız kanserlerinin, toplumda çok iyi bilinmediği için diş hekimlerinin rutin muayenelerinde ağız kanseri bulgularına da bakmaları gerektiğini vurguladı.

  • Sağlığınız İçin Balık Tüketin

    damar hastalıkları, şeker hastalığı ve kanser gibi pek çok hastalıktan korunmada önemli sağlık etkilerine sahip olduğunu açıkladı.

    İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, insanların en eski besin kaynaklarının başında gelen balık ve diğer deniz ürünlerinin, sağlıklı beslenmede önemli bir yeri bulunduğu belirtildi. Protein içeriği bakımından oldukça zengin olan balığın, yumurta, et ve süt gibi iyi kaliteli protein kaynağı olduğu, vücudun bu proteinlerden daha fazla faydalandığı ifade edilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

    “Balıketi, A, D, K vitamini ve B grubu vitaminler (B1, B2, B6, B12) açısından zengindir. Balık ayrıca, iyot, selenyum, fosfor, magnezyum ve çinko mineralleri bakımından da iyi bir kaynaktır. İnsan vücudunda üretilemeyen ve bu nedenle mutlaka besinler yoluyla vücuda alınması gereken yağ asitlerinden olan çoklu doymamış yağ asitleri, eikosapentoenoik asit ve dokosaheksaenoik asidinin en önemli kaynaklarındandır.”

    “KANSERDEN KORUNMADA ÖNEMLİ ROL OYNAR”

    Çoklu doymamış yağ asitlerinin kalp-damar, şeker hastalığı ve kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskini azalttığı belirtiline açıklamada, “Aeikosapentoenoik asit ve dokosaheksaenoik asidin, ülkemizde oldukça sık görülen kalp-damar hastalıkları, şeker hastalığı ve kanser gibi pek çok hastalıktan korunmada önemli sağlık etkilerine sahiptir. Bu olumlu etkilerin sağlanabilmesi için haftada en az 2 kez 300 gram balık tüketilmesi önerilmektedir. Ancak ülkemizde balık tüketimi önerilen miktarların oldukça altındadır. Türkiye’de kişi başına balık tüketimi yılda 8 kilogram iken, dünyada ortalama 16 kilogram, Avrupa Birliği ülkelerinde 22 kilogramdır. Bu nedenle tüketiminin artırılması teşvik edilmelidir” denildi.

    “BEYNİ GELİŞTİRİR”

    İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, “Özellikle beyin gelişiminin çok hızlı olduğu anne karnından başlayan ilk 0-3 yaş dönemi için balığın ayrı bir önemi vardır. Biyolojik değeri yüksek protein ve esansiyel amino asit kaynağı olan balık, içerdiği omega-3 çoklu doymamış yağ asitleri ile beyin gelişimine olumlu katkı sağlar. Bu nedenle özellikle gebelikten itibaren anne adaylarının ve 7. aydan itibaren tamamlayıcı beslenmeye başlayan bebeklerin tükettiği balığın beyin gelişimini olumlu yönde etkileyeceği belirtilmektedir. Bununla birlikte, protein içeriği zengin olduğundan diğer besinlerde olduğu gibi balık da saklama, hazırlama ve pişirme kurallarına dikkat edilmediğinde kolaylıkla bozularak sağlık risklerine yol açabilmektedir. Bu nedenle vatandaşlar besinlerin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde tüketilmesi konusunda bilgilendirilmelidir” ifadelerine yer verildi.

    D vitamini kaynağı olan balığın, vücudun bağışıklık sistemini de güçlendirdiği belirtilen açıklamada, “Özellikle soğuk kış günlerinde tüketilen balık, içerdiği yağ asitleri dolayısı ile bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine destek olmaktadır. Kış mevsiminde güneşten fazla yararlanılamadığı için kemik ve diş sağlığında önemli olan D vitaminin karşılanmasında yine balık tüketimi önem kazanmaktadır.

    “TAZE BALIK VE TAZE YOĞUT BİRLİKTE YENİLEBİLİR”

    Halk arasında balık ile süt ürünleri (yoğurt, ayran vb) ile bir arada tüketiminin zehirlenmeye neden olacağına dair yanlış bir kanı bulunduğu belirtilen açıklamada şu bilgilere yer verildi:

    “Oysa ki, balık ve yoğurdun her ikisinin de taze olması durumunda bir arada tüketilmesi her hangi bir sağlık problemine neden olmamaktadır. Ancak aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi önemlidir. Balık satın alırken, hazırlarken ve pişirirken dikkat edilmesi gereken önemli hususlar vardır. Balığın kalitesi, tazeliği ile ölçülür. Balık satın alırken, gözlerinin parlak ve lekesiz, solungaçlarının kırmızı-pembe, pulları ve yüzgeçlerinin diri, derisinin gergin olması ve sert etli kısmına parmak ile basıldığında parmağın bıraktığı izin hemen düzelmesi gerekmektedir. Her balık bol bulunduğu mevsimde satın alınmalıdır. Konserve balık satın alırken mutlaka etiket bilgisi okunmalı, son kullanma tarihi, Gıda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan üretim/ithalat izni bulunmasına, kutuda delik, hasar veya bombeleşme olmamasına dikkat edilmelidir. Taze balıklar satın alındıktan sonra iki saatten fazla oda sıcaklığında bekletilmemeli, pişirilinceye kadar pulları ve içi hemen temizlendikten, yıkanıp, iyice kurulandıktan sonra uygun bir kapta buzdolabı ısısında muhafaza edilmelidir. Balıkların, buzdolabı ısında 1-2 gün, derin dondurucuda ise 3-6 ay saklanması uygundur. Balık pişirmede en uygun ve sağlıklı yöntemler, buğulama, haşlama veya yağsız tavada pişirmedir. Kızartma yöntemi balığın besin değerinin azalmasına ve zararlı maddelerin oluşumuna neden olduğundan tercih edilmemelidir.