Etiket: Sağlığınız

  • Ramazan’da kalp sağlığınız için aşırı besin tüketmeyin

    Uzmanlar Ramazan ayında oruç tutmaya hazırlananların özellikle kalp sağlığı için iftar ve sahurda aşırı besin tüketmemesini tavsiye etti.

    Medicana Konya Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doktor Özgür Öz, kalp sağlığına önem verenlerin Ramazan ayında dikkat etmesi gerekenlere değindi. İftar ve sahurda besin maddelerinin tüketiminin Ramazan ayı öncesi gibi olmaması gerektiğini ifade eden Öz, “Ramazan’da yavaş yavaş vücudun metabolizma hızı azalacak. Eğer Ramazan ayı öncesindeki kadar besin maddesi tüketmeye devam edecek olursak kilo problemiyle karşı karşıya kalırız. Kilo almak kalp damar hastalarında, damar hastalığının sıkıntılarını ortaya çıkarabilir, kalp damar hastalıklarını tetikleyebilir. Metabolizma yavaşladıkça besin tüketimini bir miktar daha azaltılması gerekecektir. Kalp sağlığı için iftarda ve sahurda aşırı besin tüketmemeye gayret edilmesi lazım” dedi.

    “Kalp yetmezliği olanlar çok fazla güneşte kalmamalı”

    Ramazan ayında, günlerin uzun ve sıcak olmasından dolayı sıvı kaybının çok olduğunu belirten Dr. Öz, “Özellikle kalp yetmezliği hastalarında sıvı kaybına bağlı böbrek fonksiyon bozukluklarıyla karşı karşıya kalabiliyoruz. Kalp yetmezliği olan hastaların çok fazla güneşte kalmamasını tavsiye ederim. Kalp yetmezliği boyutu böbrek fonksiyon bozuklukları ya da kullandığı ilaçlar doğrultusunda bazı hastaların oruç tutması uygun olmayabilir. Mutlaka doktorlarıyla görüşülmesinde fayda var. Su mineral vücudumuzun elzem ihtiyaçlarıdır. Bir kaç gün beslenmezsek bile gıda ihtiyacımızı vücudumuzdaki depolardan karşılayabiliyoruz. Fakat sıvı ihtiyacını karşılamamız mümkün değil. O yüzden özellikle hem iftarda hem sahurda yeterli sıvı alınmasına dikkat etmemiz gerekiyor” diye konuştu.

  • Kalp sağlığınız için stres, sigara ve fast fooddan uzak durun

    Kardiyolog Doç. Dr. Yücel Balbay, Türkiye’deki ölüm nedenlerinin yüzde 40,5’ini kalp ve damar hastalıklarının oluşturduğunu belirterek, bu oranın sebebinin stres, sigara kullanımı ve fast food gibi yiyecekler olduğunu söyledi.

    Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Kardiyolog Doç. Dr. Yücel Balbay, kalp ve damar hastalıklarının dünyada en sık görülen ölüm nedenlerinden biri olduğunu belirterek, Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ise ölüm nedenlerinin yüzde 40,5’ini oluşturduğunu kaydetti. Doç. Dr. Balbay, geçmişe göre artış gösteren bu oranın sebeplerinin stres, artan hava kirliliği, organik gıdanın gittikçe azalmasıyla değişen beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam tarzı, fast food gibi yiyecekler ile oluşan obezite ve sigara-tütün alışkanları olduğunu vurguladı. Doç. Dr. Balbay, “Her ne kadar günümüz teknolojisi ile kalp-damar hastalıkları için tanı ve tedavi olanaklarımız gelişse de toplumun koruyucu kardiyoloji anlamında hastalık oluşmadan bilinçlendirilmesi çok ciddi öneme haizdir. Her yıl nisan ayının ikinci haftasında kutlanan ‘Kalp Sağlığı Haftası’, kalp-damar hastalıkları ile mücadele etmenin önemini vurgulamak, kişileri bu hastalıklara karşı uyarmak, kalp sağlığını koruma konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını kazandırmak ve kalp sağlığına dikkat çekme anlamında bir fırsat teşkil etmektedir” diye konuştu.

    Kalp hastalıklarının belirtileri nelerdir?

    Doç. Dr. Balbay, vücudun gerekli oksijen ve besin maddelerini sağlayan kalbin çeşitli nedenlerle bu görevini yerine getiremediğinde bizzat kendinde veya diğer organlarda birtakım bozukluklara sebep olacağını ifade etti. Doç. Dr. Balbay, genel olarak hastalık belirtilerini göğüs ağrısı, nefes darlığı, yorgunluk ve halsizlik, çarpıntı, bacaklarda ve karında şişme, bayılma, baş ve ense ağrıları ve morarma olarak sıraladı. Sigarayı bırakmak, sağlıklı beslenmek, kilo kontrolü, düzenli spor yapmak, sağlığı takip etmek ve alkolü bırakmak gibi etkenlerin kalp hastalıklarından korunmanın en önemli yolları olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Balbay, vatandaşlara kalp sağlıklarını hastalanmadan önce korumaları uyarısında bulundu.

  • Sağlığınız için kendinizi güneşten saklamayın

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Aydemir, kış ayları sonrasında yüzünü gösteren güneşten vatandaşların mutlaka faydalanması gerektiğini söyledi.

    Kış aylarında D vitamin eksikliği daha fazla görülüyor. Güneşli gün sayısının az olması vatandaşlarda özellikle D vitamini eksikliğini ortaya çıkarıyor. Hava sıcaklıklarının artması sonrasında vatandaşların mutlaka güneşten faydalanmaları gerektiğine dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Aydemir, D vitaminin eksikliğinin çok sayıda hastalığa neden olabileceğini söyledi. D vitamin eksikliğinin yaşam kalitesi bakımından önemine vurgu yapan Aydemir, güneşlenmeyen vatandaşlarda, kas, sinir, eklem ve bağışıklık sistemine bağlık hastalıkların meydana gelebileceğini ifade etti.

    D vitaminin güneşin yanı sıra yağlı balıklar ve süt ürünlerinde de bulunduğunu belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Aydemir, “Balık ve süt ürünlerinde D vitamini bulunuyor. Ancak bunlar güneş kadar etkili değil. Kış ayları sonrasında güneşi gören vatandaşlarımızın mutlaka dışarıya çıkmaları gerekmektedir. Bu onların sağlığı için son derece önemlidir. Güneşlenmek D vitamini eksikliğini giderecektir. Aksi halde D vitamini eksikliği kemik problemleri ve kalp hastalıklarının yanı sıra, kolon ve prostat kanseri gibi pek çok hastalığa neden olabilir. Hergün yaklaşık 15 dakika güneşte yürümek, vücudumuzun yeterli D vitamini almasını sağlayacaktır. Kendinizi güneşten saklamayın” diye konuştu.

  • “Göz sağlığınız için ‘göz otu’ kullanın”

    AksuVital AR-GE Merkezi’nden yüksek kimya mühendisi Ayşe Akan, gözlerin sağlıklı beslenmeyle göz yorgunluğu ve benzeri sorunlardan korunabileceğini, bununda göz otu denilen bitkiyle mümkün olduğunu belirtti.

    AksuVital AR-GE Merkezi’den yüksek kimya mühendisi Ayşe Akan, teknolojinin gelişmesiyle sürekli bilgisayar, telefon ve televizyon ekranına maruz kalan gözlerin çok daha fazla yorulduğunu söyledi. Akan, göz sağlığı için doğada göz otu (Euphrasia officinalis) denilen kendiliğinden yetişen bir bitki olduğunu ve göz şikayetlerine karşı kullanılabileceğini belirtti.

    Ayşe Akan, “Araştırmalar günde 150-200 kez cep telefonuna baktığımızı söylüyor. Buna iş yerlerinde çalıştığımız ekranlar, evde seyrettiğimiz televizyonlar derken neredeyse sürekli ekrana ve ekran ışığına maruz kalıyoruz. Bu duruma paralel olarak gözlerimiz çok daha fazla yoruluyor. Yapılan istatiksel araştırmalar da göz rahatsızlıklarının yıllar bazında artış olduğunu gösteriyor. Göz sağlığı denildiğinde ilk aklımıza gelen herhalde havuçtur. Halbuki göz sağlığı için doğada bundan fazlası mevcut” diye konuştu.

    Akan, Latince adı Euphrasia officinalis olan göz otunun, kırlarda kendiliğinden yetişen bir çeşit bitki olduğunu dile getirerek, “Gözlük otu adıyla da bilinen göz otunun ana bileşeni iridoitlerdir. Bir çeşit glikozit olan iridoitler tıbbi açıdan büyük öneme sahiptirler. Özellikle geleneksel Hindistan ve Çin tıbbında göz iltihabı, sarı benek ve arpacıklarda kullanımına dair kayıtlar mevcut. Kanada’da ise göz sağlığı için 1 yemek kaşığı yemeklere katılarak kullanımı mevcut. Koyu yeşil yapraklı sebzeler ve tam tahıllılar, ginkgo biloba gibi bitkiler dolaşımın düzgün olmasını sağlayarak gözlerin daha iyi beslenmesine yardımcı olacaktır. Bol miktarda A vitamini ve beta karoten içeren havuç gibi sebzelerde göz sağlığına önemli katkıları vardır ve tabiki güneş ışınlarına karşı mutlaka gözlük kullanın ve hekiminizin dediklerine uyun” şeklinde konuştu.

    Göz sağlığı için göz otlu gıda takviyesini ürettiklerini ifade eden Akan şunları kaydetti: “Türkiye’nin doğal ürünler markası ShiffaHome bilimsel ve geleneksel verileri harmanlayarak göz sağlığı için göz otlu gıda takviyesini üretti. İçeriğinde bulunan antioksidanlar ve dokuların yenilenmesine yardımcı bitkilerle tam bir destekçi. Sağlık profesyonellerinin büyük ilgi gösterdiği ürün, ihtiyacı olan tüketicilerle buluştu”.

  • Sağlığınız için bu uyarılara dikkat

    Bayrama sayılı günler kala evlerde yapılan hazırlıkların sonuna gelindi. Geleneklere uygun pişirilen yemekler, hazırlanan tatlıların yer aldığı bayram sofralarında temel besin ise kırmızı et. Kırmızı et ve sakatatlar demir, B vitaminleri ve protein yönünden zengin besinler arasında olduğunu belirten uzmanlar, ancak uygun olmayan yöntemlerle saklandıklarında, pişirildiklerinde ve miktar kontrolü sağlanmadığında bazı sağlık sorunlarına sebep olabileceğini söyledi. Özellikle birbirinden zengin sofraları getiren bayram süresince tüketilen besinlere çok dikkat etmek gerektiğini ifade eden uzmanlar, kurban kesimi sonrasında tüketilecek etlerin hazırlanma, pişirme ve saklama yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.

    Kırmızı etin sindiriminin diğer besinlerin sindirimlerine göre daha zor olduğunu ifade eden Acıbadem Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Semra Pehlivan “Yeni kesilmiş hayvanların eti hemen pişirildiğinde çok daha sert olur ve sindirimi çok daha uzun sürer. Özellikle mide ve bağırsak problemi olan kişilerin etleri en az 24 saat buzdolabında dinlendirdikten sonra tüketmesi gerekir. Böylelikle et daha yumuşak ve lezzetli olur, sindirimi kolaylaşır. Etin sindirimini daha da kolaylaştırmak için kekik başta olmak üzere, çeşitli baharatlardan destek alınabilir” dedi.

    Bayram boyunca ve sonrasında her gün hem öğle hem de akşam kırmızı et tüketilmemesi gerektiğini ifade eden Pehlivan, “Sabahları tam tahıllı ve çavdar ekmeği, beyaz peynir, bol yeşillik ve bitki çayı ile yapılan hafif bir kahvaltı gün içerisinde daha dengeli beslenmeyi sağlıyor. Öğle öğününde et tüketmek, akşam yemeğinde ise bol lif kaynağı olan sebze veya salatayı yoğurtla birlikte tercih etmek gerekiyor. Bu şekilde kabızlık veya hazımsızlık, şişkinlik gibi mide şikayetlerinin önüne geçilmiş oluyor. Etler arasında sakatat tüketiminden çok fazla doymuş yağ içerdiği için uzak durulması öneriliyor” diye konuştu.

    Hamileler, fazla kilolular, hipertansiyon ve kalp-damar hastaları, mide ve bağırsak problemi yaşayan kişiler ve yaşlıların et tüketim miktarı, sıklığı ve pişirme yöntemleri konusunda çok dikkatli olmaları gerektiğini altını çizen Pehlivan, “Aynı zamanda uzun bir tatil fırsatı sağlayan bayramda fiziksel aktivitenin atlanmaması da önem taşıyor. Her gün yapılan 30-40 dakikalık yürüyüşlerin fazla besin tüketimine bağlı oluşabilecek hazımsızlık, şişkinlik gibi şikayetlerin önüne geçecektir” dedi.

    VM Medical Park Bursa Hastanesi Uz. Diyetisyen Nilgün İstek, “Et yemeklerinin içerisine lezzet verici olarak taze nane, kekik, dereotu, maydanoz, defne yaprağı kullanılabilir. Yemeklerde bunlara yer verilerek, kullanılan tuz miktarı daha kolay sınırlandırılabilir. Pişirme yöntemi olarak kızartma uygulanmamalıdır. Sebzelerle zenginleştirerek haşlama, fırınlama, ızgara, buharda pişirme yöntemleri uygulamak daha sağlıklı olacaktır. Etin hem lezzetli hem de vitamin mineral içeriğinden kayıp olmadan tüketilmesi için haşlama, ızgara ve fırında pişirme yöntemleri öneriliyor. Gün içerisinde birden bire ve fazla miktarda yemek yenilmesi yerine, öğünler sıklaştırılarak, öğünlerde yenilen miktar hafifletilmelidir. Öğün atlanmamalı, bayram ziyaretlerine aç gidilmemeli, gidilen yerdeki ikramların ölçüsüne dikkat edilmelidir. Yeterli düzeyde su içmeye özen gösterilmelidir” diye konuştu.

    Ayrıca yapılacak yemeğin sağlık ve lezzet açısından kalitesini etkileyen saklama koşullarına da dikkat edinilmesi gerektiğini belirten İstek, “Hayvanın kesilmesinin hemen sonrasında et pişirilmemeli, dinlenmeye bırakılmalıdır. Bunun için buzdolabında 1-2 gün bekletmek uygun olabilir. Dinlendirmeden pişirme, ette oluşan katılığın ortadan kalkmasını engeller, sindirim sorunlarına yol açabilir. Ayrıca, kullanılacak büyüklüklerde porsiyonlanıp soğutucularda bu şekilde saklamak, kullanım açısından da kolaylık sağlar. Donmuş et çözdürülecekse, buzdolabının iç kısmında çözdürülmeli, çözülme sonucu oluşan suyun diğer besinlere geçişini önlemek için temiz bir kap içinde ve buzdolabının alt kısmında muhafaza edilmelidir. Çözdürülmüş olan besin tekrar dondurulmamalıdır” şeklinde konuştu.