Etiket: Sağlığını

  • Obezite çocukların ruh sağlığını da bozuyor

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayhan Çeri, son yıllarda obezitenin hızla artmasının insan sağlığını ciddi anlamda tehdit ettiğini belirterek, yetişkinler kadar çocuklarda da yaygın olan obezitenin diyabet, kalp hastalıkları gibi ciddi rahatsızlıkların yanı sıra önemli psikolojik sorunlara da neden olabildiğine dikkat çekti.

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Ayhan Çeri, çağın hastalığı obezitenin çocuklar üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi. Obez çocukların, obez olmayan yaşıtlarına göre daha sık psikolojik ve fiziksel sağlık sorunlarına maruz kalabildiğini belirten Çeri, “Obez olan çocuklar kendileri ile barışık bir hayat sürebildikleri gibi, bazen de içe kapanabilmekte, özgüvenini yitirmekte ve daha çok besin tüketme eğilimine girerek bir kısır döngüye yakalanabilmektedirler. Aynı şekilde bu çocuklar zaman zaman arkadaşları tarafından dışlanabilmekte, kendileri ile alay edilebilmekte bu da doğal olarak çocuğun psikolojisini olumsuz etkileyebilmektedir” dedi.

    “Diyabet çocuklarda da görülebiliyor”

    Obezitenin neden olduğu fiziksel hastalıkların arasında en sık görülenlerin diyabet, kalp hastalıkları ve astım olduğunu anlatan Çeri, “Bunlardan Tip 2 diyabet obez çocuklarda ve yetişkinlerde daha sık görülen bir rahatsızlık olup, tedavi edilmediği takdirde çeşitli doku ve organ hasarlarına neden olabilmektedir. Uygun diyet ve yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde hastalık erken evrelerde kontrol altına alınarak tedavi edilebilmektedir. Obez çocuklarda kolesterol ve tansiyon yüksekliği akranlarına göre daha sık görülen bir durum olup, bu da uzun vadede çeşitli kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlamaktadır. Bunun sonucunda çocuklarda hayatın erken dönemlerinde kalp krizi ve inme riski daha çok artmaktadır” diye konuştu.

    “Astım yaşam kalitesini düşürüyor”

    Astımın, akciğerdeki havayollarının enflamasyonu ve daralması ile seyreden bir rahatsız olduğuna ve çocuklar arasında da hızla yaygınlaştığına dikkat çeken Çebi, şunları kaydetti:

    “Kronik bir rahatsızlık olan astım, diğer tüm kronik rahatsızlıklar gibi kişinin yaşam kalitesi ve süresini ciddi anlamda olumsuz etkileyebilmektedir. Yapılan araştırmalarda nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, obez çocuklarda astım sıklığının daha fazla olduğunu görülmektedir.”

    “Uyku bozukluklarına yol açıyor”

    Obez çocuklarda aşırı horlama ve uyku apnesine daha sık rastlandığını vurgulayan Çebi, şunları söyledi:

    “Bu da kalp-damar ve sinir sistemi üzerinde olası sağlık problemlerine yol açabilmektedir. Ayrıca gün içinde yorgunluğa ve konsantrasyon bozukluğuna neden olabilmektedir. Kilolu çocuklarda eklem sertliği ve eklemlerde ağrı, karaciğerde yağlanma, safra kesesinde taş oluşumu, ergenliğe daha hızlı girme, kız çocuklarında aşırı tüylenme ve adet bozukluğu gibi problemler de görülebilmektedir. Çocuğun sağlıklı bir kiloya sahip olması için gereken en önemli şey onların yedikleri ve içtikleri gıdalardan aldıkları kalorinin günlük aktivite ve fiziksel egzersizlerle dengelenmesidir. Kilo fazlası olan çocukların normal büyüme ve gelişimine engel olmayacak şekilde günlük aldıkları toplam kalori miktarı azaltılmalı ve bunu yaparken mutlaka bir beslenme uzmanına danışılmalıdır.”

    Çocukları obeziteden korumanın yolları

    Çocuğun sağlıklı bir beslenme alışkanlığı kazanması için motive edilmesi gerektiğini kaydeden Çebi, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yüksek kalorili besinleri fazla tüketmesi önlenmelidir. Yüksek şeker içerikli besinlerden ve tuzlu atıştırmalıklardan uzak durması sağlanmalıdır. Çocuklar fiziksel aktivitenin faydaları konusunda bilinçlendirilmelidir. Çocukların günlük hayatta aktif olmaları sağlanmalı, haftanın 5 günü en az 60 dakika orta düzey efor gerektiren fiziksel aktivitelerde bulunmaları desteklenmelidir. Çocuğun hareketsiz geçen zamanı azaltılmalıdır. Okumak ve ev ödevi yapmak için sessiz ve sakin bir ortam önemli olmakla beraber, çocuğun bilgisayar ya da televizyon karşısında geçirdiği zaman günlük 2 saat ile sınırlandırılmalıdır.”

  • Soğuk Havalar Kalp Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

    Genel olarak ılıman bir iklime sahip olan Aydın’da son günlerde yaşanan soğuk havalar ile birlikte kalp krizi riskinin de arttığını belirten ADÜ Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Güngör Aydın halkını uyararak, soğuk havanın kalbin yükünü arttırdığını ifade etti.

    Doç. Dr. Hasan Güngör, soğuk ve rüzgarlı havalarda özellikle vücut ısısındaki ani değişimlerin, kalp damarlarındaki büzülmelerin ve soğuğun vücudun enerji ihtiyacını artırması ve dolayısıyla kalbin yükünün artmasının kalp sağlığını olumsuz etkilediğini ve kriz riski arttırdığını belirtti.

    Soğuk havalara dikkat

    Güngör, yapılan araştırmaların kış aylarında hareketin azalmasının da etkisi ile kan kolesterol düzeyinin arttığını ve sıvı kaybının da az olması nedeniyle kan basıncının arttığını gösterdiğini, bu havalarda nabız sayısı ve pıhtılaşma riski de arttığını aktardı.

    Grip ve akciğer enfeksiyonlarına dikkat

    Soğuk havalar ile birlikte grip ve zatürre gibi hastalıkların görülme olasılığı arttığını belirten Güngör, “ Bu tür hastalıklar özellikle kronik kalp hastalığı olanlarda çok ağır seyretmekle birlikte kalp yetersizliği hastalarının stabil olan durumunun bozularak hastaneye yatmalarına ve hatta ölüme kadar ilerleyebilir. Kronik kalp hastalığı olanların grip ve zatürre aşılarını yaptırmaları bu riskin azalmasında çok önemlidir.” sözleriyle grip ve zatürre aşılarının yapılmasının önemine dikkat çekti.

    Bitkisel ilaçlara ve grip ilaçlarına dikkat

    Kış mevsiminde özellikle enfeksiyonlardan korunmak için birçok bitkisel ilaç kullanıldığını, bu ilaçların bilinçsiz kullanıldığında ya da dozu ayarlanmadığı zaman kalbe ne kadar etki yapacağı bilinmediğini ifade eden Güngör, “Bu tür ilaçlardan bazıları damarları büzmekte, bazıları nabzı artırmakta bazıları ise kan basıncını yükseltmektedir. Ayrıca özellikle suda eritilerek içilen ya da ağızdan alınan grip ilaçlarının içinde bulunan özellikle burun akıntısını kesmek için ya da semptomları azaltmak için kullanılan ilaçlar kalp damar hastalıkları olan kişilerde çok tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Bu tür ilaçları ve bitkisel karışımları kullanmadan önce mutlaka hekiminiz ile görüşmenizde yarar vardır.” dedi.

    Soğuk havaların kalp üzerine olan etkisini azaltmak için neler yapılmalıdır?

    Doç. Dr. Hasan Güngör, soğuğun kalp üzerine etkisini en aza indirmek için birkaç kat halinde sıcak tutacak giysilerin giyilmesi, ısı kaybının büyük kısmı baş bölgesinden olduğu için bere veya şapka kullanılması gerektiğini ifade etti. Doç. Dr. Güngör, kalbin üzerine binen yükü azaltmak için egzersiz yaparken sık sık ara verilmesi ve orta yaş ve üzerindekilerin soğuk havada yeni egzersize başlayacaklar ise öncesinde mutlaka doktorlarına başvurmalarını sözlerine ekledi.

  • Soğuk Havalar Kalp Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

    Genel olarak ılıman bir iklime sahip olan Aydın’da son günlerde yaşanan soğuk havalar ile birlikte kalp krizi riskinin de arttığını belirten ADÜ Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Güngör Aydın halkını uyararak, soğuk havanın kalbin yükünü arttırdığını ifade etti.

    Doç. Dr. Hasan Güngör, soğuk ve rüzgarlı havalarda özellikle vücut ısısındaki ani değişimlerin, kalp damarlarındaki büzülmelerin ve soğuğun vücudun enerji ihtiyacını artırması ve dolayısıyla kalbin yükünün artmasının kalp sağlığını olumsuz etkilediğini ve kriz riski arttırdığını belirtti.

    Soğuk havalara dikkat

    Güngör, yapılan araştırmaların kış aylarında hareketin azalmasının da etkisi ile kan kolesterol düzeyinin arttığını ve sıvı kaybının da az olması nedeniyle kan basıncının arttığını gösterdiğini, bu havalarda nabız sayısı ve pıhtılaşma riski de arttığını aktardı.

    Grip ve akciğer enfeksiyonlarına dikkat

    Soğuk havalar ile birlikte grip ve zatürre gibi hastalıkların görülme olasılığı arttığını belirten Güngör, “ Bu tür hastalıklar özellikle kronik kalp hastalığı olanlarda çok ağır seyretmekle birlikte kalp yetersizliği hastalarının stabil olan durumunun bozularak hastaneye yatmalarına ve hatta ölüme kadar ilerleyebilir. Kronik kalp hastalığı olanların grip ve zatürre aşılarını yaptırmaları bu riskin azalmasında çok önemlidir.” sözleriyle grip ve zatürre aşılarının yapılmasının önemine dikkat çekti.

    Bitkisel ilaçlara ve grip ilaçlarına dikkat

    Kış mevsiminde özellikle enfeksiyonlardan korunmak için birçok bitkisel ilaç kullanıldığını, bu ilaçların bilinçsiz kullanıldığında ya da dozu ayarlanmadığı zaman kalbe ne kadar etki yapacağı bilinmediğini ifade eden Güngör, “Bu tür ilaçlardan bazıları damarları büzmekte, bazıları nabzı artırmakta bazıları ise kan basıncını yükseltmektedir. Ayrıca özellikle suda eritilerek içilen ya da ağızdan alınan grip ilaçlarının içinde bulunan özellikle burun akıntısını kesmek için ya da semptomları azaltmak için kullanılan ilaçlar kalp damar hastalıkları olan kişilerde çok tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Bu tür ilaçları ve bitkisel karışımları kullanmadan önce mutlaka hekiminiz ile görüşmenizde yarar vardır.” dedi.

    Soğuk havaların kalp üzerine olan etkisini azaltmak için neler yapılmalıdır?

    Doç. Dr. Hasan Güngör, soğuğun kalp üzerine etkisini en aza indirmek için birkaç kat halinde sıcak tutacak giysilerin giyilmesi, ısı kaybının büyük kısmı baş bölgesinden olduğu için bere veya şapka kullanılması gerektiğini ifade etti. Doç. Dr. Güngör, kalbin üzerine binen yükü azaltmak için egzersiz yaparken sık sık ara verilmesi ve orta yaş ve üzerindekilerin soğuk havada yeni egzersize başlayacaklar ise öncesinde mutlaka doktorlarına başvurmalarını sözlerine ekledi.

  • Havasız ortamlar cilt sağlığını olumsuz etkiliyor

    Dermatoloji Uzmanı Dr. Özgür Yağdıran Düzgün, kış aylarında soğuk hava, rüzgar, kalorifer ve elektrik soba kullanımı ile havasız ortamların cilt sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek, kışın en sık görülen cilt rahatsızlıkları arasında kuruluk, pullanma, egzama ve sedef gibi hastalıkların ilk sıralarda yer aldığını kaydetti.

    Memorial Dicle Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Özgür Yağdıran Düzgün, soğuk havalarda cilt sağlığını korumak için önemli önerilerde bulundu. Kış mevsiminde havaların soğuk olması nedeniyle evler, iş yerleri, alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları gibi kalabalık alanların genellikle yeteri kadar havalandırılmadığını belirten Düzgün, “Klima, elektrikli soba ve kaloriferler ile ısıtılan bu alanlar nemsiz kalarak cildin kurumasına, çatlamasına neden olur. Bu durum da çeşitli egzama türlerini tetikleyebilir. Bunun önüne geçmek için kapalı ve havasız ortamlarda oda nemlendiricileri kullanılabilir, kalorifer gibi ısıtıcıların üzerine ıslak havlu veya kap içerisinde su konulabilir ve ortam günün belli saatlerinde havalandırılabilir” dedi.

    “Cildinize yoğun nemlendirici krem uygulayın”

    Nemlendirici kremler, jeller veya yağlı sabunların ciltteki kurumayı ve çatlamayı engellemek için özellikle kış mevsiminin sert geçtiği bölgelerde kullanılabileceğini anlatan Düzgün, “Kişi yolda, otobüste, metroda veya ofiste ellerindeki kuruluğu fark ettiği anda nemlendirici krem uygulamaktan çekinmemelidir. Kuru cilt tipine sahip kişiler kesinlikle alkol içeren tonik kullanmamalıdırlar. Çünkü bu tonikler cilt üzerinde bakteriyel koruma tabakasını kaldırarak kaşıntıya, kuruluğa ve ciltte enfeksiyona neden olabilir. Ayrıca cilt, sabun içeriği olmayan losyonlar ile temizlenebilir” diye konuştu.

    “Sağlıklı beslenmeye dikkat edin”

    Sağlıklı beslenmenin de cilt üzerinde önemli etkileri olduğunun bilindiğini vurgulayan Düzgün, şunları kaydetti:

    “Omega-3 cilt bakımının etkisini arttırır, bunun için haftada 2 kez balık tüketilmelidir. Kış mevsimine özel sebze ve meyvelerin tüketimi ihmal edilmemeli, kuru baklagil yemekleri menülere eklenmelidir. Sağlıklı beslenme, cildin ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral ve doymamış yağların dengesini sağlar ve cilde parlaklık verir. Soğuk kış aylarında sıcak banyo pek çok insana cazip gelebilir ancak ortalama 20 dakikadan sonra sıcaklık cildin yağ dengesini yok etmeye başlar. Bu yüzden suyun sıcaklığı düşürülmeli ve banyo süresi 20 dakikanın altında tutulmalıdır. Ayrıca banyondan sonra vücuda nemlendirici kremler uygulanabilir.”

    “Dudaklarınızın da nemli kalmasını sağlayın”

    Dudakların yağ üretme özelliği olmadığından ciltte kurumaya en müsait bölgeler olduğunu ifade eden Düzgün, şunları söyledi:

    “Bu yüzden özellikle dudaklarının kuruluğundan şikayetçi olanlar balm adı verilen ürünleri kullanabilir, gece yatmadan önce de nemlendirici krem uygulayabilir. Kuruyan dudaklar tükürükle ıslatılmamalı ve ısırılmamalıdır. Kış, dermatolojik işlemlerin uygulanması açısından en uygun mevsimdir. Çünkü cilt uygulamalarından sonra güneş ışınlarına maruz kalınmamalıdır. Cildinde leke, kırışıklık, sarkma problemi olan kişiler, bu dönemde dermatoloji uzmanına başvurup uygun işlemleri yaptırabilirler.”

  • Uzun süreli cep telefonu kullanımı göz sağlığını tehdit ediyor

    Uzmanlar, günlük hayatın vazgeçilmezleri arasında bulunan akıllı telefonların yanlış ve uzun süreli kullanımının, omurga ve kas rahatsızlıkları olduğu kadar göz sağlığını da olumsuz yönde etkilediğini kaydetti.

    Teknolojide yaşanan hızlı değişimin en belirgin şekilde hissettirdiği şu dönemlerde elimizden düşürmediğimiz cep telefonları, hayatımızı kolaylaştırma konusunda oldukça faydalı bir işleve sahipken kullanımı esnasında gerekli tedbirleri almamak ise kişide birçok sağlık sorununa yol açabiliyor. Telefonlara yakın odaklanmadan dolayı göz ağrısı ve kas spazmları oluşabildiğine dikkat çeken den Özel Esentepe Hastanesi Göz Hastalıkları Op. Dr. Hasan Vatanseverrek, bu tür sorunlar yaşamamak için ekrana çok uzun süreler bakmadan, mümkün olduğunca gözlerin dinlendirilmesi gerektiğini söyledi. Vatanseverrek, “Günlük hayatımızın vazgeçilmezleri arasında bulunan akıllı telefonların yanlış ve uzun süreli kullanımının, omurga ve kas rahatsızlıkları olduğu kadar, göz sağlığını da olumsuz yönde etkilemektedir. Özellikle küçük ekrana sahip akıllı cep telefonlarına, uzun süreli ve karanlık ortamlarda odaklanmanın, uzağı görme sorununu tetikleyebilir. Toplum genelinde küçük yaşlardan itibaren cep telefonu kullanımının artış göstermektedir. Bu konuda hem ebeveynlere hem de kullanıcılara dikkatli olmaları gerekiyor” dedi.

    Telefonun yanlış kullanımının omurilik bozukluğu, postür bozuklukları, pektoral kaslarda kısalma ve parmak uçlarında ağrılar oluşturduğunu aktaran Dr. Vatansever, “Telefonun uzun süre kullanımı, göz problemlerini de beraberinde getiriyor. Telefon kullanırken 30 dakikadan fazla zaman ekrana bakmamak faydalı olacaktır. Önceden uzağı görememe olarak nitelendirilen miyopi 18-19 yaş civarı etkisini kaybederken, günümüzde 30’lu yaşlarda dahi göz bozukluğunun artış göstermesi tamamen bu ürünlerin aşırı kullanımından kaynaklanıyor. Bu noktada daha büyük ekranlı tablet veya bilgisayar kullanılmasının da faydalı olabileceğini söyleyebiliriz. Ancak burada asıl kritik nokta, uzun süreli kullanıma müsaade etmeden, sıklıkla gözlerin dinlendirilmesidir. Dinlenmeler esnasında, dikkat gerektiren işlerden kaçınılmalıdır. Uzaklara doğru dalgın bakışlar veya göz kapama tercih edilebilir. Bu konuda gerekli bilince sahip olmak gerekiyor. Hem kendimiz dikkat edip, hem de çevremizdeki kişileri bu yönde uyararak, göz sağlığımızı koruma konusunda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirebiliriz” ifadelerini kullandı.