Etiket: Sağlığında

  • Süt dişi sağlığında dikkat edilmesi gerekenler

    Ağız ve diş sağlığının ilk adımının bebeklik döneminde başladığını belirten Msc. Dt. Cem Harbalioğlu, “Doğru ağız bakım uygulamalarını çocuğunuza erken yaşlarda göstermeniz, onun sağlığı için yapacağınız önemli yatırımlardan biridir” dedi.

    Ağız ve Diş Sağlığı İmplantoloji Kliniğinden Msc. Dt. Cem Harbalioğlu, süt dişleri ile ilgili bilinmeyenleri aktardı. Harbalioğlu, “Bebeğinize gece son beslenmesinde şekerli gıdalar vermeyin, biberonla süt içirdikten sonra ağız temizliği için su içirin ve bir parça peynir verin. Bebeğinizin doğumundan itibaren her beslenmeden sonra ağız içini ıslak gazlı bezle temizleyin. Emziği kesinlikle şekere, bala, pekmeze batırmayın, beslenmeden sonra su verilerek ağız içinin temizlenmesi sağlayın. Bebek bir yaşından sonra biberon bıraktırılmalı, bardak ve kaşık kullanarak beslenmeye alıştırılmalıdır” diye konuştu.

    “Süt dişleri 6’ncı aydan itibaren çıkmaya başlar”

    Her bebekte değişkenlik göstermek ile birlikte 6’ıncı aydan itibaren süt dişleri çıkmaya başladığını söyleyen Harbalioğlu, “Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle kolay ve hızlı çürümeye yatkınlardır. Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında fark edemeyebilirler. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olduğunda anlarlar ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir” şeklinde konuştu.

    “İki yaşından sonra bunları yapın”

    Diş bakımı ile ilgili de konuşan Harbalioğlu, “İki yaşından itibaren yani süt dişlerinin tamamlanmasıyla beraber günde iki defa sizin kontrolünüzde dişlerini fırçalatın, çocuğunuzun yaşına uygun diş fırçası ve macunu seçin, çocuğunuzun diş macununu yutmamasına dikkat edin. Koruyucu flor uygulaması için ya da süt dişlerinde çürük görüyorsanız mutlaka diş hekiminize başvurun. Çocuğunuz altı yaşına geldiğinde süt dişlerinin en arkasından olan ve ömür boyu ağzımızda kalması gereken 6 yaş dişlerine fissür örtücü( Fissur Selant) uygulatın. Çürük var ise mutlaka tedavi ettirin ve en önemlisi altı ayda bir diş hekimi kontrolünü ihmal etmeyin. Çocuğunuzla birlikte dişlerinizi fırçalayarak veya kendi diş fırçalarını seçmelerine izin vererek, ağız ve diş bakımını eğlenceli hale getirebilirsiniz. Çocuklar gülmeyi sever ve güzel bir gülümseme için ise sağlıklı dişlere ihtiyaç vardır” dedi.

  • Ağız ve diş sağlığında yükselen trend: “Dental spa”

    İletişimde sağlıklı gülüşün rolüne dikkat çeken uzmanlar, bu konuda dental spanın yükselen bir trend olduğunu söyledi.

    Toplumun her geçen gün ağız ve diş sağlığı konusunda hassasiyetinin arttığını dile getiren uzmanlar, güzel bir gülüşün aynı zamanda yüz güzelliğini de öne çıkardığına dikkat çekti. Son zamanlarda dental spa işleminin yükselen bir trend olduğunu belirten Diş Hekimi Metin Ayan, “Bireylerin dişleri konusundaki en büyük zaafları onların beyazlığı. Gülümsediklerinde karşıdan bakılınca lekeli görünüme sahip olması, istenilen beyazlıkta olamaması gibi zaaflar sebebiyle insanlar gülmeye küsüyor. Özgürce gülümsemek isteyenlerin yanı sıra, dişeti rahatsızlığı olanlar, implant ve köprü protezi uygulanmış hastalar, dişlerinde çapraşıklık ve dişleri çürümeye meyilli kişiler dental spa ile ağız sağlığını kontrol altına alabilir” dedi.

    Dental spa adı verilen uygulamanın genel bir ağız ve diş sağlığı bakımı olduğunu ifade eden Ayan, “Diş taşı temizliği, ağız duşu ve diş beyazlatma gibi uygulamaları içerir. İşlem sonrasında diş ve diş etlerinde bir ferahlama oluşmaktadır. Ağız sağlığını korumak için uygun bir yöntem ve tedbir diyebiliriz. Diş eti çekilmesine ve devamında diş kayıplarına dahi sebep olabilen diş taşının temizliği yapılır. Ardından ağız duşu uygulaması ile dişlerin ulaşılması güç bölgelerine, diş aralarına ve diş eti cebi içine basınçla su göndermeye yarayan özel tasarımlı cihazlar aracılığı ile masaj yaparak temizlik yapılır. Diş beyazlatma ile işlem sonlandırılır” diye konuştu.

  • Prof. Zaimoğlu: “Türkiye’de ağız ve diş sağlığında bir hayli yol kat ettik”

    İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Zaimoğlu, koruyucu uygulamalar, bakım ürünlerinin çoğalması ve halkın sosyoekonomik durumunun yükselmesi nedeniyle Türkiye’de ağız ve diş sağlığı alanında bir hayli yol alındığını söyledi.

    22 Kasım Dünya Ağız ve Diş Sağlığı Günü ile ilgili bir açıklama yapan İAÜ Diş Hekimliği Fakültesi (Dentaydın) Dekanı Prof. Dr. Ali Zaimoğlu, “Dentaydın olarak amacımız, ağız ve diş sağlığı konusunda tedavi ediciden ziyade koruyucu uygulamaları halk nezdinde yaygınlaştırmak” dedi.

    Genel sağlığın ve yaşam kalitesinin ayrılmaz bir parçası olan ağız ve diş sağlığı eğitiminin Türkiye’de 22 Kasım 1908’de geleneksel öğretiden kurtarılarak Tıp Fakültesi bünyesinde Dişçi Mektebi şeklinde eğitime başladığını ifade eden Prof. Dr. Zaimoğlu, ‘Ülkemizde 22 Kasım Dünya Diş Hekimliği Günü, içinde bulunduğumuz hafta ise Ağız Diş Sağlığı Haftası olarak kutlanıyor. Günümüzde Sağlık Bakanlığımız, Milli Eğitim Bakanlığımız, fakültelerimiz ve meslek odalarımızın üstün gayretleri, ağız ve diş sağlığına yönelik ürünlerin çeşitliliği ve halkımızın sosyoekonomik düzeyine bağlı olarak ağız ve diş sağlığı konusunda bir hayli yol alındı. Bilinçli velilerimiz anne karnından itibaren çocuk gelişimini takip ederek biberon, parmak emme, süt dişlerinin gelişimi, karışık dişlenme dönemi, daimi dişlenme ile birlikte diş çürüklerine karşı korunma ağız ve diş sağlığı bakım ürünleri, fırçalama teknikleri, etken maddesi değişik diş macunları ve diş eti bakımı gereçleri ile diş kayıplarının toplumumuzda dikkati çekecek kadar eskiye oranla daha azaldığı görülüyor’ diye konuştu.

    Koruyucu hekimliğin etkisinin protez endikasyonunu orta yaşlardan ileri yaşlara taşıdığını, gelinen noktada koruyucu ve tedavi edici hekimliğin çok ileri boyutlara ulaştığını kaydeden Prof. Dr. Zaimoğlu, ‘Tedavi edici hekimlik yönünden son yıllarda çok çarpıcı yöntem ve materyaller geliştirildi. Amalgam yerine kompozit, kayıp diş yerine implant uygulamaları, estetik materyallerin gelişimi ağız ve diş sağlığı alanında yüzümüzü güldüren gelişmeler. Ülkemiz diş hekimliği tüm bu gelişmeleri yakından takip ederek bugün diş tedavileri için yurt dışından hasta çekecek düzeye ulaştı’ dedi.

    Dentaydın’ın, Joint Commission International tarafından verilen kalite belgesini almaya hak kazanan Türkiye’deki ikinci fakülte hastanesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Zaimoğlu, ‘Böylece ağız ve diş sağlığı alanında uluslararası güvenilirliğini ispatlamanın haklı gururunu yaşamakla beraber, Uluslararası JCI Kalite Belgesi’ne sahip SGK anlaşmalı tek diş hastanesi olma özelliği olan İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dentaydın Diş Hastanesi yılın sağlık kuruluşu seçilerek başarısını perçinledi’ ifadelerini kullandı.

    İAÜ olarak sağlığın her alanında olduğu gibi ağız ve diş sağlığı alanında da donanımlı diş hekimleri, hekim yardımcıları ve diş protez teknisyenleri yetiştirdiklerini ifade eden Prof. Dr. Zaimoğlu, ‘ADEE (Avrupa Diş Hekimliği Eğitim Birliği) üyesi de olan Fakültemiz uluslararası alanda diş hekimliğinde eğitim ve diş hekimliğinin profesyonel gelişiminde önemli rol oynayan önemli kuruluşlardan biri haline geldi. Üniversitemizden mezun tüm meslektaşlarımız toplumumuzda doğru ağız-diş sağlığı alışkanlıkları kazandırmak ve koruyucu uygulamaları yaygınlaştırarak toplumun ağız-diş sağlığı seviyesini yükseltmeyi kendine amaç ediniyor. Bu noktadan hareketle Fakültemiz sivil toplum kuruluşları, kamu ve özel kurum ve kuruluşları ile iş birliği içerisinde çok sayıda faaliyete ve sosyal sorumluluk projesine imza atıyor’ dedi.

  • Üreme Sağlığında Bir Kötü Bir De İyi Haber

    Yapılan araştırmalar her 7 çiftten birinin çocuk sahibi olamadığını ortaya koyuyor. Modern yaşam tarzı ve geç yaşta yapılan evlilikler ailelerin çocuk sahibi olmalarını zorlaştırıyor.

    Üreme ile ilgili sorunlara bakıldığında kadına ve erkeğe bağlı sorunlar neredeyse yüzde 50, yüzde 50 görülüyor. Kadınlarda anne olmaya engel olan en önemli faktör ilerleyen yaşla birlikte azalan yumurta rezervi ve kalitesi. Erkekler için de durum çok iç açıcı değil. Son yüz yılda erkeklerin hem sperm sayıları hem de kalitesi ciddi oranda düştü. Bunlar üreme sağlığı ile ilgili haberin kötü kısmı ancak iyi haberler de var. Her geçen gün ilerleyen teknolojik gelişmeler ve tıptaki yenilikler sayesinde üreme sorunları ile baş etmek artık daha kolay. Dünyada 6 milyondan fazla tüp bebek var.

    Türkiye’de ilk tüp bebek merkezinin kurucusu ve ilk tüp bebeği uygulayan kişi olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Aile Planlaması-İnfertilite Araştırma ve Uygulama Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Erol Tavmergen, tüp bebek tedavisindeki yenilikleri anlattı. Embriyo havuzlama yönteminin anne olma şansını arttırdığını belirten Prof. Dr. Tavmergen, “Kadınlarda anne olmayı zorlaştıran en önemli faktör anne adayının yaşı. Anne adayının yaşı arttıkça yumurta rezervi azalıyor ve yumurta kalitesi bozuluyor. Yumurtası az olan bayanlarda gebelik şansını artırmak için her geçen gün yeni bir teknik uygulamaya koyuluyor. Anne olmak isteyen kadınların ihtiyacı olan en önemli şey sağlıklı, kaliteli ve yeterli sayıda yumurtaya sahip olmaları. Bazen genetik faktörler bazen de daha önce geçirilmiş olan yumurtalık ameliyatları, çikolata kisti gibi sorunlar kadınların anne olmasının önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

    Prof. Dr. Tavmergen, ailede anne ya da teyze gibi birinci derecedeki yakınların erken menopoz hikayesi var ise bu kadınların çok daha dikkatli olmalarını söyledi. Yumurta rezervinde genetik mirasın çok belirleyici olduğuna dikkat çeken Tavmergen, sigara içen kadınların da yumurta rezervinin azaldığını belirtti. Yumurta rezervi az olan hastaların genellikle ileri yaş hastalar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tavmergen, bu durumda anne adayı ile ilgili değerlendirmeleri yaptıktan sonra doğal yol gebelik olmuyor ise 6 ay sonunda hemen yumurtalarını aldıklarını kaydetti. Tavmergen, “Yumurta rezervi az olan ya da yumurta kalitesi iyi olmayan kadınlarda birkaç değişik protokol uygulayarak aynı adet döngüsü içinde bazen 2 ya da 3 kez yumurta topluyoruz. Bu yumurtaları eşinin spermleri ile dölleyip embriyo haline getirip donduruyoruz. Bu yöntemi 3-4 defa ya da daha fazla uyguladığımız zaman elimizde çok sayıda yumurta oluyor. Bunları genetiğe göndererek içlerinden sağlıklı olanı seçersek, bu anne adayının yeniden anne olma şansı çok yükseliyor” diye konuştu.

    Bu yöntemin “embriyo havuzlama “ olarak adlandırıldığını anlatan Prof. Dr. Erol Tavmergen, söz konusu protokolün uygulama sürecinin de özel olduğuna dikkat çekti. Embriyo havuzlama yöntemini anlatan Prof. Dr. Erol Tavmergen, “Embriyo havuzlama yönteminde yumurtlama tedavi protokolü özeldir, bir adet döneminde birden fazla kez yumurta toplanıyor. Yumurtalar döllenerek embriyo elde ediliyor. Embriyolar donduruluyor. Bu embriyolara genetik tanı uygulayarak embriyo rahim içine yerleştiriyor” dedi.

    B u şekilde 40 yaşın üzerindeki bir kadının neredeyse 25 yaşında bir kadın gibi üreme şansına sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erol Tavmergen, 40 yaş ve üzeri kadınların atılan yumurtalarının yüzde 40-60’ında kromozom anomalileri olduğunu belirtti. Bu da kadınlar hamile kalsa bile gebeliklerin genellikle düşük ile sonuçlandığını anlatan Prof. Dr. Tavmergen, bu noktada uygulanacak genetik tanı testlerinin çok önemli olduğunu, genetiği ayıklanmış sağlıklı kromozoma sahip embriyoyu rahim içine yerleştirerek gebelik şansının arttığını söyledi.

    GENETİK TEST İLE GEBELİKTE DÜŞÜK RİSKİ AZALIYOR

    Anne veya baba adayında kromozom testlerinde bir anormallik çıkması, bebeği çok ciddi etkiliyor. Anne veya babadaki bozukluklar dengeli, yani yerleri değişik olmakla beraber bir gen eksikliği olmaması nedeniyle bir sağlık sorunu olmazken, bu genetik bozukluk normal geçiş mekanizmalarını kullanarak bebeğe geçerken etkilenmiş kromozomların düzgün olarak geçiş yapmaması bazı genlerin eksik geçiş yapmasına yol açıyor. Bu da ya embriyonun yerleşmemesine, düşük olmasına veya anomalili bebek olmasına yol açıyor. Tüp bebek merkezlerinde embriyolar anne rahmine yerleştirilmeden önce incelenebiliyor ve böylece bazı kalıtsal hastalıklar açısından problem olup olmadığı konusunda tarama yapılabiliyor. Bu şekilde tüp bebek tedavisi ile bebek sahibi olmaya çalışan çiftlerin embriyoları incelenerek en sağlıklı ve iyi kaliteli olanlar seçilip anne rahmine yerleştiriliyor ve aynı zamanda kalıtsal hastalık açısından problemli olanlar da elenebiliyor.

    Etkilenmemiş embriyoların anne rahmine yerleştirilmesi ile tüp bebek tedavisinin şansı da artıyor. Tıbbın ulaştığı bu son nokta kalıtsal hastalık taşıyıcısı olan veya kalıtsal hastalığı olan çiftler açısından oldukça mühim. Seçilmiş olan embriyolar transfer edileceği için bu risk ortadan kalkarak sağlıklı embriyolardan sağlıklı bebekler dünyaya gelmesi hedefleniyor. Kimi anne ve babalarda gen bozukluklarına bağlı talasemi, hemofili A ve B, kan uyuşmazlığı, Fanconi anemisi, Alport hastalığı bulunabiliyor.

    Cinsiyet belirlemede yine genetik taramalar yapılabiliyor. Bu durum tek bir cinse ait kromozomlarda görülebilecek hastalıkların varlığından şüphe ediliyorsa yapılıyor. Bazı hastalıklar sadece kız çocuklarına, bazıları da sadece erkek çocuklarına geçebileceği için bu anlamda önleyici olabilmek adına cinsiyet belirlemekte kullanılabiliyor. Tüp bebek uygulamalarında başarısız olmuş hastalarda başarıyı artırabilmek adına genetik tanı yöntemi kullanılıyor. İleri kadın yaşı nedeniyle artan genetik kusur riskinden dolayı olan başarısızlık riskinin azaltılmasında bu teknik başarı şansını artırıyor.

    Kardeş ile doku uygunluğu istenen durumlarda yine genetik tanı yöntemine başvurmak önemli. Sık tekrarlayan düşük vakalarında genetik tanı düşünülüyor. Tüp bebek tedavileri esnasında birden çok embriyo oluşumu sağlanarak preimplantasyon genetik tanı tekniğinden yararlanarak en kaliteli olan seçiliyor ve anne rahmine yerleştirilip düşük olma olasılığının önüne geçilmesi hedefleniyor.

    MİKROÇİP UYGULAMASI

    Günümüzde kısırlık sorunlarının yüzde 50’sinde erkek faktörü mevcut. Sperm sayı ve hareketliliğindeki yetersizlik ya da sorunlar kendiliğinden gebelik şansını oldukça düşürüyor. Ancak son yıllarda geliştirilen ve oldukça umut vaat eden mikroçiple tüp bebek tedavisi birçok anne ve baba adayının bu arzularını gerçekleştirmesine yardım ediyor. Mikroçip yöntemi, Harvard’da bir Türk bilim adamı tarafından geliştirildi. Türkiye’de de git gide yaygınlaşan bu yöntem, yaygın bir şekilde kullanılıyor. Mikroçip yönteminin uygulanması ile beraber gebelik oranlarında oldukça etkin bir artış görüldü. Mikro akışkan çip teknolojisi ile spermler arasından DNA yapısı en ideal olan spermleri seçmek mümkün. Bu sayede de daha iyi embriyolar oluşturulabilmekte ve oldukça başarılı neticeler elde edilmekte. Teknolojinin henüz yeni yeni yaygınlık kazanması sebebi ile her merkezde kullanım alanına sahip değil. Fakat tüp bebek gelişimlerinden ve yeniliklerinden geri kalmayan merkezlerde bu yöntem uygulanıyor.

    Tüp bebekte mikroçip uygulamasının en büyük avantajı erkek kısırlığı söz konusu ise, erkek adayının sperm sayısının az olması durumunda, çiftlerdeki hamilelik elde etme oranını arttırması. Bu gibi problemlerle tüp bebek tedavisiyle bebek sahibi olmak isteyen çiftlerin bu yöntemi tercih etmesi durumunda, başarı oranlarının daha yüksek olması kaçınılmaz. Mikroçipli tüp bebek tedavisi ile gebelik elde edilebiliyor, elde edilen gebeliklerde de bebekler oldukça sağlıklı oluyor. Çünkü spermler seçilirken en kaliteli ve en sağlıklı olanlar tercih ediliyor. Bu yöntemin bu denli başarılı olmasındaki kaynak, spermler arasından DNA’sı en kaliteli olan spermleri kullanmak. Bu sayede oluşturulacak embriyoların da DNA yapısı oldukça kaliteli oluyor. Bu sayede embriyo rahme daha kolay tutunup, gebelik sağlıklı bir şekilde gelişiyor.

    ORTA VE İLERİ YAŞTAKİ ANNE ADAYLARINDA “MİNİ IVF” İLE ANNELİK ŞANSI

    MİNİ-IVF, Japonya’da geliştirilmiş daha basit bir tüp bebek yöntemi. Daha az ilaç kullanılarak az sayıda fakat kaliteli yumurta elde etmeye dayalı bir yöntem. Tedavinin klasik tüp bebek yönteminden farkı yumurtanın geliştirilme dönemi. Yumurta elde edildikten sonra döllenmesi ve transferi klasik tüp bebek tedavisiyle aynı. Tüp bebek uygulamasında klasik yöntemin dışında düşük dozda ilaç kullanılarak, daha az sayıda ancak daha kaliteli yumurta gelişiminin sağlandığı “Mini IVF” tekniği, 35 yaşın üstündeki kadınların annelik şansını artırıyor.

    Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tavmergen, “İleri yaşta ve yumurtalık rezervi düşük hastalarda çok yüksek doz ilaç kullanmak, yumurta kalitesini düşürüyor. Mini tüp bebek tedavisinde, hastanın kendi hormonları ve düşük doz ilaçlarla, yumurtaların gelişmesi hedefleniyor” dedi.

    Yöntem, klasik yönteme oranla daha düşük maliyetle yapılabiliyor. Tüp bebek tedavisinde yüksek doz ilaç kullanımı nedeniyle artan ilaç masrafları, bu yöntem için geçerli olmuyor. Düşük doz ilaç kullanımıyla toplam tedavi masrafları yüzde 30-40 azaltılabiliyor.

  • Edirne, Diş Sağlığında Da Balkanlara Açılacak

    Edirne Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 2015 yılında implant konusunda büyük bir atılım yaparak, ülke sınırlarına aşma yolunda, balkanlara açılmak istiyor.

    Edirne Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi Başhekimi Mustafa Ertekin, 2015 yılı içinde implant tedavisini daha fazla vatandaşa yaymayı hedeflediklerini belirterek, Balkanlara açılma planları olduğunu söyledi. Türkiye’de Sağlık turizminin yayılarak kentlerin kendi bünyesinde toplamaya çalıştığını kaydeden Başhekim Ertekin, “Edirne’nin de Balkanlara yakınlığı nedeniyle pay almak için hizmet veriyor. Bu hazırlığın içinde biz Ağız Ve Diş Sağlığı Merkezi olarak özellikle Türkiye ve Balkanlara yönelik bir çalışma yaptık. Balkanlarda yapmış olduğumuz çalışmada devlet olarak bu işi yaparsak daha fazla ilgi ve laka çekeceğini fark ettik. Çünkü sonuç itibariyle özel sektörde bu hizmeti alan insanlar sorunlar yaşadıklarında bu özel sektörü bazen bulamıyorlar. Ya da aracı kuruluşlar kendilerini terk edip bırakabiliyorlar. Balkanlarda yaptığımız araştırmalarda halkın devletin desteklediği hastanede ya da devletin hastanesinde sağlık hizmet almayı tercih ediyorlar. Diş tedavisinde özellikle implant takmayı Balkanlara yaymayı planladık. Bu hizmeti almak isteye insanları bulacağız, buraya getireceğiz, implantlarını çakacağız, onları mutlu bir şekilde ülkelerine göndermeyi düşünüyoruz” dedi.