Etiket: Sağlığına

  • Baygın halde bulunan ayı sağlığına kavuşturuldu

    Bartın’ın Kurucaşile ilçesinde, dere içerisinde bitkin halde bulunan ayı Doğa Koruma ve Milli Parklar Şubesi yetkilileri tarafından kurtarıldı.

    Kurucaşile İlçesine bağlı İlyasgeçidi köyünde vatandaşlar, tarafından dere kenarında bitkin halde bulunan ayı için Doğa Koruma ve Milli Parklar Şubesi yetkililerine haber verildi. Bartın’da görevli veteriner Tolga Kandıralı tarafından uyuşturucu iğneyle bayıltılan ayı, yapılan tedavisinin ardından yeniden doğaya bırakıldı.

    3 yaşında ve dişi olduğu belirlenen ayının yediği bir şeyden zehirlendiğini düşündüklerini belirten Veteriner Hekim Tolga Kandıralı, 3 yaşlarındaki ayının derenin içerisinde neredeyse baygın halde bulunduğunu ve başarılı şekilde müdahalede bulunduklarını kaydetti.

  • Bu yöntemle hasta 2 ayda eski sağlığına kavuşuyor

    Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesinde başlatılan yeni uygulamada proloterapi yöntemi ile hasta 4 ile 6 seans ile yaklaşık 2 aylık bir süreçte eski sağlığına kavuşabilecek.

    Kırıkkale İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Yüksek İhtisas Hastanesinde yeni bir uygulama başlatıldı. Bu yeni uygulamada geleneksel yöntem metodu kullanılan hastalarda iyileşme oranı yüzde 90’lara kadar gerçekleşti. Ülke genelinde sadece birkaç kamu hastanesinde uygulamaya konan proloterapi yöntemi artık Kırıkkale’de Yüksek İhtisas Hastanesinde uygulanmaya başlandı. Zedelenen eklem, tendon ve bağlara uygulanan etkili bir tedavi yöntemi olan proloterapi, ortopedik rahatsızlıkları olan hastaları ameliyat, artroskopi gibi klasik tıbbi yöntemlerin aksine geleneksel ve tamamlayıcı yöntemlerle, basit enjeksiyonlarla tedavileri gerçekleştiriliyor. Proloterapi yönteminde, ortopedik rahatsızlıkları olan hastaların eklemlerine yapılan bir enjeksiyon metoduyla eklemlerin tekrar eski sağlığına kavuşmasını ortaya çıkaran yenileyici tıbbi bir tedavi yöntemi olduğuna dikkat çeken İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Uğur Tiftikçi, proloterapi uygulaması ile Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesinin tamamlayıcı tıp üniteleri arasına girdiğini söyledi.

    10 yıldır yapılıyor

    Bu yeni yöntem öncesinde diz ağrısı sebebiyle fizik tedaviye giden ve iyileşemeyen bir hastanın ameliyat olmak zorunda kaldığını ifade eden Anestezi Doktoru Murat Taş, ameliyat ile protez takılacak 10 hastanın proloterapi yöntemi ile tedavi edildiğini ve eski sağlığına kavuştuğunu açıkladı. Konu hakkında açıklamalarda bulunan Doktor Murat Taş, “Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarından olan proloterapi hasarlanmış iskelet kas sisteminin özel bir solüsyon ile yeniden onarılmasını, yapılması işlemidir. Enjekte edilen solüsyon eklemlerin, bağların, tendonların enflamasyon oluşturarak kendi doku tamirini kendi hücreleri ile sağlayan kalıcı bir ağrı tedavi yöntemidir. 1940’lı yıllarda Amerika’da uygulamaya geçilen bu yöntem ülkemizde yaklaşık 10 yıldır başarı ile yapılmaktadır” dedi.

    2 ayda eski sağlığına kavuşuyor

    Proloterapinin hangi hastalıklarda uygulandığını açıklayan Doktor Murat Taş, “Baş ağrıları, bel-boyun-sırt ağrıları, fıtık, kireçleme, operasyon sonrası geçmeyen ağrılar, ayak bileği, el bileği burkulma ve eklem gevşeklikleri, diz ağrıları, topuk dikeni, donuk omuz, karpal tünel sendromu, her türlü tendon, eklem hasarlanmaları, sporcu yaralanmalarında uygulanmaktadır” sözlerinde bulundu.

    Proloterapi yöntemi ile hasta 4 ile 6 seans ile yaklaşık 2 aylık bir süreçte eski sağlığına kavuşabilmekte, tedavinin başlanması ile birlikte ilk gün soğuk uygulama akabinde 4 gün sıcak uygulama yapılarak tedavi süreci tamamlanıyor.

  • Kalp sağlığına dikkat çekmek için pedal çevirdiler

    Samsun’da “29 Eylül Dünya Kalp Günü” dolayısıyla fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekmek amacıyla yürüyüş ve bisiklet turu yapıldı.

    Atakum ilçesi Çobanlı İskelesi önünde düzenlenen Dünya Kalp Günü etkinliği; Samsun İl Sağlık Müdürlüğü, Samsun Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, Türk Kardiyoloji Derneği ve Ekolojik Yaşam Bisiklet Derneği işbirliğinde gerçekleştirildi.

    İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Muhammet Ali Oruç etkinlikte yaptığı açıklamada, “Kalp ve damar hastalıkları küresel olarak bir numaralı ölüm sebebidir. Kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlerin artarak, 2030 yılında 22,2 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2012 yılında tüm dünyada bulaşıcı olmayan hastalıklara bağlı ölümlerin yüzde 46,2’si (17,5 milyon) kalp ve damar hastalıkları nedeniyledir. Ülkemizde 2013 yılında ölen her 5 kişiden ikisinin kalp-damar hastalığına bağlı nedenlerden öldüğü görülmektedir. Davranışsal risk faktörleri yani; sağlıksız beslenme, yetersiz fiziksel aktivite, tütün kullanımı ve alkol kullanımı koroner kalp hastalığının yüzde 80’inden sorumludur. Kardiyovasküler hastalıkların çoğu risk faktörleriyle mücadele edilerek engellenebilir. Risk faktörlerinin kontrolü ile kalp ve damar hastalığı görülme sıklığının yarıya indirilebileceği bildirilmektedir. Sağlıksız beslenme ve yetersiz fiziksel aktivite etkisiyle bireylerde kan basıncında yükselme, kan şekeri yüksekliği, kan lipidlerinde yükselme, fazla kilo veya obezite görülür. Sosyal ekonomik faktörler ve kültürel değişiklikler (küreselleşme, şehirleşme) toplumun yaşlanması, stres, herediter faktörler kardiyovasküler hastalıkların diğer belirleyicileridir. 40 yaş üstü her birey için kardiyovasküler riskin hesaplanması ve varsa davranışsal risk faktörlerine uygun müdahaleler ile kalp krizi, inme, kalp yetmezliği ve diğer komplikasyonların gelişmesini önleyebilecek tedbirlerin alınması önerilir. Her bir bireyin kalp ve damar hastalıklarına yol açan davranışsal risk faktörleri ile ilgili farkındalığının artırılması ve hasta olmamak için riskli davranışlarını olumlu davranışlara değiştirmesi için teşvik edilmesi gerekir. Sağlıklı kalmak ve kalp ve damar hastalığına yakalanma riskinden uzak durmak için; sağlıklı beslenin, düzenli fiziksel aktivite yapın, tütün ve tütün ürünleri kullanmayın, alkol kullanmayın, kardiyovasküler riskinizi öğrenin, kilolu ya da obez olup olmadığınızı öğrenin, kan basıncınızı öğrenin, kan şekerinizi öğrenin, kan lipidlerinizi öğrenin. Hekiminizin verdiği sağlıklı yaşam önerilerine uyun” dedi.

    Bisiklet turu ve yürüyüş etkinliğine Türk Kardiyoloji Derneği adına Prof. Dr. Mahmut Şahin, İl Sağlık Müdürlüğü yönetici ve çalışanları, Ekolojik Yaşam Bisiklet Derneği üyeleri ve vatandaşlar katıldı.

  • Kalbinde 9 adet tümör ile doğan bebek sağlığına kavuşuyor

    Gaziantep’te kalbinde, büyüklükleri 0.6 ile 1.8 santimetre arasında değişen 9 adet tümör ile doğan bebek, sağlığına kavuşuyor

    Gaziantep’te yaklaşık 6 ay önce dünyaya gelen Gülay Ravza Tolu bebeğin anne karnında çekilen eko kardiyografisinde kalbinde kitleler tespit edildi. Doğumun ardından çekilen grafilerde de büyüklükleri 0.6 santimetre ile 1.8 santimetre arasında değişen tümörler belirlenen Gülay Ravza bebek, tümörlerin pasının ise kardiyak rabdomiyom olduğu belirlendi.

    Takip ve tedavisi için harekete geçen hastane doktorları, uyguladıkları ilaç tedavileri ile bebeğin kalbinde bulunan 9 adet tömörden 6 tanesi küçülerek tamamen temizlemeyi başardı. Kalan 3 adet tümörü de şuan kalbe zarar vermeyecek boyutlara indiren doktorlar, bebeğin sağlık durumunu yakından takip ediyor. Yaş ilerledikçe kalan tümörlerin kendiliğinde küçülme ihtimali olan bebek, aksi durumda ise yine ilaç tedavisi ile yada ameliyat ile kalan tümörlerden kurtarılması planlanıyor.

    Kalp tümörlerinin tedavisinde önde geliyor

    Hastane kalp tümörleri tedavisinde bölgenin ve ortadoğunun önde gelen hastaneleri arasında yer alıyor. Hastaneye Elazığ’dan Şanlıurfa’ya kadar bir çok ilden hasta geliyor. Suriye sınırından alınan ve hastane yoğun bakımında tedavi gören bir çok bebeğin de bulunduğu hastaneye daha önceden İstanbul yada Ankara gibi illere tedavi görmeye giden Hatay, Mardin, Osmaniye, Kahramanmaraş gibi Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinden hastalar da başvuruyor.

    Kalp tümörü uyarısı

    Hastana uzman doktorları ise, kalp tümörleri çok nadir görülürler. 10-15 bin bebek doğumunun yaklaşık 3 ünde görülebildiğini belirterek, kalp tümörlerinde en sık görülen türünün ise kardiyak rabdomiyon olduğunu kaydetti. Bu tür tümörler tek kitle olarak görülebildikleri gibi çok sayıda kitle şeklinde de bulunabileceğini de hatırlatan doktorlar, bu türde ise en çok korkulan etkilerinin kalbin çalışmasını bozmak, kalp kapaklarını ve damarlarını tıkayarak kan akışını engellemek ve kalpte ritim problemi yaparak ani ölüme sebebiyet vermesi olduğunu kaydetti.

    Hastane doktorları, bu korkulan etkilerine rağmen tümörlerin tedavsiinin mümkün olduğunu da ifade eti.

  • 15 aylık Cavit bebek sağlığına kavuştu

    Beyin tümörlerinin lösemi ve lenfomadan sonra bebeklik yaş gurubunda en sık görülen hastalık olduğunu belirten Prof. Dr. Derviş Mansuri Yılmaz, baş ağrısı, havale geçirme, bilinç kaybı, yürürken dengesizlik, bulantı ve kusmanın beyin tümörünün habercisi olabileceğini söyledi.

    Özel Adana Ortadoğu Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Derviş Mansuri Yılmaz, nedeni tam olarak bilinmeyen beyin tümörlerinin tedavi edilmediği takdirde kalıcı hasarlara ve hayati tehlikeye neden olabileceğini ifade ederek, “Beyin tümörleri zamanla daha kötüleşen belirtiler ile ortaya çıkabileceği gibi, hiçbir belirti vermeden bir anda nöbet şeklinde de ortaya çıkabilirler” dedi.

    4 saatlik operasyon

    Prof. Dr. Yılmaz, çocuklarda nöbet geçirmenin, beyin tümörünün ilk belirtisi olabileceğinin altını çizerek, “15 aylık hastamız Cavit bebek bize havale geçirme, epilepsi şikayeti ile geldi. Yapılan tetkiklerde beynin sol tarafında yerleşim gösteren tümör tespit ettik” ifadelerini kullandı.

    Mikrocerrahi yöntem kullanarak 4 saatlik başarılı bir operasyonla Cavit bebeğin beynindeki kitleyi çıkardıklarını ifade eden Yılmaz, “Küçük hastamızı ameliyattan 5 gün sonra taburcu ettik. Son yıllarda görüntüleme yöntemleri, mikrocerrahi tekniklerin ve nöronavigasyon yöntemlerinin gelişmesi ile tecrübeli merkezlerde pediatrik beyin ve sinir cerrahları marifeti ile tedavide başarı çok yükselmiştir” diye konuştu.

    Bu belirtilere dikkat

    Beyin tümörlerinin bulundukları bölgelerde sıkıntılara sebep olduklarını vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, “Beynin serebrum denilen bölgesindeki tümörler, genellikle bir tarafta da güçsüzlük ya da uyuşukluğa sebep olabilirken, dil ve konuşma yetisinden sorumlu bölgede oluşan tümörler de konuşmada sıkıntılara sebep olabilir” dedi.

    Ebeveynlerin okul öncesi çocuklarında devamlı ve dirençli kusmalar, yürümede anormal denge ve koordinasyonu, anormal göz hareketleri, uykuya meyil, bayılma, nöbet geçirme, ense sertliği, eğik boyun ve baş titremesi gibi belirtilere dikkat etmeleri gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Yılmaz sözlerine şöyle devam etti:

    “5 yaşından 18 yaşına kadar olan çocuklarda ise bu belirtilere ek olarak, devamlı ve dirençli baş ağrıları, kişilik değişimi, kısmi görememe, çift görme, gecikmiş veya durmuş ergenlik gibi belirtiler görülebilir. Özellikle belirtiler zaman içinde kaybolmuyor ya da daha da kötüleşiyorsa, bu problemlerin sebebinin bulunması ve tedavisi için mutlaka zaman kaybetmeden doktorunuza başvurmalısınız.”