Etiket: Rusyanın

  • Rusya’nın, Suriye’den Çekilmesinde Etkili Olan 5 Faktör

    İstanbul Gelişim Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ragıp Kutay Karaca, Rusya’nın Suriye’den çekilmesinde, ekonomik kriz, Ukrayna sorunu ve ülkedeki müslüman nüfusun etkili olduğunu söyledi.

    Doç. Dr. Ragıp Kutay Karaca, “Rusya Suriye’de bir süreklilik sağlayamayacaktır. Suriye’de sürekli olarak kalması Sovyetlerin dağılmadan önce Afganistan işgalinin oluşturduğu ekonomik sıkıntının benzerini oluşturacaktır. Bugün dünyadaki petrol fiyatları 38 dolara inmiş durumda. Rusya bu ekonomik şartlar içerisinde Suriye’de bir devamlılık sağlayamazdı” dedi.

    “RUSYA İSTEDİĞİNİ ALDI”

    Rusya’nın, Suriye’de istediğini aldığını da belirten Doç. Dr. Karaca, “Rusya, Suriye’de istediğini aldı mı buna bakmak lazım. Bu zamana kadar Suriye’de yürüttükleri politikalarla ana oyuncu durumuna geldiler ve çekilseler dahi hava ve deniz üssünü koruyacak kadar asker bırakıyorlar. Dolayısıyla Rusya hala Suriye’de. Rusya Ortadoğu için büyük devlet refleksi göstermiş durumda. Bununla birlikte Rusya, Esat Rejimini de güçlendirmiş durumda. Bugün ABD dahi Esat’sız bir çözümün zor olacağı üzerinden politika yapmaktadır. Rusya bugün Suriye’de istediğini almış mı sorusuna evet büyük oranda” diye konuştu.

    ABD, RUSYA İŞBİRLİĞİ

    Rusya’nın, Suriye’den çekilmesinde ABD işbirliğinden de söz edilebileceğini de kaydeden Doç. Dr. Karaca, “Her ne kadar ABD, Rusya’nın çekileceği konusunda bilgimiz yoktu diye açıklama yapsa da burada bir danışıklı dövüş var yorumlarına açık bir hava var. Çünkü ABD, Ukrayna krizinden dolayı batı ile Rusya’ya ağır ekonomik yaptırımlar uygulamakta ve neredeyse ambargo diyeceğimiz boyuta kadar bu işi götürüyorlar. Bu nedenle Rusya’nın bu yaptırımları biraz hafifletin bizde Suriye’den çekilelim anlaşması yapma ihtimali konusunda bazı soru işaretleri var” dedi.

    UKRAYNA SORUNU

    Ukrayna’daki Rus karşıtlığına da dikkat çeken Doç. Dr. Karaca, “Ukrayna’da, Rus karşıtı bir çoğunluk var ve bu çoğunluğun giderek güçlenip Rus karşıtı harekete geçeceği düşüncesi var ki bu da Rusya’yı tedirgin etmektedir.”

    RUSYA İÇERİSİNDEKİ SÜNNİ MÜSLÜMAN TEDİRGİNLİĞİ

    Rusya’nın, en fazla müslüman nüfusa sahip ülkelerden biri olduğunu da ifade eden Doç. Dr. Karaca, “Rusya, Şii hamiliğine soyunmuş durumdaydı. Bu Şii hamiliği sünni müslümanlar için bir Rusya karşıtlığı başlatmış durumdaydı. Rusya, en fazla müslüman bulunan ülkelerden biridir. Bu müslüman çoğunluk sünni müslüman çoğunluktur. Dolayısıyla Rusya’da özellikle Kuzey Kafkasya’da bu etkiyi de kırmak istiyor” dedi.

    “RUSYA, TÜRKİYE İLİŞKİLERİ YUMUŞAYABİLİR”

    Rusya’nın Suriye’den çekilmesiyle Türkiye ilişkilerinin de yumuşayacağını belirten Doç Dr. Karaca; “Barış adına Rusya’nın, Suriye’den çekilmesi önemli bir olay. Çünkü Rusya’nın Suriye’ye girmesi sorunu daha kompleks bir hale getirdi. Çünkü Rusya’nın IŞİD’i vuruyorum argümanları içerisinde PYD dışında IŞİD’le savaşan diğer unsurları da vurdular. Şunu bilmek gerekir ki Suriye’nin geleceğinde ne olursa olsun artık Rusya, Suriye’de artık kalıcı. Deniz üssüyle hava üssüyle Rusya Suriye’de askeri kalıcılığını sağladı.

    Bu çekilmeden sonra Rusya ile Türkiye arasındaki sert politikanın biraz yumuşayacağını düşünüyorum. Ankara saldırısından sonra Putin’in taziye mesajları da bunun sinyallerini veriyor. Bugün Türkiye maalesef hem IŞİD kaynaklı dış hem de Suriye kaynaklı iç sorunlarla uğraşıyor. IŞİD yarın Rusya’nın da, Avrupa’nın da içerisinde olabilir. Dolayısıyla Rusya ile Türkiye’nin dünya politikası açısından bir birbirlerine ihtiyacı var. Bu noktada ben ilişkilerin biraz daha yumuşayacağı düşüncesindeyim” dedi.

  • Rusya’nın Tutukladığı Ukraynalı Kadın Pilot Açlık Grevinde

    2 yıl önce Rusya tarafından tutuklanan Ukraynalı kadın helikopter pilotu Nadya Savçenko, mahkemenin kararını bir hafta içinde açıklamaması durumunda açlık grevine devam edeceğini söyledi.

    Rus yanlılarının Ukrayna’nın doğusundaki başlattığı ayaklanma sırasında Lugansk kentinde 2 Rus gazeteciyi öldürmekle suçlanan Ukraynalı kadın helikopter pilotu Nadya Savçenko (34) dün Rusya’nın Ukrayna sınırındaki Donetsk kasabasındaki mahkemede duruşmaya çıktı. Geçen hafta başladığı açlık grevi nedeniyle duruşma sırasında kilo kaybettiği gözlenen Ukraynalı pilot Savçenko, mahkemenin kararını bir hafta içinde açıklamaması durumunda ‘kuru açlık grevi’ olarak adlandırılan gıda ve sıvı almayı reddetmeye devam edeceğini belirtti. Mahkemede orta parmağını kaldırarak direnişini sergileyen Savçenko, “Unutmayın. Burada benim hayatım söz konusu. Ve ben kazanacağım. Ortaya büyük bir bedel koydum ve kaybedecek hiçbir şeyim yok” dedi.

    Savcı tarafından 23 yıl hapsi istenen Savçenko’nun avukatı son günlerde müvekkilinin sağlık durumunun kötüye gittiğini ve ateşinin 38 dereceye yükseldiğini belirtti. Mahkemenin kararını 10-12 gün içinde vermesi beklenirken Savçenko’nun açlık grevine devam edip etmeyeceği merak konusu oldu.

    UKRAYNA CUMHURBAŞKANI: “RUSYA’YLA ESİR DEĞİŞİMİNE HAZIRIZ”

    Türkiye’de temaslarda bulunan Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko ise dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikte düzenlediği basın toplantısı sırasında konuyla alakalı sorulan bir soruya verdiği cevapta Rusya’ya esir değişimine hazır olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı olarak anayasal hakkımı kullanabileceği belirten Poroşenko, “Savçenko’nun vatanına dönmesi için değişim bile olsa yapmaya hazırım” dedi. Poroşenko, 2 yıl boyunca değişimle ilgili Rusya tarafından hiçbir önerinin gelmediğini de ifade etti.

  • Rusya’nın Gaz Kesintisi, Türkiye İçin Arz Güvenliği Riski Taşımıyor

    Uçak krizinin ardından enerji politikasında istikrarsız bir tutum sergileyen Rusya’nın gaz miktarında yaptığı kesintinin, Türkiye’nin arz güvenliği üzerinde herhangi bir risk oluşturmayacağı ifade ediliyor.

    Geçen yılın sonunda Suriye sınırında sınır ihlali yaptığı için Rus uçağının düşürülmesinin ardından Türkiye’nin Rusya’ya enerji konusunda bağımlılığı gündemdeki yerini koruyor. Uzmanlar, Moskova yönetiminin gaz miktarında yaptığı kesintinin Türkiye’nin arz güvenliği üzerinde herhangi bir risk oluşturmayacağını savunuyor.

    Hazar Strateji Enstitüsü (HASEN), Enerji Merkezi Uzmanı Emin Emrah Danış, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, “Rusya’nın özel sektöre anlaşmazlık nedeniyle verdiği gaz miktarını yüzde 10 düşürmesi şu an Türkiye’nin arz güvenliği üzerinde bir risk yaratmayacaktır çünkü hava sıcaklıkları ılık geçtiği için gaz talebi oldukça düşmüş durumda” diye konuştu.

    Danış, “Son iki haftada hava sıcaklıkları arttığı için batı hattından gaz çekişi 1 Şubat’a göre yüzde 35 düştü. 24 Şubat itibariyle batı hattından giren gaz miktarı 26,6 milyon metreküpe kadar geriledi. Bu rakam sıcaklıkların 80 yılın en yüksek seviyesine çıktığı önceki hafta 17 Şubat’ta 14,6 milyon metreküp seviyesine kadar geriledi” dedi.

    “GAZ AKIŞINDAKİ KESİNTİ, KISA VADEDE SIKINTIYA YOL AÇMAZ”

    Rusya’dan Türkiye’nin kontrat miktarına göre gaz girişi 41,2 milyon metreküp. Özel sektörün batı hattından getirdiği toplam gaz miktarı 10 milyar, batı hattının yıllık kapasitesi ise 14 milyar metreküp.

    HASEN Enerji Merkezi Uzmanı Doç. Dr. Fatih Macit ise “Rusya’nın özel sektör ile yaşadığı fiyat anlaşmazlığından dolayı gaz akışında kesintiye gitmesi kısa vadede büyük bir sıkıntıya neden olmayacaktır. Fakat bu durum Türkiye’nin doğalgaz tedarikinde uzun vadeli stratejilerini daha öncelikli bir şekilde ele almasına neden olmalıdır” şeklinde değerlendirme yaptı.

    Macit ayrıca Avrupa’nın bu konudaki politikalarına dikkat çekerek şu ifadelerde bulundu: “Avrupa Birliği’nin doğalgaz tüketiminde Rusya’ya bağımlılığı yüzde 30 civarında iken hala tedarik çeşitliliği oluşturmak adına başta TANAP olmak üzere yeni hatlar oluşturmaya çalışıyor. Türkiye’nin yüzde 55 dolayında Rusya’ya bağımlılığı olduğu dikkate alındığında AB’den çok daha fazla bir çaba göstermesi gerektiği ortaya çıkıyor. Türkiye’nin Batı Hattı ile Rusya’dan aldığı gazın süresi 2021’de son buluyor. Türkiye bu tarihe kadar Kuzey Irak ve Doğu Akdeniz gibi kaynaklardan doğalgaz tedariki sağlayabilecek bir altyapı geliştirebilirse 2021’de bu hattın bir daha yenilenmemesi söz konusu olabilir. Bu aynı zamanda Türkiye’nin transit ülke riski olmadan da Rusya’dan gaz tedariki sağlamasına imkan tanıyacaktır.”

  • Prof. Dr. Hasan Ali Karasar: “Rusya’nın Kuşatılmışlık Sendromunun İlacı Suriye’dir”

    Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, Rusya’nın Suriye’de sergilediği tutumu tarihsel açıdan değerlendirdi. Rusya’nın kuşatılmışlık sendromu yaşadığını belirten Karasar, Suriye’yi bu sendromun ilacı olarak gördüğünü söyledi.

    Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, Rusya’nın Suriye politikalarını değerlendirirken Rusların son 25 yıldır sahip olduğu dünya görüşünü iyi anlamak gerektiğini belirtti.

    “Rusya yaşadığı kuşatılmışlık sendromunu Suriye hamlesiyle iyileştirmeye çalışıyor” diyen Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, kuşatılmışlık sendromu tabirini “Batıda özellikle 2012 sonrasında Malatya Kürecik radarının açılmasının ardından Avrupa Birliği ve NATO tarafından, güneyde Türkiye tarafından ve Orta Asya’da da Afganistan’a yerleşmiş olan müttefikler aracılığıyla ABD tarafından yaşatılan kuşatılmışlık hissiydi” sözleriyle açıkladı.

    Rusya’nın Orta Doğu politikalarını tarihsel süreçte değerlendiren Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, “1991’de Sovyetler Birliği tarihe karıştıktan sonra Rusya Federasyonu büyük, çok etnikli bir devlet olarak varlığını devam ettirdi. Sovyetler Birliği’nden 15 ayrı devlet ortaya çıktı ancak Ruslar artık bir süper güç olma vasıflarını yitirmişlerdi ve bundan hiç memnun değillerdi” diye konuştu.

    “RUSLARLA TÜRKLERİN ORTAK ÖZELLİĞİ İMPARATORLUK BAKİYESİ OLMALARI”

    “Ruslarla Türkleri ortak kılan özelliklerden biri İmparatorluk bakiyesi olduklarını düşünmeleridir” diyen Prof. Dr. Karasar, “Rusya, eski hinterlandı üzerinde yeniden güç tesis etme görüşündeydi ancak 1990’lar boyunca çok büyük ekonomik güçlükler içinden geçti ve politik olarak tecrit edilmişti. Ancak bu tecrit 2000 yılı başlarında Putin’in Rusya’nın başına gelmesi ve 2004 yılı itibariyle petrol fiyatlarındaki yükselişle Rusya’ya büyük bir zenginlik sağlayana kadar sürdü” diye konuştu.

    1999 yılından sonra Rusya’yı rahatsız eden konulara değinen Prof. Dr. Karasar, “Birkaç dalga halinde gelen NATO genişlemeleri, ardından Doğu Avrupa’da, Avrupa Birliği’nin (AB) genişleme dalgaları Rusya’yı rahatsız etti. Belki daha önemlisi 2001’de ABD ve müttefiklerinin Afganistan’a yerleşmesi terörle mücadele adına oldu” açıklamalarında bulundu.

    “Daha sonra 2003 yılında Irak’taki müttefik operasyonu ve Saddam’ın devrilmesiyle birlikte Irak’ın fiili olarak 3 parçaya bölünmesiyle büyük bir rahatsızlık oldu. Bütün bunlarda neredeyse Rusya kenarda marjinal bir güç gibiydi ve küresel gelişmelerde söyleyeceği çok fazla bir şeyi olmayan ancak sonsuz kaynakları özellikle doğalgaz ve petrol sebebiyle büyük paralara hükmeden bir güç olarak kenarda kaldı” diye konuşan Karasar, açıklamalarına şöyle devam etti:

    “Ancak bu durum 2008 yılında Osetya’da başlayan Gürcistan-Rusya çatışmasına kadar sürebildi. Abhazya ve Osetya’nın sadece Rusya ve birkaç ülke tarafından tanınan bağımsızlığıyla sona ermişti. Rusya bölgesel anlamda yeniden jeopolitik bir satranç oyununa başladı. 2008’de Gürcistan’ın iki kuzey bölgesi olan Abhazya ve Osetya’yı Gürcistan’dan ayırdıktan sonra 2014’e kadar özellikle silahlı kuvvetler modernizasyonuna çok büyük yatırım yaptı. Ve 2014’te ikinci satranç hamlesi olan Kırım’ın Rusya’ya ilhakını sağladı. 2015’te ise Suriye rejimine destek amacıyla Rusya’nın silahlı kuvvetlerinin özellikle hava unsurlarının Suriye’ye yerleşmesi ve balistik roket unsurlarıyla da Suriye hükümetine destek olması sonucunda Suriye’deki iç savaş ve olan biten hadiseler tamamıyla yön değiştirdi.”

  • Bakan Yılmaz: “Pyd Rusya’nın Maşası Oldu”

    Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, terör örgütü PYD-YPG’nin Suriye’deki muhalefet bloğu ile alakası olmadığını söyleyerek, Rusya’nın bölgedeki maşası haline dönüştüğünü söyledi.

    Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Suriye’nin Türkiye sınırında yaşanan gelişmelere ilişkin TBMM Genel Kuruluna bilgi verdi. Angajman kuralları çerçevesinde Türkiye’nin 13 Şubat gecesinden bu yana PYD-YPG’ye yönelik top atışlarını sürdürdüğünü kaydeden Bakan Yılmaz, PYD-YPG’nin faaliyetlerinden Rusya ve rejimin istifade ettiğini, PYD-YPG’nin muhalefet bloğu ile alakası olmadığını belirterek, “Rusya’nın bölgedeki maşası haline dönüşmüştür” dedi.

    “RUSYA’NIN VAHİM SALDIRILARI SAVAŞ SUÇUDUR”

    Rusya’nın Suriye’de askeri harekatına başladığı 30 Eylül 2015’ten bu yana kadar 7 bin 200’e yakın hava saldırısı gerçekleştirdiğini, bunun yüzde 88’inin muhalifleri ve sivilleri hedef aldığını, geriye kalan yüzde 12’lik kısmının DEAŞ’a karşı olduğunu belirten Bakan Yılmaz, “DEAŞ’a karşı yapılan saldırıların sahada somut bir etkisi görülmemektedir. Aksine DEAŞ’ın işini kolaylaştırmıştır, ona ilave alan açmıştır” dedi.

    Rusya’nın muhalifleri ve sivilleri aralıksız her gün hedef almaya devam ettiğini kaydeden Bakan yılmaz, “Bugün yaklaşık 5 bin askeri ile Suriye’de sahada olan Rusya sadece havadan değil, Hazar denizi ve Akdeniz’deki savaş gemilerinden attığı füzelerle Suriye’deki ateşi körüklemekte, iç savaşı daha da derinleştirmekte, bölgede tehlikeli bir tırmanmaya yol açmaktadır” diye konuştu.

    Rusların sadece son 24 saat içinde 2 okul, 1 hastane, sınır tanımayan doktorlar örgütünün işlettiği bir hastaneye saldırdığını kaydeden Bakan Yılmaz, çoğunluğunu kadın ve çocukların oluşturduğu 30’un üzerinde masum sivilin hayatını kaybettiğini, 100’ün üzerinde de yaralı olduğunu belirterek, “Bu vahim saldırıların savaş suçu olduğunu açıkça belirtmek isterim” açıklamasında bulundu.

    Rusya’nın ve rejimin muhaliflere yönelik saldırılarının Cenevre’deki görüşmelere giden süreçle yoğunlaştığına dikkat çeken Bakan Yılmaz, “Şubat’ın başında Halep’in Kuzeyini Kilis bölgesi sınırlarımıza bağlayan muhaliflerin kontrolündeki koridor kapandı. Halep ve Güneyine giden insani yardım akışları da durdu. Bu saldırılardan ve yoğun çatışmalardan kaçan on binlerce insan sınırımıza doğru hareketlendi. Bunlar için sınırın öbür tarafında her türlü tedbiri aldık. Suriye’de siyasi değil askeri bir çözümün peşinde koşan Rusya’nın yoğun hava desteği ile rejimin ilerleyen dönemde Halep şehir merkezini tamamen kuşatması ile yeni ve çok büyük bir kitlesel göç dalgası ile karşılaşabiliriz. Rus tarafının ve rejimin bu insani trajediyi ülkemizi ve Avrupa’yı zor durumda bırakmak için bir silah olarak kullandığını düşünüyoruz” diye konuştu.

    “PYD-YPG’NİN MUHALEFET BLOĞU İLE ALAKASI YOKTUR. RUSYA’NIN BÖLGEDEKİ MAŞASI HALİNE DÖNÜŞMÜŞTÜR”

    PYD ve YPG’nin sahada muhaliflerin maruz kaldığı durumu bir fırsat olarak gördüğünü kaydeden Bakan Yılmaz, PYD’nin Afrin-Azez hattında muhaliflerin kontrolündeki bölgeye yönelik saldırılarını Rusya’nın da mühimmat desteği ile artırdığını söyledi. Bakan Yılmaz, “PYD ve YPG’yi pek çok kez uyardık. Son olarak yine Rusya ve rejim ile eşgüdüm halinde Azez yakınlarındaki Minnak hava üssünün kontrolünü ele geçirdiler. Dünde muhaliflerin rejim ile yoğun çatışmasını fırsat bilerek Azez’in Güneyindeki Tel Rıfat ve Kafernaya’ya saldırdılar. Azez sınırımızın hemen yanı başındadır. YPG’nin Azez ve çevresine yönelik saldırıları mülteci akınını daha da artırmaktadır. Bu örgütü terörist olarak kabul etmeyenlere şunu sormak gerek; PYD-YPG, DEAŞ’ın olmadığı Arap ve Türkmenlerin yaşadığı bu bölgede neyin mücadelesini vermektedir, kimin taşeronluğunu yapmaktadır. Muhalefetin davası adına kime sekte vurmaya çalışmaktadır. PYD-YPG’nin faaliyetlerinden Rusya ve rejim istifade etmektedir. PYD-YPG’nin muhalefet bloğu ile alakası yoktur. Rusya’nın bölgedeki maşası haline dönüşmüştür” şeklinde konuştu.

    “SURİYE’DEKİ GELİŞMELER TÜRKİYE İÇİN ULUSAL GÜVENLİK MESELESİDİR”

    Türkiye’nin topçu birliklerinin angajman kuralları çerçevesinde 13 Şubat’tan buyana YPG hedeflerini vurduğunu, bunun bölgede yaşayan Kürtlere yönelik bir tutum olmadığını ifade eden Bakan Yılmaz, “Onların koruyucusu da hamisi de biziz. Bunu sözle değil eylemlerimizle gösterdiğimizi dünya alem biliyor. Halepçe’ye kimyasal silahla saldırıldığında yaklaşık 500 bin Irak’lı Kürt kardeşimizi kabul eden biziz. 28 Avrupa ülkesi 120 bin mültecinin paylaşımı konusunda mutabakata varamazken, Kobani işgal altındayken üç gün içinde yaklaşık 200 bin Kürt kardeşimizi ülkemizde misafir eden de biziz. Yarın yine bir ihtiyaç olduğunda aynı desteği bu coğrafyada yaşayan tüm kardeşlerimize hiçbir ayrım yapmadan yine biz vereceğiz. Bizim tutumumuzun son derece meşru bir temeli var, birincisi Türkiye kendi güvenliğini korumak için her türlü tedbiri alır. DEAŞ’a karşı da alır, diğer terör unsurlarına karşı da alır. Sınırımıza bitişik Suriye’deki gelişmeler Türkiye için ulusal güvenlik meselesidir. Dolayısıyla ülkemizin, halkımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirleri tereddüt etmeden alırız. PYD-YPG’nin sınırımızın Güneyini muhaliflerin erişimine tamamen kapatması, orada sözde bir koridor tesisi için Fırat’ın Batısına geçmesi veya Afrin’den Azez bölgesine yönelik taarruza girişmesi bizim gözümüzde aynıdır. Bu duruma da müsaade edilemez” ifadelerini kullandı.