Etiket: ruh

  • Sevgili Cinayeti Davasına ’Akıl Ve Ruh Sağlığı Raporu’ Ertelemesi

    Antalya’da 4 Mart tarihinde sevgilisi tarafından tabancayla vurularak öldürülen Deniz Aktaş’ın davası görülmeye devam edildi. Ağırlaştırılmış ömür boyu hapis talebiyle açılan davanın bugün görülen duruşmasında mahkeme, sanığın akli dengesinin yerinde olup olmadığını tespit amaçlı rapor için duruşmayı erteledi.

    Antalya’da birlikte yaşadığı sevgilisi Deniz Aktaş’ı silahla vurarak öldüren Lokman Barış Ç.’nin yargılamasına devam edildi. Antalya Adliyesi 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya sanık Lokman Barış Ç. ile Deniz Aktaş’ın annesi Figen Yetişkin ve çok sayıda kadın avukat katıldı.

    Bir önceki duruşmada sanığın akli dengesinin yerinde olup olmadığına dair adli tıp raporu istenmiş ve sanığın İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda 3 haftayı geçmeyecek sürede gözetim altın tutulması talep edilmişti. Bugün görülen davada Adli Tıp Kurumu’ndan 25 Nisan 2016 tarihinde randevu alındığı ve sanığın Adli Tıp Kurumu’na gidemediği belirlendi. Avukat Devrim Karadeniz Peker, sanığın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine gerek olmadığını belirterek bu yönde verilen ara kararın iptal edilmesini talep etti.

    Avukat Nilgün Gürbüz, sanığın rapor almasına gerek olmadığını vurgulayarak, “Bu cinayet ve diğer kadın cinayetlerinin sebebi erkeklerin kadınları kendileri ile eşit görmemesidir. Akıl hastalığı konusu ise sanıkların arkasına sığındığı bir argümandır” dedi.

    Duruşma sonunda mahkeme başkanı sanık Lokman Barış Ç.’nin tutukluluk halinin devamına ve İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan akıl ruh sağlığının yerinde olup olmadığına dair muayene edilmesine ve rapor hazırlanmasına karar vererek duruşmayı ileriki bir tarihe erteledi.

    Adliye bahçesinde kararı değerlendiren anne Figen Yetişkin ise sanığın herhangi bir akıl hastalığının olmadığını düşündüğünü ve kızının canına kıyanın ve tüm kadın cinayeti sanıklarının ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti.

  • Terör Olaylarının Ruh Sağlığına Etkisi

    Psikiyatrist Sevim Hacıarifoğlu Tolunay, terör olaylarının insanların ruh sağlığını bozduğunu ve sosyal medyada acıların paylaşılmasının terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürdüğünü söyledi.

    Ruh Sağlığı ve Hastalıklar Uzmanı Psikiyatrist Dr. Sevim Hacıarifoğlu Tolunay, terör saldırılarıyla ilgili olarak toplum ruh sağlığına ilişkin bir değerlendirmede bulundu. Terör saldırılarının ardından insanların acılarını sanal alemde sosyal medya hesaplarında yaşadığına dikkat çeken Dr. Tolunay, bu durumun kaygı bozukluğu yaşayan insanları paniğe sürüklediğini açıkladı.

    “KAYGI VE PANİK ARTTI”

    Takip ettiği hasta grubunun patlamalar ve terör saldırıları nedeniyle arama ve kendisiyle görüşme isteklerinde bir artış olduğunu da belirten Dr. Tolunay, “Yaşanan terör olayları nedeniyle kaygı ve panik durumu arttı. Kaygı bozukluğu olan insanlar var ve bunlar televizyon izleyemiyor, markete gidemiyor, arabaya binemiyor kötü bir haber duymak istemiyor. Takip ettiğim hasta grubunun bu olaylar nedeniyle beni arama ve görüşme sıklığımız arttı. Hatta bazı hastalarım Nevruz Bayramı’nın ilk gününde herhangi bir şey olabilir düşüncesiyle çocuklarını okula göndermedi ve evlerinden dışarı çıkmadılar” dedi.

    “SOSYAL MEDYA TERÖRÜN EKMEĞİNE YAĞ SÜRÜYOR”

    İnsanların acılarını ve sevinçlerini artık sanal alemde yaşar hele geldiğine vurgu yapan Dr. Tolunay, internet hızının yavaşlatılmasını da doğru bulduğunu söyledi. Acıların sosyal medyada yaşanmasının kaos oluşturduğunu ve bunun terör örgütlerinin istediği bir durum olduğunu belirten Dr. Tolunay şöyle konuştu:

    “İnsanların sosyal medyada üzücü olayları paylaşmasını doğru bulmuyorum. Tabiî ki duygular paylaşılabilir ancak bu öyle bir hale geliyor ki insanlar üzerinde olumsuz etki meydana geliyor. Hatta bu amaçla internet hızının yavaşlatılmasını da doğru buluyorum. Özellikle gençler ve çocuklar sosyal medyadan olumsuz etkilenebiliyor. Her zaman sanal alemde deşarj olmakta doğru değil. Ya o kişi tamamen dağılırsa ve kendini toparlayamazsa kendini daha kötü hissederse? Terörün amacı kaos oluşturup insanları sindirmek. Sosyal medya da kaos ya da üzücü olayları paylaşmak bir taraftan terör ve şiddete meyilli insanların ekmeğine yağ sürüyor. Bilgi paylaşımı anlamında güzel ancak acıyı sosyal medya da yaşamak insanları çaresiz bir duruma düşürüyor” dedi.

  • Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde Yangın Paniği

    Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde trafoda çıkan yangın paniğe neden oldu. Trafo merkezinde çıkan yangın nedeniyle hastanenin acil servisi dumanla kaplanırken, hastalar çevredeki hastanelere sevk edildi.

    Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde saat 01.30 sıralarında Trafo merkezinde henüz belirlenemeyen bir nedenden dolayı yangın çıktı. Görevlilerin ihbarı üzerine olay yerine itfaiye ekipleri sevk edildi. Trafo merkezinde çıkan yangın nedeniyle Nöroloji Acil Servisi duman altında kaldı. Acil servisi kaplayan duman nedeniyle hastalar zor anlar yaşadı. Duman nedeniyle etkilenen hastalar ambulanslar yardımıyla çevredeki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı.

    Trafo merkezinde çıkan yangını olay yerine gelen itfaiye ekipleri söndürerek kontrol altına aldı. Yangının kontrol altına alınmasının ardından duman tahliyesi yapıldı. Polis ekipleri olayla ilgili soruşturma başlatırken yangının çıkış nedeni araştırılıyor.

  • Teknolojik Aletlerin Çocuk Ruh Sağlığı Üzerinde Etkileri

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Murat Yüce, teknolojinin çocuğun hayatında fazla yer aldığını, bunun çocukları psikolojik ve sosyal açıdan belirgin bir şekilde etkilediğini söyledi.

    Akıllı telefon kullanımının tüm dünyada giderek yaygınlaştığını belirten Doç. Dr. Murat Yüce, “Dünyada yaklaşık 1,8 milyar kişinin akıllı telefon kullandığı tahmin edilmekte olup, bu yaygınlık kaçınılmaz bir şekilde çocukları ve gençleri de etkilemektedir. Örneğin İngiltere’de 10-13 yaşındaki çocukların yüzde 56’sının akıllı telefona sahip olduğu tespit edilmiştir. Benzer durum ülkemiz için de geçerli olup tabletin ya da akıllı telefonun olmadığı ev yok gibidir. Teknolojinin çocuğun hayatına bu kadar girmesi çocuğu psikolojik ve sosyal açıdan belirgin bir şekilde etkilemektedir. Günümüzde çocuklar eskiden görmeye alışkın olduğumuz şekilde sokaklarda oynamak yerine evde akıllı telefon, tablet veya bilgisayarla zaman geçirmektedir” dedi.

    ’TEKNOLOJİLER ÇOCUĞUN RUH SAĞLIĞINI NASIL ETKİLER?’

    Doç. Dr. Murat Yüce şu bilgileri verdi: “Vücudumuzdaki çoğu organın gelişimi doğuma kadar veya doğumdan hemen sonra tamamlanırken beyin gelişimi yirmili yaşlara kadar devam etmektedir. Bu dönemde çocuklar pek çok şey öğrenmektedir. Çocuğun zihinsel gelişiminde esas olan dünyayı tecrübe etmesidir. Bu aletlerin başında zaman harcayan çocuğun insan ilişkileri, yeni tecrübeler edinmeleri daha az olacağından gelişimleri ciddi bir şekilde etkilenecektir. Ayrıca bu cihazların yaydıkları elektromanyetik dalgaların özellikle gelişen beyin üzerindeki zararlı etkileri tam olarak bilinmemekle birlikte gün geçtikçe daha iyi bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu çocuklar özellikle anne babalarıyla daha az zaman geçirmekte, onlarla daha az konuşmakta, duygularını ve düşüncelerini daha az paylaşmaktadır. Bu durum iletişim becerilerinde ve duygusal gelişmelerinde aksamalara neden olmaktadır. Çocukların yaşıtlarıyla daha az oyun oynamalarına neden olur. Bu da üreticiliklerini, hayal gücünü ve motor fonksiyonlarını olumsuz etkiler. Cihazların başında uzun süre hareketsiz kalmak kilo almaya ve obeziteye neden olabilir. Bu cihazlar çocukların daha geç uyumalarına neden olabilir. Yetersiz uyuyan çocuklar gün içinde halsizlik, unutkanlık gibi sorunlar yaşarlar. Oynadıkları oyunlarda sıklıkla şiddet unsurlarına maruz kalırlar. Bu durum şiddete duyarsızlaşmalarına ve bunu makul görmelerine neden olabilir. Sanal ortamda tanıştıkları kötü niyetli kişiler tarafından suistimale uğrayabilirler. Anne babalar bu cihazların çocuk için zararlı etkilerinin olabileceğini unutmamalıdırlar. Çocukların akıllı telefon ve tablet gibi cihazlarla geçirecekleri zamanlar mutlaka denetlenmeli ve bu cihazlar olabildiğince geç yaşlarda çocukların kullanımına sunulmalıdır.”

  • Mevsimsel Geçişler Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Psikoloğu Hilal Aktaş, mevsim geçişlerinin ruh sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çekerek neler yapılması gerektiğini anlattı.

    Havaların soğuyarak grileşmeye başladığı ve gün ışığından daha az yararlandığımız kış sezonu geldiğinde çoğumuzun hissettiği depresyon ve mutsuzluk halinin kaynağı hep merak konusudur. Yapılan araştırmalar mevsim geçişlerinin insan ruh sağlığını olumsuz etkilendiğini ortaya çıkarmıştır. Ancak her insan mevsim geçişlerinden aynı düzeyde etkilenmez. Bazı insanlar bu dönemde fark edilmeyecek düzeyde etkilenirken, bazıları ise “Kış depresyonu” “Mevsimsel affektif bozukluk” ya da “Mevsimsel duygudurum bozukluğu” olarak adlandırılan psikolojik bir rahatsızlık tanısı alabilecek kadar ciddi boyutta etkilenebilir. Uzman Psikolog Aktaş, mevsimsel affektif bozuklukların birçok nedeni olduğunu belirterek, gün ışığından faydalanılması gerektiğini aktardı.

    “MEVSİM GEÇİŞLERİNİN YAŞANDIĞI DÖNEMLERDE ŞİKAYETLER ARTABİLİR”

    Mevsimsel geçişlerin yaşandığı dönemde yorgunluk, halsizlik ve depresyon gibi şikayetlerin artabileciğini vurgulayan Aktaş, bu durumların daha çok bahar ve kış aylarında görülebileceğini aktardı. Aktaş, “Kış depresyonu, mevsimsel affektif bozukluk ya da mevsimsel duygudurum bozukluğu olarak da bilinen bu rahatsızlık her yıl sonbahar ve kış aylarında günlerin kısalmasıyla ortaya çıkan bir depresyon biçimidir. Mevsim geçişleri yaşandığı dönemlerde yorgunluk, halsizlik ve depresyon gibi şikayetler artabilir. Bunlar daha çok son bahar ve kış aylarında görülebilir. Ayrıca, iştah ve yeme değişiklikleri, uykuda artış, huzursuzluk, enerji kaybı, performans düşüklüğü, sosyal aktivitelerin azalması, içe çekilme, gibi kişilerin genel şikayetleridir. Genellikle ilkbahar ve yaz aylarında günlerin uzamaya başlamasıyla birlikte mevsimsel depresyonu olan hastaların şikayetlerinde iyileşme görülür” dedi.

    “KADINLAR, ERKEKLERE ORANLA DAHA FAZLA DEPRESYON TANISI ALIR”

    Mevsimsel depresyonun her yaştan kişilerde görülebileceğini ifade eden Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzman Psikoloğu Hilal Aktaş, mevsimsel depresyonun sebeplerini açıkladı. Aktaş, “Mevsimsel depresyonun toplumda yüzde 5 oranında görüldüğü tahmin edilmektedir. Mevsimsel depresyonun görüldüğü herhangi bir yaş aralığı yoktur ve genellikle 20’li yaşlarda başlar. Ailesinde veya yakın akrabalarında depresyon hikayesi bulunan kişilerde yaşanma ihtimali daha yüksektir. Her tür depresyonda olduğu gibi kadınlar erkeklere oranla daha fazla mevsimsel depresyon tanısı alır. Vücudumuzda bulunan mutluluk hormonu (Serotonin) ve sağlıklı uyku sağlayan hormon (Melatonin), duygu durumumuzu dengeli ve uyku düzenimizi sağlam tutmaya yardımcı olan hormonlardır. Soğuk aylarda, melatonin ve serotonin düzeyleri değişebilir yani kış aylarında günlerin kısa olması ve gün ışığıyla temasın azalması nedeniyle beyinde melatonin düzeyi artarken serotonin düzeyi düşer. Melatonin havanın kararmasıyla birlikte salgılanmaya başlıyor ve bizi uyku haline programlıyor ve uykuyu arttırıyor, Serotonin azalması ise halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, isteksizlik gibi belirtilere neden oluyor. Bu kimyasal maddelerin düzeylerindeki değişiklikler hastalığa yol açabilir” ifadelerini kullandı.

    “HAVA GÜNEŞLİ OLMASA BİLE DIŞARIDA ZAMAN GEÇİRİN”

    Mevsimsel depresyonun belirtilerinin “Asabiyet, hassasiyet, mutsuzluk, ağlama nöbetleri, enerji kaybı, yorgunluk, halsizlik, çökkünlük, sosyal geri çekilme, aşırı uyku hali, önceleri zevk alınan şeylerden artık zevk alamama, iştahta artış, konsantre olmada güçlük ile okul ve iş hayatında performans düşüklüğü” olduğunu ifade eden Aktaş, mevsimsel depresyondan kendimizi koruyabileceğimizi bildirdi. Aktaş, “Mevsimsel depresyonu diğer depresyon biçimlerinden ayıran farklılık belirtilerin en az iki yıl arka arkaya mevsim içinde yalnızca birkaç ay sürmesi, diğer mevsimlerde olmamasıdır. Kendimizi bu durumdan koruyabiliriz. Bunun için, gün ışığından faydalanmak gerekir. Hava güneşli olmasa bile dışarıda zaman geçirin. Düzenli spor ve en azından her gün yürüyüşler yapın. Sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Uyku düzeninizi bozmadan her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya özen gösterin. Mümkün olduğunca müzik dinleyin, gevşeme egzersileri de yapabilirsiniz. Sosyal ve kültürel etkinlikleri mutlaka değerlendirin. Sevdiklerinizle görüşülmesi sonucunda bu hallerden kurtulabiliriz” diye konuştu.

    Kişinin kendisinde depresyon bulgularının olduğunu düşündüğünde bir uzmana başvurması gerektiğini aktaran Uzman Psikolog Aktaş, tedavide ilaç kullanımı ve psikoterapinin gerekli olduğunu ifade etti.