Etiket: Riskleri

  • İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Demirtaş: “2018 yılının küresel riskleri var”

    İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, “Büyümede bir kez daha dünya şampiyonu olduk. Bölgemizde yaşanan jeopolitik risklere, siyasi istikrarsızlıklara rağmen bu büyümeyi gerçekleştirmek bir başarı hikayesidir. Ancak 2018 yılının küresel riskleri var” dedi.

    İzmir Ticaret Odası 2017 yılının son meclis toplantısını gerçekleştirdi. İTO meclis salonunda yapılan toplantıda konuşan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, yeni yıla yeni umutlarla girildiğini ancak Ortadoğu coğrafyasında kara bulutlar bir türlü dağılmak bilmediğini belirterek, “Suriye’deki savaş başladığında doğan çocuklar 7 yaşına geldi. 877 km ile en uzun sınırımızın olduğu Suriye’nin kuzeyi ülkemiz için maalesef terör örgütlerinin yuvalandığı bir bölge. Cumhurbaşkanımız ‘Sınırlarımızı teröristlerden temizleyeceğiz’ ifadesini kullandı. Gündemimize şimdi de Kudüs girdi. ABD Başkanı’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi fitili ateşledi. Ancak, Türkiye ve Yemen’in sunduğu ‘Kudüs’ tasarısı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun olağanüstü toplantısında 128 oy ile kabul edildi. Böylelikle BM Genel Kurulu ülkelerini tehdit edenlere boyun eğmediğini göstermiş oldu” dedi.

    “2018 yılının küresel riskleri var”

    2018 yılının küresel anlamda riskleri olduğunu dile getiren Başkan Demirtaş, “Çin’de ekonomik büyümenin yavaşlaması, petrol ve emtia fiyatlarının ani şekilde düşmesi veya yükselmesi, yüksek enflasyon ve jeopolitik risklerle piyasalarda oynaklığın artması, gelişmiş ülkelerde ve Çin’de konut balonunun patlama olasılığı, Trump’ın korumacı ticaret politikaları küresel ekonominin önündeki en büyük risk faktörleri” diye konuştu.

    “Büyümede dünya şampiyonu olduk”

    Türkiye ekonomisini de değerlendiren Demirtaş, 2016 yılında yüzde 4,2 büyüyen ekonominin 2017 yılında rekora gittiğini söyledi. Yılın ilk iki çeyreğinde gerçekleşen yüzde 5’in üzerinde büyümenin ardından yılın 3. çeyreğinde gelen yüzde 11,1 büyüme olduğunu ve bunun son altı yılın en yüksek çeyrek büyümesi olduğunu ifade eden Demirtaş, “Büyümede bir kez daha dünya şampiyonu olduk. Bölgemizde yaşanan jeopolitik risklere, siyasi istikrarsızlıklara rağmen bu büyümeyi gerçekleştirmek bir başarı hikayesidir. Bu başarıda hükümetin teşvik ve destek politikaları ile artan canlılık, iç talebin pozitif etkileri var. Başta Avrupa olmak üzere önemli ihracat pazarlarımızdaki toparlanma da dış talebe olumlu etki yaptı, ihracat artışını tetikledi. Dolayısıyla 2017’de yatırım ve ihracat büyümeye etki yaptı. Bir önceki yılın aynı çeyreğine göre, inşaat sektörü yüzde 18,7 arttı. Yine, inşaat ekonominin lokomotifi durumunda” ifadelerini kullandı.

    Enflasyon ve faiz cephesinden gelen son verilerin pek iç açıcı olmadığını söyleyen Ekrem Demirtaş, 2017 Kasım ayında TÜFE’nin yüzde 12,98’e; yurtiçi ÜFE’nin ise yüzde 17,30’a yükseldiğini, enflasyonun birkaç aydır çift haneye yerleştiğini söyledi. Gıda fiyatlarında düşüş olmasına rağmen, hizmet ve enerji sektöründeki artışların enflasyonu canlı tuttuğuna değinen Demirtaş, Merkez Bankası enflasyon hedefinin de, Orta Vadeli Programdaki enflasyon hedefi ile tutmadığını kaydetti.

    “Turizm sektörü beklentileri karşılayamadı”

    Turizm sektörünün 2016 ve 2017 yılında hüsran ile geçtiğini belirten Başkan Demirtaş, şunları söyledi:

    “Sektör beklentilerini karşılayamadı. Özellikle İzmir’de uzun yıllar sonra sağlanan başarı tablosu tersine döndü. 2015 yılında İzmir’e toplamda 1 milyon 201 bin turist geldi. 2016 yılında bu rakam 672 bine düştü. 2017 yılının 11 aylık döneminde ise turist sayısı 741 bin kişiye ulaştı. Aralık ayı rakamı açıklandığında da 1 milyon turisti göremeyeceğimizi biliyoruz. Ülke olarak ne kadar önlem alırsak alalım, terör ve komşu ülkelerdeki savaş sona ermeden turizm sektöründe arzuladığımız başarıyı sağlamamız mümkün değil. Ama umudumuzu kaybetmiyoruz. Hükümetimiz her zaman turizmcinin yanında olmayı sürdürüyor. Moralimizi bozmadan 2018 yılına odaklanmalıyız. 2018 yılında iç pazarı ihmal etmemeliyiz. Ancak, dış pazar için yoğun çalışıyoruz. Çok yakın bir zamanda Rus, Fransız ve iki Çinli heyet ağırladık. Japon heyet de yılsonuna kadar gelecek. Çin’de bir dijital medya kampanyası da başlattık. Travel Turkey çok başarılı geçti. 2017 yılında Oda olarak 18 fuara katıldık. İzmir, bir fuarcılık kenti oldu gibi. 2017’de 28 olan düzenlenen fuar sayısı 2018’de 42’ye yükseliyor. Coşkun Beşok’un da katkı yaptığı Emlak Fuarı ile 43’e çıkıyor. Bu başarıda Odamızın yaptığı destekler ve üyelerimizin sahiplenmesi büyük katkı yaptı.”

    Ankara’da sorunları aktardılar

    Başkan Demirtaş, 19 Aralık 2017 Salı günü Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde Ticaret Odaları Konseyi Toplantısı için Ankara’da olduğunu, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, Maliye Bakan Yardımcısı Cengiz Yavilioğlu, TOBB Başkanımız M. Rifat Hisarcıklıoğlu’na sorunları çok geniş bir yelpazede aktardıklarını ifade etti.

    Vakıfbank Protokolünü 13 Aralık’ta imzaladıklarını ve Vakıfbank kredisi için ücretsiz Oda Faaliyet Belgesi verdiklerini hatırlatan Demirtaş, “Ankara’daki konsey toplantısında Nefes Kredisi uygulamasının tekrarlanmasını da talep ettik. Alışveriş Merkezlerinde faaliyet gösteren üyelerimiz için önemli bir toplantı yaptık. Bu toplantıda Alışveriş Merkezleri’nde faaliyet gösteren firmaların yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri ele aldık. Toplantımız oldukça verimli geçti. “İzmir Alışveriş Günleri” etkinliği düzenlenmesi için girişimlerde bulunulması yönünde görüş birliğine varıldı. Bu ay gerçekleştirdiğimiz önemli bir toplantı da “Taşeron İşçi İstihdam Eden Firmaların Sorunları ve Çözüm Önerileri Toplantısı”.

    Düzenleme uygulamaya başladığında, güvenlik, temizlik ve destek faaliyetleri sektöründe faaliyet gösteren firmalar zor durumda kalacak. İstihdam yaratan, vergi ödeyen bu firmaların önemli makine ve ekipman yatırımları var. Birçoğu bu nedenle kredi kullanmış ve borçlanmış durumda. Bu konuda Serdar Gökhan Arıkan, Hikmet Çelik yoğun çaba harcıyorlar. Ben de onların bu çabalarını destekliyorum.

    Mutlaka geçiş için bir süre verilmesini talep ettik” diye konuştu.

    Konuşmasının son bölümünde 2018 yılı Çalışma Programı’na da değinen Demirtaş, “Çalışma Programımızın ilk bölümü “Dünya Değişiyor, Daha Hızlı Dönüyor” başlıklı. Bu bölümde, ekonomik, siyasi, teknolojik dönüşümlere yer verdik. Dönüşüm sürecinde gelinen son nokta Sanayi 4.0. 2. Bölümünde ise Yatırımcıların Rotası: Büyüyen ve Gelişen İzmir konusunu işledik. Odamız 2018 Yılı Çalışma Programı ve Bütçesinin Tematik Bölümü ise “Üç Yüzyıla Tanıklık Eden İzmir Ticaret Odası Yeni Binasıyla Faaliyetlerini Çağın Ötesine Taşıyor” başlığını taşıyor” dedi.

    2018 yılı için önerilerde bulundu

    2018 yılının barış, huzur ve mutluluk getirmesini temenni eden Demirtaş, önerilerde de bulunarak şöyle konuştu:

    “Bu yıl da, belirsizliklerin arttığı bir yıla giriyoruz. Piyasa riskleri yükselebilir. 2017’yi yüzde 10 enflasyon ve yüzde 10 üstü işsizlikle ve liranın yüzde 10 değer kaybıyla kapatıyoruz. Kur-Enflasyon-Faiz üçlüsünden gözümüzü ayırmayalım. Zor günlerde fırsat yaratan tüccar öne geçecektir. Bu gerçek üyelerimizi gereksiz maceralara elbette taşımamalıdır. 2018 canlı ve hareketli bir yıl olabilir. Yaklaşan seçimler Hükümetin yatırım ve üretim teşviklerini arttırabilir. Önemli jeopolitik gelişmeler var. Ortadoğu’yu sürekli izlemeliyiz. Borçlanırken daha dikkatli olun. Döviz geliriniz yoksa döviz cinsinden borçlanmayın. Tahsilat takibine önem verin ve temerrüte düşen müşterilerinizi defterden silin. Şirketinize mutlaka teknoloji yatırımı yapın. Katma değeri yüksek ürünlere yönelin. Etkin bir web siteniz ve kurumsal bir e-postanız olsun. İTO’dan gelen mailleri mutlaka okuyun. Firmanıza, üniversite mezunu, lisan bilen bir genç alarak dünyayı izleyin. Pazarlamaya ağırlık verin.”

  • Şirketlerin Dijital Dünyadaki İtibar Riskleri Masaya Yatırıldı

    ‘RepMan Forum’da şirketlerin dijital dünyada karşılaşabileceği itibar riskleri ve kabuslar masaya yatırıldı.

    Şirketlerin itibar riskleri ve dijital dünyada karşılaşabileceği kabuslar, Bilim İlaç, Enerjisa ve Türk Telekom desteğiyle gerçekleşen RepMan Forum 2016’da ele alındı. RepMan İtibar Araştırmaları Merkezi’nin bu yıl beşinci kez düzenlediği RepMan Forum’un başkanlığını Danışma Kurulu Üyesi Salim Kadıbeşegil yaptı. İtibarın Dijital Örnekleri, Markaların Dijital Sınavı ve Merhaba Dijital İtibar başlıklarında gerçekleştirilen forumun ilk oturumunu Zenna Kurumsal Marka Stratejileri Danışmanlığı RepMan İtibar Araştırmaları Merkezi Danışma Kurulu Üyesi Nuran Aksu üstlendi. 100’ü aşkın katılımcının yer aldığı RepMan Forum 2016’nın konuşmacıları arasında Dr. Ömer Deveci, Dr. Uygar Özesmi, Temel Aksoy, Gazeteci-Yazar, İnternet Ekipleri Amiri M. Serdar Kuzuloğlu yer aldı.

    “MARKALAR DİJİTAL DÜNYADA AKTİF OLMALI”

    Sikayetvar.com’un kurucusu Dr. Ömer Deveci; 28 milyon tüketicinin kararını site üzerinden aldığına değinerek; “Marka ve tüketici arasında bir köprü olan sikayetvar.com, ürün ve hizmet almanın yanı sıra iş başvurularında da bir kaynak konumuna ulaştı. 38 bin şirket hakkında yılda bir milyon civarında şikayet geliyor. Bu şikayetler, pazarın nereye kaydığını görebilmek açısından önemli bir araç. Reaktif davranan markalar şirket itibarını en iyi şekilde yönetiyor. Çünkü siteyi ziyaret edenlerin yüzde 31’i yaşanan sorunları takip ederken, yüzde 27’si firma ve ürün hakkında bilgi sahibi oluyor. Siteye ziyaret edenlerin yüzde 23’ü alışveriş öncesi araştırma yapıyor. Yine yüzde 20’si karşılaştıkları sorunların benzerlerini araştırmak için kaynak olarak kullanıyor” dedi.

    Change.org Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü Dr. Uygar Özesmi ise aktif olarak 6.3 milyon kullanıcıya ulaşan sitenin ciddi bir etkileşim alanı olduğunu, site üzerinden ayda 5 bin ayrı kampanya düzenlendiğini söyledi. Her 3 imzadan birinin görmek istediği değişimi oluşturduğunu vurgulayan Özesmi, itibarına önem veren markaların talebi karşılamak yönünde harekete geçtiğini belirtti. Etkinlikte şirketlerin önemli bir dönüşümü yapmaları gerektiğini de vurgulayan Özesmi, tepkilere karşı kayıtsız kalmayanların dijital itibarları başarılı bir şekilde yönettiklerine değinerek son dönemde karşılaşılan başarılı ve başarısız örnekleri katılımcılarla paylaştı.

    Forumda son yılların en önemli konularının başında sürdürülebilirlik ve hesap verme konusunun geldiğini söyleyen marka danışmanı Temel Aksoy; “Eskiden tek yönlü bir iletişim vardı. İnternet ile çoktan çoka bir iletişime geçildi. Yeni dönemin itibar yönetmek için farkı, artık herkes her şeyden haberdar. Herkes, her şeye müdahale etmek istiyor. Son yıllarda karşılaştığımız krizlere baktığımızda, markalar karşılaştıkları krizin üstünü örtmek istiyor. Tüketicinin markaları yönettiği bir dönemdeyiz. Şeffaf ve samimiyetten uzak markalar reaktif davranmadıkları için mesafe kaydedemiyor” açıklamasını yaptı.

    Gazeteci-Yazar, İnternet Ekipleri Amiri M. Serdar Kuzuloğlu ise tüketicilerin çok fazla bilgisi olmadan, çok fazla bilgiye ulaşabileceği dijital bir dünyada yaşadıklarına dikkat çekerek şunları kaydetti;

    “Kafamızdaki küçük kırıntılar algımızı oluşturuyor. Hafızamızın kapasitesi kurumların ve kişilerin itibarını sınırlandırıyor. Bugün ulaştığımız noktada normalde sizi itibarsızlaştıracak olan gelişmeler, önemsiz hale gelebiliyor. Gün içinde birçok sosyal medya platformunda paylaşımda bulunuyor ya da takip ediyoruz. Uzun yıllar sakladığımız fotoğraflarımızın dijital dünyadaki ömrü neredeyse 10 saniye. 10 saniye sonra başka bir fotoğraf, başka bir içerik ile karşı karşıyayız. Son yıllardaki tek derdimiz sahip olmak. Dijitalleşme dediğimiz çağda, araçlarla birbirine giren kimliklerimizle birlikte her geçen gün artan sorumluluklarımızla hayatı devam ettiriyoruz. İnsanlar bilgileri irili ufaklı ekranlardan ediniyor. Bilgi pencereleri gözümüzü kör ediyor. Markalar ve dijital itibar bu noktada çok önemli. Her ne kadar itibar maddi bir külfet olarak görülse de, düşünülmesi gereken maddiyat değil, itibarsızlığın tasarruf aracı olmayacağı”.

    “TÜKETİCİLERİN YÜZDE 75’İ SORUNUNU İNTERNETTE PAYLAŞIYOR”

    Zenna Araştırma ve Danışmanlık tarafından yürütülen 2016 yılı ’Dijital Ayak İzlerimiz Araştırması’nın sonuçları ilk kez RepMan Forum 2016’da paylaşıldı. 18 yaş üzeri dijital dünya kullanıcıları arasında gerçekleştirilen araştırmada katılımcıların ortalama 3,7 saatini internet ortamında geçirdiği ortaya çıktı. Araştırmaya katılanların yüzde 83’ü öğrenme, yüzde 82’si eğlence, yüzde 70’i alışveriş için girdiğini belirtirken, yüzde 96’sının Facebook kullanıcısı olduğu, her kullanıcının ortalama 593 takipçiye sahip olduğu belirlendi. RepMan İtibar Araştırmaları Merkezi Danışma Kurulu Üyesi Nuran Aksu her 3 kişiden birinin bir marka ile sorun yaşadığını, bu kişilerin 75’inin internet ortamında yaşadıkları sorunları paylaştığına değinerek şu bilgileri aktardı:

    “Arkadaşları tarafından kişisel sosyal hesapları aracılığıyla paylaşılan olumsuz haber ve bilgiler tüketicilerin markaları terk etmesine neden oluyor. Şubat ayında gerçekleştirdiğimiz araştırmada sosyal medya üzerinden bir marka ile ilgili gördüğü olumsuz haber ya da paylaşımlar nedeni ile ilgili markadan bir daha ürün satın almam diyenlerin oranı yüzde 41 olurken, etkilenmeyeceklerini belirtenlerin oranı yüzde 39 olarak ölçümlendi. Tüketicilerin büyük bir bölümü markalar ile yaşadıkları sorunları internet ortamında yakınlarıyla paylaşıyor. Araştırmaya katılanların yüzde 63’ü yaşadığı sorunu internet ortamında Sikayetvar.com’dan paylaşırken, yüzde 45’i sosyal medya hesabından, yüzde 47’si markanın web sitesinden, yüzde 34’ü tüketici hakları sitesine başvuruyor”.

  • Hamilelik Psikolojik Riskleri Artırıyor

    Psikolog Nurdan Gündoğdu, hamileliğin anne adaylarını doğum sonrasına kadar uzanan süreçte, çeşitli psikolojik rahatsızlıklara açık hale getirdiğini söyledi.

    Medilife Beylikdüzü Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, hamilelerde depresyon, kaygı ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik problemlerin ortaya çıkabileceği uyarısında bulunarak, her 10 anne adayından birinde bu rahatsızlıkların belirlendiğini belirtti.

    Gündoğdu, “Hamilelik, sadece kadında yol açtığı fiziksel değişimle değil, duygusal ve psikolojik yansımalarıyla da, anne adayları için, yeni bir sürecin başlangıcını oluşturuyor” dedi.

    Anne adayının, doğum öncesi ve sonrası, psikolojik rahatsızlıklara yakalanma riskinin oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken, Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu “Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı araştırmaya göre, hamile kadınların yüzde 10’nun psikolojik rahatsızlıklara yakalandığı tespit edilmiştir. Bu oran, ülkemizin de içinde bulunduğu, gelişmişlik düzeyi artan ülkelerde daha da fazladır” dedi.

    Hamile kadınların en çok yakalandığı psikolojik hastalıklardan birinin, depresyon olduğunu anlatan Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Doğum öncesi ve sonrası annenin depresyona girme riski artmaktadır. Bakım veren anne depresyon sebebiyle kendine ve bebeğine bakamaz hale gelebilir. Bu anneyi olumsuz yönde etkileyebileceği gibi, bebeği gelişimsel açıdan da olumsuz etkileyecektir. Bebeğin ihtiyaçlarının karşılanamaması ya da aksaklığa uğratılması, bebeğin ilerleyen hayatında insan ilişkilerinde zorluk yaşamasına neden olabilir, bebek kişilik bozukluğu geliştirebilir, depresyona girme riskini artırabilir” uyarısında bulunuyor.

    Bu dönemin anne için de son derece zor bir süreç olduğunu, hatta depresyondaki annenin intihar etme riskinin bile artabileceğini ifade eden Nurdan Gündoğdu, “Ayrıca diğer aile üyeleri de ( eş ve diğer çocuklar, anneanne, babaanne, dede gibi) bu durumdan etkilenecektir. Bakım veremeyen annenin ihtiyacına aile üyelerin desteği gerekebilir. Sosyal desteği kuvvetli olmayan anne, bu durumdan daha çok etkilenebilmektedir. Baba, annenin psikolojik durumundan etkilenebilmekte ve bu durum onun iş hayatında ve özel yaşantısında sorunlar yaşamasına sebep olabilmektedir” şeklinde konuştu.

    Hamilelikte bir diğer ruhsal problemin, annenin kaygı seviyesinin doğum öncesi ve sonrasında yükselmesi olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, bu durumun tüm aile için hayatı kabusa dönüştürebileceğine vurgu yapıyor ve bu aşırı kaygı halini şöyle anlatıyor:

    “Anne bebeğinin sağlığı hakkında endişeye kapılabilir, bebeğe zarar verilebileceği korkusu yaşayabilir. Örneğin, bebeğe mikrop bulaşabileceğini, hasta olabileceğini, üşütebileceği konusunda normalden fazla düşünmeye başlayabilir. Bebeğe hastalık bulaştırabileceği ya da zarar verebileceği düşüncesiyle bebeğe dokunamaz ya da başkalarına dokundurtmayabilir. Sürekli bunları düşünerek hayatı olumsuz yönde etkilenebilir. Bebeğe yeteri kadar iyi bakım veremediği, yetersiz bir anne olduğu hissine kapılarak kendini suçlayabilir.”

    “ÇOCUKLUĞUN KÖTÜ İZLERİ GEBELİKTE SU YÜZÜNE ÇIKIYOR”

    Hamileliğin anne adayında çocukluktaki kötü izleri de su yüzüne çıkarabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Şayet anne çocukluk döneminde cinsel istismara uğradıysa, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldıysa, hamileliği süresi ve sonrası, annede Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşama riski de artacaktır. Bu durumda yaşadığı kötü tecrübeler gözünde canlanabilir. Anne adayı, kendi geçirdiği çocukluk dönemini hatırlayacaktır ve çocuğa da olumsuz şekilde davranabilir” uyarısında bulunuyor.

    Annenin ruhsal sağlığının, hamilelik dönemi ve sonrasında, fiziksel sağlığı kadar önemli ve ciddiye alınması gereken bir konu olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Anne ve anne adayı, psikolojik tedavi ve terapi ile normal sağlığına kavuşabilmektedir. Daha mutlu anneler gülümseyen bebekler ve sağlıklı bir nesil devamı için, lütfen bebek bekleyen çiftler ve yeni bebeği olanlar, bu dönemde yardım almaktan çekinmesinler ve gecikmesinler” diye konuştu.