Etiket: Riske

  • Öğrenciler riske girmeden kimya deneylerini yapabilecek

    Selçuk Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunu Ahmet Fatih Avcı, okullarında laboratuvar bulunmayan ortaokul ve lise öğrencilerinin periyodik cetvel ve kimya deneylerini yapabileceği sanal ve artırılmış gerçeklik gözlüğüyle entegre çalışan bir uygulama tasarladı.

    Selçuk Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunu Ahmet Fatih Avcı, danışmanlığını Prof. Dr. Şakir Taşdemir’in yaptığı “Sanal ve Arttırılmış Gerçeklik ile Periyodik Cetvel Öğretimi” projesiyle TÜBİTAK’ın “Öncelikli Alanlarda Üniversite Öğrencileri Proje Yarışması Bilgi ve İletişim Teknolojileri” kategorisinde ikincilik ödülü kazandı. Ahmet Fatih Avcı, projesinde, fen bilgisi dersinin ’Periyodik Cetvel ve Bileşik Oluşturma’ konusu anlatılırken, uygulamada laboratuvar ve materyal imkanı olmayan okullarda, sanal gerçeklik gözlüğü ve akıllı telefonla kullanılabilen bir uygulama geliştirdi. Bu teknoloji ile üç boyutlu, etkileşimli, cazip ve eğlenceli olarak konu ve uygulama anlatılırken aynı zamanda daha ekonomik ve laboratuvardaki risk ortamları devre dışı bırakacak.

    “Çevreye herhangi bir zararı olmuyor”

    Uygulamayla ilgili bilgi veren Ahmet Fatih Avcı, “Arttırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik üzerine çalışmalar, geliştirmeler yapıyorum. Öncelikle arttırılmış gerçek nedir diye başlayalım. Arttırılmış gerçek olmayan bir objeyi belli bir kağıt veya normal bir dünya üzerinde çıkarmaya yarayan eğitim, tıp, herhangi bir ekonomik satışlarda kullanılabilen, çok gelişen şu anda yavaş yavaş gelişmeye başlayan ve son dönemlerde de oldukça revaçta olan bir sektör. Bu sektörü bizim uygulamalarımızda kullandık. Uygulamamızda eğitim dalında kullandık özellik olarak. Okullarında laboratuvar olmayan öğrencilerin kimya dersinde kendisine katkı sağlama amaçlı, eğitimi sevdirme amaçlı, bilime katkı sağlama amaçlı bir uygulama geliştirdik. Bu uygulama arttırılmış gerçeklik uygulaması oldu dediğimiz gibi. Normal bir kağıdın üzerinde bir periyodik tablo çıkıyor. Bu tablo üzerinde belli butonlar çıkıyor. Biz sanal gerçeklik gözlüğünü taktıktan sonra butonlara temas ettiğimizde etkileşim sağlanıyor ve bu etkileşim sonucunda bileşikler oluşuyor veya yanma efektleri oluşuyor. Periyodik tablonun ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu, ortaokul öğrencilerine veya lise öğrencilerine eğlenceli biçimde gösteriyoruz. Çevreye herhangi bir zararı olmuyor bu sayede. Kimyasal herhangi bir kullanım olmuyor. En büyük katkılarından bir tanesi bu” ifadelerini kullandı.

    “Sadece kitaptan anlatmamız yetmiyor”

    Uygulama sayesinde artırılmış gözlükle yapılan deneylerde oluşabilecek zararların önüne geçildiğini belirten Ahmet Fatih Avcı, “Laboratuvar kullanma ihtiyacını ortadan kaldırıyoruz, sadece bir tane akıllı telefon ve sanal gerçeklik gözlüğüyle beraber periyodik tabloyu çok çok daha eğlenceli hale getiriyoruz. Son dönemlerde öğrencileri bilime doğru yönlendirmemiz gerektiğinin farkındayız. Onları bilime yönlendirmek içinde olabildiğince eğlenceli anlatma yapmamız lazım. Sadece kitaptan anlatmamız yetmiyor. Bundan ziyade eğlenceli olarak da anlatmamız lazım” şeklinde konuştu.

    “Öğrenciye çok daha eğlenceli olarak anlatabiliyoruz”

    Tasarlanan artırılmış gerçeklik gözlüğüyle çalışan uygulamanın birçok alanda kullanıldığını söyleyen Ahmet Fatih Avcı, “Bu arttırılmış gerçeklik teknolojisi, savunma sanayinde, tıpta, eğitimde, endüstriyel sektörde çok fazla kullanılan bir teknoloji. Ayrıca Endüstri 4.0’ın ana bileşenlerinden olan arttırılmış gerçeklik teknolojisiyle beraber gözlük kullanımı, saat kullanımı, sanki orada saat varmış gibi, bu saat bana yakışacak mı, diye kontrolünü yapabiliyoruz. Almadan önce bütün kontrollerimizi yapabiliyoruz. Aynı zamanda ders olarak coğrafya derslerini, uzayla alakalı herhangi bir şeyi yine bir sanal ortamda bunu gösterebilip öğrenciye çok daha eğlenceli olarak anlatabiliyoruz” dedi.

  • Pancar toplamak için hayatlarını riske atıyorlar

    Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde vatandaşlar, pancar bitkisi toplayabilmek için hayatlarını riske atıyor. Vatandaşlar, her yıl bahar aylarında azgın Habur Çayı ve dik kayalıkları aşıp pancar topluyor.

    Türkiye’nin Irak sınırında bulunan Beytüşşebap ilçesine bağlı köylerde yaşayan vatandaşlar, birçok hastalığa iyi geldiği ileri sürülen pancar bitkisini toplayabilmek için hayatlarını riske atıyor. Her yıl bahar aylarında Kamato adı verilen bölgede yetişen bitki için kilometrelerce yol kateden vatandaşlar, azgın Habur Çayı ve dik kayalıklardan geçerek ölüme meydan okuyor.

    “Ölümle yaşam arasındaki çizgiden geçiyoruz”

    Guatr hastası olan Mustafa Özdemir, bölgede hastalığı olan her insanın mutlaka bu bitkiden yediğini belirterek, “Sadece bu bölgeye has bir pancar çeşidi olan ‘hıngedan’ çok kötü bir kokusu var ancak çok şifalı olduğu söyleniyor. Bende guatr hastasıyım. Bu bitkiyi yemek için arkadaşlarla geldim. Tehlikeli yolu kullanıyoruz, ölümle yaşam arasındaki çizgiden geçiyoruz” dedi.

    Hüseyin Gökçe adlı vatandaş ise, her yıl pancar topladığını ve Irak’ın Zaho kentindeki akrabalarına gönderdiğini anlatarak, “Çok şifalı bir bitki. Birçok hastalığa iyi geliyor” diye konuştu.

  • (Özel Haber) Uçaklarda onlarca kişinin hayatını riske attığı savunulan güvenlik açığı

    Siber İstihbarat ve Güvenlik Uzmanı Ali Keskin, uçaklardaki güvenlik açıklarıyla ilgili uyarı yaparak, “Uçaklarda elektronik giriş sistemleri var. Bilgisayar korsanları elektronik girişlere bağlanarak uçaklardaki sistemlere yaptıkları casus yazılımlar ile bağlanıp sistemleri kontrol etmesi mümkün. Bu açıklar terör saldırılarının hedefi haline gelebilir” dedi.

    Siber Güvenlik Teknolojileri Derneği Basın Sözcüsü, Siber İstihbarat ve Güvenlik Uzmanı Ali Keskin, uçakların güvenlik açıklarıyla ilgili çok tartışılacak iddialar ortaya attı. Bilgisayar korsanlarının uçaklardaki sistemlere bir takım hileler kullanarak giriş yapabileceğini ifade eden Keskin, bu şekilde bir terör saldırısının yapılabileceğini iddia etti. Bir çok hava yolunda güvenlik açıkları tespit ettiklerinin bilgisini veren Ali Keskin, bu durumum bir an önüne geçilmesi için uyarılar yaptı.

    “Korsanlar uçağında rotasını değiştirebilir”

    Uçakların sistemlerinin nasıl hacklendiğinin bilgisini aktaran Ali Keskin, “Herkesin bildiği gibi uçaklarda elektronik giriş sistemleri var. Bilgisayar korsanları bu elektronik girişlere (usb) bağlanarak uçaklardaki sistemlere yaptıkları casus yazılımlar ile bağlanıp sistemleri kontrol etmesi mümkün. Örneğin, Amerika’da bir bilgisayar uzmanı geçtiğimiz yıl bir uçağın sistemine girerek uçağın rotasını değiştirmiştir. Bu güvenlik açığını FBI ile paylaşmıştır. FBI bu konu ile ilgili ABD’de bulunan hava yolu şirketlerine geniş önlemler alınmasında katkıda bulunmuştur. Bu güvenlik açıkları bir çok hava yolu şirketlerinin filosunda bulunmaktadır. Bu açıklar terör saldırılarının hedefi haline gelebilir.

    Bu önlem alınmazsa insanların hayatı tehlikede

    Alınması gereken önlemleri de sıralayan Keskin şöyle devam etti:

    “Önlem son derece basittir. Elektronik cihazları kesinlikle uçaklara alınmaması gerekiyor ama bu mümkün değil. Bu cihazların uçuş boyunca kapalı tutulduğundan emin olunmalı ve cihazların uçakla kesinlikle temas sağlayacak bir sistem erişimine müsaade edilmemelidir. Şirketler bunu mutlaka yapmalıdır. Aksi takdirde istenmeyen sonuçlar alınabilir. Bu konuda daha geniş bir takım önlemler alınabilir.”

  • Gebeliğinizi Riske Atmayın

    Her ne kadar gebe kalmak bir başarı olsa da asıl önem taşıyan gebelik boyunca yaşanabilecek risklerle mücadele etmek, bilinçlenmek, kendinizi ve bebeğinizi korumak. Düşük yapma riski, geç hamilelik, kalp veya tansiyon hastalığı gibi etkenler gebelik boyunca hassas bir şekilde ele alınmalı. Konuyla ilgili az bilinenleri açıklayan uzmanlar, anne adaylarının bilgilerini doktorlarına danışarak sürekli güncellemeleri gerektiğinin altını çiziyor.

    Yapılan araştırmalar dünya genelinde yaşanan gebeliklerin yaklaşık yüzde 15’inin düşükle sonuçlandığını gösteriyor. Bu vakaların da yüzde 80’inde düşüğün 12. haftadan önce gerçekleştiği görülüyor.

    Peki hangi belirtiler düşük yaşandığını gösterir, alınabilecek önlemler var mıdır? Konuyla ilgili açıklama yapan Bahçeci Sağlık Grubu Doktorlarından Op. Dr. Burçak Erzik, gebelik sürecinde yaşanabilecek herhangi bir farklı durumda mutlaka hekime başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.

    DÜŞÜĞÜN EN ÖNEMLİ BELİRTİSİ KANAMA

    Bu dönemde düşüğün en büyük belirtisinin vajinal kanamalar olduğunu anlatan Op. Dr. Burçak Erzik, “Vajinal kanamanın yanında, kasık ağrısı alt karın bölgesinde veya makata vuran ağrı şeklinde de belirtiler görülebilir. Düşük yapan çoğu hasta vajinal akıntıların artışından şikayet ederler. Gebelik sırasında oluşan kanamaların hiç birisi normal olarak kabul edilmemeli ve düşük tehdidi olarak algılanmalıdır. Ancak ’abortus imminens’ dediğimiz bu durumun her zaman mutlaka gerçek bir düşükle sonuçlanmadığı da bilinmelidir. Doğum yapmış gebelerin büyük bir çoğunluğu gebeliğinin herhangi bir döneminde bu sıkıntılı durumla karşılaşmıştır” dedi.

    DÜŞÜK BELİRTİSİ VARSA NE YAPILMALI?

    Düşük belirtilerinin olduğu durumlarda, hemen istirahate çekilip, aktivite kısıtlanarak sıvı tüketiminin artırılması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Erzik, kanamanın devam etmesi durumunda da doktorun bilgilendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    KALP VE TANSİYONA DİKKAT

    Uzmanlar gebelikte döneminde kalp ve dolaşım sisteminde, kan hacminde, kalp atım hızında ve atım hacminde meydana gelen artışın kalp hastalıklarının ağırlaşmasına neden olabileceğine işaret ediyor. Op. Dr. Erzik, bu nedenle kalp hastalığı bilinen gebelerin, kardiyolojik konsültasyonunun gebelik öncesinde yapılmasının ve gebelikle ilgili planlamanın kardiyolog ve kadın doğum hekimi arasında koordinasyonla yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi.

    SÜREKLİ KONTROL ŞART

    Gebelik döneminin bir diğer önemli sorunu ise hipertansiyondur. Hipertansiyonu olan gebeler, gebelik zehirlenmesi yani preeklampsi, erken doğum, ablasyo plasenta ve bebekte gelişim kısıtlılığı büyüme kısıtlılığı açısından risk altındadır. Bu nedenle hipertansiyon hastası gebelerin takiplerinin oldukça sıkı yapılması gerekmektedir.

    GEÇ GEBELİK YORABİLİR

    Kadınların çalışma hayatındaki yeri arttıkça annelik yaşının gecikmesi de kaçınılmaz bir durum oluyor. Her ne kadar kadın, “çocuk da yaparım, kariyer de” dese de bu imkanı ancak ilerleyen yaşlarda bulabiliyor. Ama özellikle 30’lu yaşların sonu ve daha sonrası telaffuz edildiğinde işler biraz daha zorlaşabiliyor.

    GEÇ YAŞTA ÇOĞUL GEBELİK RİSK OLABİLİR

    İleri yaş gebeliklerinde bir diğer önemli nokta da çoğul gebelik riskidir. Risktir, çünkü çoğul gebelik hem anne, hem de bebek için bazı istenmeyen durumları da beraberinde getirir. Çoğul gebelikler, erken doğum, annede yüksek kan basıncı ve idrarda protein kaybıyla seyreden gebelik zehirlenmesi (preeklampsi) ve gebeliğe bağlı şeker hastalığı (diyabet) gibi sorunlar açısından ek bir risk faktörüdür.

    Her ne kadar, her kadın için geçerli olmasa da yaşlanmayla birlikte annede ortaya çıkabilen ya da var olan sistemik hastalıklar da gebelik açısından risk taşır ve ileri yaş gebeliğini zorlaştırır. Yaşla birlikte sıklığı artan ve gebeliğin seyrini olumsuz etkileyen hastalıkların başında hipertansiyon ve diyabet geliyor. Bu hastalıklara karşı anne adaylarının kontrollerini asla aksatmamaları gerekiyor.

    RİSK ARTIYOR AMA KONTROLLERLE MUTLU SONA ULAŞMAK MÜMKÜN

    Her ne kadar ileri yaşta farklı nedenlere bağlı olarak risk artıyor olsa da gebeliklerin çoğu mutlu sonla tamamlanıyor. Ama bunu sağlamak için biraz daha dikkat ve hassasiyet gerekiyor. Gebelik planlarken yapılan ayrıntılı bir ‘check-up’, günde 400 mcg folik asit kullanılması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz, gebelik öncesinde fazla kiloların verilmesi, sigara gibi zararlı alışkanları bırakma gibi basit önlemler ve gebelik sırasında düzenli kontrollerin aksatılmaması gebeliğin sorunsuz sürdürülmesine büyük katkı sağlıyor.

  • Sedef Hastalığında Bilinçsiz Tedavi Yöntemleri, Hastaların Hayatını Riske Atıyor

    Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat İnalöz, sedef hastalarının yaşadığı toplumsal baskıya dikkat çekerek, bu baskıyla hastaların intihara kadar sürüklenebileceği konusunda uyarıda bulundu.

    Prof. Dr. Serhat İnalöz ayrıca “sedefin tedavisi yok” algısıyla tıp dışı çözümler aramanın daha kötü sonuçlar oluşturabileceği konusunda uyardı. Dünya üzerinde yaklaşık 75 milyon insan sedef hastalığından muzdarip olduğuna dikkat çekerek, ” Bu hastalık son derece rahatsız eden, sosyal yaşantısını olumsuz etkileyen ve gerçek anlamda maddi manevi çöküntüye uğratan bir hastalık. Son dönemde “biyolojik ajanlar” denilen çok etkili ilaçlar geliştirildi. Sedef hastalığının çözümü yok” algısının doğru değil” dedi.

    ALTERNATİF TIP ADI ALTINDA SUNULAN YANLIŞ TEDAVİLERE DİKKAT

    Sedef hastalığını yüzde 100 tedavi ettiğini iddia eden, yalan yanlış, bilimsellik dışı tedaviler olduğunu belirten Prof. Dr. Serhat İnalöz, “Benim bir hastam internette sedef hastalığını yüzde 100 tedavi ediyoruz diyen sitelerden aldığı ilaçlarla ölümden döndü. Bu ilaçlar son derece tehlikeli maddeler içeriyor. Bunun dışında bulunduğu yerde çizdirmeler, dağlamalar, katranlı veya petrollü suya batırmalar gibi pek çok yanlış uygulama var. Özellikle internetteki yalan yanlış tedavilerden çok uzak durmak gerekiyor. Sedef hastaları fahiş fiyatlara, organik olduğu iddia edilen bazı kremler alıp kendilerine çok büyük zararlar verebiliyor” diye konuştu.

    DEPRESYON CİDDİ OLABİLİR

    Sedef hastalığının neden olduğu rahatsızlığın hastaları intiharı düşünme noktasına kadar getirdiğine dikkat çeken İnalöz, “İntihar etmeyi düşünen hastalarım bile oldu. Bir insanın herhangi bir yerinde bir yara görülünce bulaşıcı zannediliyor ve bu insanla iletişime geçilmeyip, uzak durulması sonucunda hastanın yalnızlaşması hastalığı daha da şiddetlendiriyor. Şiddetlendirme nedeni ise net bir şekilde toplum dışı bırakılmanın, toplumun kenarına itilmenin hastanın stres ve depresyonunu daha da arttırması. Depresyon da sedefi azdırınca bir kısır döngü oluşuyor”dedi.

    SEDEF İRSİDİR

    Küçük yaşlarda başlayan sedef hastalığının daha ağır, geç yaşlarda ortaya çıkan sedef hastalığının ise daha hafif seyrettiğini belirten İnalöz, “Sedef hastalığı genetik kökenli, yani irsidir. En çok görüldüğü noktalar diz, dirsek ve saçlı deri olan, pullanma ile seyreden bir hastalıktır. Bu pullanmanın derecesi hastalığın şiddetine göre son derece artış gösterir. Ama yaklaşık yüzde 40 hastada sedefin eklem romatizması dediğimiz eklem tutulumu da olabilir. Sedef hastalarının kesinlikle bir doktora başvurması ve tedavi olması gerekir. Aksi takdirde hastalık başka sorunlara da yol açabilir. Sedef hastalığı özellikle obezite hastalarında kalp problemlerine neden olabiliyor. İnsülin direnci ortaya çıkabiliyor. İnsülin direncinin dışında bu hastaların kalp krizi geçirme ihtimali çok yükseliyor. Yani bu hastalığın tedavi edilmemesi bir çok hastalığa ve bir çok soruna yol açabiliyor. Hastaların özellikle eklem romatizması konusunda çok dikkatli olması gerekiyor. Şişman hastalar ise, kesinlikle kalp rahatsızlıklarının ön planda olabileceğini unutmamalı” şeklinde konuştu.