Etiket: Ressam

  • İranlı ressam 15 Temmuz’u resmetti

    İranlı ressam Reza Hemmatirad’ın 15 Temmuz ile ilgili resim sergisi Keçiören Mevlana Kültür ve Spor Merkezi’nde açıldı.

    Keçiören Belediyesi tarafından düzenlenen İranlı ressam Reza Hemmatirad’ın 15 Temmuz’daki vatan mücadelesini anlattığı “Okçular Tepesi 15 Temmuz Kahramanları” isimli resim sergisinin açılışını Keçiören Belediye Başkanı Mustafa Ak, AK Parti Ankara Milletvekili Emrullah İşler, AK Parti Sosyal Politikalardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Oya Eronat, Keçiören Kaymakamı Uğur Bulut, AK Parti Keçiören İlçe Başkanı Zafer Çoktan birlikte yaptı. Mevlana Kültür ve Spor Merkezi’nde şehit yakınları ile gazilerin de katıldığı serginin açılışında bir konuşma yapan Keçiören Belediye Başkanı Ak, “7 ay önce yaşadığımız 15 Temmuz’da hayatını kaybeden şehitlerimiz ve gazilerimizle buluşma programında bir araya geliyoruz. Sergimizi de bu buluşma gününde açarak 15 Temmuz ruhunu yaşatmaya devam ediyoruz. Katkılarından dolayı Pendik Belediyesine ve sanatçımız Reza Hemmatirad’a çok teşekkür ediyoruz. Her şehidimizin ayrı bir hikayesi var, o hikayeleri bu eserlerde bulabilirsiniz. Ayrıca bizim 2017 Milli İrade Takvimimizde de değerli sanatçımızın bu eserleri var” diye konuştu.

    AK Parti Ankara Milletvekili Emrullah İşler de, 15 Temmuz’un ileriki yıllarda da hatırlatılması gerektiğine dikkat çekerek, “Türk milleti dünyaya milli iradeye nasıl sahip çıktığını göstererek örnek oldu. 15 Temmuz’un yegane kahramanı milletimizdir” dedi.

    Sergi 7 gün boyunca ziyarete açık

    65 eseri sergilenen İranlı ressam Reza Hemmatirad, 10 günlük bir çalışma neticesinde bu eserleri ortaya çıkardığını belirterek, “17 Temmuz’da ekibimle birlikte çalışmaya başladık, birlikte çalıştığımız Bilal Erdoğan, Melike Erdem, Gülcan Tezcan ve tüm ekibime çok teşekkür ediyorum. Keçiören en fazla şehit ve en fazla gazi veren ilçe olarak o gecenin en önemli kahramanlarından. O gece yüzlerce hikaye yaşandı. İnşallah bir daha 15 Temmuz yaşanmaz” diye konuştu.

    Eserlerin kısa hikayelerinin de yer aldığı sergi, 7 gün boyunca FTZ AVM’de ziyaret edilebilecek.

  • Bitlisli ressam destek bekliyor

    Bitlisli ressam Burhan Gündoğdu, yatak odasında gravür, yağlı boya, karakalem ve ahşap boyama tekniklerini kullanarak sürdürdüğü sanatını artık bir atölye ortamında icra etmek istediğini söyledi.

    Özellikle eski ve bir o kadar da zahmetli bir sanat olan gravür sanatını imkansızlıklarla ve atölye ortamı olmadan yapan Gündoğdu, bu sanatı Bitlisli gençlere aşılamak istediğini söyledi. Lisans dönemini Erzurum’da tamamlayan ve yüksek lisansını da yine Erzurum’da yapan Gündoğdu, 3 odalı evinde kendine ait küçük odasında zorlukla yaptığını ifade etti. Görülmeye değer olan karakalem çalışmasıyla çizdiği ünlülerin resimleriyle profesyonel ressamlara taş çıkaran Gündoğdu, Bitlis’in yetkililerinden ve bu sanata gönül verenlerden destek bekliyor.

    Odasındaki küçücük atölyesinde imkansızlıklara rağmen çalışmalarını yürüten Gündoğdu, zahmetli ve masraflı olmasına rağmen yinede sanatını yapmayı ihmal etmiyor. Yaptığı sanatın güzelliklerini ve zorluklarını anlatan Gündoğdu, lisansını Erzurum Atatürk Üniversitesinde tamamladığını ve şu anda yine yüksek lisansını da Erzurum’da yaptığını söyledi. Gündoğdu, “Bitlis’te sanatın kısıtlı ortamlarında bir şeyler icra edebilmek adına bazı tekniklerde birçok anlamda resimler yapıyorum. Özellikle gravür, yağlı boya, karakalem ve ahşap boyama gibi farklı farklı tekniklerde bir şeyler elde etmeye ve üretmeye çalışıyorum” dedi.

    Gündoğdu, yaptığı resim tekniklerinden de bahsederek, en zor ve zahmetli resim tekniğinin gravür olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:

    “Eskiden yazının olmadığı zamanlarda matbaada baskı amacıyla kullanılan bir resim tekniğidir. O zamanlarda yazının olmadığı ve resim yapmak çok yaygın olmadığı için kalıplar oluşturularak bu resimler veya portreler çoğaltılarak kullanılıyordu. Kimi zamanda kitaplarda baskı amacıyla kullanılıyordu, ama genelde bu resim tekniği çok eskilerden matbaa amacı ile kullanılıyordu. Tabi teknolojinin gelişmesi ve fotoğraf makinesinin icat edilmesiyle gravür tekniği biraz daha geri planda kaldı. Bunun yerini makineler aldı. Gravür tekniği o dönemden sonra unutulmaya başlandı veya daha az kullanılmaya başlandı. Bende bunu kendi imkanlarım ile günümüze göre güncelleyerek daha çok tarihi yapılar üzerinde yaptığım detay resimleri ve mimari açıdan yapılan resimleri gravüre endeksleyerek bu şekilde biraz daha güncellemiş oldum. Bu güncellemenin yanımda daha model anlamında resimler üretmeye çalıştım. Gravür tekniği çok bilinen bir teknik olmadığı için genelde batıda ve akademik anlamda yapılan bir tekniktir. Bitlis’te sanatın bile çok fazla icra edilmediği bu dönemde, gravür tekniği yapmak tamamıyla zahmetli ve zor bir iştir. Gravür tekniği atölye ortamında yapılan kalıp çıkartılarak ve asite yedirilerek preste geçirilen bir tekniktir. Bu nedenle atölye ortamı olmadan yapılabilecek bir teknik değildir. Bu yüzden zorluğunu ve sıkıntısını çekiyorum. Aslında gerek ilimizin büyüklerinden gerekse bu işe gönül verenlerden en azından Bitlis’te sanat açığını kapatabilmek adına bu anlamda destek bekliyorum.”

    Karakalem, yağlı boya ve ahşap boyama tekniğinden de kısaca söz eden Gündoğdu, “Yaptığım diğer tekniklerden biri de yağlı boya çalışmasıdır. Mezun olurken biraz daha soyut veya gerçek üstü çalışmalar yaptım. Bu çalışmalar genellikle ruhlar, çocuk psikolojisi ve metafizik üzerine çalışmalardı. Boyutları ebatları değişen ama belli bir teknik ve üslupla gelişen bir resim anlayışım var. Yağlı boya gravüre nazaran biraz daha işlenebilir ve atölye ortamı gerektirmediğinden, bu konudaki çalışmalarımı kendi evimde ve odamda yürütebiliyorum. Yağlı boya çalışmaları için bazı araç gereçleri elde etmek için Bitlis’te bu konuda da sıkıntılar yaşıyorum. Sipariş üzerine oluyor, belki biraz daha masraflı oluyor ama yinede yapmayı ihmal etmiyorum. Zor şartlar altında Bitlis’te bir şeyler yapmaya ve sanatımı icra etmeye çalışıyorum. Diğer bir teknik ise karakalem çalışmasıdır. Herkesin bildiği bir tekniktir, ama ben biraz daha detaya giriyorum. Mesela kişisel portrelerde daha çok benzetme adına daha çok zaman ayırıyorum. Bazen bir portrenin üzerine günlerce çalıştığım ve ince ince işlediğimde oluyor. Bu yüzden karakalemde yapmış olduğum çalışmalar çok fazla yer almaktadır. Özellikle ünlülerin bilinen ve önemli şahsiyetlerin portrelerini çiziyorum” şeklinde konuştu.

  • Bitlisli ressam destek bekliyor

    Bitlisli ressam Burhan Gündoğdu, yatak odasında gravür, yağlı boya, karakalem ve ahşap boyama tekniklerini kullanarak sürdürdüğü sanatını artık bir atölye ortamında icra etmek istediğini söyledi.

    Özellikle eski ve bir o kadar da zahmetli bir sanat olan gravür sanatını imkansızlıklarla ve atölye ortamı olmadan yapan Gündoğdu, bu sanatı Bitlisli gençlere aşılamak istediğini söyledi. Lisans dönemini Erzurum’da tamamlayan ve yüksek lisansını da yine Erzurum’da yapan Gündoğdu, 3 odalı evinde kendine ait küçük odasında zorlukla yaptığını ifade etti. Görülmeye değer olan karakalem çalışmasıyla çizdiği ünlülerin resimleriyle profesyonel ressamlara taş çıkaran Gündoğdu, Bitlis’in yetkililerinden ve bu sanata gönül verenlerden destek bekliyor.

    Odasındaki küçücük atölyesinde imkansızlıklara rağmen çalışmalarını yürüten Gündoğdu, zahmetli ve masraflı olmasına rağmen yinede sanatını yapmayı ihmal etmiyor. Yaptığı sanatın güzelliklerini ve zorluklarını anlatan Gündoğdu, lisansını Erzurum Atatürk Üniversitesinde tamamladığını ve şu anda yine yüksek lisansını da Erzurum’da yaptığını söyledi. Gündoğdu, “Bitlis’te sanatın kısıtlı ortamlarında bir şeyler icra edebilmek adına bazı tekniklerde birçok anlamda resimler yapıyorum. Özellikle gravür, yağlı boya, karakalem ve ahşap boyama gibi farklı farklı tekniklerde bir şeyler elde etmeye ve üretmeye çalışıyorum” dedi.

    Gündoğdu, yaptığı resim tekniklerinden de bahsederek, en zor ve zahmetli resim tekniğinin gravür olduğunu ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:

    “Eskiden yazının olmadığı zamanlarda matbaada baskı amacıyla kullanılan bir resim tekniğidir. O zamanlarda yazının olmadığı ve resim yapmak çok yaygın olmadığı için kalıplar oluşturularak bu resimler veya portreler çoğaltılarak kullanılıyordu. Kimi zamanda kitaplarda baskı amacıyla kullanılıyordu, ama genelde bu resim tekniği çok eskilerden matbaa amacı ile kullanılıyordu. Tabi teknolojinin gelişmesi ve fotoğraf makinesinin icat edilmesiyle gravür tekniği biraz daha geri planda kaldı. Bunun yerini makineler aldı. Gravür tekniği o dönemden sonra unutulmaya başlandı veya daha az kullanılmaya başlandı. Bende bunu kendi imkanlarım ile günümüze göre güncelleyerek daha çok tarihi yapılar üzerinde yaptığım detay resimleri ve mimari açıdan yapılan resimleri gravüre endeksleyerek bu şekilde biraz daha güncellemiş oldum. Bu güncellemenin yanımda daha model anlamında resimler üretmeye çalıştım. Gravür tekniği çok bilinen bir teknik olmadığı için genelde batıda ve akademik anlamda yapılan bir tekniktir. Bitlis’te sanatın bile çok fazla icra edilmediği bu dönemde, gravür tekniği yapmak tamamıyla zahmetli ve zor bir iştir. Gravür tekniği atölye ortamında yapılan kalıp çıkartılarak ve asite yedirilerek preste geçirilen bir tekniktir. Bu nedenle atölye ortamı olmadan yapılabilecek bir teknik değildir. Bu yüzden zorluğunu ve sıkıntısını çekiyorum. Aslında gerek ilimizin büyüklerinden gerekse bu işe gönül verenlerden en azından Bitlis’te sanat açığını kapatabilmek adına bu anlamda destek bekliyorum.”

    Karakalem, yağlı boya ve ahşap boyama tekniğinden de kısaca söz eden Gündoğdu, “Yaptığım diğer tekniklerden biri de yağlı boya çalışmasıdır. Mezun olurken biraz daha soyut veya gerçek üstü çalışmalar yaptım. Bu çalışmalar genellikle ruhlar, çocuk psikolojisi ve metafizik üzerine çalışmalardı. Boyutları ebatları değişen ama belli bir teknik ve üslupla gelişen bir resim anlayışım var. Yağlı boya gravüre nazaran biraz daha işlenebilir ve atölye ortamı gerektirmediğinden, bu konudaki çalışmalarımı kendi evimde ve odamda yürütebiliyorum. Yağlı boya çalışmaları için bazı araç gereçleri elde etmek için Bitlis’te bu konuda da sıkıntılar yaşıyorum. Sipariş üzerine oluyor, belki biraz daha masraflı oluyor ama yinede yapmayı ihmal etmiyorum. Zor şartlar altında Bitlis’te bir şeyler yapmaya ve sanatımı icra etmeye çalışıyorum. Diğer bir teknik ise karakalem çalışmasıdır. Herkesin bildiği bir tekniktir, ama ben biraz daha detaya giriyorum. Mesela kişisel portrelerde daha çok benzetme adına daha çok zaman ayırıyorum. Bazen bir portrenin üzerine günlerce çalıştığım ve ince ince işlediğimde oluyor. Bu yüzden karakalemde yapmış olduğum çalışmalar çok fazla yer almaktadır. Özellikle ünlülerin bilinen ve önemli şahsiyetlerin portrelerini çiziyorum” şeklinde konuştu.

  • Ev hanımıydılar, ressam oldular

    Karabük’te hobi olarak resim yapmaya başlayan 5 ev hanımının eserleri büyük beğeni topluyor. Kadınlar, yurt dışında resim sergisi açmayı hedefliyor.

    Karabük’te 10 yıl önce hobi olarak resim yapmaya başlayan ev hanımları kendi imkanları ile yaptıkları yağlı boya resim çalışmalarıyla göz doldururken, birbirinden değişik 200’ün üzerinde tabloya imza attı. Karabük dışında İstanbul ve Ankara’da düzenlenen fuarlarda sergi açan Günsel İhtiyaroğlu, Ufuk Saral, Tülin İhtiyaroğlu Yılmaz, Tuba Saral ve Hacer İbrahimağaoğlu, yurt dışında sergi açmayı hedefliyor.

    Kendi çabaları ile kurdukları atölyede Karadeniz türküleri eşliğinde çalışma yapan ev hanımlarından Günsel İhtiyaroğlu, aslen Trabzonlu olduklarını ve hobi olarak başladıkları resim sergisini Karadeniz türküleri eşliğinde yaptıklarını söyledi.

    Kısa bir eğitim aldıklarını ancak kendilerini zamanla geliştirdiklerini anlatan İhtiyaroğlu, “Bir taraftan eğleniyoruz, bir taraftan insanlar zevk alsın istiyoruz. 10 yıldır kendi çaba ve imkanlarımızla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bir taraftan da masraflı bir iş olduğundan yaptığımız resimleri satmak istiyoruz. Engelliler yararına sergi açarak oradan gelen gelirle engelli iki kardeşimize tekerlekli sandalye aldık. Bu bizi oldukça mutlu etti. Maddi açıdan destek alırsak daha iyi yerlere ulaşmak istiyoruz. Yurt içinde zaman zaman sergi açıyoruz ama hedefimiz yurt dışında sergi açmak” dedi.

  • (Özel haber) Sosyal medyada olay olan Ressam Zeynep Yazıcı ‘o’ videoyu anlattı

    Kansere dikkat çekmek için sosyal medya üzerinden paylaştığı video ile izleyenleri hüzünlendiren Ressam Zeynep Yazıcı, “Her şey bir arkadaşımın bana Kalben’in bir şarkısını göndermesiyle başladı” dedi.

    Meme kanserine yakalanan Ressam Zeynep Yazıcı’nın farkındalık yaratmak amacıyla hazırladığı ve sosyal medya hesabından paylaştığı duygusal video izleyenleri hüzünlendirdi. Müzisyen Kalben’in ‘Saçlar’ isimli şarkısı eşliğinde takma saç ve kirpiklerini çıkaran genç ressamın duygulandıran videosu kısa zamanda geniş kitlelere ulaşarak sosyal medyada gündem oldu.

    Sosyal medyada olay olan videonun mimarı Zeynep Yazıcı, İhlas Haber Ajansı muhabirine videonun hikayesini ve hastalık sürecini anlattı. 6 ay önce meme kanseri olduğunu öğrenen Yazıcı, erken teşhisin önemli olduğuna dikkat çekerek, kendisini elle muayene ederken bir kitleye rastladığını ve bundan şüphelenerek doktora gittiğini anlattı. İlk gittiği doktorun ısrarla kitlenin yağ bezesi olduğunu ve telaş edecek bir şey olmadığını söylediğini belirten Yazıcı, ikna olmadığını ve ikinci bir doktora muayeneye gittiği zaman kitlenin kötü huylu bir tümör olduğunu öğrendiğini kaydetti. Hastalığın teşhisinin konulmasında önemli olan noktalardan birinin doktorun hastaya nasıl yaklaştığı olduğunu ifade eden Yazıcı, “Burada önemli olan iyi bir görüntüleme uzmanı, operasyonu yapacak iyi bir cerrah ve hasta. Üç kişi yolumuza devam ettik. İlk öğrendiğim zaman aslında hiç üzülmedim. Benim görüntüleme uzmanım ‘vücudunda bir isyan çıkmış’ diye başladı konuya ve bana masal gibi anlattı. Onu hayranlıkla dinledim. Verdiğim tepki çok normaldi” diye konuştu.

    Yazıcı, kanser olduğunu öğrendiği zaman çok heyecanlandığını ifade ederek, “Ben sanatçı olduğum için ’acaba kanserin bana geri dönüşümü nasıl olacak, ben neler üretebileceğim, bir kitap mı çıkartacağım, senaryomu yazacağım ya da resimlerim nasıl olacak?’ diye düşündüm. Tek düşündüğüm buydu ve çok heyecanlıydım” şeklinde konuştu.

    “Şarkı ‘Saçlar’dı ve benim peruğum birçok kadının saçlarından oluşmuştu”

    Videoyu çektiği şarkıyı bir arkadaşının önerdiğini anlatan Yazıcı, videonun hikayesini şöyle anlattı:

    “Her şey bir arkadaşımın bana Kalben’in bir şarkısını göndermesiyle başladı. Şarkıyı dinlerken günlük rutin işlerimi yapıyordum. Bunlar dışarıdan gelince makyajımı silmek, peruğumu çıkarmaktı. Şarkı ‘Saçlar’dı ve benim peruğum birçok kadının saçlarından oluşmuştu. Bu şarkıyı kendime o kadar yakın hissettim ki ‘saçlar bu kimin saçlar’ diyordu ve şarkının sözleri devam ettikçe ben aynanın karşısındaydım. Bunu da videoya çektim. Aslında eski Zeynep’ten yeni Zeynep’e dönüşümdü. Çok güzel bir hanımefendiyken sonuç; saçlar ve kirpikler dökülmüş, kemoterapi süreci bitmiş fakat eski halinden eser kalmayan bir hale dönüşmüştü. Bunu da zaten ben adım adım sosyal medyada takipçilerimle paylaşıyordum. Bu videoyu da sosyal medyadan paylaştım. İnanılmaz tepkiler aldı, çığ gibi büyüdü. Video yurtiçinden ve yurtdışından izlendi. Birkaç dakika içerisine aslında ben 6 ayı sığdırmıştım.”

    “Oğlum uzun saçları olan güzel annesinin adım adım farklı bir kadına dönüştüğünü izledi”

    Tedavi sürecinde aile desteğinin önemine dikkat çeken Yazıcı, 10 yaşında bir oğlu olduğunu ve en zor görevin ona düştüğünü söyledi. Oğlunun uzun saçları olan güzel annesinin adım adım farklı bir kadına dönüştüğünü izlediğini dile getiren Yazıcı, “Çok büyük bir olgunlukla karşıladı. Çünkü ben ona sadece fiziksel görünümümün dönüşeceğini aşıladım ve buna hazırlıklıydı. Sevgisini benden hiç esirgemedi. Birde en zor kısım anne ve baba. Bir evlat olarak anne, babaya bu durumu nasıl açıklarsınız? Bunda çok zorlanmıştım ama onlar benim bu durumu atlatacağımı biliyorlardı. Bu yüzden belli etmediler bana. Mutlaka içlerinde büyük fırtınalar kopmuştu. Eşim yurtdışında çalışıyordu ama uzakta olsa da desteğini hiç esirgemedi. Aile çok önemli, yalnız olmamak çok önemli. Ailem, dostlarım hep yanımda oldular” şeklinde konuştu.

    “Bu hastalığın çözülmesindeki en büyük sır insanın kendisinde”

    Yazıcı, kanser hastalarına da önerilerde bulundu. Hastaların yüzlerinden gülümsemeyi eksik etmemeleri gerektiğini söyleyen Yazıcı, “Aslında olay çok basit. Hepimiz uzun bir yolun içindeyiz. Bu yolda yürürken irili ufaklı taşlar karşımıza çıkıyor. Benim yaptığım şey sevdiklerimin elinden tuttum, o taşı da cebime aldım yoluma devam ediyorum. Ne sosyal yaşantımdan, ne psikolojimden, ne sanatımdan hiçbir şeyden fedakarlıkta bulunmadım. Yoluma devam ettim. Bu hastalığın çözülmesindeki en büyük sır insanın kendisinde. Lütfen kendinizi önemseyin. Ben bugün sizlere bu mesajları verebiliyorsam bu tamamen erken teşhisle alakalı. Benim hayatımı erken teşhis kurtardı. Lütfen kendimizi önemseyelim” ifadelerini kullandı.