Etiket: Rekabet

  • Ayça Katlav: “Rekabet İçin Bilgi Üretilmeli”

    Uluslararası İş ve Meslek Sahibi Kadınlar Federasyonu Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Adana Kulübü Başkanı Mimar Ayça Katlav, “Küresel piyasalarda rekabet edebilmek için bilgi üretilmeli, Ar-Ge yatırımları yapılmalı, sektörde çalışacak elemanlar yetiştirilmeli ve piyasalara yeni ürünler sürülmeli” dedi.

    AGRİ – VIP 2.Cukurova Tarım ve Hayvancılık Fuarı kapsamında düzenlenen “Tarımda Kadın, İnovasyon ve Bilişim” panelinin açılış konuşmasını yapan Katlav, “Tarım ve gıda sektörünü gelecekte birçok problemler bekliyor. Bunların başında küresel ısınma, tarım topraklarının yok olması, tarım da inavasyonu zorunlu kılıyor. Küresel piyasalarda rekabet edebilmek için piyasalara yeni ürünler sürmek lazım. Bunun içinde bilgi üretmek AR-GE yatırımları yapmak, patent almak ve sektörde çalışacak elemanlar yetiştirmek şart. Bundan dolayı kadınların önündeki engelleri kaldırarak inovasyon kültürüne sahip olan kadınların bilgi ekonomisi içinde yer alması ve ekonomik ve toplumsal faydaya dönüşecek, daha güçlü bir Türkiye ekonomisi olacaktır. Yine ülkemizde kadınların internet ve bilgisayar konusunda erkeklerin çok gerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’nin bilgi ekonomisini yakalaması için bir taraftan sanayileşmesini tamamlanaması diğer yandan da teknolojik yapısını değiştirerek, emek yoğun teknolojiyi bırakıp, hızla ileri teknolojiye geçmesi gerekir. Türkiye’nin bunu başarabilmesi için AR-GE’ye milli gelirden enaz yüzde 3 oranında pay ayırması, eğitimini bilgi ekonomisine göre düzenlemesi, inovatif ürünlerin piyasaya girebilmesi için sürekli eğitim sayesinde özellikle nüfusun yarısını oluşturan biz kadınların istihdam edilmesi sağlanmalıdır” diye konuştu.

    “TARIMDA YENİLİKÇİ BAKIŞ HAYATA ZOR GEÇİYOR”

    BPW Türkiye Başkanı İpek İşbitiren ise toplumsal cinsiyet eşitliği, kadının karar mekanizmalarında ve iş hayatında nitelik ve nicelik olarak arttırılmasını hedefleyen bir grup olduklarını ifade ederek, “Kadının değerinin arttırılması ve sürdürülebilir kalkınma için her sektörde kadın ve erkek birlikte hareket etmelidir. Ataerkil ortamlarda görülüyor ki tarım da bunlardan biri, yenilikçi bakış açısını hayata gecirmekte zorluk yaşanıyor. Bunun aşılması için aynı ABD’de, Hollanda’da ve Almanya’da olduğu gibi kadın tarımda sadece işçi olarak değil, yönetici olarak da kullanılacak ki fark yaratılsın” dedi.

    “KADINLAR DAHA FAZLA SÖZ SAHİBİ OLMALIDIR”

    Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ramazan Akyürek de, kadınların hayatın her alanında var olduğunu vurgulayarak, “Kadın ev’de, işyerinde, tarla’da var. Kadınların sesi evde, eylemde çok çıkıyor ama iş yaşamındaki kadınların sesi ne yazık ki yüksek çıkmıyor. Kadınlar daha fazla söz sahibi olmalıdır. Bu tür organizasyonlarla bu iş aşılır. Bir işe başlarken akademik bir altyapı olmazsa, bilgi olmazsa başarının da mümkün olabileceğini sanmıyorum. İcaraatin, faaliyetin temelinde bilgi gelmektedir” diye konuştu.

    “KADINLARIMIZ EKONOMİDE ZAYIF NOKTADA”

    Adana Vali Yardımcısı Azmi Yeşil ise konuşmasında Türkiye’de toplam kadın çalışan sayısının iş gücü olarak 7 milyon 922 bin olduğunu söyledi.

    Bu sayının 2 milyon 630 bininin tarım sektöründe çalıştığını kaydeden Yeşil, “İş gücüne katkısı yüzde 35. Yani tarım sektöründe çalışan kadınlar Türkiye’deki iş gücünün 33.2’sini temsil etmektedir. Tarım sektöründe çalışan kadınların 50.5’i lise ve lise altı mezunları olup, eğitim yönünden yetersizdir. Bunların yüzde 51’ini boşanmış kadınlar temsil ediyor. OECD ülkeleri açısından baktığınız zaman gelişmiş ülkeler açısından Avrupa nüfusunda kadınların iş gücüne katkısı yüzde 62’dir. Maalesef bizim ülkemizde bunun yarısıdır. Kadınlarımızın ekonomide ne kadar zayıf noktada olduğunu gösteriyor.” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından Çukurova Üniversitesi İİBS İktisat Bölümünden Yrd. Doç. Dr. Erhan İşcan, Maden Mühendisi-İş adamı Cihan Aydın ve İş Kadını-Üretici-Ziraat Odası Yönetim Kurulu Üyesi Muhlise Tülin Erdemışık’ın konuşmacı olarak katıldığı panele geçildi.

  • Beton Zammı Rekabet Kurumuna Taşınıyor

    Beton fiyatlarına yapılan zam, yılda yaklaşık 5 bin konutun satıldığı İzmir’in Torbalı ilçesinde tepkiye neden oldu.

    Torbalı Ticaret Odası (TTO), 400 müteahhidin yer aldığı ilçede konuyu Rekabet Kurumuna taşımaya hazırlanıyor. Beton fiyatlarına yapılan yüzde 35’lik zamma tepki dinmek bilmiyor. 1 metreküp beton fiyatının 34 lira birden artması, inşaat sektöründe büyük bir çıkış yapan Torbalı ilçesini karıştırdı. Torbalı Ticaret Odası (TTO) Başkanı Abdulvahap Olgun, sektörün 20 temsilcisi ile bir toplantı gerçekleştirdi. Ticaret odası öncülüğünde sektörün 400 temsilcisi ile de bir toplantı yapıp eylem planını açıklayacaklarını ifade eden Olgun, bu zamla inşaat sektörünün belinin büküleceğini ve zam konusunda ortak hareket eden beton üreticilerini Rekabet Kurumuna şikayet edeceklerini açıkladı. Olgun, İzmir ekonomisi ne kadar sıkışmış ve durgun bir vaziyette ise Torbalı’da tam tersine o kadar gelişime ve büyümeye açık olduğunu söyledi. İnşaat sektörünün bu büyümenin başlıca sebeplerinden biri olduğunu anlatan Olgun, “Bu gelen zamla birlikte Torbalı’da inşaat piyasası büyük bir dar boğaza girecektir. Bu da gelişmekte olan Torbalı ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Bu haksız zammın bir an önce geri çekilmesini istiyoruz” dedi.

  • İç Fındıkta Amansız Rekabet

    Ordu’da serbest piyasada bir ay önce kilosu 14-15 liradan satılan kabuklu fındık fiyatları 11.5 liraya kadar gerilerken, Karadeniz ve İstanbul iç fındık piyasasında ise amansız bir rekabet yaşanıyor.

    Ordu Ticaret Borsası’nda yüzde 50 randımanlı kabuklu fındık kilosu 11.50 TL’den işlem görürken, serbest piyasada bu fiyat 12.00 TL’ye kadar çıkıyor. Fındığını elinde bekleten üreticiler serbest piyasa fiyatlarının artmasını beklemeye devam ediyor.

    KURUYEMİŞÇİDE FINDIK 45, FİSKOBİRLİK’TE 70 TL

    Üretici kabuklu fındık fiyatlarının artmasını bekleyedursun, iç fındık piyasasında ise oldukça hareketli bir rekabet yaşıyor. Fındığın merkezi konumundaki Ordu’da kuruyemişçilerde kavrulmuş iç fındık 45 liradan satılırken, bazı büyük firmalarda 70 liraya kadar çıkıyor.

    İstanbul Eminönü Meydanı’nda ve Mısır Çarşısı’ndaki kuruyemişçilerde ise iç fındığın kilosu 35 liradan müşteriye sunuluyor. Marka isim yapmış büyük marketlerde ise kilosu 60 liradan alıcı buluyor.

    YILBAŞI GÜNÜ 55 LİRAYI BULABİLİR

    Ordulu kuruyemişçi Bekir Işık, kavrulmuş iç fındık fiyatının hareketli bir rekabet yaşadığını belirterek, “Kuruyemiş piyasasında kavrulmuş iç fındık 45-50 liradan işlem satılıyor. Büyük marketlerde ve fındık satış merkezlerinde bu rakam 70 lirayı buluyor. 30 veya 31 Aralık günü yılbaşı kutlamaları sebebiyle iç fındık fiyatı kuruyemişçilerde 55 lirayı bulabilir” dedi.

    TZOB: “OLAN ÜRETİCİYE OLUYOR”

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan, bu tablonun üretici açısından üzüntü verici olduğunu söyledi. Soydan, “Geçen sezon sonu kabuklu fındığın fiyatı 22 liraya kadar yükselmişti. Ancak Eylül ayında yeni sezon başlangıcında fındık 11-12 liradan başladı. Bir ara 15 liraya kadar yükselmesine rağmen hızlı bir düşüş ile 11.5 liraya kadar düştü. Fındığını elinde bekleten üretici fiyatın en az 15 lira olmasını bekliyor. Ocak ayından itibaren kabuklu fındık fiyatının yükselişe geçmesini bekliyoruz. Ama bakıyorsunuz iç fındık piyasada 70 liraya yükseldi. Arada kazananlar kim bilmiyoruz ama olan her şartta üreticiye oluyor” diye konuştu.

  • Büyüközer: “Sertifikalama Ticari Ve İdeolojik Rekabet Meydanı Değildir”

    GİMDES Başkanı Dr. Hüseyin Kami Büyüközer, helal gıdanın imani bir mesele olduğunu ifade ederek bu sistemin ticari ve ideolojik rekabet meydanı olmadığını belirtti.

    Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme ve Sertifikalama Araştırmaları Derneği (GİMDES) Başkanı Dr. Hüseyin Kami Büyüközer, helal ve tayyib sertifikalama sistemi ile ilgili açıklama yaptı. Helal gıdanın imani bir mesele olduğunu, hiç kimsenin ticari ve ideolojileri için Helal ve tayyib sertifikalama sistemini istismar etmemesi gerektiğini belirten Büyüközer, “Nasıl ki Müslümanların namazlarında gayrimüslimler ve ehliyetsiz kimseler imamlık yapamayacağı gibi helal ve tayyib sertifikalandırmaya da asla karışamazlar” ifadelerini kullandı.

    Helal sertifikasının isminden de belli olduğu gibi dini bir gerçeği içerdiğini açıklayan GİMDES Başkanı, “Pazarda domates satar gibi helal sertifika satılamaz, alınamaz. İslam’ın kurallarına ve bilimsel prosedürlere riayet edilmesi son derece önemli bir keyfiyettir. Diğer kalite sertifikalarını ayağa düşürebilirsiniz. Ancak helal sertifikasını asla ayağa düşüremezsiniz” diye konuştu.

    Helal sertifikalama kurumlarının hiçbir dini inanca bağlı olmayan, rutin kalite sertifikalama çalışmaları yapan kurumlar gibi olamayacağını belirten Büyüközer, “Eski dönemlerde patronların keyfine göre ürün etiketlerinde basma kalıp olarak yazılan ‘ürünümüzde domuz ve domuzdan yapılmış hiçbir madde içermez’ şeklindeki ifadelerin hiçbir inandırıcılığı olmadığı artık bilinmektedir. Bu tür aldatıcı eylemler artık tarihin kara sayfalarında yerini almaya mahkum olmuştur. Müslim-gayrimüslim bazı ülkelerde bazı kuruluşlar hayvan kesiminde makineli kesime ve ateist kasaplara göz yumuyor, hatta gazla öldürdükten sonra kesilen hayvanlara dahi helal sertifika veriliyor. Bu gibi ülkelerde helal sertifika verilmiş ürünlerde domuzun çeşitli artıklarına bile rastlanıyor” dedi.

    “TİCARİ VE İDEOLOJİK KAYGIYLA VERİLEN BELGELER MÜSLÜMANLARI ÜZMEKTEDİR”

    Yetkisiz, ehliyetsiz, hiçbir bilimsel prosedüre uymaksızın kendi ürettikleri ürünleri kazanması mantığı ile kendi memurlarının hazırladığı, masa başında belge diye verilen kağıt parçalarının artık hiçbir inandırıcılığının kalmadığını belirten Büyüközer, sözlerini şöyle tamamladı: “İnandırıcılıkları kalmadığı gibi bu gibi kağıtlarla takdim edilen ürünlerimizin itibarına da zarar verilmektedir. Bazı İslam ülkesinde kamu veya özel kuruluşlarda da aynı tehlikeli anlayışı görmekten dini hassasiyet içinde olan Müslümanlar üzülmektedir. Yediğimiz içtiğimiz gıdalarımızdaki sağlıksız ve dinen veballi yapılarından kurtulmak için bütün dünyada geliştirilmeye çalışılan helal sertifikalı ürünlere doğru önemli atılımlar yüreğimizi rahatlandırırken bu işi de sulandırmaya ve kapitalizmin ekmeğine yağ sürmeye çalışan girişimler bizi üzmektedir”.

  • Aşut: “Siyasi Rekabet Artık Yerini Siyasi Dayanışmaya Bırakmalı”

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aşut, milletine kızan değil, onu anlayan bir siyaset beklediklerini belirterek, “Tüm siyasilerimiz, siyasetin ayrımcı dilini seçimle birlikte bırakmalı ve hizmet üretmelidir. Ekonomik anlamda ciddi yaralar aldık, iş dünyası arkasında istikrar görmek istiyor” dedi.

    MTSO Başkanı Aşut, yaptığı yazılı açıklamayla 1 Kasım seçim sonuçlarını değerlendirdi. Seçimlerin demokrasinin omurgası olduğunu vurgulayan Aşut, halkın huzur içinde bir demokrasi geçirdiğini ve katılım oranı ile demokrasiye olan bağlılığını bir kez daha dünyaya duyurduğunu kaydetti. “Halkımızı kutluyorum” diyen Aşut, seçim sürecinin seçimle birlikte bitmesini ve artık ülkenin gerçek gündemlerine odaklanmasını diledi.

    Seçimin ardından, iş dünyası olarak beklentilerini açıklayan Aşut, “Tüm siyasilerimiz, siyasetin ayrımcı dilini seçimle birlikte bırakmalı ve hizmet üretmelidir. İnsanımız iş bekliyor, aş bekliyor, gençler güvenli bir gelecek bekliyor, eğitim sistemimiz bilime dayalı bir reform bekliyor, ülkemiz tüm vatandaşları kucaklayacak, modern ve evrensel ilkeleri öne çıkaran bir Anayasa bekliyor. Ekonomik anlamda ciddi yaralar aldık, iş dünyası arkasında istikrar görmek istiyor. Seçimle birlikte siyasi rekabetin artık yerini, en azından ülkenin temel sorunlarında siyasi dayanışmaya bırakmasını umuyoruz. Milletine kızan değil, onu anlayan bir siyaset bekliyoruz. Demokrasilerin en az iktidar kadar önemli olan bir parçası olan muhalefetin artık katkı koyan bir siyaset izlemesini diliyoruz. Mersin iş dünyası, son 15 yılık süreçte yapılan işleri seyretmek yerine işin parçası olmuştur. Yeni Anayasa çalışmalarında masada Mersin vardı. Kardeşliğin tesisi anlamına gelen açılım sürecinde Mersin en etkin katkı koyucu oldu. Ekonomik anlamda yeni teşvik sisteminde Mersin siteme büyük katkı verdi. Bundan sonra da Mersin iş dünyası ülkemiz ekonomisi, hukuku, demokrasisi, birlik ve bütünlüğü adına devletin, hükümetinin yanında olacaktır. Demokrasi kazanıyorsa herkes kazanmış demektir” ifadelerini kullandı.