Etiket: Raporunu

  • Eğitim-Bir-Sen ‘Eğitime Bakış 2020 İzleme ve Değerlendirme’ raporunu açıkladı

    Eğitim-Bir-Sen ‘Eğitime Bakış 2020 İzleme ve Değerlendirme’ raporunu açıkladı

    Eğitim-Bir-Sen Başkanı Ali Yalçın, “2019-2020 öğretim yılında yükseköğretim hariç tüm eğitim kademelerinde toplam öğrenci sayısı 18,2 milyona ulaşmıştır. Genel ortaöğretime 626 bin, mesleki ve teknik ortaöğretime ise 443 bin öğrenci yeni kayıt yaptırmıştır” dedi.

    Eğitim-Bir-Sen Başkanı Yalçın, Memur-Sen Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısıyla ‘Eğitime Bakış:2020 İzleme ve Değerlendirme’ raporunu duyurdu. Başkan Yalçın, iyi planlanmış verimli bir eğitim sistemiyle ancak toplumun olgunlaşabileceğini belirterek, “Bir toplumun adalette zirveye ulaşması, bilimde öncü olması, teknolojide yeniliklere imza atması, ekonomik düzlemde standartları yükseltmesi ancak iyi planlanmış verimli bir eğitim sistemiyle mümkündür” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin 2019 yılı verilerine göre ne istihdamda ne eğitimde olanların oranı hâlâ en yüksek ülkesi olduğunu aktaran Yalçın, “OECD ülkelerinde 2009-2019 arasında ne istihdamda ne eğitimde olanların oranı yüzde 18,7’den yüzde 15,2’ye; Türkiye’de ise yüzde 48,1’den yüzde 33,3’e düşmüştür” diye konuştu.

    “Atama bekleyen öğretmen adayı sorununun önümüzdeki yıllarda da devam edeceği görülmektedir”

    Türkiye’de görev yapan öğretmenlerin istatistiklerini paylaşan Yalçın, şunları kaydetti:

    “2019-2020 öğretim yılında 99 bini okul öncesinde, 638 bini ilköğretim kademesinde, 381 bini ortaöğretim kademesinde olmak üzere toplamda 1 milyon 118 bin öğretmen görev yapmaktadır. Kadın öğretmen oranı yüzde 59’a yükselmiş ve artmaya devam etmektedir. Bu artışa rağmen Türkiye kadın öğretmen oranı bakımından tüm kademelerde OECD ülkeleri arasında en düşük ülkelerden biridir. OECD ülkeleri arasında 30-49 yaş arası öğretmen oranı en fazla olan ülke yüzde 70 ile Türkiye olup OECD ortalaması olan yüzde 54’ün oldukça üzerindedir. Türkiye’de 5 yıllık süreçte 197 bin civarında sözleşmeli öğretmen kamu okullarına atanmıştır. 2020 yılının verilerine göre yeni atanan her beş sözleşmeli öğretmenden ikisi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne atanmıştır. Öğretmenlik kaynağını oluşturan fakültelerin 2019-2020 öğretim yılında yeni kayıt sayısı yaklaşık 55 bin olup 2018-2019 öğretim yılı sonunda mezun olanların sayısı ise 53 bindir. 2020 KPSS eğitim bilimleri testine 440 bin kişi girmiştir. Öğretmen atama sayıları ve öğretmen adayı sayıları dikkate alındığında ‘atama bekleyen öğretmen adayı’ sorununun önümüzdeki yıllarda da devam edeceği görülmektedir. Öğretmen maaşlarına bakıldığında OECD ülkelerinde genel olarak okul öncesinden ortaöğretime doğru kademeler ilerledikçe öğretmen maaşları da artmaktadır. Türkiye’de ise öğretmen maaşları OECD ortalamalarından oldukça düşüktür. Ayrıca, OECD ülkelerinde kıdem arttıkça maaşlarda önemli bir artış görülürken, Türkiye’de kıdem arttıkça maaş çok az farklılaşmaktadır.”

    “Dezavantajlı bölgelerde genel olarak okullaşma artırılmalı”

    Eğitimde görülen sorunlara ilişkin önerilerini de paylaşan Yalçın, şu ifadelere yer verdi:

    “Özellikle ortaöğretimde okullaşma oranının düşük olduğu dezavantajlı bölgelerde genel olarak okullaşma artırılmalı, özelde de kız çocuklarının okullaşmasını artırmaya öncelik veren projeler geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. İlköğretime göre ortaöğretimde, kızlara göre erkeklerde özel eğitim alan öğrenci sayısı fazladır. Kızlara ve ortaöğretim düzeyine öncelik verilerek, özel eğitim ihtiyacı olan çocuklara yönelik kapasite artırılmalıdır. Bilim ve Sanat Merkezleri’nde kurum başına düşen öğrenci yoğunluğu dikkate alınarak öğrenci sayısı azaltılmalı, teknik ve fiziki altyapısı güçlendirilmeli. Türkiye’de üniversiteye giriş sınavına başvuran ve yerleşen aday sayısı arasındaki makasın gittikçe açıldığı, son sınıf düzeyinde başvuran adayların ancak üçte birinin bir programa yerleştiği, her altı adaydan ancak birinin bir lisans programına yerleştiği, yükseköğretime yerleşmedeki sorunlu arz talep dengesinin ciddi oranda bozulduğu dikkate alınarak, yükseköğretim programları toplumsal talebi karşılayacak.”

    “Lise türleri ve bölgeler arası başarı farkı aşırı büyük”

    Eğitimde fırsat eşitsizliğinin azaltılması adına dezavantajlı bölgelere öncelik verilmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, “PISA 2018 verilerine göre lise türleri ve bölgeler arası başarı farkı aşırı büyüktür. Okullar arası hiyerarşinin azaltıldığı bir sistemin kurulması hedeflenmeli ve bölgeler arası eşitsizliği azaltmak için fiziki ve beşeri kaynakların dağılımında dezavantajlı bölgelere öncelik verilmelidir. Türkiye’nin özel harcamalardan kaynaklı olarak eğitimsel eşitsizliğin büyümesini engellemek, tüm çocuklara daha kaliteli ve eşit eğitim fırsatları sunmak için eğitime ayrılan kamusal kaynaklar artırılmalı ve bu kaynaklar dağıtılırken dezavantajlı bölgelere öncelik verilmelidir. Sınıf mevcudu ve öğretmen başına düşen öğrenci gibi hususlarda bölgeler arası eşitsizlikleri azaltmak için yeni okul ve derslik yapımı ile öğretmen atamalarında dezavantajlı bölgelere daha fazla öncelik verilmelidir. Daha kaliteli bir eğitim hizmeti sunulabilmesi için öğrenci başına harcama miktarı 5 bin TL civarından en az 10 bin TL’ye çıkarılmalıdır” şeklinde konuştu.

  • TÜSİAD, ’Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi Raporu’nu açıkladı

    TÜSİAD, ’Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi Raporu’nu açıkladı

    TÜSİAD, ’Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi Raporu’nu açıkladı. Raporda, Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı ile şekillenen yeni iklim rejiminin Türkiye ekonomisi ve ticaretine olası etkileri ele alınıyor.

    TÜSİAD’ın ’Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi Raporu’ tanıtım toplantısı, Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı ve İklim Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Düzenlenen online toplantıda açılış konuşmaları, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Enerji ve Çevre Yuvarlak Masası Başkanı Murat Özyeğin tarafından yapıldı. Toplantıda, iklim değişikliğinin dünyadaki etkileri tartışıldı.

    Raporda, Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı ile şekillenen yeni iklim rejiminin Türkiye ekonomisi ve ticaretine olası etkileri ele alınıyor. İklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik politika araçlarını irdelendiği raporun özetinde şu ifadelere yer verildi: “İklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınmayı ve tüm ekosistemi tehdit eden en öncelikli küresel risklerden biridir. Bu çerçevede iklim değişikliği ile mücadele ve iklim değişikliğine uyum tüm ekonomilerin yanı sıra başta Birleşmiş Milletler olmak üzere diğer çevre, ekonomik ve toplumsal alanda faaliyet gösteren uluslararası örgüt ve kuruluşların da öncelikli gündem maddeleri arasındadır. Avrupa Yeşil Düzeni Türkiye için bir risk olduğu kadar, sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen bir dönüşümün aracı olarak yepyeni bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Unsurları kararlılıkla saptanmış bir stratejik dönüşüm çerçevesinde, emisyon azaltımını, elde edilen fonların şirketlerin yeşil dönüşümü amacıyla kullanılmasını ve yenilenebilir enerji ile enerji verimliliğini merkeze alan alternatif bir Yeşil Ekonomik Dönüşüm senaryosu sayesinde gerek milli gelirde, gerekse sera gazı emisyonlarında anlamlı iyileştirmelerin sağlanabileceği öngörülmektedir. Yeşil ekonomik dönüşüm stratejisi emisyon azalım hedeflerinin ulusal ekonomide üretim ve istihdamın artırılarak sağlanabileceğini göstermekte, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma stratejisi arayışlarına önemli bir alternatif sunmaktadır”.

    “İhracatımızın da yüzde 48,9’unu da Avrupa’ya yapıyoruz”

    Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı ve İklim Başmüzakerecisi Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar yaptığı açıklamada, dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının herkesin alışkanlıklarını değiştirdiğini söyleyerek, “İnsanlar toplu taşımayı artık çok fazla kullanmıyor. İnsanlar daha çok bisikletler ve elektrikli scooterları kullanıyor. Kaynakların sınırlı olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Artan nüfus ve konforlu yaşam beklentileri kaynak tüketimini artırıyor. Son 50 yılda dünya nüfusu iki kat artış sağlarken, küresel kaynak kullanımı üç kat artmış durumdadır. Üret, kullan ve at modeli arkasından birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Bunun yerine aslında mümkün olduğu sürece geri dönüştürülebilir bir yaşam stili oluşturmak gerekir. Yeşil Mutabakata göre, AB politikaları konusunda gerekli adımları atmayan ülkelere, enerji ve karbon ithal edilen ürünlerinde karbon vergisi uygulanacağı belirtiliyor. İthalatımızın yüzde 33’ünü Avrupa’dan sağlıyoruz. İhracatımızın da yüzde 48,9’unu da Avrupa’ya yapıyoruz. Yıllardır kullanılan ekonomi modeli, bugün yerini döngüsel bir ekonomi modeline dönüştürmeye başladı. Geri dönüşüm eskisine göre daha da önem kazandı. Bu modelin dünyada gelişmesini sağlamamız gerekiyor. Eskiden bu sorunlar yerel olarak baş gösteriyordu. Bugün ise küresel bir noktaya ulaştı. Çözüm sağlayabilmek içinse bir araya gelmek ve birlikte hareket etmek gerekiyor. Sürdürülebilir kalkınma modelini hayata geçirmek için çalışıyoruz. Sürdürülebilir kalkınma konusunda güçlenmeyi hedefliyoruz” açıklamalarında bulundu.

    TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski ise iklim değişikliğinin harekete geçmek için uygun anı bekleyebileceğimiz bir sorun olmadığını belirterek, “Birçok sektör açısından iklim değişikliğine bağlı risklerin azalmasını ve değişen iklim şartlarına uyumu öncelikli değerlendirmek gerekiyor. Doğru politika ve stratejilerle vakitlice adım atamazsak ödememiz gereken faturanın bedeli her bakımdan artacak. 2020 sonrası küresel iklim rejiminin omurgası olan Paris Anlaşmasını da bu nedenle yakından takip ediyoruz. Stratejik öncelik olarak benimsiyoruz. Anlaşma, iklim değişikliği ile mücadele çabalarının artırılması hedefini ortaya koyarken aynı zamanda yeni bir ekonomik düzene de yön veriyor. Farklı gelişmişlik düzeyindeki ülkeler ve uluslararası finans kurumları iklim değişikliği kaygılarını içselleştirerek mücadele ve uyum yönünde stratejiler geliştiriyor. Öte yandan, AB’nin yeni büyüme stratejisi olarak tanımladığı Yeşil Mutabakat sadece AB üyelerini değil, AB ile ticaret yapan ülkelerin tüm ekonomik sektörleriyle üretim ve tüketim kalıplarını da derinden etkileyecek.. Mevzuatın revizyonu yanı sıra dış ticaret kurallarını belirleyen STA’lar ve Sınırda Karbon Düzenlemesi etkili uygulama araçları olarak hayata geçecek. Ar-Ge‘yi, özel ve kamu finansman araçlarını da kapsayan en az 1 trilyon euroluk bir bütçenin bu mutabakata tahsis edilmiş olması güçlü bir etkinliğe de fırsat verecek” ifadelerini kullandı.

  • Bursa Büyükşehir 2019 faaliyet raporunu onaylandı

    Bursa Büyükşehir 2019 faaliyet raporunu onaylandı

    Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş başkanlığında toplanan belediye meclisi ile 2019 yılı faaliyet raporunu onayladı.

    Büyükşehir Belediye Meclisi, Haziran ayı ikinci oturumunda gündem maddelerini ele aldı. Oturumun son bölümünde, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin 2019 mali yılı faaliyet raporu oylamaya sunuldu. Oylama öncesinde, mecliste grubu bulunan partilerin sözcüleri görüşlerini dile getirdi. Rapor, oy fazlalığı ile kabul edildi.

    Büyükşehir Belediyesi’nin 2019 mali durum gelir bütçesinde yüzde 84’lük, gider bütçesinde ise yüzde 99’luk bir tutarlılık oluştu. 2 milyar 550 milyon TL olarak planlanan gelir bütçesi, 2 milyar 140 milyon 562 bin 921 TL olarak gerçekleşti. 2 milyar 300 milyon TL olarak planlanan gider bütçesi de 2 milyar 276 milyon 277 bin 978 bin TL olarak kayıtlara geçti. Büyükşehir Belediyesi, 2019 yılında 486 milyon 126 bin 822 TL’lik borçlanma, 751 milyon 903 bin 709 bin TL iç ve dış borç ödemesi yapıldı. Performans gerçekleşmesi yüzde 87, bütçe gerçekleşmesi ise yüzde 99 oldu. Büyükşehir Belediyesi’nin 2019 yılı faaliyetinde en fazla bütçe 1.1 milyar TL ile kaynak yönetimine aktarılırken, bunu 405 milyon TL ile ulaşım hizmetleri izledi.

    Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, yaptığı konuşmada, daha güzel ve yaşanabilir bir Bursa için gece gündüz mücadele ettiklerini söyledi. Konuşmasında faaliyet raporunun hazırlanmasında ve onaylanmasında emeği geçenlere teşekkürlerini ileten Başkan Aktaş, Türkiye’de ilk kez yalın belediyeciliği Bursa’nın uyguladığını ifade etti. İsrafı engellemenin ve verimlilik ile hizmet kalitesini artırmanın derdinde olduklarını belirten Başkan Aktaş, “Özel sektörde nasıl müşteri odak nokta ise bizde de vatandaş odak nokta. Şeffaf belediyecilik konusunda iddialıyız. Açık mutfak gibi düşünebilirsiniz bizi. Tüm çalışmalarımızı ve işlemlerimizi büyük bir şeffaflık içerisinde yapıyoruz” dedi. Konuşmasında Sadrettin Efendi’den Recep Altepe’ye kadar Bursa’ya hizmet eden tüm belediye başkanları ile meclis üyelerine şükranlarını ileten Başkan Aktaş, Bursa için taşıdıkları heyecan ve sevginin gerçekleştirilen hizmetlerle daha da mükemmelleşmesi dileğinde bulundu.

    Öte yandan, Büyükşehir Belediye Meclisi’nin Haziran ayı ikinci oturumu öncesinde BUSKİ’nin 2019 Mali Yılı Faaliyet Raporu ve 2019 Mali Yılı Denetçiler Raporu ile Plan ve Bütçe Komisyonu’nun 2019 Mali Yılı Bütçe Kesin Hesabı Raporu da görüşüldü. BUSKİ’nin 2019 Mali Yılı Faaliyet Raporu ve 2019 Mali Yılı Denetçiler Raporu oy çokluğu ile kabul edilirken, Plan ve Bütçe Komisyonu’nun 2019 Mali Yılı Bütçe Kesin Hesabı Raporu oy birliğiyle kabul edildi.

  • Manisa Eğitim-Bir-Sen kapsamlı eğitim raporunu paylaştı

    Manisa Eğitim-Bir-Sen kapsamlı eğitim raporunu paylaştı

    Memur-Sen Manisa İl Temsilcisi ve Eğitim-Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mesut Öner, Eğitim-Bir-Sen Genel Merkezi tarafından hazırlanan Eğitime Bakış 2019: İzleme ve Değerlendirme Raporunu kamuoyu ile paylaştı.

    Eğitim-Bir-Sen Genel Merkezi tarafından hazırlanan Eğitime Bakış 2019: İzleme ve Değerlendirme Raporu hakkında Eğitim-Bir-Sen Manisa Şube Başkanı Mesut Öner, açıklamalarda bulundu. Eğitimde birçok olumlu göstergeye rağmen, son yıllarda eğitime ayrılan kaynaklarda bir azalma olduğunu belirten Öner, “Eğitim sisteminin kalitesini artırmanın önündeki engelleri kaldırmak, daha nitelikli bir eğitim sistemi tesis etmek için kaynakların artırılması bir zorunluluktur” dedi.

    Eğitime yapılan yatırımların ne kadar etkili ve verimli sonuçlar verdiğini görmek için politikaların ve uygulamaların sürekli olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Öner, “Yapılan izleme ve değerlendirme çalışmaları eğitim sisteminin mevcut durumunu, olumlu gelişme seyreden ve geliştirilmesi gereken alanlarını tespit etmeye ve eğitim sisteminin iyileşmesi adına veri temelli öneriler geliştirmeye imkan veriyor.” şeklinde konuştu.

    Mesleki eğitimde toplam öğrenci sayısında bir azalma oldu

    Mesleki eğitime yeni kayıt ve toplam öğrenci sayısında bir azalma olduğunu kaydeden Öner, “Mesleki ve teknik ortaöğretime yeni kayıt olan öğrenci sayısı 433 bine inerken, genel ortaöğretime yeni kayıt olan öğrenci sayısı ise 623 bine çıkmıştır. Yeni ortaöğretime geçiş sistemi ile birlikte öğrencilerin istedikleri okul türüne devam etmelerine imkân verilmesi, mesleki ve teknik ortaöğretimdeki yeni kayıt ve toplam öğrenci sayısını azaltırken, genel ortaöğretimdeki yeni kayıt ve toplam öğrenci sayısını ise önemli oranda artırmıştır. Son yıllarda liseden mezun olma oranları hızlı bir şekilde artmıştır. 18-21 yaş arası en az lise mezunu olanların oranı kadınlarda yüzde 69,1, erkeklerde yüzde 62,7 ve toplamda ise yüzde 65,8’dir. Lise eğitiminin zorunlu eğitim kapsamına alınmasından sonra lise mezunu oranı artmasına rağmen halen OECD ülkeleri ortalamasının altındadır”dedi.

    İki yıl önce yükseköğretime geçiş sınavlarında bir değişiklik yapıldığını hatırlatan Öner, yeni uygulanan AYT ve TYT sınavlarına girenlerin performanslarına bakıldığında, sonuçların iç açıcı olduğunu söylemenin güç olduğunu dile getirdi. “Çünkü genel olarak tüm testlerde, özellikle matematik ve fen bilimleri alanlarındaki net ortalaması oldukça düşüktür” diyen Öner, “Bu sınavlar belirli bir yeterlilik düzeyine göre hazırlanmadığından dolayı yıllar içerisinde netlerdeki değişimler eğitim sisteminde bir iyileşmenin olup olmadığını ifade etmemektedir. Ancak bu sonuçları son on yıldaki yükseköğretime giriş sınav verileri, PISA ve TIMSS sonuçları ile karşılaştırdığımızda, eğitim sisteminin niteliği hakkında bir değerlendirmede bulunabiliriz. Bu sonuçlar, liseyi bitiren gençlerin temel bilgi ve becerileri elde etmeden sistemden mezun olduğunu göstermektedir. Tüm öğrencilerin kaliteli bir eğitime erişmesini, temel bilgi ve becerileri elde etmesini temin edecek bir eğitim sistemi tasarlamalıyız” ifadelerini kullandı.

    Genel lise mezunlarının istihdam oranının yüzde 48, lise dengi meslek okul mezunlarının istihdam oranının ise yüzde 58 olduğuna dikkat çeken Öner, şöyle konuştu: “Genel lise mezunlarının işsizlik oranının yüzde 13,1, lise ve dengi meslek okullarından mezun olanların ise yüzde 11,4 olduğu görülmektedir. İşsizlik ve istihdam oranları göz önüne alındığında, lise ve dengi meslek okullarından mezun olanlar, genel liselerden mezun olanlara göre bir iş sahibi olma ve istihdam edilme konularında daha avantajlıdır. OECD ülkelerinin 25-34 yaş arası ortaöğretim mezunlarının istihdam oranı ortalaması yüzde 78, işsizlik oranı ortalaması yüzde 7,3’tür. Türkiye’de bu oranlar yüzde 65 ve yüzde 11’dir; istihdam bakımından OECD ülkeleri ortalamasından düşük, işsizlik bakımından ise yüksek durumdadır”

    Yeni kayıt öğrenci sayısı 100 bin, mezun sayısı ise 54 bin

    2018-2019 öğretim yılında okul öncesinde 93 bin, ilköğretimde 613 bin, ortaöğretimde 371 bin ve toplamda ise 1 milyon 77 bin öğretmenin görev yaptığını belirten Öner, “Kadın öğretmen oranı yüzde 58’dir. Türkiye, tüm kademelerdeki kadın öğretmen oranı OECD ülkeleri arasında en düşük olan ülkeler arasındadır. Kamuda çalışan kadın öğretmenlerin illere göre oransal dağılımında önemli bir farklılaşmanın olduğu görülmektedir. Ankara’daki öğretmenlerin yüzde 71’i, İzmir’deki öğretmenlerin yüzde 68’i, İstanbul ve Eskişehir’deki öğretmenlerin yüzde 64’ü kadın öğretmenlerden oluşmaktadır” diye konuştu.

    Türkiye’de son 5 yıllık süreçte 210 bin civarında öğretmenin kamu okullarına atandığını dile getiren Öner, son iki yılın verilerine bakıldığında ise söz konusu öğretmenlerin beşte üçünün Güneydoğu Anadolu ve Ortadoğu Anadolu bölgelerine atandığının görüldüğünü ifade etti.

    Öğretmenlik kaynağını oluşturan bölümlere yeni kayıt öğrenci sayısının 100 bin, mezun sayısının ise 54 bin olarak gerçekleştiğini söyleyen Öner, 2019 KPSS eğitim bilimleri testine 360 bin kişinin girdiğini, öğretmen atama ve öğretmen adayı sayıları dikkate alındığında, ‘atama bekleyen öğretmen adayı’ sorununun önümüzdeki yıllarda da devam edeceğinin görüldüğünü kaydetti.

    “Öğretmen maaşları OECD ortalamasından oldukça düşüktür”

    Öner, Türkiye’deki öğretmen maaşlarının OECD ortalamasından oldukça düşük olduğunu, OECD ülkelerinde kıdem arttıkça maaşlarda önemli bir artış görülürken, Türkiye’de ise kıdem arttıkça maaşın çok az farklılaştığını; OECD ülkelerinde kademeler yükseldikçe maaşta belirgin bir artış olurken, Türkiye’de tüm kademelerde benzer maaş olduğunu ifade ederek, “OECD ülkelerinde okul müdürlerinin fiili maaşı öğretmenlerin fiili maaşında yüzde 50 fazla iken, Türkiye’de yüzde 20 fazladır. Öğretmenler, OECD ortalamasına göre diğer yükseköğretim mezunlarının 0,88 katını alırken, Türkiye’de 0,85 katını almaktadır. OECD ülkeleri ortalamasına göre okul müdürleri diğer yükseköğretim mezunu çalışanların 1,34 katını alırken, Türkiye’deki öğretmenler 0,97 katını almaktadır. Türkiye’deki öğretmenler ve okul müdürleri OECD’deki meslektaşları ile kıyaslandığında, diğer yükseköğretim mezunlarından daha düşük maaş almaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

    İzleme ve Değerlendirme Raporu sonucuna göre tespit edilen öneriler

    Mesut Öner, Eğitime Bakış 2019: İzleme ve Değerlendirme Raporu doğrultusunda öne çıkan verilere göre oluşan tespitleri şöyle sıraladı: “Türkiye, son yıllarda okul öncesi eğitimde okullaşma oranını artırmasına rağmen halen OECD ülkeleri arasında en düşük okullaşma oranına sahip ülkelerden biridir. Türkiye’nin okul öncesi eğitimde okullaşma oranını yükseltmesi için okul öncesine ayırdığı bütçeyi artırması gerekmektedir. Sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı çocukların okul öncesi eğitime erişmesi ücretsiz olmalıdır. Lise eğitimi zorunlu eğitim kapsamına alınmasına rağmen teorik çağ nüfusunun yüzde 12’si okullaşmamıştır. Buna ilaveten, iller arasında ve cinsiyete göre okullaşma oranları önemli ölçüde farklılaşmaktadır. Bundan dolayı, ortaöğretimde okullaşma oranlarının artırılmasına öncelik verilmeli ve okullaşma oranlarının düşük olduğu illerde, özellikle kız çocuklarının okullaşma oranlarını artırmaya yönelik projeler geliştirilmelidir. Son yıllarda Türkiye, ortaöğretimden mezuniyet oranını artırmasına rağmen, OECD ülkeleri arasında 25 yaş altı ve 25 yaş üstü en az lise mezunu olma oranının en düşük olduğu ülkelerden biridir. Ayrıca, bölgeler arasında en az lise mezunu olma oranı ciddi bir şekilde farklılaşmaya devam etmektedir. Bundan dolayı, dezavantajlı bölgelerdeki çocukların lise terk oranlarını azaltmaya ve okullaşma oranlarını artırmaya yönelik çalışmalara öncelik verilmelidir. Mesleki ve teknik ortaöğretim mezunlarının istihdam oranları genel ortaöğretim mezunlarına göre çok daha yüksek, işsizlik oranları ise düşüktür. Ancak her iki lise türünden mezun olanların istihdam oranlarına göre işsizlik oranları birbirine daha yakındır. Mesleki ve teknik eğitim mezunlarının istihdamını artırmak ve işsizlik oranlarını azaltmak için mesleki ve teknik eğitimin niteliğini ve mezunlarının istihdam edilebilirliğini artırmaya dönük çözümler üretilmelidir. Öğretmen arz ve talebi arasında var olan ciddi uyumsuzluk sorununu aşmak için öncelikle YÖK arz ve talep arasındaki mevcut mesafeyi daha da açan politikaları uygulamaktan vazgeçmeli ve öğretmen adayları için daha gerçekçi kariyer hedefleri belirlenmelidir.

    OECD ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye’deki öğretmen maaşlarının oldukça düşük olduğu görülmektedir. Dahası, OECD ülkelerinin çoğunda tecrübe ile birlikte öğretmenlerin maaşları da artmaktadır. Öğretmen maaşları artırılmalı, özellikle tecrübeye ve kıdeme bağlı olarak maaşların arttığı bir model geliştirilmelidir.

    Göreve yeni başlayan öğretmenlerin mesleğin ilk yıllarında mesleki rehberlik ve destek alabileceği, bilgi, beceri ve tecrübesini daha etkin ve hızlı geliştirebileceği, tecrübeli öğretmenlerin daha yoğunlukta olduğu bölgelere atanması ve mesleki tecrübelerinin gelişiminden sonra dezavantajlı bölgelerde çalışması sağlanmalıdır.

    Türkiye’de öğretmen ve okul müdürleri, OECD ülkelerindeki öğretmen ve okul müdürlerine göre hizmet içi eğitimlere daha az katılmaktadır. Hizmet içi eğitimlerin daha etkin, verimli ve faydalı olması için katılımcıların ihtiyaçları, istek ve beklentileri dikkate alınarak hizmet içi eğitimler planlanmalıdır. Hizmet içi eğitimlere katılımı artırmak için çeşitli teşvik sistemleri (ücret, terfi, atama vb.) geliştirilmeli ve iş yükünün hafifletilmesi, ders yükü saatinin azaltılması, haftanın belirli bir gününün hizmet içi eğitime ayrılması gibi destekler sağlanmalıdır. Okul yöneticilerinin, yönetici olarak atanmadan önce liderlik, okul yönetimi ve alan bilgisi, öğretim yöntemleri ve pedagojik konularla ilgili eğitimlere katılması temin edilmelidir.

    Halen okul öncesi ve ortaöğretimdeki okullaşma oranlarının artması ve daha kaliteli bir eğitim sistemi kurmak hedefi dikkate alındığında, eğitime ayrılan bütçe artırılmalıdır”

  • Zorlu Enerji 5’inci Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayınladı

    Zorlu Enerji, Sürdürülebilirlik Kurulu öncülüğünde GRI Standartlarına uygun olarak hazırladığı 5’inci Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayınladı. Geleceğin akıllı enerji sistemlerini hayata geçirmek üzere sürdürülebilirliği iş modelinin merkezinde konumlandıran şirket, 2016-2017 dönemini kapsayan bu raporunda koyduğu sürdürülebilir gelişim performansını şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşıyor.

    Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir enerji alanında önemli şirketlerden Zorlu Enerji, sürdürülebilirlik vizyonu doğrultusunda 2016-2017 yıllarında hayata geçirdiği ekonomik, sosyal, toplumsal ve çevresel uygulamaları ve bu konulardaki performansını içeren 5’inci Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayınladı. Şirket bu raporuyla geleceğe yönelik sürdürülebilir gelişim hedefleri koymak, iklim değişikliği ile mücadeleyi sürdürmek ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak amacıyla bilinçlendirme, izleme ve değerlendirme çalışmalarına yol göstermeyi hedefliyor.

    “Büyüme odaklı stratejimizin taşıyıcı gücü sürdürülebilirlik olacak”

    Geleceğin akıllı enerji sistemlerini hayata geçirmek için yatırımlarını aralıksız sürdürdüklerini ifaden Zorlu Enerji Başkanı Sinan Ak; büyüme modelini oluştururken sürdürülebilirliği merkeze konumlandırdıklarını ve şirketin büyüme odaklı stratejisinin taşıyıcı gücünün sürdürülebilirlik olacağını ifade etti.

    Sinan Ak sözlerini şöyle sürdürdü: “Sürdürülebilirliği tüm çalışmalarımıza yol gösteren bir kılavuz olarak görüyoruz. Sürdürülebilirlik politikamızı iklim değişikliği ile mücadele, sera gazı emisyonlarının yönetimi, enerji verimliliği, sorumlu paydaş diyaloğu ve doğal kaynakların korunması doğrultusunda şekillendiriyor, uzun soluklu, sürdürülebilir bir büyüme gerçekleştirebilmek için doğru ve etkili yolun bu olduğuna inanıyoruz”.

    “Yenilenebilir enerji yatırımlarımızla 3 bin hektar orman alanı kadar emisyon azalttık”

    2017 yılsonu itibariyle şirketin yurt içi kurulu gücünün yüzde 76’sının yenilenebilir enerji kaynaklarına dayandığını söyleyen Ak, küresel iklim değişikliğinin en büyük risk ve tehditlerden biri olduğunun bilinciyle Türkiye’de temiz, düşük emisyonlu ve gelişmiş teknolojilere sahip enerji santrali projelerini hayata geçirdiklerini ifade etti.

    Şirketin 2015 yılında 444 MW yenilenebilir enerji kapasitesine sahip toplam kurulu gücünün 2017 yılı sonu itibarıyla 568 MW’a ulaştığını bildiren Sinan Ak, “Aynı zamanda şirketin Türkiye’deki yenilenebilir enerji kaynaklı net elektrik üretimi 2016 yılında toplam elektrik üretiminin yüzde 77’sini oluştururken, 2017 yılında bu değer yüzde 82’ye ulaştı. Bu raporlama dönemini kapsayan 2016-2017 yıllarında yenilenebilir enerji kaynaklarından yaptığımız üretim sonucu 3 bin hektara yakın bir orman kadar gönüllü emisyon azaltımı sağlamış olduk. Yine Türkiye’nin en büyük transplantasyon uygulamasını gerçekleştirerek Kızıldere III JES sahasında bulunan yaklaşık 1600 adet incir ve zeytin ağacını zarar görmeden başka bir lokasyona taşıdık” dedi.

    “Toplumsal yatırımlarımızın miktarını 3 kattan fazla artırdık”

    Yenilikçi yaklaşımlarıyla yerli ve yenilenebilir kaynaklardan enerji üretirken faaliyet gösterdikleri bölgelerin tamamında topluma sağladıkları faydalar ile Türkiye’nin geleceğine her yıl daha fazla katkı sağladıklarını dile getiren Sinan Ak, toplumsal yatırımlarını bir önceki raporlama dönemine göre 3 kattan fazla artırarak 3,1 milyon TL’den 9,6 milyon TL’ye çıkardıklarını söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı: “BIST Sürdürülebilirlik Endeksi’nde 2016 yılından bu yana gönüllü olarak yer alıyoruz. Türkiye’de karbon ayak izini hesaplayan ilk enerji şirketi olarak, Zorlu Enerji ve Zorlu Doğal şirketlerimizle CDP Su Programında ilk defa su ayak izi raporlaması yaparak bu konuda da öncü olduk. Şirketlerimizden Zorlu Enerji ve Zorlu Doğal, ’2017 CDP İklim Değişikliği Programı’nda ’İklim Liderliği’ ödülüne, ’Enerjimiz Çocuklar İçin’ projesi ise ’Düşük Karbon Kahramanı’ ödülü dahil olmak üzere ulusal ve uluslararası ödüllere layık görüldü. Tüm bunlar bizim doğru yolda olduğumuzu gösteren, manevi değeri çok yüksek olan gelişmeler. Şirket olarak önümüzdeki dönemde başta güneş olmak üzere yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarına olan yatırımlarımızı büyütmeye devam edeceğiz. Geleceğin akıllı enerji sistemlerini harekete geçirecek yatırımlarımızla, daha akıllı ve sürdürülebilir bir gelecek için çalışacağız”.