Etiket: Raporu

  • Sağlık çalışanlarını darp edip kendisine darp raporu aldı

    Manisa’da Merkezefendi Devlet Hastanesinden aldıkları 13 günlük bebeği özel bir hastanenin yoğun bakım ünitesine sevk için yola çıkan 112 ambulansının önünü demiryolunda kesen bir şahsın 2 sağlık çalışanına fiziksel birine de sözlü şiddet uyguladığı iddia edildi. F.D. isimli saldırgan daha sonra hastaneye giderek kendisinin darp edildiğini öne sürerek rapor aldı.

    Manisa’da sağlık personeline yapılan şiddet bu kadarına da pes dedirtti. İddiaya göre, 16 Aralık’ı 17 Aralık’a bağlayan gece 13 günlük bir bebeği hastaneye yetiştirmeye çalışan 112 ekiplerinin önünü aracıyla kesen F.D. sağlık çalışanlarını darp ettikten sonra yaşanan arbedenin ardından hastaneye giderek kendisinin sağlık çalışanları tarafından darp edildiğini belirterek rapor aldı. Olayda ambulans şoförü N.A., ATT personeli H.T. darp edilirken sözlü şiddete maruz kalan ATT çalışanı S.Ç. olay sonrası darp raporu alarak şahıstan şikayetçi oldu.

    Türk Sağlık Sen Manisa Şube Başkanı Ali Dağlıoğlu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Merkezefendi Devlet Hastanesinde 16 Aralık’ı 17 Aralık’a bağlayan gecede 112 çalışanlarımıza karşı bir darp teşebbüsü girişiminde bulunulmuştur. Öncelikle bu çalışan arkadaşlarımıza karşı yapılmış olan darp girişimini şiddetle kınıyoruz ve temenni ediyoruz ki sadece sağlık çalışanlarına karşı değil hiçbir devlet memuruna karşı böyle bir şiddet girişiminde bulunulmasın. Yeni yılın tüm sağlık çalışanlarına ve Manisa’ya hayırlı olmasını dilerken aynı zamanda yeni yılla birlikte tüm bu şiddet girişimi olaylarının tamamen son bulmasını bekliyoruz. Bunlara karşı caydırıcı idari tedbirlerle müdahale edilmesini ve bu şiddete son verilmesini temenni ediyoruz” dedi.

    “Arkadaşlarımızın sonuna kadar yanındayız”

    Yaşanan darp olayının sendika olarak takipçisi olacaklarını kaydeden Türk Sağlık Sen Yönetim Kurulu Üyesi ve Merkezefendi Devlet Hastanesi çalışanı Aydın Akagündüz ise, “Merkezefendi Devlet Hastanesinden 13 günlük bir bebeği özel 8 Eylül Hastanesine yoğun bakım gerektirdiği için sevki gerçekleştirildiği esnada 112 çalışanı arkadaşlarımıza Manisa Devlet Hastanesinin önüne yaklaştıkları esnada 35 plakalı olduğu söylenen bir araç ambulansın önüne kırarak hem ambulansın sevk ve idaresini engellemiştir hem de arkadaşlarımıza darp girişiminde bulunmuştur. Bir kişi olduğu söyleniyor. Biz olayın olduğu saatten itibaren arkadaşlarımızın sonuna kadar yanındayız. Sağlıkta ve bütün kamu çalışanları içerisinde yapılan her türlü şiddete karşı olduğumuzu Türkiye Kamu Sen ve Türk Sağlık Sen olarak beyan ediyoruz. Bu kişi araçlı olarak ambulansın önünü keserek, ambulansın sevkini ve idaresini engelleyerek araçtan inerek önce şoför arkadaşımıza bir darp girişiminde bulunduğunu, arkadaşımıza ‘sizin geçiş üstünlüğünüz mü var, neden tepe lambasını yakıp gidiyorsunuz’ demesine arkadaşımız ‘evet acil hastamız var, 8 Eylül Hastanesine götürmemiz gerekiyor’ demesine rağmen boğazına sarılarak bir tane vurduğunu, arkadaşımız da o esnada 112 komuta merkezine ve emniyete durumu intikal ettirdiğini, o esnada şahsın ambulansın arka kapısını açarak orada görevli ATT arkadaşımızı aşağıya çekerek tekrar bir yumruk vurduğunu biliyoruz. Arkadaşımızın ‘bak 13 günlük bebek var. Yoğun bakım gerekiyor, engellemeyin’ demesine rağmen şahıs arkadaşlarımıza fiili ve sözlü saldırılarına devam ettiğini öğrendik. Biz arkadaşlarımızın sonuna kadar yanındayız. Ekip geldikten sonra arkadaşlarımız hastayı 8 Eylül Hastanesine naklini sağladıktan sonra ilgili adli mercilere, emniyete suç duyurusunda bulunarak şikayetçi olmuşlardır. Konunun sonuna kadar takipçisiyiz. Her türlü şiddeti kınıyoruz” şeklinde konuştu.

    “Yarım saat gibi bir gecikme oluyor”

    Olayda 3 sağlık personelinin sözlü ve fiziksel şiddete maruz kaldığını kaydeden Akagündüz, “2 arkadaşımız darba maruz kalıyor, bir arkadaşımız da o esnada komuta merkezini, emniyeti ararken sözlü şiddete maruz kalıyor. Bebeğin durumu şuanda iyi orada yarım saat gibi bir gecikme oluyor. Hastaneye sevk olana kadar bir sıkıntı olmadı, şuanda da bir sıkıntı olmadığını biliyoruz. Ambulans şoförü N.A., ATT personeli H.T. darp edilirken sözlü şiddete maruz kalan ATT çalışanımız da S.Ç. olay yaşanırken bir kargaşa çıkıyor. İtişme kakışma oluyor. Saldırgan daha sonra hastaneye giderek ‘112 personeli beni dövdü’ diye darp raporu alıyor. Kesinlikle öyle bir şey yok. MOBESE kayıtlarında da mevcuttur. Bizim arkadaşlarımız da darp raporu alıyorlar. Gerekli şikayetlerde bulunuyorlar. Konu adliyeye intikal etmiştir biz bu konunun takipçisiyiz. Şahsın büyük ihtimalle alkollü olduğu beyan edildi. Hatta kişi hastaneye geldiğinde polis memuru arkadaşla da bir arbede yaşadığını ve alkolmetreyi üflememek için de direndiğini öğrendik. Olay gece 01.30-02.00 arasında oluyor” ifadelerini kullandı.

    Vatandaşların ambulanslara karşı daha duyarlı olmalarını isteyen Türk Sağlık Sen Başkanı Ali Dağlıoğlu da şunları söyledi:

    “Ambulansların içinde hasta nakilleri yapılıyor. Ortada bir sağlık durumu söz konusu ve geç kalmanın çok ağır bedelleri var. Bu nedenle empati kurmalarını ve ambulansın içindeki hastanın kendi yakını, hatta kendisi bile olabileceğini düşünmelidir. Bu nedenle tüm vatandaşlarımızdan duyarlılık bekliyoruz.”

  • Türkiye limancılık sektörü raporu yayınlandı

    Türkiye Liman İşletmecileri Derneği’nin (TÜRKLİM), sektör raporunun 2017 sayısı yayınlandı. Raporda; liman sektörüne yönelik değerlendirmelerden, dünya ekonomisine, sektör zorluklarından, limanlara kadar geniş bir yelpazede ele alınıyor.

    TÜRKLİM, Türkiye Limanları Kapasite çalışması kapsamında 114 adedi konteyner, genel kargo ve kuru dökme yüke hizmet veren 70 adedi ise petrol ve türevlerini elleçleyen tesisler (iskele, şamandra vb.) olmak üzere toplam 184 adet terminalin kapasitesini hesaplayarak ’Türkiye Limancılık Sektörü 2017 Raporu’nu yayınladı. Raporda beş ana başlıkta 2016 yılındaki ekonomik gelişmeler ile birlikte ileriye yönelik beklentiler ve öngörüler yer alırken, küresel ticaret ve üretim dünyasındaki değişimler ve bu değişimlerin hayatımıza kattığı ’Yeni Küreselleşme Modeli’ ve ’Bir kuşak bir yol’ projelerinin geldiği noktalar da ilk bölümde detaylarıyla masaya yatırıldı.

    Türk limanlarında 2016 yılında 8.8 milyon konteyner elleçlendi

    Raporu değerlendiren Türklim Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Kenan Selçuk; “2016 yılında limanlarımızda elleçlenen konteyner 6.8 milyon TEU Dış ticaret ve kabotaj, 2 milyon TEU transit konteyner olmak üzere toplam 8.8 milyon TEU oldu. Limanlarımızda konteyner elleçlemesi toplamda yüzde 8, dış ticaret ve kabotaj konteyner toplamda yüzde 6.8, transit konteyner ise yüzde 12,2 oranlarında artış gösterdi. Son üç yılda büyüme hızı düşmekle birlikte 2009 yılından 2015 yılına kadar kesintisiz büyüyen RO-RO taşımacılığı 2016 yılına geldiğinde; yüzde 3.7 azalarak 451 bin araca düştü. 2016 yılında Kabotaj hatlarında ise 13 milyon araç taşındı” dedi.

    En fazla yük elleçlenen bölge 2016 yılında da Marmara Bölgesi oldu

    Türkiye limanlarında 2016 yılında 121 milyon ton yükleme, 242 milyon ton boşaltma ve 66 milyon ton transit olmak üzere toplam 430 milyon ton yük elleçlendi. Elleçlenen yükün yüzde 65’i boşaltma, yüzde 28’i yükleme ve yüzde 16’sını ise transit yükler oluşturdu. Limanlarda elleçlenen yük bir önceki yıla oranla ton bazında yüzde 3.4 büyüdü. Ton bazında en büyük artış yüzde 9.1 ile konteyner yüklerinde yaşandı. Sıvı dökme yük ve Ro-Ro da ise ton bazında yüzde 1 azalma oldu. Bölgesel bazda en fazla yük elleçlenen bölge 2016 yılında da Marmara Bölgesi oldu. Bölgeler itibarı ile elleçlenen yük açısından ton bazında en yüksek artış son üç yılda olduğu gibi 2016 yılında da yine Ege Bölgesi’nde gerçekleşti.

    Elleçlenen yük tipleri içerisinde geçmiş yıllarda olduğu gibi 2016 yılında da sıvı yükler 144 milyon ton ile ilk sırada geldi. Sıvı yük yüklemeleri 76 milyon tona ulaşırken boşaltma 68 milyon tonda kaldı. Sıvı dökme yükler içinde en yüksek ürün 84.9 milyon ton ile ham petrol oldu. Toplam elleçleme hacmi bakımından ikinci sırada yer alan kuru dökme yüklerde yükleme hacmi 25 milyon ton iken boşaltma 91 milyon tonu aştı.

    İhraç yüklerde ilk sırayı İtalya aldı

    2016 yılında limanlarda yüklenen ihraç ülkelerde ilk sırayı İtalya aldı. İtalya; aynı zamanda transit yükler açısından 40 milyon ton ile de ilk sıradaki yerini aldı. Boşaltılan ithal yükler içerisinde 39 milyon ton ile Rusya limanlarından gelen yükler ilk sırada yer aldı. Toplam elleçleme dikkate alındığında ilk üç ülke olan İtalya, Rusya Federasyonu ve Mısır, toplam yükün yüzde 34’ünü oluşturduğu görüldü.

    Türkiye’de transit konteyner elleçleyen limanlardaki yük gelişimi

    Limanlarda elleçlenen konteyner yükünün yüzde 23’ünü transit konteyner oluşturdu. Aynı zamanda 2016 yılında transit yükler bir önceki yıla oranla yüzde 12 artarak konteyner yüklerindeki artışın esas dinamiğini oluşturdu. Rapordaki rakamları baz alınarak 2016 yılında Marport, Asyaport, Mersin (MIP) ve Kumport limanı en yüksek transit konteyner elleçleyen limanlar olarak dikkat çekti.

    2016 yılında toplamda 15,9 trilyon dolarlık mal ihraç edildi

    2016 yılında toplamda yüzde 3 gerileme ile 15,9 trilyon dolarlık mal ihraç edildi. Çin yüzde 13.2 pay ve 2 trilyon doları geçen bedel ile halen açık ara en fazla ihracat yapan ülke konumunda. ABD yüzde 9.1 pay ve 1.5 trilyon dolar ile 2’nci sırada yer alırken onu yüzde 8.4 pay ve 1.3 trilyon dolar bedel ile Almanya izledi. İlk iki sırada yer alan Çin ve ABD, mal ihracatında bir önceki yıla göre sırasıyla yüzde 8 ve yüzde 3 oranında azalma yaşadı.

    2016 yılında toplamda yüzde 3 gerileme ile 16.2 trilyon dolar olarak gerçekleşen dünya mal ithalatında ise ABD yüzde 13.9 pay ve 2.3 trilyon dolar bedel ile en önemli mal ithalatçısı oldu. ABD’yi yüzde 9.8 pay ve 1.6 trilyon dolar ile Çin ve yüzde 6 pay ve 1 trilyon dolar bedel ile Almanya izledi. Almanya bir önceki yıla göre ithalatındaki değeri korurken ABD yüzde 3 ve Çin yüzde 5 oranında daraldı. Dünyanın en önemli ithalatçılarının genellikle ithalat oranlarının daraldığı görüldü. Türkiye’nin ihracattaki payı geçen yıla oranla yüzde 1 düşüşle yüzde 11 olurken, 2016 yılında 143 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirildi. 2016 yılında deniz yoluyla 199 milyon dolarlık ithalat gerçekleştiren Türkiye’nin payı ithalatta yüzde 4 düşüşle yüzde 12 oldu.

    Kruvaziyer yolcu ve gemi sayısında büyük düşüş

    Raporda dikkat çeken bir diğer araştırma ise kurvaziyer yolcu ve gemi sayılarındaki düşüş oldu. 2013 yılında kurvaziyer rakamları Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesi olan 2,2 milyon yolcu rakamına ulaştığı belirtilirken, 2016 yılında kruvaziyer yolcu ve gemi sayısında büyük bir düşüş yaşandığı görüldü. 2016 yılında kurvaziyer gemi sayısı 590 gemiye, yolcu sayısı ise 628 bin yolcuya düştü.

    Dünyada taşınan konteyner adedi TEU bazında 180.6 milyona ulaştı

    2016 yılında dünyada taşınan konteyner adedi TEU bazında 180.6 milyona ulaştı. Bu sayının limanlara yansıması yaklaşık 700 milyon TEU olarak gerçekleşti. Bir önceki yıla göre artış oranı ise yüzde 3.2 gibi düşük bir seviyede kaldı. Rota bazında bakıldığında en önemli artış yüzde yüzde 4.9 ile Çin denizi gibi iç taşıma bölgelerinde, özellikle transit konteynerin etkisiyle gerçekleşti.

    Denizyolu ile taşınan yükler 11.1 milyar tona ulaştı

    Dünyada neredeyse tüm yük türlerinde gelişim, geçmiş yıllara göre düşük seyretti. 2016 yılında dünyada denizyolu ile taşınan yükler yüzde 2.6 oranında artış göstererek 11.1 milyar tona ulaştı. En fazla taşınan yük gurubu olan kuru dökme yükler 2016 yılında yüzde 1.3 artış göstererek 4.8 milyar tonluk bir hacimde gerçekleşti. En fazla taşınan ikinci yük grubu ise ham petrol oldu.

    2016’da 3 milyar ton ham petrol taşındı

    Dünya genelinde yüzde 4.1 oranında artışla 3 milyar ton ham petrol taşındı. Ham petrol taşımalarını ton bazında yüzde 3.5 artışla konteyner izledi. 2016 yılında dünyada neredeyse tüm yük türlerinde gelişim, geçmiş yıllara göre düşük seyretti. 2016 yılında dünyada denizyolu ile taşınan yükler yüzde 2,6 oranında artış göstererek 11,1 milyar tona ulaştı.

    Uluslararası Ulaştırma Forum (ITF) tahminine göre, 2016-2030 yılları arasında dünyada taşınan mal miktarının yıllık yüzde 4.2 gibi bir oranda artış göstereceği ve 2030 sonrasında ise bu oranın yüzde 3.3’e gerileyeceği öngörüldü.

  • Burhaniye’de banka müdürleri çalıştay raporu için bir araya geldi

    Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde, Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu (BUBYO), ilçedeki banka müdürlerini ağırladı. Çalıştay raporu için BUBYO Müdürü Doç.Dr.Oğuzhan İlban’ın davetlisi olarak kahvaltı organizasyonunda bir araya gelen, ilçedeki banka müdürlerinden Bülent Aslan, Okan Erdoğan, Işıl Sümer, İsmail Yağcı, Hasan Çelik, Kadir Güngör ve Ayşe Şenay Arslan, daha önce Burhaniye Ticaret Odası ortaklığı ile okulda gerçekleştirilen Bankacılık ve Finans Çalıştayı’nın nihai sonuç raporunu oluşturdu.

    Toplantıda, Körfez bölgesinin finansal potansiyelini belirlemek için yapılan SWOT Analizinin üzerindeki son görüşmeler ve fikir alışverişleri gerçekleştirildi. Burhaniye, Havran, Ayvalık, Edremit (Akçay, Altınoluk) ve Küçükkuyu bölgelerinin güçlü ve zayıf yanları ile bölgelerin önündeki fırsatlar ve tehditler bankacılık sektörü için değerlendirmeye alındı. Toplantının sonunda, bölgelerden elde dilen sonuçlar “Körfez Bölgesi” başlığı altında birleştirilerek nihai sonuç elde edildi. Ortaya çıkan veriler yakın zamanda sonuç raporu olarak basılıp çoğaltılarak paydaşlar ve ilgili kurumlar ile paylaşılacak. Toplantıya başkanlık eden Bubyo Müdürü Doç.Dr. M.Oğuzhan İlban, geleneksel hale gelen banka müdürleri toplantısına bu yıl da devam ettirdiklerini belirterek, “Geçtiğim bahar döneminde gerçekleştirdiğimiz çalıştayın sonuç raporunu tamamlamak için müdürlerimizle tekrar bir araya geldik. Hem okulumuzdaki Bankacılık ve Finans Bölümümüz için hem de bölge bankacılık sektörü için birlikte olumlu çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Bugün de çalıştayımızın sonuç bölümünü tamamlayarak birlikte gerçekleştirdiğimiz uzun süreli işbirliklerimizden birisini daha sonuçlandırmaktan memnuniyet duyuyorum. Bankalarımızla daha birçok yeni projede birlikte çalışmak için fikir birliğine vardık. Kendilerine okulumuza vermiş oldukları desteklerden dolayı teşekkür ediyorum” dedi.

  • Ağrı’da ‘özürlü sağlık raporu’ operasyonu

    Ağrı merkezli 3 ilde düzenlenen operasyonda, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) indiriminden yararlanmak için devlet hastanesi bilgi sistemlerine sızarak usulsüz ‘özürlü sağlık raporu’ düzenledikleri tespit edilen kişilere yönelik yapılan operasyonlarda 8 şüpheli yakalandı.

    Ağrı Valiliğinden yapılan açıklamaya göre, Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince yapılan çalışmalarda heyet raporu vermeye yetkili devlet hastanesinin bilgi sistemlerine sızarak, usulsüz ‘özürlü sağlık kurulu raporu’ düzenledikleri tespit edilen bir grup şüphelinin bulunduğu tespit edildi. KOM Şube Müdürlüğü görevlilerince Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığından alınan talimat doğrultusunda çalışma yapıldı.

    Organize bir şekilde çalışan şüpheli şahısların, usulsüz ‘özürlü sağlık kurulu’ raporuna ihtiyaç duyan şahısları belirleyerek, bu tür şahıslara para karşılığı gerek tamamen sahte olarak hazırlanmış gerekse ilgili Devlet Hastanesi’nin bilgi sistemleri yetkisiz kişilerin şifreleriyle sızarak ‘özürlü sağlık kurulu’ raporlarındaki puanları yükselttiklerinin anlaşılması üzerine şüpheliler hakkında 5 ay süren teknik ve fiziki takip çalışmaları sonucunda 3 ilde eş zamanlı operasyon başlatıldı.

    Operasyonlarda T.A, E.İ, C.G, M.Ö, M.D, Ö.A, S.Ş ve Ö.A isimli 8 şahıs şüpheli şahıs gözaltına alındı. Polis, 91 kişinin ifadesine başvurdu. Şüphelilerin ikamet ve işyerlerinde yapılan aramalarda, suça konu bol miktarda usulsüz düzenlenmiş ‘özürlü sağlık kurulu raporu ile bu usulsüz heyet raporları ile ÖTV (Özel Tüketim Vergisi) indirimli olarak alınmış toplam 40 yüksek modelli otomobil ele geçirildi.

    Aynı operasyon kapsamında, 6 bin 800 heyet raporu ile devletin değişik imkânlarından faydalanan diğer şüpheli şahısların tespiti ve yakalaması ve ÖTV indirimi ile alınmış diğer otomobillerin muhafaza altına alma çalışmaları devam ettiği açıklandı.

  • ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporu açıklandı

    ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporu tarım ve gıda üretiminin iklim değişikliği ile karşı karşıya kalacağı tehditleri ortaya koydu. Raporda önlemlerin alınmaması durumunda Türkiye’nin mevcut su kaynakları ve gıda sorunlarına yeni sorunların ekleneceği, sulama, içme ve kullanma suyunda sıkıntıların yaşanacağı aktarıldı.

    Türkiye Gıda ve İçecek Sanayisi Dernekleri Federasyonu (TGDF), ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ raporu ile tarım ve gıda üretiminin iklim değişikliği ile karşı karşıya kalacağı tehdidin boyutlarını ortaya koydu. Raporda, sürdürülebilir tarım ve gıda güvencesi için ‘günübirlik politikalarla değil, uzun vadeli ve bilimsel bir yaklaşımla hemen harekete geçilmesi’ gerektiğinin altı çizildi.

    Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) Çevre ve Tarım Komisyonu adına; İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu başkanlığındaki bir ekip tarafından hazırlanan ‘Türkiye’de İklim Değişikliği ve Tarımda Sürdürülebilirlik’ Raporu, TGDF Çevre ve Tarım Komisyonu Başkanı Ayhan Sümerli, FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık ile Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu’nun katılımıyla düzenlenen toplantısında açıklandı.

    Rapora göre, yağış yetersizliği, su sıkıntısı ve aşırı hava olaylarındaki artış; bitkisel üretime uygun alanların azalması ve kuzeye doğru kaymasına yol açarak, tarım ve gıda üretimini sınırlayacağı için fiyatlar yükselecek, ithalat artıp ihracat düşecek.

    Sıcaklıktaki artışın, insan, bitki ve hayvan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapacağı, haşere, hastalık ve ölüm oranlarının artacağı bildirildi. Yarı kurak bölgelerin daha kurak hale geleceği ve sulama suyu talebinin de bugüne göre yaklaşık iki katına çıkacağı belirtildi.

    Raporda Türkiye’nin mevcut su kaynakları ve gıda sorunlarına yeni sorunların ekleneceği, sulama, içme ve kullanma suyunda sıkıntıların yaşanacağı aktarıldı. Sektörler ile birlikte iller- bölgeler arasında su için büyük bir rekabetin ortaya çıkacağı ayrıca, artan hava sıcaklığından büyükbaş hayvancılık olumsuz bir şekilde etkileneceği de kaydedildi.

    Şiddetli sağanaklar ile hortum, dolu ve ani yağışlardaki artışların da, Türkiye’de güvenli gıdaya ulaşma imkanlarını azaltacağı belirtildi.

    Neler yapılmalı?

    TGDF raporunda yer verilen öneriler şöyle sıralandı:

    “Türkiye’de Tarım Üretim Havzaları, değişen iklim şartları dikkate alınarak belirlenmeli, iklim değişikliğinin tarım havzalarımıza etkileri tüm tarım ürünleri için araştırılmalı ve iklim değişikliğine uyum politikaları bilimsel çalışmalara göre geliştirilip uygulanmalıdır.

    İklim değişikliğine göre acilen Ulusal Arazi Kullanımı Planlaması yapılarak, gelecekte öne çıkacak tarım alanları ve su havzaları gecikmeden ve tam anlamda koruma altına alınmalıdır.

    Hem değişen iklim şartlarına hem de bitkilerin su ayak izine göre doğru yerde, doğru bitki türünün seçilmesi ve doğru zamanda ekilmesi teşvik edilmeli, iyi tarım ve hayvancılık uygulamaları ülke geneline yaygınlaştırılmalıdır.

    Suya olan talebin azaltılması ve suyun tasarruflu kullanımı için akılcı su kullanımına gidilmeli, su havzaları ile tarım havzalarındaki su kullanımı ve yönetimi entegre edilerek suyun teknik ve idari yönleri birlikte ele alınmalıdır. Katma değeri çok küçük, fakat su ayak izi çok büyük olan tarım ürünlerinin ihracatına kısıtlama getirilmeli, su ayak izi yüksek olan ürünlerin ithalatının sürdürülebilir olması için de geldikleri ülkelerin iklim ve su kaynakları dikkate alınarak uzun vadeli bağlantılar yapılmalıdır.

    Sayısı ve şiddeti artan meteorolojik afetlerden korunmak için tarıma yönelik erken uyarı ve kapsamlı sigorta uygulamaları geliştirilip, çeşitlendirilerek yaygınlaştırılmalıdır. Tarım ve gıda sektörü ile ilgili yatırım ve teşviklere, mutlaka o bölgenin değişen iklimine göre karar verilmelidir. İklim değişikliğine uyum sağlayamayacak ve artık tarımla kalkınamayacak olan bölgelerimizin kalkınma stratejileri değiştirilip, tarım dışı yatırımlar ile başka sektörlere kaydırılarak Marmara Bölgesi’ne sıkışan sanayinin yükü azaltılmalıdır.”

    “Gıdada 2,6 milyar dolarlık israf var”

    Gıda atıklarının önemine dikkat çeken FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Dr. Ayşegül Selışık, “Gıda israfı önemli bir konu. Çünkü gıdanın neredeyse 3’te biri israf ediliyor bu da 2 milyar 600 milyon dolarlık karşılık demek. Tarladan sofraya olan süreçte herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor” diye konuştu.

    Toplantıda açıklamalarda bulunan İTÜ Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, dünyada iklim değişikliği konusunun çok önemli olduğunun altını çizdi. Kadıoğlu, “Dünya 3’üncü bin yıla doğru giderken en önemli problemlerden biri nüfus artışı, diğeri iklim değişikliğidir. Bir de terör olayı var” dedi.

    “Türkiye iklim değişikliği konusunu bilimsel olarak ele almalı”

    Türkiye’nin iklim değişikliği konusunu bilimsel olarak ele almasını gerektiğini belirten Kadıoğlu, “Özellikle nüfusumuz artarken gıda ve beslenmedeki kalite ve seviye yükselirken, tarımsal üretim seviyemizi de artırmak zorundayız. Dünyadaki tarım ürünleri üreten ülkelerle rekabet edebilmemiz gerekiyor. İklim değişikliği tarımı en çok etkileyen faktörlerden bir tanesidir” diye konuştu.

    “Türkiye’de tarım alanlarını kaybetmememiz gerekir”

    İklim değişikliğinde sürdürülebilir tarımın devam edebilmesi için yağışların baz alınarak doğru yerde doğru bitkinin ekilmesi, doğru sulamanın yapılmasının önemine dikkat çeken Kadıoğlu, “İklim değişikliği raporunda tarım ve gıda sektörüne Türkiye’de ki tarım havzası için gerekli temel bilgileri öğrettik. Hangi ayda yağış ne zaman artacak toprak nemi ne olacak buna bakarak teşvikleri ve planlamaları yapsınlar. Öncelikle tarım havzalarını belirlemek lazım, doğru havza homojen olursa o havzaya doğru politikalar uygulayabiliriz. En önemlisi Türkiye’de tarım alanlarını kaybetmememiz gerekir. Çünkü nüfusumuz artıyor daha fazla üretime ihtiyaç olacaktır. Bir yandan iklim değişikliği azaltırken bir yandan da biz tarım alanlarını yanlış kullanarak alanlara fabrika ve bina yapmayalım” diye konuştu.

    “Marmara’da sıkışan sanayinin yükü Anadolu’ya aktarılmalı”

    Tarımda sürdürülebilirliği artırmak için tarım alanlarının ve su havzalarının korunması gerektiğini söyleyen Kadıoğlu, “Bölgedeki iklim şartlarına yağışa göre uygun ürün ekmek gerekiyor. İklim değişikliğinden dolayı bazı bölgeler daha da kuraklaşacak. Tarımın kuru ya da ıslak tarımın mümkün olmayacağı yerleri bugünden belirleyerek oraların kalkınma stratejilerini tarım dışına çıkarmak gerekir. Marmara’da sıkışan sanayinin yükünü Anadolu’ya ve bu yerlere aktararak oranın kalkınmasını devam ettirmemiz gerekiyor” dedi.

    İklim değişirken Türkiye’de tarım ve gıda sektörünün de değişmesi gerektiğini vurgulayan Kadıoğlu,”Çok geç kalmadan yarın hallederiz demesen bugünden alınacak tedbirleri bilimsel esaslara göre düzenlememiz gerekir. Bizim nerede şehir nerede fabrika nerede tarım ve su havzasını korumamız gerekliliğini iklime göre belirleyip ona göre planlamalıyız. İlerleyen dönemlerde artan nüfusun artan beslenme ihtiyacının sağlayabilelim ve dünya ile rekabet edebilelim” ifadelerini kullandı.

    Önlemlerin alınmaması durumunda Kadıoğlu, Türkiye’nin daha fazla gıda ithal etmek zorunda kalacağını, köyden kentte daha fazla göç olacağını ve işsizlik oranlarının artacağını vurguladı.

    TGDF Genel Sekreteri İlknur Menlik de gıda endüstrisinde hammaddenin sürdürülebilirliği açısından ihracatta güçlü olduğu kalemlere odaklanılması gerektiğini belirterek, “Raporun çıkış noktası Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının hazırladığı ‘Havza bazlı tarım’ modeliydi. Havza başlı yarım modelini öncelikle iklim değişikliği perspektifi ile ele alalım. Hangi havzamızda hangi bölgemizde hammaddemizin su ve toprak açısından geleceğinin ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalıştık. Acil olarak şu yapılmalı; gıda endüstrisinin aşağı yukarı ihracatı ve ihracatında güçlü olduğu kalemleri belli zaten buralardaki hammaddenin ve sürdürülebilirliği açısından o kategorilere odaklanmamız gerekiyor” diye konuştu.

    “Havza bazlı tarım modelinin de tekrar ilgili taraflarca optimize edilmesi gerekiyor” diyen Menlik, “Buralardaki temel hammadde girdilerimizin su ayak izine bakmamız lazım ihracat su ayak iznimize bakmamız gerekir. Havza bazlı tarım modelinin de tekrar ilgili taraflarca optimize edilmesi gerekiyor. Model yanlış demiyoruz. Model yaklaşım ve felsefe son derece doğru ama bunun temelinde su ve tarım alanı toprak alanı açısından değerlendirmek gerekiyor. Çünkü su ve toprak olmadan tarım olmaz. Endüstrinin de tarım üretimi kesiminde hızlıca daha az su daha az toprak daha az çevresel etki konusunda hem yatırımlarını ve çalışmalarını artırması gerekiyor” şeklinde konuştu.