Etiket: Rahatsızlıklarına

  • Çocuklarda geniz eti ve bademcik rahatsızlıklarına dikkat

    Konya Medova Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Doç. Dr. Devrim Bektaş, bademcik ve geniz etinin vücudun savunmasından sorumlu organlar olduğunu belirterek, bu organların büyümesi halinde uyku bozukluklarının yanı sıra kalp ve eklemlerde de sıkıntı oluşmasına yol açtığını söyledi.

    Bademcik ve geniz etinin vücuda mikrobun en çok girdiği ağız ve burun gibi organların girişinde olan ve vücut savunmasından sorumlu olan organlar olduğunu belirten KBB Uzmanı Doç. Dr. Bektaş, “Bu organlar sağlıklı çalıştıklarında vücuda çok faydalıdır. Birçok kez özellikle çocukluğun erken yaşlarında organlar sağlıklı çalışmak bir yana hastalık kaynağı olmaktadırlar ve çocuklarımıza problem oluşturmaktadır” dedi.

    Bademcik ve geniz eti hastalıklarının iki gruba ayrıldığını kaydeden Doç. Dr. Bektaş, “Bir grup hastalık bu iki organın büyümesine bağlı olarak gelişir. Diğer grup hastalık ise bu organların sık enfeksiyonuna bağlı olarak gelişir. Eğer bademcik ve geniz eti büyürse başlıca olarak uyku bozuklukları ve büyüme gelişme sıkıntısına yol açar. Sık hasta olmalarında ise çocukların sık ateşlenmeleri, beslenme bozuklukları ve okula gitmemeleri dönemlerine yol açarlar. Bazı çocuklarda ise bu enfeksiyonlar daha sıklaştığı zaman kulak problemleri başlayabilir. Çocukların kulaklarında geri dönüşü zor olan sıkıntılara yol açarlar. Bazı enfeksiyonlarda ise bademcik problemleri kendi bulundukları bölgeden çok daha uzak yerde sıkıntı oluşturabilirler. Başlıca kalp ve eklemlerde sıkıntı olması, bunların en sık görülenlerinden biridir” ifadelerini kullandı.

    “Çocuk ameliyatları eskisine göre daha rahat yapılmaktadır”

    Bademcik ve geniz eti problemlerinin hepsinde ameliyatın gerekmediğine değinen Doç. Dr. Devrim Bektaş, nefes tıkanıklığının ve uykuda horlamanın bir kısmının normal olarak değerlendirildiğini ancak gece uykusunda nefesi kesilmeye başlayan ve horlaması çok şiddetli olan çocuklarda ameliyatın düşünülmeye başlandığını kaydetti. Bektaş, çocuklarda nefesin duraklamasının kesin ameliyat endikasyonu olduğunu anlatarak, “Yani bir çocuk uykusunda nefesi kesiliyorsa o çocuğun ameliyat edilmesi gerekmektedir. Enfeksiyon açısından ise enfeksiyonun sıklığı ve şiddeti önemlidir. Çok sık hasta olan ve geçirdiği enfeksiyonlarda ateşi yükselen çocuklarda ameliyatı düşünmekteyiz. Bademcik ve geniz eti ameliyatlarında yaş çok önemli bir etken değildir. Ama genellikle yaşı küçük olan 1 ya da 2 yaşındaki çocuklarda ameliyata biraz daha uzak durmaktayız. Ama 4,5-6 yaşında çocuklar rahatlıkla ameliyat edilmektedir. Çocuk ameliyatları eskisine göre çok daha rahat yapılmaktadır. Hem anestezi açısından teknik gelişti hem de ameliyatta kullanılan malzemeler ameliyattan sonraki süreci kolaylaştıracak şekilde daha az kanlı, daha az ağrısız ameliyata olanak verdiği için ameliyatları daha sık yapmaktayız” şeklinde konuştu.

    Geniz eti ameliyatı sonrasındaki sürecin genellikle çok hafif olduğunu söyleyen Doç. Dr. Bektaş, “Çocuğun üç, dört gün okula gitmemesi yeterlidir. Özellikle küçük çocuklarda ağrı son derece az olur. Birkaç gün sonra ağrı kesici ihtiyacı bile kalmaz ama bademcik ameliyatı biraz daha problemli olduğu için çocukların genellikle 7 ile 10 gün okula gitmesini önermiyoruz. Ameliyattan sonraki süreçte bademcik ameliyatından sonra yaklaşık olarak on gün boyunca çocukların katı gıda yemesi önerilmez. Sıcak ve asitli gıdalar kullanılmaz. Kanamayı arttırıcı yoğun egzersizlerden kaçınılmalı. Ağrı genellikle üç ile beş gün içerisinde hafifler ve daha sonra giderek azalır” diye konuştu.

    Doç. Dr. Devrim Bektaş, geniz eti ve bademcik hastalıklarının eskiye göre daha sık oluştuğunu belirterek, “Geniz eti büyümesi bundan sorumlu olarak da alerjik ve astım ile ilgili hastalıklar daha sık meydana gelir. Birçok alerji çocukta geniz eti problemleri, hastalığın daha çok kötüleşmesine yol açmaktadır. Bundan dolayı alerji ve astımlı hastalarda geniz eti ameliyatı ayrıca önem kazanmaktadır. Eğer bir çocuk astımı ya da alerjisi varsa ve geniz eti ameliyatı oluyorsa asıl hastalığı da çok daha hafif geçmektedir” ifadelerini kullandı.

  • Bayramda mide rahatsızlıklarına dikkat

    Diyetisyen Seher Dallı, Ramazan boyu uzun süreli aç kalma döneminden sonra, bayram günlerinde normal yeme düzenine geçilip, tüketilen besin miktarında da artma eğilimi yaşandığını belirterek, sindirim sistemi problemlerine ve kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olabilecek rahatsızlıklara karşı dikkatli olunması gerektiğini kaydetti.

    Ramazan Bayramı arefesinde sağlıklı ve doğru beslenme yöntemlerine ilişkin bilgiler veren Bursa Özel Esentepe Hastanesi’nden Diyetisyen Seher Dallı, uzun süreli açlık döneminin yaşandığı Ramazan ayından sonra, bayramın ilk gününde hafif bir kahvaltı yaparak güne başlamanın faydalı olacağını ifade etti. Dallı, “Bayramın ilk gününde domates, salatalık, maydanoz, taze biber, çiğ sebzeler tüketilmeli, az yağlı peynir ve haşlanmış yumurta tercih edilmelidir. Sucuk, salam, sosis, yağlı besinler ile börek gibi hamur işi gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Aşırı miktarda çikolata ve tatlı tüketimi mide yanması ve bağırsak bozukluklarına neden olabiliyor. Aynı şekilde fazla miktarda ve yağlı besin tüketimi de kişilerde; gaz, hazımsızlık, mide bulantısı gibi rahatsızlıkları tetikliyor. Bunların yanı sıra, tansiyon yükselmesi de baş gösterebiliyor” dedi.

    “Bol bol su için”

    Bayram günlerinde sıvı tüketiminin bir hayli önem taşıdığını aktaran Diyetisyen Seher Dallı, “Ramazan ayı boyunca su ve sıvı tüketimi azaldığı için vücutta oluşabilen sıvı kaybının yerine konması gerekiyor. Bu açıdan günde en az 2-2.5 litre su içilmelidir. Sıvı tüketimini artırmak amacıyla öğünlere ayran, taze sıkılmış meyve suyu, az şekerli limonata ve az şekerli komposto gibi sıvı gıdalar eklenmesi de faydalı olacaktır. Sindirim sisteminin düzenli çalışması ve kabızlıktan korunmak için lif (posa) içeriği yüksek olan sebze, kuru baklagiller ve meyve tüketilmelidir. Seçici olunmalı ve her ziyaret edilen yerde verilen yiyecekler yenilmemelidir. Bu vesileyle herkesin Ramazan Bayramı’nı da en içten duygularımla kutluyorum” diye konuştu.

  • Ramazan’da Mide Rahatsızlıklarına Karşı Öneriler

    Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, Ramazan’da mide rahatsızlıkları olanlara önerilerde bulundu.

    Oruç tutmanın reflüye sebep olmadığını vurgulayan Medical Park Samsun Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, “Ramazan ayında iftar ve sahurda fazla yemek yeme, sigara, çay, kahve ve kola içilmesi reflü şikayetlerine, dispepsi denilen karnın üst tarafında gaz, şişkinlik, ağrı gibi şikayetler neden olabilir. Oruç önceden reflüsü olanlarda şikayetlerin artmasına neden olabilmektedir. Reflüsü olup ilaç kullanan kişiler ilaçlarının düzenli almalı, diyet ve yaşam tarzı değişikliklerine uymalıdır. Yemekten sonra da 45 dakika -1 saat boyunca yatmamalıdırlar” dedi.

    Oruç tutmanın ülsere veya gastrite sebep olmadığını belirten Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, “Günümüzde kullanılan ilaçlar sayesinde ülser tamamen iyileşebilen bir hastalıktır. Aç kalmanın ülser hastası olan bazı kişilerde ağrı şikayetini artırdığı bilinmektedir. Ülseri olanlar Ramazan ayından önce uygun tedavilerini yaptırmalıdır. Ramazan ayı süresince ilaçlarını sahurda ve iftarda düzenli kullanmalıdır. Ağrısı devam eden hastalar oruç tutmayabilir. Reflü ve mide şikayetlerini engellemek için iftarda ve sahurda fazla aşırı yenilmemesi gereklidir. Yemekler yavaş ve yeterli çiğnenerek yenmelidir. İftarda baharatlı, kırmızı etli ve yağlı yiyecekler yerine hafif ve sindirilmesi kolay gıdalar yenmelidir. Sigara, kahve, çay özellikle reflü şikayetlerini artırmaktadır” şeklinde konuştu.

    İltihaplı barsak hastalığı olanların diyet önerilerine dikkat ederek, iftar ve sahurda ilaçlarını kullanarak oruç tutabileceklerini ifade eden Ecemiş, “İltihaplı barsak hastalığı olanlar hastalıksız dönemlerinde ise ilaçlarını iftar ve sahurda alarak oruç tutabilirler. Ancak hastalık aktif dönemde veya tekrarlamışsa oruç tutmaktan kaçınmaları gerekir. Karaciğer hastalıklarında ise akut hepatit, karaciğer sirozu, karaciğer kanseri olanlarda kan şekeri tehlikeli düzeylere düşme riski olduğu için oruç tutmaları risklidir. İnaktif viral hepatit taşıyıcıları, siroz olmadan hap tedavisi kullanan hepatitli hastalar ilaçlarının iftar veya sahurda düzenli kullanarak oruç tutabilirler. İnterferon kullanan hepatit hastaların ilacın yen etkileri nedeni ile oruç tutmayabilirler” diye konuştu.

  • Göz Rahatsızlıklarına Göz Otu

    Dr. Ömer Coşkun, göz otunun göz nezlesi ve göz iltihaplanması gibi rahatsızlıklarda son derece etkili bir bitki olduğunu söyledi.

    Rüzgarın etkisiyle etrafta uçuşan toz ve bakterilerin göz çevresinde kolaylıkla toplanabildiğini kaydeden Coşkun, “İnsanlar bunlara bağlı olarak gözlerini ovuşturduğu zaman bazı rahatsızlıklar meydana gelebiliyor. Bunlardan bir kaçı olan göz nezlesi ve göz iltihaplanması kişilerde olumsuz etki meydana gelmesini sağlar. Konjonktivit olarak adlandırılan gözün en dış tabakasını ve göz kapaklarının iç yüzeyini saran zar tabakasının iltihaplanmasına göz nezlesi denir. Alerjik veya mikrobik nedenlerle ortaya çıkan göz nezlesinde kızarıklık, yanma hissi, kaşınma ve göz kapaklarının şişmesi gibi şikayetler vardır. Bu tür göz hastalıklarında kişilerin kolayca kullanabileceği şifalı bitkiler mevcuttur. Bunlardan biri olan göz otudur. Göz otu, göz nezlesi ve göz iltihaplanması gibi rahatsızlıkların çözümünde son derece etkili bir bitkidir” diye konuştu.

    Göz otu çiçeklerinin kurutularak kullanılacağını belirten Dr. Coşkun, “Göz otu çiçeği kaynatılıp elde edilen göz otu suyu ile gözler banyo yaptırılırsa göz nezlesi ve iltihaplanması gibi şikayetlere karşı faydalı olur ve temiz bir pamukla göz üzerine kompresi yapılır. Rahatsızlığın evresine göre uygulanılabilir hasta bu uygulamayı günde bir kez yaparak bu sıkıntıdan kurtulmuş olabilir” ifadelerini kullandı.