Etiket: Rahatlıkla

  • Prof Tayyar Arı: “Türkiye’yi kaybedenin bu coğrafyada oyunu kaybedeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz”

    Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tayyar Arı, “Türkiye büyük bir ülke, bunu dikkate almak lazım. ABD’nin uygulayacağı yaptırımların bir karşılığı olabilir, ama böyle bir yaptırım kararının öyle kolay alınabilecek olmadığını bilmek gerekir. Türkiye’de çok sayıda yabancı şirket işlem yapıyor” dedi.

    ABD’nin; İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e yaptırım kararı almasını değerlendiren Arı, “Dün akşam itibariyle sayın İç İşleri Bakanı ve Adalet Bakanı’na onların mal varlıklarına, ticari işlemlerine ve onlarla bağlı şirketlere yaptırım uygulanacağı ifade edildi. Amerikan Hazine Bakanlığı tarafından bu işlemin takip edileceği ifade edildi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklama böyleydi. Bu açıklama aynı sertlikte Türkiye’den karşılık gördü. Türkiye Dış İşleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamalarda buna aynı kararlılıkla cevap verileceği ve bu davranışa yönelik olarak sert tepki gösterileceği ifade edildi. Bugün de meclisten bir karar çıktı. 4 partinin ortak tepkisi söz konusu oldu. Türkiye’nin bu konuda hep beraber hareket edeceği ifade edilmiş oldu. Meclis de kararlılıkla bu sürecin arkasında duracağını ifade etmiş oldu. Türkiye büyük bir ülke bunu dikkate almak lazım. ABD’nin uygulayacağı yaptırımların evet bir karşılığı olabilir, ama böyle bir yaptırım kararının öyle kolay alınabilecek olmadığını biliyoruz. Geniş çaplı ekonomik ve finansal yaptırımlar anlamında söylüyorum, Türkiye dünya ekonomisine entegre olmuş, finansal piyasaları itibariyle dünyaya entegre olmuş bir ülke. Türkiye’ye yaptırım uygulamanız halinde bundan zarar görecek dünyada bir yığın şirket var. Türkiye’de çok sayıda yabancı şirket işlem yapıyor. Türkiye’de çok sayıda yabancı şirket üretim yapıyor ve ihraç ediyor. Böyle bir kararın öyle uygulanmayacağını zaten kendileri de biliyorlar. O bakımdan sadece iki bakanla sınırladılar. Bu yine de Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak, pazarlığa zorlamak amacıyla alınmış bir karar. Sahada bir karşılığı olmayacak. Çünkü her iki bakanın ABD’de her hangi bir mal varlığı, ticari işlemleri ve bağlı ticari şirketlerde yok bu saha da karşılığı olmayacak bir yaptırım. Bunun üzerinden bir kamu oyu oluşturmaya çalışıyorlar ve pazarlığa zorlamak istiyorlar” şeklinde konuştu

    Arı, “Brunson’un iki açıdan önemli olduğunu düşünüyorum. Biri önemli bir istihbaratçı olduğu ortaya çıktı. ABD’nin Türkiye’deki gizli faaliyetlerini yürüten bir çok ajandan bir tanesi PKK ve FETÖ ile ciddi bağlantıları var bu nedenle yargılaması sürüyor. Bunun daha fazla açığa çıkmasını ABD hükümeti istemiyor. Biran önce buradan götürmek istiyor. Burada ki kirli uygulamalarının deşifre olmasından kaygılanıyor. İkincisi ise yaklaşan kongre seçimleri var Kasım ayında evanjelist Hristiyan kesiminin oyunu garanti altına almak için ABD hükümeti Başkan Yardımcısı Mike Pence ve Başkan Trump’ın bir evanjelist geçmişleri var özellikle Mike Pence’in katı bir evanjelist olduğu biliniyor. Cumhuriyetçi parti geçmişten günümüze evanjelistlerin oylarını alır. Hemen hemen evanjelistlerin tamamı cumhuriyetçi partiye oy verir Siyonist Hristiyanlar dediğimiz Yahudi davasını Yahudilerden daha fazla savunmayı görev edinmiş olan bu sözde Hristiyanlar tamamen cumhuriyetçilerin arkasında duran enteresan bir grup bunların sayıları yabana atılacak cinsten değil ABD 326 milyon nüfuslu bir ülke bunun 50 milyon civarını bu evanjelistler oluşturuyor. Bu ciddi bir oy potansiyeli o nedenle ben bununda önemli bir rol oynadığını düşünüyorum” diye konuştu.

    “Türkiye pozisyon değiştirdiği zaman ABD’nin bölgedeki rolü de giderek zayıflayacak”

    Arı sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’nin NATO’daki yeri o kadar değerli ki eğer Türkiye NATO’dan ayrılmış olsa NATO’nun varlığı bile devam edemeyebilir. Çünkü Türkiye NATO’da ikinci büyük orduyu barındıran bir ülke. Böyle büyük bir ülkeyi kaybetmesi NATO’yu savunmasız bırakacaktır veya savunma yeteneklerini aşırı derecede zayıflatacaktır. Belki de dağılma sürecini başlatacaktır. O nedenle gerek Avrupa, gerekse ABD bunu göze alamıyorlar. Israrla Türkiye’nin NATO’da kalmasına çalışıyorlar. Bizim NATO içerisinde üstlenmiş olduğumuz yükümlülükler, NATO’ya tahsis ettiğimiz üstlerin dışında, Türkiye’de ABD’ye tahsis ettiğimiz 10’a yakın üst var Bunların bir kısmı operasyonel, bir kısmı ise dinleme üstleri. Bunları ABD kullanıyor. Bunları kullanarak Rusya ve İran’daki olup bitenleri izliyor ve dinliyor. ABD bu tür avantajlarını kaybedebilir. Eğer Türkiye ve ABD arasında ilişkiler gerilirse Türkiye bu imkanları ABD’ye kullandırmayabilir veya belli bir takım çerçevesinde bunları sınırlayabilir. Bunların ne anlama geldiğini ABD’liler bilir. Burada ki tüm imkanlarını kaybedecekler. Türkiye’yi giderek daha fazla Rusya’ya kaptıracaklar. Türkiye pozisyon değiştirdiği zaman ABD’nin bölgedeki rolü de giderek zayıflayacak. Türkiye’yi kaybedenin bu coğrafyada oyunu kaybedeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. ABD’nin bunu göze alabileceğini zannetmiyorum”.

    “Türkiye bu tür baskı ve tehditlere göz yumacak ve pabuç bırakacak ülke değil”

    Arı, “Türkiye’yi etkileyebileceğini zannetmiyorum. Türkiye’ye bu tür tavırlarla pazarlığa zorlamak, baskı altına almak ve tavrını değiştirmek asla mümkün değil. Türkiye bölgede ve dünyada önemli bir aktör, bunu zaten dünya biliyor. Dünya politikasında rol oynayan dört büyük güçten bir tanesi Türkiye. Dolayısıyla bu denli politik önemi ve etkinliği olan bir aktörün ABD tarafından karşısına alınması ve buna yönelik bir takım baskılarla sonuç almaya çalışması veya böyle bir beklenti içinde olması çok akılcı ve rasyonel değil. Türkiye bu tür baskı ve tehditlere göz yumacak ve pabuç bırakacak ülke değil. Fazla endişeye kapılmaya gerek yok, bunlar normal seyrinde devam eder. Türk ekonomisi bunlardan etkilenmez. Türkiye’ye geniş yaptırımlar uygulamak kolay değil. Türkiye Suriye, İran ve sıradan dünyaya kapalı küçük bir ekonomiye sahip olan bir ülke değil Türkiye 1 trilyon dolara yakın ekonomisi olan dünya ekonomisiyle bütünleşmiş olan bir ekonomiye sahip olan büyük bir güç bunun böyle bilinmesi lazım” dedi.

  • Hekimoğlu: “Türkiye yerli otomobili çok rahatlıkla yapacak tecrübeye sahip”

    Hekimoğlu Döküm Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Celil Hekimoğlu, 2017 yılının Trabzonlu bir sanayici olarak kendileri açısından güzel geçtiğini, 2018 yılında da Türkiye’nin ihracatta en iyi yıllarından birini yaşayacağını söyledi. Hekimoğlu, ülke olarak yerli otomobili çok rahatlıkla yapacak tecrübeye sahip olduklarını belirtti.

    30 yılı aşkın tecrübesi ile Türk işçisinin emeğini birleştirerek Otomotiv sektörünün yurtiçinde ve yurtdışındaki en büyük kuruluşların güvenini kazanmış Hekimoğlu Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Celil Hekimoğlu, önümüzdeki günlerde geride kalacak olan 2017 yılını ve 2018 yılından beklentilerini değerlendirdi. Ülke olarak otomotiv sektöründe çok tecrübeli olduklarını ve yerli otomobili çok rahatlıkla yapabileceklerini vurgulayan Hekimoğlu, Bölgenin ve Trabzon’un ekonomi üzerine önemli tespitlerde bulundu.

    Hekimoğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Celil Hekimoğlu, 2017 yılının güzel geçtiğini belirterek, “Türk otomotiv sanayi yüzde 20 artış gösterdi. İç piyasadaki işlerde durgun olsa bile Türkiye ihracatla ayakta duruyor. O yüzden 2017 yılı başaralı bir yıl oldu diyebilirim” ifadelerini kullandı.

    “2018 yılındaki bütün kapasitemizi satmış durumdayız”

    Şirket olarak 2018 yıl bütçelerinde yüzde 45 artış öngördüklerini vurgulayan Hekimoğlu, çok iyi bir planlama yaptıklarını söyledi. Hekimoğlu, “Biz Hekimoğlu Döküm olarak 2018 yılındaki bütün kapasitemizi satmış durumdayız. İhracatta çok büyük bir ivme var şu an, Avrupa’daki işlerimiz çok iyi. Daha çok yurt dışı pazarında çalıştığımız için Avrupa pazarında iyi bir durumdayız. 2018 yılı otomotiv sanayisi için fevkalade iyi geçeceğini düşünüyorum. Diğer sektörleri bilemiyorum ama otomotiv sektörünün en iyi yıllarından bir tanesi olacak. Yeni yatırımlar yaparak kapasiteyi arttırıyoruz. İç piyasada bir durgunluk bekliyorum ama ihracatta Türkiye iyi yıllarından birini yaşayacak“ dedi.

    “Türkiye yerli otomobili çok başaralı bir şekilde yapacaktır”

    Yerli otomobil konusunda ise Hekimoğlu, “Cumhurbaşkanımızın bu konuya çok ciddi bir desteği var. Büyük işadamlarını bir araya getirerek büyük bir şirket kuruldu. Bunun üzerinde gidiliyor. Bence hiç abartıldığı kadar zor bir iş değil. Zaten Türkiye’de otomobil yapılıyor. Türkiye’nin bu konuda çok ciddi bir altyapısı var. Çok rahatlıkla yapacağımız bir iştir. Ciddi bir tecrübemiz var. Biz sadece ufak araçta değil. Orta boy minibüs tarzı, kamyon ve Otobüs tarzı araçlarda da çok ciddi markalar Türkiye’de üretim yapıyor. Burada sadece bizim markamız olacak ve daha çok milli parça ile yapacağız. Bence çok geç kalınmış bir durum. İnanıyorum ki bu çok kısa zamanda devreye girecektir ve başarılı bir şekilde biz bunu yapabiliriz. Türkiye bunu çok rahatlıkla aşabilir, zaten bunu yapıyor. Türkiye, sadece kendi markasıyla yapmıyor. Başka markalar Türkiye’de bunu yapıyor. Çok rahat başaracağımıza eminim. Çünkü Türkiye’de otomotiv üzerine tecrübe var. Hiç zor olmayacaktır. Abartılmasına gerek yok. Bu irade bunu desteklediği sürece, dünya nezdinde Türkiye’nin çok güzel bir markası çıkar“ diye konuştu.

    “İhracatta Türkiye’de her şey oturdu”

    Hekimoğlu, Türkiye’de ihracatta her şeyin oturduğu belirterek, “Çok ciddi destekler verildi. Ben ihracatta olarak baktığım zaman hiç bir sorun yok diyebilirim. En büyük sorun ihracatta finansmandı geçmişte, şimdi ise Eximbank çok büyük destekleri var. O yüzden gözle görülüyor bir şey yok ama ufak tefek şeyler olabiliri ama bence her şey çok iyi gidiyor. Bu destekler sayesinde ihracatta artama başladı. İhracatımızın en büyük lokomotifi otomotiv sanayi oldu, bunda alınan önlemlerin büyük bir etkisi var” ifadelerini kullandı.

    “Biz işimizi yapmaya devam edeceğiz”

    Türkiye’nin dış dünya da yaşadığı gelişmelerle ilgili olarak ise Hekimoğlu, “Geçen yıl Almanya ile ülke olarak çok ciddi sıkıntılar yaşadık. Bu süreçten etkileniriz diye çok korktum. Sonuçta hiç bir şey olmadı. İş adamları siyasetçilerin yapmış olduğu çatışmaya uymadılar. İş hayatı devam etti ve bir sıkıntı olmadı. 2017 yılında ihracatımız yüzde 20 arttı. Demek ki biz işimizi yapmaya devam edeceğiz“ dedi.

    “Trabzon turizmden çok ekmek yiyebilir”

    Trabzon’un Sanayi devi Hekimoğlu Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Celil Hekimoğlu, Bölge ve Trabzon’un ekonomiden daha çok pay alabilmesi iç in önemli tespitlerde de bulundu. Trabzon’un daha çok inşaat ve turizm ile ayakta duran bir şehir olduğunu belirten Hekimoğlu, “Turizm iyi gidiyor. Özellikle Arap turistler şehrimiz için çok önemli. Bana göre Arap turistler diğer yabancı turistlere göre daha çok parça harcıyorlar. Çok güzel yatırımlar yapıldı ve bunu devam ettirmek lazım. Onlara daha iyi hizmet vermemiz lazım. Bunu en iyi şekilde yaparsak Trabzon bundan çok ekmek yiyecektir. Trabzon’da sanayiyi çok büyütemezsiniz, çünkü arazı sorunu var. Bana geçen sordular Trabzon’a otomobil fabrikası olmaz mı diye, olmaz dedim. Olmasını çok isterim, ben de yan sanayi olarak parça yaparım. Trabzon’da bir otomobil fabrikası için 3-5 bin dönümlük bir arazi lazım. Böyle bir yer yok. Ham maddede Trabzon’a çok uzak. O yüzden turizm ayağı çok önemli. İnşaat sanayisine baktığımız zamanda her yerin dolduğunu söyleyebiliriz. Trabzon turizmde çok çok iyi yerlere gelebilir” şeklinde konuştu.

    ‘Yatırım Adası’nda mutlaka bir liman olmalı”

    Trabzon’un Arsin ilçesi sahili üzerinde kurulacak “Doğu Karadeniz Endüstri ve Yatırım Adası” ile ilgili düşüncelerini de açıklayan Hekimoğlu, şunları söyledi:

    “Bu proje Trabzon için çok büyük bir nimet. Orada çok ciddi anlamda sanayi yapılanması olacaktır. Bizimde orada bir yer talebimiz var. 200 dönümlük bir arazi bize verilir ise çok güzel bir yatırım yapmak istiyoruz. Sanayide bir tarafımızda olması lazım ama Trabzon’un bel kemiği Turizm olması lazım. Yatırım adasının önünde mutlaka bir liman olması gerekiyor. Liman olmadan bir şey olmaz. Biz bugün Trabzon ihracat yapıyorsak liman sayesinde yapıyoruz. Kara ile ihracat olma şansı yok. Ben buradan Avusturya’ya, Güney Afrika’ya, Amerika’ya mal yolluyorum. Mutlaka yatırım adasında bir liman olmalı. 3 Bin dönümlük sanayi adasında çok yuğun bir elektrik ihtiyacı olacaktır. Oraya çok ciddi bir elektrik altyapısı yapılması lazım. Dolguya başladığın gün elektrik altyapısına da başlamak lazım. Bunlar yapılırsa Trabzon sanayide büyük bir hamle yapar.“

  • Maliye Bakanı Ağbal: “Yüzde 5 civarında bir büyümeyi rahatlıkla sağlayacağız”

    Maliye Bakanı Naci Ağbal, “Özellikle enflasyona sebep olabilecek herhangi bir vergi artışını önümüzdeki dönemde yapmayacağız.”dedi.

    Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin (TİM) düzenlediği ’Genişletilmiş Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda konuşan Maliye Bakanı Naci Ağbal, vergi reformu; büyüme hedefleri, inovasyon ve enflasyonun tek haneye indirilmesi ile alakalı önemli açıklamalarda bulundu.

    Katma Değer Vergisi (KDV) kanunundan herkesin şikayetçi olduğunu ve bu sorun ile ilgili reformlar yaptıklarını dile getiren Bakan Naci Ağbal, “Katma değer vergisi (KDV) ile Türkiye 1985 yılında tanıştı. Dolayısıyla yaklaşık 32 yıllık uygulaması olan bir kanun birçok ülkenin özellikle dolaylı vergiler alanında modern bir vergileme sistemine geçmek amacıyla uygulamaya geldiği bir vergi. Dolayısıyla KDV, Türk Vergi Sistemi açısından doğru bir tercih. Bugüne kadarda hem vergi hasılası bakımından hem de oluşturduğu değer bakımından hem ekonomimize yön verdi hem de kamu maliyesine önemli bir gelir kaynağı oldu. Göreve başladıktan sonra Türk vergi sistemiyle ilgili genel sorunları sizlerden dinlemek amacıyla birçok yerde toplantılar yaptık. Herkes KDV’den şikayetçiydi. Sanayi odası başkanlarımız var burada, sanayi odalarına gittik herkes KDV’den şikayetçi. Ticaret odalarına gittim aynısı. Türkiye’nin dört bir tarafında KDV kanunundan büyük şikayetler var. Mevcut sistem büyük bir bürokrasiyi içeriyor. Karmaşık bir sistem aslında KDV tüketimi vergilendiren bir vergi olması gerekir ama uygulandığı şekliyle kanunun yapısı itibariyle bakıldığında tüketimi değil üretimi, yatırımı, işletmeleri ve ihracatı vergilendiren bir vergiye dönüşmüş. Ciddi anlamda işletmelerimizin mevcut sistem dolayısıyla devlette birikmiş ciddi alacakları var. Yani biz size bayağı da borçluyuz çalışmalar sırasında onu da gördük. 140 milyar lirayı aşan bir KDV alacağı reel sektörün devletten var. Sistem zaman içerisinde gittikçe karmaşıklaşmış, oran yapıları farklı farklı oranlar ve bu oranların meydana getirdiği kayıt dışılık, piyasadaki rekabeti bozucu etkileri. Yani KDV’den memnunum diyen bir Allah’ın kulu görmedim, herkes şikayetçi, biz de şikayetçiyiz. Bizde kendi açımızdan baktığımız zaman para da toplayamıyoruz. Az sayıda firmadan KDV topluyoruz. Milyonun üzerindeki işletme hemen hemen neredeyse hiç KDV ödemiyor. Demek ki sistemde ciddi yapısal sorunlar var. Sistem bu haliyle sürdürülebilir değil sistem bu haliyle yatırımın, üretimin hatta istihdamın ve ihracatın önünde engel oluşturuyor. Özellikle de mevcut KDV sistemi yerli üretimin aleyhine çalışıyor. Yani ithalat yapmak daha cazip. Bir ihracatçı ihraç yapacağı malın bir kısmını içeriden mi alsın dışarıdan mı getirsin? Dışarıdan getirmek mevcut KDV sistemine göre daha karlı. Dolayısıyla bütün bunları gördüğümüz noktada dedik ki 32 yıllık bir kanunun artık reforma tabi tutulma zamanı gelmiş. Bunu nasıl yapacağız? bunu biz mi yapacağız? kim dertliyse derdi üzerinde taşıyana bunu sormamız gerekir dedik ve burada bütün Sivil Toplum Örgütlerine çağrıda bulunduk. Dedik ki; evet bu ifade edilen görüşlere hak veriyoruz, bir KDV reformu yapmak çok önemli ve ivedi ama bu konuda bakanlık olarak tek başımıza bu işin üstesinden gelemeyiz. Eğer iyi iş yapacaksak, doğru iş yapacaksak sizlerle istişare ederek bunları yaparız dedik ve birçok Sivil Toplum Örgütünden de bu konuda son derece olumlu geri dönüşler aldık” diye konuştu.

    “Türkiye yüzde 5 civarında bir büyümeyi rahatlıkla sağlayacak”

    Son bir buçuk yılda çok zorlu bir dönem geçirdiklerini fakat bunun üstesinden gelerek göstergelerin Ocak ayından itibaren olumlu bir seviyeye ulaştığını belirten Bakan Ağbal, “Son bir buçuk yılı gözümüzün önünden geçirdiğimiz zaman çok zorlu bir dönem geçirdik. 2016 yılı herkes için olağanüstü olayların meydana geldiği; bir taraftan ekonomide sıkıntıların olduğu bir taraftan jeopolitik etrafımızdaki ülkelerde ciddi sıkıntılar oldu. Terör belaları geldi. İçeride alçak 15 Temmuz Darbe Girişiminin olağanüstü etkileri oldu. Gerçekten Türkiye çok olağanüstü bir dönemden geçti ve Türkiye’yi ileriye taşıyacak bir anayasal reform da bu süreçte 16 Nisan’da yapıldı. Ama son bir buçuk yıl her bakımdan zorlu bir yıl oldu. Ben hatırlıyorum Kasım-Aralık aylarında moraller o kadar iyi değildi. Yani biraz olumsuz bir beklenti vardı. Sıkıntılar vardı. Açıkçası hükümet olarak bir bunlarla ilgili neler yapabiliriz diye gece gündüz çalıştık. Burada bütün politika araçlarını kullanarak ekonomide canlanmayı gündeme getirecek bütün tedbirleri alabiliriz diye çok önemli çalışmalar yaptık ve kararlar aldık. Ve bugün görüyorum ki Allah’a şükürler olsun 2017 yılının Ocak ayından itibaren ekonomide birçok gösterge arka arkaya olumlu gelmeye başladı. Moraller düzeldi. Ben morallerde bir bozukluk görmüyorum. Herkesin morali iyiyse sorun yok demektir. İhracatçımızın morali iyi mi? Daha da iyi olacak çünkü bu sene Allah’ın izniyle sizlere güveniyoruz. Rakamlar onu gösteriyor. Bu sene 2017 yılında yüzde 5 civarında bir büyüme yakalayacağımızı öngörüyoruz. Yani ortaya çıkan rakamlar ileriye dönük beklentilerde Türkiye yüzde 5 civarında bir büyümeyi rahatlıkla sağlayacak. Ama bu büyümeye bu sene ihracattan çok önemli bir katkı gelecek. Bu bizi sevindiriyor çünkü bir büyüme hikâyesinde büyümenin sadece oranı tek başına yeterli değil iki şey daha önemli; bir büyümenin kalitesi, iki büyümenin sürdürülebilirliği yani bir oran yakalarsınız bir yıl yüzde 8, ertesi yıl onu sürdüremezsiniz. Olmadı, bir başka şey yüzde 7 büyürsünüz ama tamamen tüketime dayalı bir büyüme olur. Onu da kaliteli bir büyüme olarak addedemeyiz. Onun için hükümet olarak Türkiye’nin yüksek büyüme oranlarına ihtiyacı var. Artan iş gücü yine ekonominin ihtiyaçlarına göre yüzde 5 ile 6 civarında en asgari büyümemiz lazım. Bu büyümeyi de daha çok yatırım üretim ve ihracata dayandırmamız lazım ve burada da bunun sürdürülebilir olması lazım. Bunu belirleyen birçok faktör var ama şuanda 2017 yılına baktığımız zaman ihracat çok ciddi anlamda buna katkı verecek bu da bizi sevindiriyor. O açıdan ilk çeyrekte ortaya çıkan verilere göre ihracat gayet güzel gidiyor. Önümüzdeki aylar için beklentilerimiz son derece önemli. Orta vadeli programda öngördüğümüz ihracat hedefini yakalayabileceğimizi görüyoruz. Onu aşabileceğimizi de görüyoruz bu açıdan bizim için sevindirici” ifadelerini kullandı.

    “Enflasyona sebep olabilecek herhangi bir vergi artışını önümüzdeki dönemde yapmayacağız”

    Hedeflerinin enflasyonu tek haneli ve sürdürülebilir bir seviyeye çekmek olduğunu ifade eden Bakan Naci Ağbal, “Bu sene bizim küresel dış konjonktür finansal piyasalar kanalı lehimize çalışıyor. Bizim bu sene mutlaka ve mutlaka küresel konjonktürdeki bu iyileşmeyi sonuna kadar kullanıp yapacağımız çalışmalarda bu imkanı kullanmamız lazım. Yani 2018’de finansal piyasalardaki koşullar nasıl olur belki ileriye doğru gittikçe belirsizlik artıyor ama yakın vadede yılsonuna kadar olan bir vadede finansal piyasalar ilişkin özellikle ABD Merkez Bankası olsun, Avrupa Merkez Bankası’nın kararları olsun burada beklentiler gelişmekte olan piyasaların lehine. Dolayısıyla bu koşulları da kendi açımızdan mutlaka iyi bir şekilde kullanmamız gerekiyor. Benim gördüğüm şuanda birkaç tane önemli konu var; enflasyon. Bizim ne yapıp edip enflasyonu tek haneli düşük seviyelere getirmemiz lazım. Enflasyonun büyüme üzerinde, ekonomik öngörüler üzerinde ve birçok bakımdan yatırım üretim üzerinde ne kadar olumsuz etkisi olduğunu doksanlı yıllardan biliyoruz. Şu anda Merkez Bankamız çok kararlı bir şekilde enflasyonun tek haneli sürdürülebilir seviyelere gelene kadar sıkı para politikasına devam etme kararı içerisinde. Burada bir kararlılık görüyoruz. Maliye politikası kanalından biz para politikasına destek vermeye devam edeceğiz. Özellikle enflasyona sebep olabilecek herhangi bir vergi artışını önümüzdeki dönemde yapmayacağız. Yani dolaylı vergiler üzerinden fiyat ayarlamalarına neden olacak ve bu yolla enflasyonu yukarıya çekecek bir verisel düzenlememiz olmayacak. Bunu son derece önemsiyoruz” dedi.

    “Artık rekabet emekte değil, esas rekabet inovasyonda ve Ar-Ge’de”

    Ucuz iş gücü ile büyümeyi öngören ülkelerin uzun vadede kazanamayacağını, asıl kurtuluşun inovasyon ve Ar-Ge ile elde edileceğini vurgulayan Ağbal, “Türkiye’nin kurtuluşu inovasyonda, Ar-Ge’de. Bu konuda ciddi düzenlemeler yaptık ama hala yapmamız gereken işler var. Artık rekabet emekte değil. Ucuz iş gücüyle rekabet eden ülke uzun vadede kazanamaz. Bir süre o ülkede de emek arzı kısıtlanır ve fiyatlar yukarı gider. Esas rekabet inovasyonda. Geçen gün bir yerde güzel bir yazı okudum; çok güzel bir şey söylüyor. Bir ülkede teknolojik devrim geçmiş trendlere bakıldığında en az 50 yıl sürüyor. Şu anda 20’inci yüzyılın son on yılında başlayan yeni teknolojik devrim dönemi var. Şu anda biz onun yaklaşık 10-15’inci yıllar içerisindeyiz. 50 yıldan bahsediyorlar ve şunu söylüyorlar; önümüzdeki dönemde teknolojide şu son 10-15 yılda gördüğümüz devrimlerin veya değişikliklerin çok daha ilerisi, çok daha farklısı çok daha farklı boyutlarda teknolojik devrimler bizi bekliyor. Hangi ülke teknolojide çığır açıp bu buluşları bu adımları atarsa o ülke küresel rekabet liginde üst sıralara çıkacak. Türkiye olarak sahip olduğumuz genç nüfusla, bu enerjimizle yapmamız gereken şey inovasyon ve Ar-Ge’ye önem vermek olacak” diye konuştu.

  • Artık Kardiyopulmoner ve Rehabilitasyon Ünitesi ile hastalar rahatlıkla aktivite yapabilecek

    Kalp ve kronik göğüs hastaları, Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi bünyesinde bulunan Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi’nin sunduğu gelişmiş hizmetlerle sağlıklı kardiyorespiratuvar destekli solunum egzersizi ve aktivitesi yapabilecek.

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı altında 2014 yılı Ağustos ayında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ilk olma özelliği ile dünya standartlarına paralel olarak kurulan ve hizmete giren Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi, hizmet yelpazesini genişleterek hastalara gelişmiş kardiyopulmoner rehabilitasyon hizmeti sunmaya devam ediyor. Kalp, damar ve göğüs hastalarının maksimal fiziksel, psikolojik ve fonksiyonel kapasiteye ulaştırılması amacı ile uygulanan işlemleri sağlayan Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi’nde her hastanın bireysel egzersiz kapasitesi ve riskleri saptanarak, elde edilen verilerden her hastaya ayrı ayrı bireysel solunum egzersiz reçetesi çiziliyor. Çizilen solunum egzersiz reçetesi yine bu sistemlerde uygulanarak hastalar kardiyopulmoner rehabilitasyon programına alınıyor.

    Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Uygulanan Hastalar

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Finn Rasmussen ve Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi Sorumlusu Uzm. Fzt. Şahveren Çakartaş, Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Ünitesi’nde sunulan hizmetlerden hem ilgili alandaki klinik doktorlarının hem de hastalarının faydalanmakta olduğunu söyleyerek ünitede sunulan hizmetleri anlattılar. Prof. Dr. Finn Rasmussen, kardiyopulmoner hastalık risk faktörlerine sahip bireylerin (ileri yaş, obezite, hipertansiyon, hiperlipidemi, diabetes mellitus, sigara içimi, sedanter yaşam, menopoz), kronik obstrüktif akciğer hastalığı, bronşial astım, kistik fibrozis, intertisyal akciğer hastalıkları, bronşektazi, göğüs duvarı hastalıkları ve uykuda solunum bozuklukları, nöromusküler hastalıklar ve kanser hastalığı olan kişilerin, geriatrik (yaşlı-75 ve üstü) bireylerin, stabil angina pektoris, miyokard infarktüsü, revaskülarizasyon uygulamaları geçirmiş kişilerin, tanısı konmuş ve efor kapasitesini sınırlayan diğer kardiak hastalıklara sahip bireyler ile akciğer, kalp ve abdominal cerrahi uygulanan kişilerin yararlanabileceğini söyledi. Prof. Dr. Finn Rasmussen, “Yenilikçi programlarla hastaların hızla iyileşmesini sağlayacak projeler geliştirmek istiyoruz” diyerek belirtilen hastalıklara yönelik özel kardiyopulmoner rehabilitasyon programı hazırlanıp uygulamakta olduğunu söyledi. Rasmussen, “Söz konusu programlar oluşturulurken uluslararası standartları göz önüne alıyor ve sürekli gelişmeleri takip ederek en iyi, en yeni uygulamaları dünya ile aynı anda uygulamaya koymak için yenilikçi projeler üzerinde çalışıyoruz. Bu projeler ile dünya standartlarına da katkı sağlamayı istiyoruz. Aynı zamanda hastaların iyileşme sürecini hızlandıracak yeni uygulamalara da yer veriyoruz” dedi.

    “Hastalar İhtiyaçlarına Göre Solunum Terapisi ve Kardiyopulmoner Egersiz Programları Konusunda Bilgilendiriliyor”

    Kardiyopumoner Rehabilitasyon Ünitesi Sorumlusu Uzm. Fzt. Şahveren Çakartaş ise, kardiyopulmoner rehabilitasyon programına dahil edilen hastaların uygulama öncesi ilgili alan doktoru (örneğin göğüs hastalıkları uzmanı, kalp damar cerrahisi uzmanı, kardiyoloji uzmanı, vs) tarafından değerlendirilerek, tedavi süresi boyunca işbirliği içerisinde çalıştıklarını dile getirdi. Uzm. Fzt. Çakartaş, “Hastalar detaylı bir şekilde değerlendirildikten sonra ihtiyaçlarına göre; kardiyorespiratuar sistem, risk faktörleri, testler, ilaçlar ve diet konusunda bilgilendirme, stres azaltma ve gevşeme teknikleri, egzersizlerin yararları konusunda bilgilendirme, bronşial drenaj teknikleri, havayolu temizlemesine yardımcı aletlerin eğitimi, solunum egzersizleri, orofarengeal egzersizler, gevşeme teknikleri, nefes darlığı ile başa çıkma teknikleri, günlük yaşam aktiviteleri sırasında enerji koruma teknikleri uygulamaları yapılıyor” diye konuştu.

    Uzm. Fzt. Şahveren Çakartaş, programın hastaların ihtiyaçlarına göre bireysel veya grup olarak multidisipliner ekip ile düzenlenmekte olduğunun altını çizdi.

    Yeni Solunum Rehabilitasyon Programları Geliştirildi

    YDÜ Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Finn Rasmussen ile Kardiyopulmoner Rehabilitasyon Programı alanında uzmanlığını tamamlamış ve halen bu alanda doktora eğitimine devam etmekte olan Uzman Fizyoterapist Şahveren Çakartaş’ın yürütücülüğünü yaptıkları ve YDÜ Center of Exelence Araştırma Fonu tarafından desteklenen projede by-pass ameliyatı geçiren hastalarda iyileşme sürecini hem hızlandırmak hem de bu süreçteki hasta konforunu arttırmak amacı ile yeni bir kardiyopulmoner rehabilitasyon programı geliştirildi. Dünya standartlarına katkıda bulunarak yeni yaklaşımlar ve uygulamalar ilave etmeyi amaçlayan projeye Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlhan Sanisoğlu ile Yrd. Doç. Dr. Barçın Özcem ve Yrd. Doç. Dr. Özlem Balcıoğlu katkı koydu.

  • Başkan Bakıcı: “thk İş Bulmayı Rahatlıkla Sağlayan Üniversitemiz”

    Türk Hava Kurumu (THK) Üniversitesi İzmir Havacılık Meslek Yüksekokulu’nun bilgilendirme ve oryantasyon toplantısı Selçuk Belediyesi Tiyatro Salonu’nda yapıldı.

    Türk Hava Kurumu (THK) Üniversitesi İzmir Havacılık Meslek Yüksekokulu’nun bilgilendirme ve oryantasyon toplantısına okula yeni başlayan öğrencilerde ilgi gösterdi. Selçuk Belediyesi Tiyatro Salonu’nda toplantının açılış konuşmasını ise THK Üniversitesi İzmir Havacılık Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. İbrahim Gönen yaptı. Gönen, Selçuk Kaymakamlığı ve Selçuk Belediyesi ile birlikte THK İzmir Havacılık Meslek Yüksek Okulu olarak çok güzel projelere imza attıklarını kaydetti. Gönen, “Bugüne kadar üniversite olmanın gereklerini yerine getirebildiğimiz projeler gerçekleştirdik. Ortaya çıkan projeler öğrencilerimizin kişisel gelişimine katkı koyan projeler olmanın yanı sıra Selçuk ve Selçuk halkını içine alan projeler oldu. Ben bizlere sundukları maddi ve manevi katkılarından dolayı Başkan Bakıcı ve sayın kaymakamımıza teşekkür ederim” dedi.

    Toplantıda konuşan Selçuk Belediye Başkanı Dr. Dahi Zeynel Bakıcı da, THK Üniversitesi İzmir Havacılık Meslek Yüksekokulu’na başlayan öğrencilerin önemine değindi. Öğrencilere seslenen Başkan Bakıcı, “İlçemize hoş geldiniz diyorum. Önünüzde yeni bir hayat, yeni bir başlangıç var diyebiliriz. Üniversiteli oldunuz. Önemli bir süreç yaşıyorsunuz. Yaptığınız tercihler sonucunda THK Üniversitesi İzmir Meslek Yüksek Okulu’nda Uçak Teknolojileri veya Kabin Hizmetleri Programları’nda başladınız. Hayırlısı olsun. Hem okul olarak, hem de ilçe olarak doğru bir tercih yaptığınızı düşünüyorum” dedi.

    THK Üniversitesi’nin üniversiteler arasında iyi bir yerde olduğunu belirten Başkan Bakıcı, “THK diğer üniversitelere de nazaran iş bulmayı çok daha rahatlıkla sağlayan bir üniversitemiz. Bu bir avantaj olarak karşınıza çıkıyor. Bunun da sizler tarafından iyi değerlendirileceğini düşünüyorum” diye konuştu.