Etiket: Rahatlatan

  • (Özel Haber) Vali Toprak’tan İzmirlileri Rahatlatan Terör Açıklaması

    İzmir Valisi Mustafa Toprak, vatandaşların terör olaylarından dolayı korkuya kapılmamaları, günlük normal yaşantılarına devam etmeleri ve eve kapanmamaları gerektiğini belirterek, “İlimizdeki tüm metrolar, İZBAN hatları, otogarlar, alışveriş merkezleri, yoğun alışverişlerin yapıldığı merkezi noktalar, iskelelerde her alanda mutlak dikkatimizi gerek teknolojik, gerekse sivil ya da resmi görevlilerle koordine ederek önlemlerimizi aldık” dedi.

    İzmir Valisi Mustafa Toprak, küresel olarak artan terör olaylarının dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’ye de mevcut güvenlik tedbirlerini artırdığına dikkat çekerek, İhlas Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. Terörizmin asıl amacının insanlara korku ve panik salmak olduğunu belirten Vali Toprak, insanların yoğun olarak bulundukları her yerde gerekli tedbirleri aldıklarını belirterek, “Terör faaliyetleriyle yapılmak istenen insanlar arasında panik, endişe ve yılgınlık yaratarak, insanları gelecekten endişeye sevk eden bir düşünce içerisine sokarak, bir karmaşa ve kargaşa yaratmaktır. Onun için asla ve asla bu paniğe, endişeye kapılmadan, biz tedbirleri alınmış bir noktada normal hayatın, yaşamın bir parçası olarak her bir noktaya katılmaya devam etmeliyiz. Eğer ki bu noktada geri durursak o zaman terör insanları eve, kapalı noktalara yönlendirir ki, kapatır ki bu terör örgütlerinin ve terörizmin getirmek istediği noktadır. Bu handikaba düşmemek lazım. Bunun karşısında da devletimizin tüm imkanlarını seferber ederek kararlılıkla terörün üstüne, terör faaliyetlerini doğuran noktalara gitmesi gerekiyor ki gidiyor, bu çok önemli” dedi.

    “EVE HAPSOLMA ANLAYIŞINDAN VAZGEÇEBİLMELİYİZ”

    İzmir’de de vatandaşların güvenliği için önemli tedbirler aldıklarını ifade eden Vali Toprak, “Biz ilimizdeki tüm metrolar, İZBAN hatları, otogarlar, alışveriş merkezleri (AVM), yoğun alışverişlerin yapıldığı merkezi noktalar, iskeleler vesaire bu bağlamda insanlarımızı yaşamın bir parçası haline endişe etmeden, korkmadan, o hayatın bir parçası haline getirecek alanlarda mutlak dikkatimizi gerek teknolojik aletlerle, gerekse sivil ya da resmi görevlilerle ya da özel güvenliklerle onları koordine ederek, dikkatimizi bu işe mutlak suretle yönlendirmiş vaziyetteyiz. Onun için endişe ve korku olmadan, paniğe kapılmadan, yılgınlığa varmadan biz yaşamın parçası halinde devam etmeliyiz. Terörizmin ve teröristlerin getirmek istediği noktaya eve hapsolma, kapalı noktaya hapsolma anlayışından vazgeçebilmeliyiz. Ama bunun karşılığında da Türkiye Cumhuriyeti devletimizin güvenlik birimleri olarak bu noktada üzerimize düşen ve o vatandaşlarımızın endişesini, paniğini ve oluşabilecek olumsuz algıyı da yönetebilecek noktada görevimizi tüm güvenlik birimleriyle ve diğer dinamiklerle yapmaya gayret ettiğimizi ve bu gayretin mutlak dikkat içerisinde yürüdüğünü ifade etmek istiyorum” diye konuştu.

    “HİÇ OLMADIĞI KADAR MÜCADELE EDİYORUZ”

    Bir küresel terör tehdidinin insanları endişeye sevk ettiğini söyleyen Vali Toprak, sözlerine şöyle devam etti:

    “Şüphesiz ki meydana gelen terör hareketleri insanlarda bir endişe, panik algılamasına yol açabiliyor. İnsanız can ama bu manada ülkemiz, devletimiz, kurumlarımız, güvenlik birimlerimiz hepimiz herhangi bir terör hadisesinin oluşmaması ya da böyle bir hain niyeti olanların önceden istihbarat yoluyla bertaraf edilmesi adına her türlü imkanı seferber ediyoruz. Bir küresel terör tehdidi var. En son Belçika’da ve daha önceden değişik ülkelerde de meydana geldi. Önemli olan bu gibi terör hadiselerinin karşısında ülkelerin kararlılığını ortaya koyması ve ‘bana dokunmayan terör örgütüne ben dokunmam’ anlayışının ortadan kaldırılmasıdır. Bu manada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, birliğine, varlığına yönelmiş tüm terör tehditlerin karşısında bugün ülkemizin her bir güvenlik birliği de dahil olmak üzere otoriteleri hiç olmadığı kadar kararlılık içerisinde mücadele azmini ve faaliyetini yürütüyor. Bu sevindirici bir gelişme.”

  • İstanbulluları Rahatlatan Deprem Açıklaması

    İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, bilimsel araştırmalara göre İstanbul’da olası bir depremin 2045 yılında, en geç ise 2075 ya da 2150 yılında olacağını söyledi.

    Karabük Üniversitesi ve AFAD Karabük İl Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve 4 Mart’a kadar sürecek olan ’Uluslararası Doğal Afetler ve Afet Yönetimi Sempozyumu’ başladı. Sempozyumun ilk gününde konuşmacı olarak katılan İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, Türkiye’nin birinci derece deprem ülkesi olmadığını, aksine ülkenin yüzde 92’sinin deprem bölgesi dışında kaldığını kaydetti.

    Depremin kentsel dönüşümün en büyük ayağı olmadığını belirten Ercan, “Türkiye’de bir deprem olmasa da kentsel dönüşüm yapmak gerekir. Deprem yitimlerinde 115 yılda yıkılan toplam konut sayısı 525 bin. Ortalama büyük bir depremde yıkılan konut sayısı 4 bin 700. Son Gölcük depreminde bir kişinin ölmesi Türkiye Cumhuriyetine çıkarı 1 milyon 250 bin dolar. Yapay olayların sonucu doğal olaylardan daha büyük olabilir. Türkiye’de bir yılda yollarda, araçlarda ölüm yaklaşık 10 bin kişi, bir yıldaki depremcil ölümler ise bin kişi. Yollardaki araçlarda yaralı sayısı 200 bin kişi iken depremde yaralı sayısı 3 bin kişi. Doğal olaylar sandığımız gibi yapay olaylardan daha büyük sonuçlar değil. Doğal olayların denetimini yapamıyoruz ama yapay olaylara da çok önem vermemiz gerekiyor” dedi.

    “TÜRKİYE BİRİNCİ DERECE DEPREM ÜLKESİ DEĞİLDİR”

    Prof. Dr. Ercan, “Depremin bir yasası vardır ve bu değişmez. Bir yerde belli büyüklükte doğal bir olay olmuşsa o yerde gelecekte o büyüklükte en az bir deprem olacaktır. 1999 depremi 7.5 olarak Gölcük’te olmuşsa, gelecekte o bölgede 7.5 büyüklüğünde bir deprem olacaktır. Bu değişmez bir kuraldır. 1900 ile 2016 arasında olan 4’ten daha büyük olan depremlerin sayısı Türkiye’de 10 bin 900’dür. Dünya üzerinde her yıl 3.5 milyon deprem olur ve bunların yüzde 3’ü de Türkiye’ye düşer. Ancak Türkiye birinci derece deprem ülkesi değildir. Türkiye’de 8’den daha büyük depremler olmaz. Türkiye’nin en büyük depremi 1939 yılında Erzincan’da olan 7.9’dur. Türkiye’de daha büyük deprem olmamıştır. 9 olur 8.5 olur demek desteksiz atmaktır” diye konuştu.

    “İSTANBUL’UN BÜYÜK KISMI GAYET SAĞLAM”

    Harita üzerinden Türkiye’nin depremde etkilenme alanlarını da gösteren Prof. Dr. Ercan, “Türkiye’nin yüzde 92’si deprem bölgesi değil. Türkiye’nin çok az bir bölümü deprem bölgesidir. Sadece kırıkların geçtiği yerler deprem bölgesidir. Türkiye’de deprem bölgelerinin oranı yüzde 70’in daha altındadır. Türkiye’nin en güvenli alanları İstanbul ve Kocaeli’nin dahi kuzey tarafları oldukça güvenlidir. Bunun yanı sıra Doğu, Orta ve Batı Karadeniz kısımları Türkiye’nin deprem açısından en güvenli yerlerdir. İstanbul’da sadece kıyı kısımları etki alanında. İstanbul’un büyük kısmı gayet sağlam. Hani İstanbul’da yerle gök birleşecekti. Bu doğru değil. İstanbul’daki yıkılabilecek yapı sayısı, 7.5 büyüklüğünde bir deprem olsa bile yüzde bir veya 2’yi geçmez. Gölcük gibi İstanbul içinden bir kırık geçmiyor, daha çok ötesinden geçiyor. Kızılca kıyamet olacak olaylar abartı ve bilim dışı oluyor. İstanbul’da deprem için hiçbir şey yapılmadı demek gerçekten çok acımazsızlık. İstanbul’un jeolojik haritası çıktı” dedi.

    “İSTANBUL’DA EN ERKEN DEPREM 2045”

    İstanbul’da depremin nerede olacağının da belli olduğunu anlatan Ercan, “İstanbul’da Marmara’da o kadar çok çalışma yapıldı adeta kanaviçe gibi örüldü. Bunun için bizim Fransız, İngiliz gemilerini getirip fiyaka atmaya gerek yok. Çünkü Marmara’nın bütün gizliliklerinin hepsi onlara gitti. İnsanın bir gizliliği olur. Bizim şuanda tam donanımlı aletlerimiz var. Deprem araştırıyoruz diye Türkiye’nin bütün bilgileri yurt dışına gitti. Depremcikleri biz günü gününe dinliyoruz. Hiç İstanbul içinden kırık geçmiyor. Büyük İstanbul depremi deniliyor nerede? Marmara depremi var. Bir tanesi Küçükçekmece’de olacak 6.3 ile 6.7 arasında. 8-9 arası olur mu? Asla olmaz. 7.5 ve daha büyük olacak diyorlar, asla. Bunu diyen varsa gelsin burada kanıtlasın. Deprem oluşum sırası ile depremlerin oluş yılları arasında doğrusal bir ilişki gördük. Bu doğrusal ilişkiye göre, hiç şaşmamış. Ancak beklenen zamanlardan daha geç zamanlarda deprem olmuş, beklenen zamanlardan önce hiç olmamış. Bugün Marmara 17. depremini bekliyor. Baktığımızda 2045 çıkıyor. 2030 yılında olabilir mi? Olamaz. Hiçbir zaman erken olmamış. Olası yıl 2075’e doğru. Gecikebilir, hatta 2150 yılına kadar gidebilir. Bilimsel olmayan olayları çok önemsememiz lazım” diye konuştu.

    Prof. Dr. Ahmet Ercan, ayrıca İstanbul’da 1 milyon 600 bin yapının yüzde 50’sinin yapılaşma izninin, yüzde 70’inin oturma izninin, yüzde 90’ının ise kullanılan gereçlerin uygun olmadığını kaydetti.

    KBÜ Hamit Çepni Konferans Salonu’nda başlayan sempozyuma, Karabük Valisi Orhan Alimoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Ceylan, Düzce Üniversitesi Rektörü Porf. Dr. Nigar Demircan Çakır, Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Refik Polat ile bilim adamları ve öğrenciler katıldı.

  • Esnafı Rahatlatan Söz

    Manisa Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (MESOB) Başkanı Hasan Geriter, Manisa’da son yıllarda hızla artış gösteren seyyar satıcılar nedeniyle esnafın şikayetlerinin arttığını ve bu konuda yaptıkları girişimler sonucunda Şehzadeler Belediye Başkanı Ömer Faruk Çelik’ten seyyarla mücadele konusunda söz aldıklarını açıkladı.

    MESOB Başkanı Hasan Geriter, her türlü yasal yükümlülüğü yerine getirerek kısıtlı sermayesi ile ayakta durmaya çalışan esnaf ve sanatkarların son günlerde seyyar satıcılara dönük yapmış oldukları şikayetlerin büyük ölçüde arttığını söyledi. Hemen her dönem kayıt dışı olarak faaliyet gösteren ve esnafın her geçen gün biraz daha azalan kazançlarına göz diken seyyar satıcılarla mücadele konusunda çalışmalarının devam ettiğini belirten Geriter, “Son olarak Şehzadeler Belediye Başkanımız Sayın Ömer Çelik’le yaptığımız görüşmede; yaptığımız yazılı müracaatlardan da bilgisinin olduğunu ifade etmiş ve bundan böyle haksız kazanç elde etmeye çalışan seyyar satıcılara müsaade edilmeyeceğini belirtmiştir. Seyyar satıcılarla Belediye görevlilerimizin yapacağı bu mücadele sırasında, halkımızın ve esnaf ve sanatkarlarımızın destek vermesi bu mücadelede son derece önemlidir. Mücadelenin daha kısa sürede ve daha etkili olması için Belediyelerimizin Zabıta Müdürlüklerine bilgi verilmesi ve daha sonrada takip edilmesi gerekmektedir. Ayrıca tüm halkımızın, alışveriş yaptıkları satıcıların, kayıtlı ve devlete karşı yükümlülüklerini yerine getirip getirmediklerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Öncellikle kendi sağlıkları ve yaşanacak olası mağduriyetlerde haklarını arayabilmeleri için bu son derece önemlidir.” dedi.

    “ÖZEL GÜNLERDE SERGİ-STANT- KERMES İSTEMİYORUZ”

    Yıl içinde her türlü hava şartlarında hizmet veren esnaf ve sanatkarların, şenlik, festival ve Ramazan etkinlikleri gibi organizasyonları iple çektiklerine dikkat çeken Geriter, “Esnafımız, yıl içinde her türlü seyyar ve kayıt dışı ile mücadele edip haksız rekabetle baş etmeye çalışarak hizmet verirken özel günleri beklemekte ve buna kendini hazırlamaktadır. Ancak şehrin orta yerlerine kurulan sergi, stant ve kermesler esnafımızın bu beklentisini boşa çıkarmakta, Manisa dışından gelen kişilerin bu stantlarda sattıkları ürünlerle Manisa esnafının mağdur olmasına neden olmaktadır. Dünyanın hiçbir yerinde bu tür bir uygulama yoktur. Hayır amaçlı yapılacak kermeslerin hayır yapılacak kurumun bünyesinde ve kendi mahallinde, açılacak sergi ve stantlarında, şehrin dışında belirlenecek alanlarda yapılması, hatta hiç yapılmaması yönünde yetkililerden talepte bulunuyoruz. Bu taleplerimizi ilgili kuruluşlara yazılı olarak da ilettik.” şeklinde konuştu.