Etiket: Psikolojik

  • (Özel Haber) Suriyeli Ailelere Psikolojik Destek

    Kahramanmaraş’ta yaşayan Suriyeliler’e Şam İnsani Yardım Derneği tarafından başta çocuk psikolojisi olmak üzere birçok eğitim ve psikolojik destek veriliyor.

    Şam İnsani Yardım Derneği Başkanı Ammar Abdo, “Suriye’deki iç savaş nedeniyle Kahramanmaraş’a gelen ve çadır kente yerleştirilen Suriyeli ailelerin çocuklarının birçoğu hala savaş psikolojisinden çıkamadı” dedi.

    Çadır kentte yaşayan özellikle çocukların psikolojilerinin çok kötü durumda olduğunu kaydeden Abdo, “Derneğimize her gün 50 tane çocuk geliyor. Öncelikle burada bizler psikoloji dersi veriyoruz. Aynı zamanda çocukların annelerine de eğitimler veriyoruz. Kur’an öğrenimiyle ilgili bilgiler alıyorlar. Sonrasında bu eğitimi çocuklarına aktarıyorlar. Bizler de bu dernek sayesinde yeni çalışmalar yaparak Suriyeli vatandaşlara Türklerle birlikte çalışarak yardım ediyoruz. Dernekte ayrıca kadınlara yönelik de özellikle psikolojik destek konusunda çalışmalar var. Suriyeli psikologlar kadınlara seminerler veriyor. Bu seminerlerde ayrıca Türk adetleri, çalışma prensipleri, kültürleri anlatılıyor. Sağlıktan eğitime kadar her alanda yetimlere destek sağlamaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    Suriyeliler’in okuduğu okul sayısının 31 olduğunu söyleyen Abdo, “Resmi olarak 11 bin öğrencimiz bu okullarda okuyor. Resmi olmayan rakamlara göre ise 21 bin öğrenci eğitim görüyor. Çadır kentte 40 tane Kur’an öğretmenimiz ve bin 100 tane de çocuğumuz var. Ortalama olarak şehir merkezinde 75 bin Suriyeli var. Özel bir şirketimiz her çocuğa 50 dolar veriyordu, önümüzdeki şubat ayıyla birlikte her ailedeki çocuk başına 100 dolar verilecek” dedi.

  • Psikolojik Sorunlar, Cinsel Bozukluklara Yol Açıyor

    Aile ve Çift Terapisti Psikolog Naciye Tokaç, psikolojik sorunların cinsel bozukluklara yol açtığını söyledi.

    Tokaç yaptığı açıklamada, “Cinsellik toplumumuzda ayıp, yasak olarak görülen ve konuşmaktan kaçınılan bir durumdur. Konuşulmayan bu durum, ilk cinsel deneyimle karşılaşıldığında bireylerde kaygı ve korku duygusunu ortaya çıkarmakta ve çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Cinsellik derin bir doyum ve büyük bir yücelme duygusu yaratabilirken büyük ruhsal, duygusal ve fiziksel yaralar açma gücüne de sahiptir” dedi.

    “Cinsel doyum arama dürtüsü, açlık susuzluk kadar doğal bir dürtüdür. Öncelikle bu dürtünün normal olduğu bilinmeli ve karşılanma arzusunun olması doğaldır. Ancak önemli olan kişinin cinsel dürtüsünün farkında olması ve sağlıklı bir birliktelik ile cinsel faaliyet yürütmesi sağlıklı birey, aile ve toplumun oluşmasında yararlıdır” diyen Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Cinsel dürtünün normal olmasına rağmen birçok kişinin çoğunlukla çocukluk yaşantılarından başlayarak edindiği; cinsellik hakkında yanlış inanç, düşünce ve duygularının olduğu da gözlenmektedir. Bu yanlış bilinen inançlar çeşitli cinsel işlev bozukluklarına yol açmaktadır” diye konuştu.

    Uzman Psikolog Naciye Tokaç, bu bozuklukların başında, vajinismus (cinsel ilişkiye girememe), disparoni (ağrılı cinsel ilişki), orgazm olamama gibi sorunların geldiğini ifade ederek açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Vajinismus: Kadınlarda cinsel ilişkinin olduğu anatomik bölgeye vajen adı verilir. Vajinismus ise vajenin etrafındaki kasların istemsiz kasılarak cinsel birlikteliğin gerçekleşmesine izin vermemesidir. Aynı zamanda tüm vücutta bir kasılma, endişe, korku ve panik hali yaşanmaktadır. Kadın bacaklarını sıkıca kapatarak elleriyle eşini itmekte, istemsiz bir şekilde yani kadının kontrolü dışındaki bilinçdışı vajinal kasılmalar olmaktadır. Bu kasılmalar neticesinde cinsel birleşme gerçekleşememektedir.

    Disparoni (Ağrılı cinsel ilişki): Cinsel ilişkide birleşme anı geldiğinde vajen (vajina) girişinde veya daha derinlerde, kasık bölgesinde ağrı, acı, yanma, batma gibi hoşnutsuz, istem dışı bir durumun hissedilmesidir. Bu durum kadının cinsel ilişki sırasında duyduğu acı, hatta sonraki iki gün boyunca devam eden acı dolayısıyla cinsel isteğinin azalmasına yol açar ve kadın cinsel ilişkiye girmek istemez. Disparoni, birlikteliğin ilk anlarından itibaren olabileceği gibi daha sonradan da oluşabilir.

    Kadında Orgazm Bozukluğu (Anorgazmi): Fizyolojik olarak kadında orgazm olma; vajina ve klitorisin uyarılması ve duygunun klitoriste toplanması ile klitoris ve beyin arasında gerçekleşir. Özellikle cinsel bölgelerde hissedilen doyum duygusu tüm bedende hissedilir. Vajina yapısı sinirsel yapısı açısında oldukça zengin bir bölge olduğundan uyarılmaya uygundur. Yeterli uyarılma olduğu takdirde kadın orgazm olacaktır. Ancak yeterli süre ve uygunlukta uyarılma alamayan kadın orgazm olamayacaktır.

    Uyarılma aşamasında hissettiği tüm olumsuzluklar orgazm olup olamamayı etkiler. Uyarılmanın başlamasından cinsel birleşme de bulunma aşamasına kadar orgazm olamamaya orgazm bozukluğu denir.

    Kişinin partneriyle yaşadığı duygusal sorunlardan cinselliğin yaşandığı fiziksel koşullar, psikolojik sorunlar, kullanılan ilaçlar gibi birçok sebepler orgazm olma durumunu etkilemektedir.

    Cinsel bozukluklar birçok farklı sebeple yaşanmaktadır. Fizyolojik sebepler dışarıda bırakıldığında görülmektedir ki; cinsel bozuklukların çoğunda farklı ruhsal sorunlar etkili olmaktadır. Cinsel bozuklukların sebepleri arasında çoğunlukla çocukluk travmalarının başı çektiğini görmekteyiz. Taciz, tecavüz ve ensest gibi olumsuz deneyimlere maruz kalmış bireylerin zihinlerindeki cinsellikle ilgili bilgi yanlış işlenerek daha olumsuz cinsel bilgi oluşmakta ve gelecekteki cinsel deneyimlerini olumsuz etkileyebilecektir.

    Cinsel işlev bozukluklarının bir diğer sebebi düşünülünce çocukluk dönemi sonrası maruz kalınan olumsuz cinsel deneyimler de cinselliğin bilinçdışı reddedilmesine yol açabilir. Travmaya maruz kalmak veya partnerle yaşanabilecek istenmeyen cinsel deneyimler kişinin cinselliği reddetmesine ve bazı bozukluklar yaşanmasına sebep olabilir.

    Cinsellikle ilgili bozukluklara kişinin farklı alanlarda zorlanmaları, psikolojik yanlış algılamaları, depresyon, kaygı bozuklukları, aile içi şiddet, istismar, ihmal ve kişilik bozuklukları gibi birçok psikolojik problem de dolaylı yoldan eşlik etmektedir. Böyle durumlarda kişiler genellikle başka sorunlarla terapiye başvurmakla birlikte; kişinin probleminin bastırılan cinsel sorunlarla ilgili olduğu ortaya çıkmaktadır.

    Cinsellikle ilgili yaşanabilen herhangi bir sorun sadece cinsel yaşamı etkilememekte; kişinin hayatını birçok yönden etkilemektedir. Başka sorunların da cinsel yaşamı etkilediği unutulmamalı ve cinsellikle ilgili baş edilemeyen bir sorunla karşılaşıldığında psikolojik destek alınmalıdır.”

  • Hamilelik Psikolojik Riskleri Artırıyor

    Psikolog Nurdan Gündoğdu, hamileliğin anne adaylarını doğum sonrasına kadar uzanan süreçte, çeşitli psikolojik rahatsızlıklara açık hale getirdiğini söyledi.

    Medilife Beylikdüzü Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, hamilelerde depresyon, kaygı ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikolojik problemlerin ortaya çıkabileceği uyarısında bulunarak, her 10 anne adayından birinde bu rahatsızlıkların belirlendiğini belirtti.

    Gündoğdu, “Hamilelik, sadece kadında yol açtığı fiziksel değişimle değil, duygusal ve psikolojik yansımalarıyla da, anne adayları için, yeni bir sürecin başlangıcını oluşturuyor” dedi.

    Anne adayının, doğum öncesi ve sonrası, psikolojik rahatsızlıklara yakalanma riskinin oldukça yüksek olduğuna dikkat çeken, Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu “Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı araştırmaya göre, hamile kadınların yüzde 10’nun psikolojik rahatsızlıklara yakalandığı tespit edilmiştir. Bu oran, ülkemizin de içinde bulunduğu, gelişmişlik düzeyi artan ülkelerde daha da fazladır” dedi.

    Hamile kadınların en çok yakalandığı psikolojik hastalıklardan birinin, depresyon olduğunu anlatan Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Doğum öncesi ve sonrası annenin depresyona girme riski artmaktadır. Bakım veren anne depresyon sebebiyle kendine ve bebeğine bakamaz hale gelebilir. Bu anneyi olumsuz yönde etkileyebileceği gibi, bebeği gelişimsel açıdan da olumsuz etkileyecektir. Bebeğin ihtiyaçlarının karşılanamaması ya da aksaklığa uğratılması, bebeğin ilerleyen hayatında insan ilişkilerinde zorluk yaşamasına neden olabilir, bebek kişilik bozukluğu geliştirebilir, depresyona girme riskini artırabilir” uyarısında bulunuyor.

    Bu dönemin anne için de son derece zor bir süreç olduğunu, hatta depresyondaki annenin intihar etme riskinin bile artabileceğini ifade eden Nurdan Gündoğdu, “Ayrıca diğer aile üyeleri de ( eş ve diğer çocuklar, anneanne, babaanne, dede gibi) bu durumdan etkilenecektir. Bakım veremeyen annenin ihtiyacına aile üyelerin desteği gerekebilir. Sosyal desteği kuvvetli olmayan anne, bu durumdan daha çok etkilenebilmektedir. Baba, annenin psikolojik durumundan etkilenebilmekte ve bu durum onun iş hayatında ve özel yaşantısında sorunlar yaşamasına sebep olabilmektedir” şeklinde konuştu.

    Hamilelikte bir diğer ruhsal problemin, annenin kaygı seviyesinin doğum öncesi ve sonrasında yükselmesi olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, bu durumun tüm aile için hayatı kabusa dönüştürebileceğine vurgu yapıyor ve bu aşırı kaygı halini şöyle anlatıyor:

    “Anne bebeğinin sağlığı hakkında endişeye kapılabilir, bebeğe zarar verilebileceği korkusu yaşayabilir. Örneğin, bebeğe mikrop bulaşabileceğini, hasta olabileceğini, üşütebileceği konusunda normalden fazla düşünmeye başlayabilir. Bebeğe hastalık bulaştırabileceği ya da zarar verebileceği düşüncesiyle bebeğe dokunamaz ya da başkalarına dokundurtmayabilir. Sürekli bunları düşünerek hayatı olumsuz yönde etkilenebilir. Bebeğe yeteri kadar iyi bakım veremediği, yetersiz bir anne olduğu hissine kapılarak kendini suçlayabilir.”

    “ÇOCUKLUĞUN KÖTÜ İZLERİ GEBELİKTE SU YÜZÜNE ÇIKIYOR”

    Hamileliğin anne adayında çocukluktaki kötü izleri de su yüzüne çıkarabileceğini kaydeden Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Şayet anne çocukluk döneminde cinsel istismara uğradıysa, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kaldıysa, hamileliği süresi ve sonrası, annede Travma Sonrası Stres Bozukluğu yaşama riski de artacaktır. Bu durumda yaşadığı kötü tecrübeler gözünde canlanabilir. Anne adayı, kendi geçirdiği çocukluk dönemini hatırlayacaktır ve çocuğa da olumsuz şekilde davranabilir” uyarısında bulunuyor.

    Annenin ruhsal sağlığının, hamilelik dönemi ve sonrasında, fiziksel sağlığı kadar önemli ve ciddiye alınması gereken bir konu olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog Nurdan Gündoğdu, “Anne ve anne adayı, psikolojik tedavi ve terapi ile normal sağlığına kavuşabilmektedir. Daha mutlu anneler gülümseyen bebekler ve sağlıklı bir nesil devamı için, lütfen bebek bekleyen çiftler ve yeni bebeği olanlar, bu dönemde yardım almaktan çekinmesinler ve gecikmesinler” diye konuştu.

  • Tüp Bebek Denemesinde Psikolojik Desteğin Önemi

    Üreme Sağlığı ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Hakan Özörnek, tüp bebekte her ailenin ilk denemede bebek sahibi olma hayali kurduğunu belirterek, “Birinci denemede başarısız olan çiftler psikolojik destek alarak tedavilerini sürdürmelidir. Çünkü her denemede yaşanan başarısızlık, çifti biraz daha üzecektir. Her çift kendi ekonomik, sosyal ve psikolojik koşulları doğrultusunda deneme sayısına karar vermelidir” dedi.

    Tüp bebek tedavisinde her çiftin hayalinin ilk denemeden bebek sahibi olmak olduğuna dikkati çeken Op. Dr. Özörnek, ancak her çiftin bu kadar şanslı olmadığını aktardı.

    Tüp bebek deneme sayısının çiftlere ait bir karar olduğunu kaydeden Op. Dr. Özörnek, 8’inci, hatta 12’nci denemesinde gebelik sağlayabilen çiftlerin bulunduğunu vurguladı.

    İlk denemedeki başarısızlığın ikinci denemeye rehber olabileceğini anlatan Op. Dr. Özörnek, “Tedavinin her aşaması sağlıklı bir şekilde tamamlanmış ise ancak transferi yapılan embriyolar anne rahmine tutunmadıysa ve anne adayının yaşı 35’in altındaysa bir sonraki denemede başarı sağlamak mümkündür. Transferi yapılan her embriyoda başarı oranı yaklaşık yüzde 20 artmaktadır. Ancak Türkiye’de embriyo transferleri getirilen yasalar tarafından sınırlandırılmıştır. Embriyo sayısının sınırlandırılmasının nedeni ise çoğul gebelik ve getirdiği risklerdir. Bu sebeple kişi erken doğum yapabilir. 35 yaşın altındaki anne adaylarına birinci ve ikinci tüp bebek denemesinde yalnız 1 embriyonun anne adayının rahmine transfer edilmesine izin verilmiştir. Üçüncü ve sonraki denemelerde ise gerekli görülen durumlarda maksimum 2 embriyo transfer edilebilir” dedi.

    DENEME SAYISINA KARAR VERME

    Anne ve baba adaylarının tüp bebek tedavisine umut bağlanması ve ekonomik güçlerinin de el vermesi koşuluyla deneme sayısının oldukça arttığına değinen Op. Dr. Özörnek, “Böyle bir durumda çiftler psikolojik destek alarak tedavilerini sürdürmelidir. Çünkü her denemede yaşanan başarısızlık, çifti biraz daha üzecektir. Çok deneme ardından çocuk sahibi olabilen çiftler de mevcuttur. Bu sebeple her çift kendi ekonomik, sosyal ve psikolojik koşulları doğrultusunda deneme sayısına karar vermelidir. Özellikle anne adayının yaşı büyükse bu şans biraz daha azalmaktadır. Ancak bu konuda da ’altın yumurta’, ’serum tedavisi’, ’embriyo havuzu’, ’genetik test (qPCR)’ gibi yeni geliştirilen yöntemlerin kullanılması zorlu vakalarda da başarıyı mümkün kılabilmektedir” diye konuştu.

    Özörnek, erkeğe ait sorunların da tespit edilip, ’mikroçip’ gibi uygulamalarla başarı şansının arttırılabileceğini aktardı.

    “BAŞARISIZLIĞIN NEDENİ İYİ ARAŞTIRILMALIDIR”

    Tüp bebek uygulamasında çiftin doğru değerlendirilmesi, en uygun ve en yeni tekniklerin uygulanmasının başarı şansını arttıracağını dile getiren Op. Dr. Özörnek, “Gereken bütün tedavilerin uygun koşullarda yapılması ve bunun yanı sıra gerekmeyen işlemlerin çifte sunulmaması ile daha az deneme ile yani ekonomik koşullarda sonuca ulaşmak mümkün olabilmektedir. Bu sebeple tekrarlayan tüp bebek başarısızlıkları için sorun detaylıca araştırılmalı, sorun çözülmeden tedaviye başlanmamalıdır. Bir sonraki deneme için mutlaka bu faktörler göz önünde bulundurulmalıdır. Embriyonun neden tutunamadığına dair arayışlara girilmelidir. Genetik tanı gibi yöntemlere başvurarak bebek şansı arttırılmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    “2 AY BEKLENMELİDİR”

    Tüp bebek başarısızlığının ardından ikinci deneme için iki aylık bir sürenin geçmesinin önemine değinen Op. Dr. Özörnek, “Bu sırada kadının bir defa adet görmesi yeterlidir. Fakat burada kadının yaşı oldukça önemlidir. Kadının yaşı ilerlemişse bekleme süresi daha kısa olmaktadır. Yaşı henüz genç olan adaylar ise bekleme süresini uzatabilir. Fakat tüp bebek tedavisi aşamasında yumurtalıklarda kist ya da OHSS mevcut ise ya da farklı bir sorun oluşmuşsa bu sorun düzelene kadar yeni bir tedaviye başlamak yanlış olacaktır” dedi.

  • Diş Eksikliği, Psikolojik Problemlere Yol Açabilir

    Diş Hekimi Uğur Bilkay, diş eksikliğinin bir çok soruna yol açabileceğini belirterek, “Eksik dişler kişinin daha yaşlı görünmesine neden olur. Kişide estetik kaygıların da etkisiyle ileri dönemde psikolojik problemlere sebep olabilir” dedi.

    Diş kaybının zararları hakkında bilgi veren Diş Hekimi Uğur Bilkay, bu rahatsızlığın ilk olarak çene kemiğinde erimeye neden olacağını söyledi. Kemikte erimenin ilk 6 haftada 1.5 milimetreye ulaşacağını ifade ededen Bilkay, “Erime ilk yıl daha sonraki yıllara oranla 10 kat daha hızlı gelişir. Eksik dişlerin yerine yerleştirilecek dental implantlar, yapay diş kökü oldukları için çene kemiğindeki erimenin oluşmasını engeller. Eğer diş kaybı çiğneme merkezi dişlerimizde ya da onlara yardımcı olan dişlerde meydana gelirse, hastalarımız çenelerinin o kısmını çiğnemede kullanamamaya başlar. Bu durum çiğneme esnasında dil ve yanaklarımızla yaptığımız doğal temizliğin yapılamamasına ve o bölgede diş hastalıklarının, tartarların ve hatta diş çürüklerinin oluşmasına sebep olabilir. Bu rahatsızlık çiğneme esnasında çenemizin kullanmadığımız tarafındaki çene ekleminde ağrı, hareketlilikte kısıtlanma ve ses çıkması gibi sorunlara da yol açar’’ dedi.

    DİŞ EKSİKLİĞİ GASTROENTESTİNAL SİSTEM RAHATSIZLIKLARINA YOL AÇAR

    Eksik diş sayısının fazlalığına bağlı olarak besinlerin yeterli miktarda öğütülemeyeceğini ifade eden Bilkay, bu durumun mide ve bağırsak sistemi hastalıklarına neden olacağını söyledi. Eksik dişlerin kişinin yüz estetiğini de bozacağının altını çizen Bilkay, “Eksik diş, kişinin olduğundan daha yaşlı görünmesine sebep olur. Kişi rahat gülemez, estetik kaygılar baş gösterir bu da psikolojik problemler oluşturur’’ diye konuştu.