Etiket: Psikolojik

  • Psikolojik Sorunları Olan Kadın Camdan Atlayarak İntihar Etti

    Kocaeli’de psikolojik sorunları olan bir kadın evde yalnız olduğu sırada camdan atlayarak intihar etti.

    Olay, Kocaeli’nin İzmit ilçesinde meydana geldi. Alınan bilgilere göre, Kadıköy Mahallesi Gençer Sokakta ikamet eden evli ve 2 çocuk annesi M.A (43), evde yalnız olduğu sırada camdan atlayarak intihar etti.

    Genç kadının bir anda yere düştüğünü gören çevredeki vatandaşların haber vermesi üzerine olay yerine hemen polis ve 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerine hızla ulaşan 112 ekibi, kanlar içerisinde kalan genç kadını ambulansla Kocaeli Devlet Hastanesi’ne kaldırdı. Başının üzerine düştüğü öğrenilen M.A, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Polis olayla ilgili soruşturma başlattı.

  • Vajınusmus, Psikolojik Sebeplerden Kaynaklanıyor

    Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Aslı Alay, tamamen psikolojik sebepleri olan vajınusmusun kadının çocukluk ve gençlik döneminde yeterli cinsel eğitim almamasından kaynaklandığını söyledi.

    “Sağlık bedensel, ruhsal ve sosyal tam iyilik halidir” diyen Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Aslı Alay, “Freud ise ruh sağlığında sevgi ve çalışmanın önemini anlatmıştır. Ruhun sağlığı beden sağlığı kadar önemli olup, tüm tıbbi dalların ilgilenmesi gereken önemli bir konudur.Ruhsal sağlığının iyiliğini gösteren sevmek, karşı cinse olan sevgi ve aşk ile hayatımıza giren cinsellik. Ancak bazen cinsellik bir çiftin korkulu rüyası, kabusu olabiliyor. Çünkü kadınlarda önemli bir cinsel fonksiyon bozukluğu olan vajınusmus, yapısal bir sorun olmamasına rağmen cinsel birleşmeyi engelleyen önemli bir problem olarak karşımıza çıkıyor” dedi.

    Vajinusmusun ağrıya karşı bir tepki olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Aslı Alay, “Yaklaşan bir cisimden gözümüzü korumak için refleks olarak göz kırpmamız gibi. Cinsel birleşmeyi gerçekleştiremeyen kadınların genellikle çeşitli fobileri vardır. Bunlar arasında kan görmek, diş çektirmek, doğum, kapalı yer korkusu, karanlıkta kalmak, yalnızlık korkusu, gebe kalma korkusu, kirlenme korkusu sayılabilir. Vajınusmuslu kadınlar cinselliği bedenlerini kirleten bir davranış olarak görürler” dedi.

    Tamamen psikolojik sebepleri olan vajınusmusun kadının çocukluk ve gençlik döneminde yeterli cinsel eğitim almamasından kaynaklandığını anlatan Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Aslı Alay, “Bizim toplumumuzda da hakim olan koruyucu aile yapısı, dış dünyadan izole olarak büyütmek en büyük etkendir. Bu koruyucu yaklaşımla çocukların özellikle de kız çocuklarının büyüdüğünü aile kabul etmek istemez. Çocuk ve ebeveyin arasındaki ilişkinin sağlıklı olmaması çocuğun karekterinde birtakım sorunlara yol açar. Genellikle vajinusmuslu kadınların çoğunda aile yapısı benzer özellikle taşır. Anne daha güçsüz, ama hep uyumlu, baba ise otoriter, çocuklarına sorumluluk vermeyen, koruyucu özelliktedir . Cinsellikle ilgili yetersiz eğitim almış bu kadınların cinsellikle ilgili sorun yaşamasıda oldukça doğaldır. Hayat boyunca cinsellikle ilgili bilgi okullardan da yeterli alınamadığından, öğrenilen sadece yanlış kaynaklardan değişik abartılı hikayelerdir. Bu öykülerde cinsellik kadının canını yakan, kanatan, ağrıya neden olan kötü bir deneyim olarak anlatılır. Genellikle kadın cinselliği bir zorunluluk olarak görür ve öyle yetişir. Cinsel birlikteliğin bedenine zarar veren, şiddetli acı ve ağrıya yolaçan, tek amaç ise erkeği mutlu etmek olan bir davranış olarak görür. Yaşanılan cinsel deneyimle ise kadın bedeninin kirlendiğini artık temizliğini, masumluğunu kaybetmişdir ve ailesinin küçük kızı değildir artık. Bu fikir genç kadını rahatsız eder ve kendini vajinusmus ile korur” diye konuştu.

    Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Aslı Alay, Vajınusmuslu kadınların eşlerinin ise anlayışlı, oldukça sakin, genelde bağımlı ve eşleriyle mükemmel uyum içinde olan erkekler olduğunu vurgulayarak “Bu özelliklerden dolayı yıllarca vajınusmusla yaşayan, çocuk sahibi olma fikri oluşunca tedavi arayışında olan çiftler vardır. Vajınusmuslu kadınlar sorumluluk almayan, çoğunlukla karar vermedede zorluk yaşayan ,tek başına olmaktan çekinen kadınlardır.

    Vajınusmus nedenleri arasında düşük bir oranda kadının geçmişte yaşadığı cinsel travmalar yer alır. Bazen travmatik doğum, kürtaj, düşük de vajınusmus sebebi olabilir. Bazı kadınlar ise cinsel arzularını ifade ettiklerinde dışlanma korkusu yaşamakta ve bilinçaltına atılan cinsel istek zamanla bastırılmaktadır. Her kadında vajınusmus sebebi farklı ama tedavi çoğunlukla tektir. İlk tedavi tanı ile başlar. Çünkü tedavisi oldukça kolaydır ve sonuç mükemmeldir” dedi.

  • Okul Psikolojik Danışmanlığı Masaya Yatırıldı

    İstanbul Aydın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bölümü, Okul Psikolojik Danışmanlığı Sempozyumu’na ev sahipliği yaptı.

    Aydın Üniversitesi Halit Aydın Yerleşkesi’nde düzenlenen Okul Psikolojik Danışmanlığı Sempozyumu’na Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanından meslek mensupları ve üniversite öğrencileri katılım sağladı. Farklı konu başlıklarının yer aldığı sempozyumda MEB Temel Eğitim Genel Müdürü Yrd. Doç. Dr. Cem Gençoğlu, MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Celil Güngör gibi önemli isimler konuşmacı olarak yer alırken, moderatörlükleri de, İstanbul Aydın Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik AD Prof. Dr. Ragıp Özyürek ve Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Genel Başkanı Prof. Dr. Filiz Bilge yaptı. Sempozyumla beraber okul psikolojik danışmanlığı ve rehberlik servislerinin daha kaliteli hizmet verebilmeleri için yapılması gerekenlerden, ortak problemlere ve çözümlere kadar her şey masaya yatırıldı. Bu doğrultuda beraber çalışmaların yürütüleceği ve ortak çalışmalar yapılması için önerilerde bulunuldu.

    “SEMPOZYUM ÇALIŞMALARI AYRINTILI BİR ŞEKİLDE DEĞERLENDİRİLECEKTİR”

    Sempozyumun temel eğitim seviyesindeki okullardaki rehberlik servisleri için çok etkili olduğunu düşünen MEB Temel Eğitim Genel Müdür Cem Gençoğlu, “Temel eğitim düzeyindeki okullarda rehber öğretmenlerimizden ne gibi beklentiler içerisinde olduğumuzu, okullardaki rehberlik sistemimizin nasıl dizayn edilmesi konusunda beklentilerimizi ifade etmeye çalıştık. Özellikle temel beceriler ve temel etkinlikler konusunda rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin ne gibi katkıları olabileceğini bu anlamda üniversitelerin, uygulamacıların nasıl buluşabileceğini ve buluşma etrafında Milli Eğitim Bakanlığı’nın da bu sürecin içerisinde nasıl dâhil olabileceğini ortaya koymaya çalıştık. Çünkü uygulamayı ve öğretmenliği istihdam eden bakanlık olarak çok önemli bir pozisyonda bulunuyoruz. Bu buluşmayı önemsiyorum. Sonuçların da hem akademi camiası tarafından hem de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirebileceğini ve uygulamalarını bu doğrultuda oluşturabileceğini düşünüyorum” dedi.

    “KARŞILIKLI ORTAK SORUNLAR ORTAYA KONULDU”

    “Sempozyumla beraber okullarımızdaki öğretmenlerimizin görev alanlarıyla ilgili ne tür sorunlar yaşadığını birbirimizden birincil ağızdan dinleme fırsatımız oldu ve bu sayede de karşılıklı olarak ortak sorunlarımızı paylaştık” diyen MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürü Celil Güngör şöyle devam etti, “Aynı zamanda okul danışmanlığı, okullardaki rehberlik hizmetlerinin daha nitelikli hale getirebilmesi için neler yapılmalı diye bu sempozyumla birlikte konuşulup tartışma imkanı bulduk. Yapılan akademik ve bilimsel yaklaşımlar okullarda ve eğitim ortamlarındaki işimizi daha nitelikli yapmamıza ışık tutacak. Biz de bu çalışmalardan en üst düzeyde istifade edeceğiz. Eğitim ortamlarımızın kalitesinin yükseltilmesi için bu çalışmaları reverans haline getireceğiz.”

    Sempozyumla birlikte daha bilinçli bir değerlendirme yaptıklarını da vurgulayan Celil Güngör, “Hayatın hızlı aktığı eğitim ortamlarında her şey sürekli eksilir. Dolayısıyla bazı eksiklerinin olması gayet normaldir. Bizim nerelerde eksikliğimiz var nereleri güçlendirmeliyiz, hangi güçlü yanlarımızın yanısıra güçlü yanlarımız var bunu sürekli izlemiş olmamız önemli. Dolayısıyla bu tür sempozyumlarda da meslektaşlarımız, eğitim dünyasıyla ilgili nelerin hızla geliştiğini, nelerin gerisine kaldığımızı, nelerin ilerisine doğru yol aldığımızı objektif bir şekilde tartışırlar. Bu açıdan biz bunu bir eksiklik ya da bir fazlalık olarak değil kendimizi yenilemek olarak görüyoruz” ifadelerinde bulundu.

    “RİSK ALTINDAKİ ÇOCUKLARIMIZA DAHA ETKİLİ ÇALIŞMALAR YAPMALIYIZ”

    Sempozyumda, Önleyici ve Çözüm Bulucu Yaklaşımlar başlıklı panelin Moderatörlüğünü yapan İstanbul Aydın Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik AD Prof. Dr. Ragıp Özyürek konuyla ilgili olarak, “Sempozyumla birlikte okullarımızdaki psikoloji danışmanlığı ve rehberliğinin kalitesini yükseltmeyi, öğrencilerimize ve öğretmenlerimize daha etkili bir hizmet sunabilmeyi amaçladık. Bunların yanısıra ilerleyen zamanlarda da hem Milli Eğitim Bakanlığı hem de üniversitelerle böyle bir ortak işbirliğine girmeyi ümit ediyoruz. Çalışmalarımızın neticesi olarak Psikolojik Danışmanlık Anabilim Başkanlıkları toplantılarında okul psikoloji danışmanlığı alanının daha çok gündeme gelmesini ve okullarımızdaki psikolojik danışmanlık ve rehberlik servislerinin daha iyi yerlere gelmesi için dergi ve bültenlerle katkı yapmalarını istiyoruz. Böylece bütün bu çalışmalar okullardaki PDR hizmetlerinin daha nitelikli hale getirilmesini sağlayacaktır. Öncelikle ilkokullarda ve ortaokullarda değerler eğitimi veya yaşam becerilerini geliştirmelerine yönelik rehberlik öğretmenlerinin ya da okul psikolojik danışmanlarının çalışmalar yapması gerekmektedir. Bir de ne yazık ki travmalar ülkesiyiz. Çok ciddi sarsıntılar yaşayan yurttaşlarımız, öğrencilerimiz, şehit yakınlarımız oluyor. Rehberlik öğretmenlerimiz ve okul psikolojik danışmanlarımızın bu doğrultuda da eğitim almaları, gelişmelerini ve bu tip sarsıcı dramatik olaylarda daha hazır olmalarını istiyoruz. Risk altındaki çocuklarımıza daha etkili çalışmalar yapmalarını istiyoruz. Öğrencilerimiz mezun olmadan en azından empati ve ben dilini kullanma gibi temel yaşam becerilerinde bir farkındalık geliştirmelerini umut ediyoruz” diye konuştu.

    Okul Psikoloji Danışmanlarının Gelişimi ile ilgili panelin Moderatörlüğünü de Türk Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Genel Başkanı Prof. Dr. Filiz Bilge yaptı. Sempozyum hakkında değerlendirmelerde bulunan Bilge, “Sempozyumun, okul psikoloji danışmanlığı konusunda bakanlık ve uygulama çapında meslektaşlarımızın yaşadığı güçlükleri, gelişimlerinin önünde engel teşkil eden problemleri ve bu bağlamda programlarda iyileştirilmesi için gereken adımlara ilgili çalışmaların destekleyici olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce bir mesleğin gelişmesi için standartların oluşturulması, akreditasyonunun sağlanmasıyla birlikte programlarla uygulama alanının bütünleştirilmesi gerekiyor. Bunun için de programlarının geliştirilmesi ve farklılaştırılması için ancak uygulamacıların bir araya gelmesi lazım. Programların geliştirilmesinde üniversiteler, bakanlık ve meslektaşlarımızın tek mesleki örgütü olan ve akademisyeni ve uygulayıcıyı buluşturan derneğimizin bir arada çalışmalar yapması bekleniyor. Tabi bizden beklenen şu, standartların oluşturulmasından sonra akreditasyon ve yeterlikler, yetkinliklerle ilgili çalışmalarımızın bir düzleme oturtulması, bunun başarılı bir şekilde sonuçlandırılması en büyük temennimiz. Dolayısıyla tek taraflı iyileştirildiği sanıldığı programlar değil her şeyden önce bütün paydaşların işin içine katıldığı, görüşlerinin alındığı, çalıştayların panellerin yapıldığı bir şekilde mesleklerin ele alınması gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.

  • Aşırı Fedakarlık Psikolojik Rahatsızlıktır

    Psikiyatrist Psikoterapist Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, aşırı fedakarlığın psikolojik bir rahatsızlık olduğunu söyledi.

    “Fedakârlık, bir amaç uğruna veya gerçekleştirilmesi istenen herhangi bir şey için, kendi çıkarlarından vazgeçme anlamına gelir” diyen Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, “Fedakârlık; yapan açısından ve yapılan açısından farklı anlamlar taşımaktadır. Hayatımızda çeşitli fedakârlıklar yapmışızdır. Anne-babamız için, çocuğumuz için, eşimiz için, kardeşimiz için, akrabamız için, arkadaşımız için, işimiz için, ülkemiz için, patronumuz için fedakârlık yaparız. Fedakârlık yapmak insana doyum verir, iyi hissettirir. Ancak bunun ne kadarı bize iyi gelir, ne kadarı bizi rahatsız eder, esas sorun budur” diye konuştu.

    Fedakârlık kim için olursa olsun, belirli bir düzeyin üzerinde olursa, sınırsız olursa artık yapana zarar verdiğini anlatan Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, “Çünkü kişinin başkasının çıkarları için kendi çıkarlarından vazgeçmesi gerekir. Çocuklarımız için doğduğundan itibaren fedakârlık yaparız. Hasta olduğunda sabaha kadar uyumayız, onun yemeğini yedirmek için kendi yemeğimizi erteleriz, okul ihtiyaçları için, kendi ihtiyaçlarımızdan vazgeçeriz. Bunlar doğal ve sağlıklı durumlardır. Kendimizi bu fedakârlıkları yaparken önemsemeyiz. Hatta bunların olumlu sonuçlarını gördüğümüzde bu yaptıklarımızın hiçbir önemi kalmaz.

    İnsanlar konfora sık alışır. Dolayısıyla aşırı fedakârlık yapıldığında karşı taraf bunu artık önemsemez. Değerli bulmaz. Buna rağmen fedakâr bundan vazgeçmez. Kendi işlerini başkaları için aksatır. İşlerini bir türlü bitiremez. Hatta bazen bu durum başkalarınca fark edilerek suiistimal edilir. Bütün bunlara rağmen kişinin fedakârlık yapmasının nedeni aşırı endişeler, yoğun korkular, takıntılı düşünceler ve aşırı vicdan azabıdır” diye konuştu.

    Bir kısım psikolojik ve psikiyatrik rahatsızlıkda aşırı fedakârlık görüldüğünü kaydeden Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney, “Takıntı hastalığında ya da endişe bozukluğu rahatsızlığında kişi fedakârlık yapmadığında kendi başına ya da sevdiklerinin başına kötü bir şey geleceğini, birilerinin hasta olacağını ya da öleceğini düşünür. Bu durumu saçma bulmasına rağmen, düşüncesini engelleyemez. Derin bir vicdan azabı duyar. Bu durumdan kurtulmak için fedakârlığa devam eder. Hayatı daha da zorlaşır ve karmaşıklaşır.

    Her fedakârlık bir sorun değildir. Ancak kişi aşırı fedakârsa ve bunu engelleyemiyorsa, bu durum kendi hayatını etkiliyorsa psikolojik ya da psikiyatrik bir destek alması hayatını kolaylaştıracaktır.” diye konuştu.

  • 16 Yaşında 2. Psikolojik Romanını Yazıyor

    Gaziantep’te yaşayan Sağlık Meslek Lisesi 11. Sınıf öğrencisi Furkan Dölek, 2. Psikolojik Romanını yayınlamaya hazırlanıyor.

    16 yaşındaki Furkan Dölek yaklaşık bir yıl emek vererek İlk psikolojik romanı olan ‘Ruhun Aşkla İmtihanı’ adlı romanını bu sene bastı. Deneme amaçlı basılan 5 yüz adet romandan, 3 yüzü satıldı. Romanında ruh ile bedenin özünü işleyen Dölek, ikinci romanı ‘Kahverengi’ gelecek yıl basılacak. Daha önünde uzun yıllar olduğunu belirten Furkan Dölek, “Bu kitabı bir yıl önce yaklaşık 9 ay sürede yazdım tamamladım. Romanım 3 ay önce basıldı. Yarısından çoğunu bitirdim az kaldı ikinci baskıya geçeceğiz. 3 ay içerisinde tanıtımı 5 yüz taneydi, 3 yüz tanesi satıldı 2 yüz tanesi kaldı. Eserim tüm insanlığa ithafen yazılmıştır. Bununla birlikte biz insanoğlu sevginin sadece bedenle olduğunu düşünürüz. Fakat bedenlerimiz bizim kiralıktır, Ast olan ruhtur. Yani bedenler değil, ruhlar sevilir. Romanımın ana konusu, ana mesajı budur. Romanım psikolojik romandır. Şuan ikinci kitabımı yazıyorum ‘Kahverengi’ adında oda 2017 yılının ilk aylarında basacağız. Kitabım tür anlamında olanların dışında biraz. Roman, olaylar anlatılırken yazar araya girip okuyucularla birebir sohbet edebilir. Ve daha sonrasında o romanda anlatıldığı gibi bir şiir katıyor. Üslup anlamında Ahmet Ümit’i örnek alıyorum. Şiir olarak Turgut uyar, Ahmet Arif örnek aldığım şairlerdendir. Bununla birlikte günümüz modern edebiyatında deneme türünde Ahmet Altan ve Hikmet Anıl Öztekin yani iki kutbu birleştirerek insanlığa sevgiyi, saygıyı ve gerçek ruhu yaymak için bu yola çıktım. Hedefim bana sunulanın en iyisini yapabilmektir. Çünkü en iyisi olabilmek için küçük yaşlarda başlamak gerekiyordu. Önümde büyük bir zaman var bu zamanı iyi değerlendirerek en iyilerden biri olmayı düşünüyorum” dedi.