Etiket: psikolog

  • Psikolog Karapınar TEOG Sınavına Girecek Öğrenci Ve Ailelerine Tavsiyelerde Bulundu

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi Aile ve Çocuk Hizmetleri Şube Müdürü Psikolog Betül Karapınar, 27 Nisan Çarşamba ve 28 Nisan Perşembe günlerinde gerçekleştirilecek Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı (TEOG) öncesinde öğrenci ve ailelerine tavsiyelerde bulundu. Sınavlara hiçbir hayati önemin atfedilmemesi gerektiğini ifade eden Karapınar, sınava girecek tüm öğrencilere başarılar diledi.

    27 Nisan Çarşamba ve 28 Nisan Perşembe günleri gerçekleştirilecek TEOG sınavı öncesinde açıklamalarda bulunan Aile ve Çocuk Hizmetleri Şube Müdürü Betül Karapınar, “Sınav çocukların sadece bilgisini ölçen, eğitim sürecinde bir aşama olarak kalmalıdır. Sınava hiçbir hayati önem ve değer atfedilmemelidir” dedi.

    Karapınar, “Öğretim yılının ikinci dönemi peş peşe gelen sınavlar neticesinde birçok öğrenci için heyecanlı ve sıkıntılı bir süreç haline gelmektedir. Öğrenciler hem yüksek motivasyonun beraberinde getirdiği gerginlik hem de beklentilerin yorduğu dağınık bir ruh hali ile bu yarışa hazırlanıyorlar. Hemen hemen her çocuğun yaşadığı bu ruh hali çocukları olduğu kadar onlara bu yolculukta destek olmaya çalışan aile ve öğretmenleri de oldukça etkilemektedir” dedi.

    Betül Karapınar, konuşmasında, “Bu sınavlarda başarıyı hedefleyen öğrenci ve velilerin sınavlara hazırlık sürecinde yaşadıkları duygular zaman zaman değişiklik gösterse de temelinde heyecan, endişe ve kaygı vardır. Çocuklardaki sınav kaygısı okul ve aile çevresindeki aşırı beklentilerden ortaya çıkabilir. Bu noktada ailelerin ve eğitimcilerin yaklaşımları sınava yükledikleri anlam, kaygıyı pekiştirici olmamalıdır. Sınav, çocukların sadece bilgisini ölçen, eğitim sürecinde bir aşama olarak kalmalıdır. Sınava hiçbir hayati önem ve değer atfedilmemelidir” ifadelerini kullandı.

    Tüm öğrencilere başarılar dileyerek konuşmasını tamamlayan Karapınar; “Yaşları gereği ergenlik sürecinde olan çocuklara ailelerinin sınav sonuçlarıyla ilgili rahatlatıcı mesajlar vermeleri, sonucun ne olursa olsun onun mutluluğundan ve sağlığından daha önemli olmadığı her fırsatta hissettirilmelidir. Sınav öncesinde ve sonrasında çocukta psikolojik baskı oluşturacak herhangi bir davranışta bulunulmaması önemlidir. Bu vesile ile sınava girecek tüm öğrencilere başarılar diliyoruz.”

  • (Özel Haber) Uzman Psikolog Kendini Boşluğa Böyle Bıraktı

    Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi’nde 10 Nisan’da yaşanan olayda Tülay Gülen, merkezin ikinci katında bir sandalyeye çıkarak kendini boşluğa bıraktı. Gülen’in kendini boşluğa bıraktığı anlar güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.

    10 Nisan Günü yaşanan olayda Tülay Gülen isimli uzman psikolog Caddebostan Kültür Merkezi’ne geldi. Kültür merkezinin ikinci katına çıkan kadın bir sandalyeye çıkarak kendini aşağıya bıraktı. Olay sonrası Gülen, hayatını kaybederken, genç kadının cenazesi Adli Tıp Morgu’na kaldırıldı. İnceleme yapan ekipler güvenlik kameraları ulaştı. Saniye saniye güvenlik kameralarına yansıyan görüntülerde. genç kadın kültür merkezinin ikinci katında bir sandalye buluyor. Sandalyenin üzerine çıkan kadın, kendini boşluğa bırakıyor. Öte yandan, olaydan bir gün önce uzman psikologun Gülen’in sosyal paylaşım sitesindeki hesabına “Çevrimdışı” anlamına gelen “Offline” mesajı bıraktığı öğrenildi.

  • Psikolog Genlik, “Çocuk Evliliği Kurtarır Mı” Sorusuna Yanıt Aradı

    Uzman Psikolog Özge Genlik, çocuğun evliliği kurtaracak bir sebep olmadığını söyledi. Genlik, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Çocuklarım için fedakarlık yapıp ‘evliliğimi’ sürdürüyorum’ diyen kadın ya da erkekler; kendi özlerindeki istek ile temas etmek yerine çocuklarını ön plana, sahneye alarak çocuklarını, evliliklerinin tamponu haline getirmektedir” dedi.

    Evliliğin bozulmaya başladığını işaret eden belirtileri anlatan Uzman Psikolog Özge Genlik, “İlk belirti; partnerler arası ruhsal sevişmenin son bulmasıdır. Diğer bir deyim ile, duygusal soğukluktur. Öncelikle partnerler bunu anlamlandıramaz ancak duygusal bağlamda bir şey paylaşmak içlerinden gelmemektedir. Sadece zihinsel düzlemde kısa ve geçiştirici cümlelerden oluşan diyalog; evlilik sürecindeki ilk sarsıntıdır” diye konuştu.

    İlk belirtilerin ardından fizyolojik düzeyde de bir arada paylaşılan zamanda azalma gözlemlendiğini kaydeden Uzman Psikolog Özge Genlik, şunları söyledi: “Duygusal boyutta ayrışan çift, zihinsel boyutta da ayrışmaya başlamıştır. Ve çoğunlukla, ’paylaşacak birşeyimiz kalmadı’, ’eskisi gibi heyecan hissetmiyorum, herşey çok rutin’ gibi söyleme çok rastlanır. Evlilik dönüşümsel bir ilişki sürecidir. Partneriniz size, sizi yansıtan bir ayna vazifesi görmektedir. Partnerlerin özlemleri aynıdır ancak beklentileri farklıdır. Örneğin ’sevmek ve sevilmek’ her birimizin ortak özlemidir. Ancak sevgiyi ifade etme biçimindeki farklılık beklentileri ortaya çıkarır. Kimi insan sevildiğini duymak ister, kimisi dokunarak sevildiğini hisseder, kimisi sürekli kendisine somut düzlemde birşey verildiğinde sevildiğini hisseder. Evlilik ilişkisi de beklentilerin farklılığından doğan bir ruhsal beslenme sürecidir. Partnerleri ’farklılıklar” bir araya getirir, ’aynılıklar’ uzaklaştırır.”

    BOŞANMAYA NE ZAMAN KARAR VERİLMELİ

    Evlilik zeminindeki “güç” ile “mutluluğun” dansı ahenkli olmadığında o evliliğin zaten son bulduğunu ifade eden Uzman Psikolog Özge Genlik, sözlerini şöyle sürdürdü: “Güç; esnekliktir: Partnerler birbirlerini ne kadar istekle, keşif şapkalarını takarak anlamak için dinliyorlar ise evlilik zemini güçlüdür. Partnerlerden biri veya her ikisi de sadece kendi zeminlerinden anlatmak için konuştuklarında ve dinlemek yerine duymayı tercih ettiklerinde duygusal boşanma gerçekleşir. Mutluluk; özgüvendir, ’öz’e güvenmek; evlilikte ortak payda da partnere “istek” ve “ihtiyaçlarını” güvenle açabilmektir. “Olması gerekenleri” dayatmak ve inatla “-meli, -malı” zemininden konuşmak yerine; ayrışma ve buluşmamanın sentezinde olanı olduğu gibi kabul edebilmek rol beklentilerine girmeden duygudaşlık yapabilmek evlilik sürecindeki “mutluluktur”. Evlilik sürecindeki mutluluğun son bulması ile ruhsal boşanma gerçekleşir. Ruhsal ve duygusal olarak boşanmanın gerçekleştiği bir evlilik zemininde zaten düşünsel ve fiziksel boşanma somut formda hızla oluşacaktır.”

    EVLİLİĞİ BİTİRMEK TEK TARAFIN KARARIYLA MÜMKÜN

    Evliliğin dört bin yıllık mazisi olan toplumsal bir kavram olduğunu belirten Uzman Psikolog Özge Genlik, “Kadının ’karı’, erkeğin de ’koca’ olarak adlandırıldığı ve karı-kocalık makamındaki zeminde kurulan ilişkinin adı evliliktir. Bu bağlamda evlilik; kadın ve erkeğin duygusal-fiziksel-düşünsel ve ruhsal zeminde ortak payda da buluşma halidir. Evliliği bitirmek tek tarafın kararı ile mümkün ancak ortada evliliği bitirme gibi bir karar var ise evlilik sürecinin yara aldığını söyleyebiliriz. Boşanma statik bir olgu değil bir süreçtir. Dinamik bir yapıya sahiptir ve içerisinde pek çok kişisel, sosyal, ekonomik ve hukuksal nicelik barındırmaktadır. Bu bağlamda boşanma sürecinin psikososyal açıdan anlamlandırılmasına yardımcı olunması özellikle tek taraflı boşanma durumlarında daha işlevsel olacaktır. Psikolojik olarak boşanma hem bir yas evresini hem de kriz evresini iç içe sergilemektedir. Boşanma kararı tek taraflı alınmış ise boşanmak istemeyen taraf kendisini çaresiz ve yalnız hissedecek belki de partnerinin geri döneceğine ilişkin obsesyon (takıntılı düşünce) üretecektir. Evliliği bitirmekte kararlı olan taraf tutumunda kararlılık sergiledikçe, evliliğini sürdürmek isteyen partner ’öfke, çaresizlik, uyku-iştah düzeninde dalgalanmalar’ deneyimleyerek duygusal ve fiziksel tansiyonun yükselmesine zemin hazırlayabilmektedir. Bu süreçte en önemli husus; evliliğini sürdürmek isteyen kişiye alan ve zaman tanınmasıdır. Çünkü evliliğini sürdürmek isteyen kişi; “kontrolsüz bir gebelik” sürecini deneyimlemektedir. Bebek dünyaya “merhaba” demek üzereyken, anne “korku” duygusunu deneyimliyorsa, ne yapmalı? Anneye kendi kendisini teskin edebilmesi ve doğumu gerçekleştirebilmesi için vakit ve güvenli zemin tanınmalıdır. Bir süre sonra evliliği sürdürmekte niyetli olan kişi; evlilik mekanizmasının işlevsel olmayan yönlerinin farkına varacak ve kriz ile başa çıkma mekanizmalarını güçlendirerek aslında kendi arzu ve ihtiyaçlarının tatmini yönünde eylemde bulunduğunu, ilişkinin yara aldığını ve ilişkisel süreçteki iyileşmenin ancak partnerlerin ayrışması sonucunda gerçekleşebileceğini görecek ve duyumsayacaktır.”

    Uzman Psikolog Özge Genlik, çocukların; anne-babalarının çocukları değil; yaşamın çocukları olduğunu vurgulayarak, “Bu bağlamda, anne ve baba rolündeki kişiler sadece bir insan varlığını dünya gezegenine getirmek, ardından bu canlının güven ile dünya gezegenine bağlanmasından sorumlu ve görevli olduklarını daima hatırlamalıdır. Yara almış ve kanayan bir ilişkinin çocuklar için sürdürülmesi çocukların yaşama “güvensiz, mutsuz, umutsuz” bakabilmelerine zemin hazırlamakta ve özgüvensiz bireylerin var olmasına sebebiyet vermektedir. “Çocuklarım için fedakarlık yapıp ‘evliliğimi’ sürdürüyorum” diyen kadın ya da erkekler; kendi özlerindeki istek ile temas etmek yerine “çocuklarını” ön plana, sahneye alarak çocuklarını, evliliklerinin tamponu haline getirmektedir. Bu tür kadın ve erkeler genellikle karşı karşıya kaldıkları kriz durumu ile nasıl başa çıkacaklarını bilemeyen duygusal başa çıkma mekanizmaları zayıf bireylerdir. Kendi duyguları ile temas etmekten kaçındıklarından dolayı çocuklarını öne sürer. Her zaman hatırda tutulması gereken, evlilik ilişkisinin sonlandırılması; karı-kocalık makamından ayrışmayı sembolize eder, halbuki anne-babalık makamındaki rol sonsuza dek sürecektir.”

  • Uzman Psikolog, Terörist Psikolojisini Anlattı

    Son dönemlerde dünyada ve ülkede artan terör olayları ile ilgili uyarılarda bulunan Uzman Psikolog Damla Alkoç, geçmiş dönemdeki terör gruplarından örnekler vererek, teröristlerin psikolojik özelliklerini anlattı.

    Aile danışmanı ve Çift terapisti Uzman Psikolog Damla Alkoç, hazırladığı makalede geçmiş dönemlerdeki terörist grupları hakkında bilgiler vererek, teröristlerin psikolojik özelliklerini sıraladı. Terörizmin yaygınlaşmasında, terör örgütlerini güçlendiren durumun ise bozuk politik ve psikolojik yapı olduğunu vurgulayan Damla Alkoç, “Klu Klux Klan terörist grubuna ait bir terörist, dört çocuğun öldürülmesi ile ilgili, ‘bunlar çocuk değil, küçük yaratıklardır. Bunları öldürdüğüm için asla pişman değilim, neden? Çünkü ben zehirli bir yılanı öldürürken küçük veya büyük ayırımı yapmam’ demiştir. Kızıl Ordu grubunun yöneticilerinden Ulrika Maynhof üniforma giyen herkesi bir domuz olarak gördüklerini söylemiştir. ‘Yani bunlar insan olmaktan çıkmaktalar. Bu da bizim sorunun bir çözümüdür. Bu tür insanlarla irtibatta bulunmanın bir lüzumu yoktur ve öldürülmeleri doğal bir sonuçtur’ Bahsedilen her iki örnekte de teröristlerin düşünce yapılarının ne ölçüde bozuk olduğunu ve duygularına daha çok kapılıp mantıklı yaklaşamadıklarını görebiliyoruz. Kimseyi insan olarak görmüyorlar, yok edilmesi gereken yaratık olarak düşünüyorlar.

    Terörizmin bu derecede yaygınlaşması, terör örgütlerine besin sağlayan güçlendiren bozuk politik, psikolojik yapının olmasıdır. Şiddet uygulayarak korkutma bu örgütlerin en önemli silahıdır” dedi.

    TERÖRİSTLERİN GENEL ÖZELLİKLERİ

    Alkoç, terörizmde özellikle çocukluk yıllarına dayanan psikolojik sorunlarının etken olduğunu belirterek, teröristlerin bu yüzden çocuk gibi duygulara kapılıp mantıklı düşünemediğini de ifade etti. Uzman Psikolog Alkoç, “Özgüvensiz, şiddet ortamında büyümesi ya da değersiz, önemsiz, başarısız hissetmesi ileriki yaşlarda kendisini önemli biri olma isteğine kurban eder. Bir şey yapabilme, kendini kanıtlama, herkesin onun hakkında konuşması cazip ve baskın gelir. Dini, kültürel, töresel etkiler göz ardı edilemez. Küçüklükten beri dini ve milli inançlar aşılandığı için, köklü ve sapkın militanlar oluşturur. Bu militanlara başka dinlerin yok sayılması ve kendi dinlerini yayması üzerine güçlü nedenler sunulur ya da milliyetçi ise inancını yaymak, kendi doğrularını insanlara kabul ettirmek için ancak kendilerini feda ederler. Çok şiddetli inançları ve diğer insanlara karşı duydukları güçlü nefret duygusu hepsinin ortak özellikleridir” dedi.

    CANLI BOMBALARIN ÖZELLİKLERİ

    Alkoç, intihar eylemcileri olarak bilinen canlı bombaların da psikolojik özellikleri hakkında tüyolar verdi. Canlı bombaların eylemleri gerçekleştirememe korkusunun ölmekten daha rahatsız edici hissettiğini vurgulayan Alkoç, “İntihar eylemcileri ilk paragrafta bahsettiğimiz düşmanlarını yaratık olarak görerek onları yok etmekten mutluluk duyarlar ve olabildiğince insana ulaşmaya çalışırlar. Ölüm korkusunu yenmeleri gerekir ve bu eylemi gerçekleştirememek ölmekten daha korkutucu ve rahatsız edici gelir” diye konuştu.

    TERÖR OLAYLARI TRAVMAYA NEDEN OLUYOR

    Alkoç, terörün arttığı dönemlerde korku ve kaygıların arttığını vurgulayarak, terör saldırılarının sosyal ilişki, iş ve özel hayatı da olumsuz etkilediğini ifade etti. Terör nedeniyle şüpheci ve huzursuz hisseden bireylerin her gün psikolojik çatışma ortamı ve bunalıma sürüklendiğine dikkat çeken Alkoç, “Özellikle bomba olaylarının gerçekleştiği ortamda bulunmak, şahit olmak ya da yakın çevrelerde ikamet etmek travmalara neden olmaktadır. Günlük hayatınızda bu etkilerden dolayı işlerinize konsantre olamıyorsanız, depresif umutsuz ruh durumunu çok sık yaşıyorsanız” dedi.

    OLUMSUZ ETKİLERLE MÜCADELE

    Alkoç, terörün olumsuz psikolojik etkileriyle mücadele için öncelikle bu durumun fark edilmesi gerektiğini ifade etti. Alkoç, “Bu durumu fark edip dengelemeye çalışın. Kısa aralıklarla zihninizi boşaltın. Toplumsal ilişkilerin gittikçe zayıfladığı, güvenlik ihtiyacının gittikçe arttığı bu günlerde kaybettiğimiz güven, sevgi, destek gibi olumlu duygularımızı ve çevremize karşı ilgimizi telafi etmeye, yeniden canlandırmaya çalışmalıyız” uyarılarında bulundu.

  • Psikolog Demirbaş’tan Ailelere ‘Çocuklarınızı Başkaları İle Kıyaslamayın’ Çağrısı

    Uzman Sosyal Pedagog Psikolog Hanım Demirbaş 2015-2016 eğitim-öğretim yılının ilk döneminin sona ermesinin ardından karne alan öğrencilerin ailelerine çağrıda bulunarak, “Çocuklarımızı başkaları ile lütfen kıyaslamayalım” dedi.

    2015-2016 eğitim-öğretim yılının ilk döneminin sona ermesinin ardından karne alan öğrencilerin ailelerine önerilerde bulunan Uzman Sosyal Pedagog Psikolog Hanım Demirbaş, “Çocuklara tatillerinin çok iyi geçmesini diliyorum. Tatilin keyfini çıkartsınlar. Çünkü yeni bir maraton başlayacak. Bunun için dinlenmeleri gerekiyor. Burada ailelere söylemek istediğim kötü notlar üzerinde durmak yerine öğrencinin eksik olduğu konularda başarılı olabileceklerini teşvik etmelerini öneriyorum. Ayrıca olumsuz yaklaşımdan uzak durmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü bu çocukta olan kaygıyı daha da fazla arttırır. Çocuk okuldan soğuyabilir. Sürekli ders çalışması için onu eve kilitlersek çocuğu istemediğimiz noktada bulabiliriz” diye konuştu.

    Demirbaş ayrıca, “Lütfen fiziksel, sözel istismardan uzak duralım. Çocuklarımızı başkaları ile lütfen kıyaslamayalım. Çocuklarımıza sürekli sevgi ve hoşgörü ile yaklaşalım. Çocuğumuzun mutlu olmasına yatırım yapalım. Sonuçta dünyanın sonu değil. Karne ara dönemi eğer öğrencilerin eksikleri varsa bunu kapatmak için fırsattır. Bu yönden de birlikte teşvik ederek çocuğu okula kazandırarak çözüm üretebilirler. Ailelere lütfen baskıdan uzak dursunlar. Bir kere başarısız olan her zaman başarısız olacak değildir” şeklinde konuştu.