Etiket: psikolog

  • Psikolog Çakmakcı: “Bebeklerde gelişimsel geriliğe erken müdahale önemli”

    Ülkede binlerce çocuğun, kendilerini yeterince destekleyen koşulların sağlanamaması nedeniyle, gelişimsel potansiyellerine ulaşamadığını söyleyen Uzman Psikolog Didem Çakmakcı, erken müdahale ile sorunların önüne geçmek, gelişimi engelleyen olumsuzlukların yaygınlığını azaltmak ve olası tekrarı azaltmayı amaçladıklarını ifade etti.

    Duyu Evi Fizyoterapi Hizmetleri Uzman Psikolog Didem Çakmakcı her bebeğin kendine özgü bir gelişme hızı olduğunu belirterek, “Bebeklik ve erken çocukluk dönemiyle ilgili çeşitli verilere dayalı belirlenen istatistiklerle bu gelişim için bir ortalama belirlenmiş olsa da bebekten bebeğe farklılıklar gösterir. Gelişimde ağır gittiği düşünülen çoğu bebek, zaman içinde yaşıtlarını yakalar. Önemli olan eğer gelişimsel bir gerilik gözlemlendiyse durumunun mümkün olduğunca erken tespit edilerek, çocuğun ihtiyacı olan eğitim ve tedavinin planlanması ve kendi potansiyelleri çerçevesinde sağlıklı bir sürece yönelmesinin sağlanmasıdır. Erken müdahale çocukların gelişimleri için destekleyici faktörleri arttırmak ve yaşamlarındaki risk faktörlerini azaltmakla mümkün olur.” şeklinde konuştu.

    Erken müdahale programı nedir?

    Erken müdahale programlarının, gelişimsel gerilikler veya sosyal-duygusal-psikolojik sorun davranışlar gözlemlenen altı yaş altındaki çocuklara yönelik bir dizi hizmet olduğunu söyleyen Uzman Psikolog Çakmakcı, “Çocukların dil gelişimi, motor, sosyal, duyusal ve bilişsel gelişim başta olmak üzere farklı gelişim evrelerinde yaş düzeylerinden beklenen performansı tespit etmek için uygulanan çeşitli değerlendirme araçları bulunmaktadır. Erken müdahale, motor gelişim, dil gelişimi, problemleri gibi öğrenmeyi etkileyebilecek sorunları önlemeye yardımcı olur. Özellikle gelişimsel açıdan risk altındaki çocuklara yönelik gelişimsel takip programlarının yapılmasında ve ebeveynlerin bu konuda bilinçlendirilmesi ve yönlendirilmesinde fayda vardır. Gelişim takibi herhangi bir farklılığın tespiti, erken tanı ve rehabilite edilmesi için çok önem taşır.” ifadelerini kullandı.

  • Psikolog Canan Berber: “Kendi kendimize arttırdığımız korku ve panik sadece terörizmin amacına hizmet eder”

    Özel Kastamonu Anadolu Hastanesi’nden Psikolog Canan Berber, Türkiye’de son zamanlarda yaşanan terör olaylarına bağlı olarak insanlarda artan korku ve panik durumlarını irdeleyerek, insanların soğukkanlılıklarını koruması gerektiğini söyledi.

    Son zamanlarda artan terör olaylarına bağlı olarak değerlendirmede bulunan Psikolog Canan Berber, “Tüm dünyanın yaşamına giren terör kavramı son zamanlarda etkisini ve yayılımını arttırarak, bu yılın da gündem maddesi olmaya devam etmektedir. Terör çok sık duymaya alışık olduğumuz bir olgu haline gelmiştir. Terör eyleminin amacı, herhangi bir yer ve zamanda saldırma yeteneklerini göstererek moral bozukluğunu bir araç ve hedef olarak kullanmaktır. Kurbanlar gerçek hedef değildir. Keyfi seçilen kurban, tüm toplumu potansiyel kurban haline getirir. Nerede ve ne zaman olacağı belirsizdir. Savunma yeteneğinin aniden kaybolması ve o an kaçışın olmaması umutsuzluk oluşturur. Araştırmalar insanların kötülüğe çok çabuk yönlendirilebileceğini göstermektedir. Terörist terörü, terör korku ve öfkeyi, bunlar da saldırganlığı ve başka türlü bir terörü meydana getirir. Oysa körüklenen korku ve saldırganlık sadece terörizme hizmet eder. Umutsuzluk ve bu umutsuzluğun çeşitli şekillerde arttırılması toplumlarda bölünmelere, cepheleşmelere, yöneticilerle çatışmalara ve güvensizliğe neden olur. Terörizmin tam isteği de budur. Son günlerde yine ’kalabalık yerlere gitmeyin, yolculuk yapmayın, hedef olabilirsiniz’ gibi mailler, sosyal medya mesajları gelişigüzel yollanıyor. Oysa kendi kendimize arttırdığımız bu korku ve panik sadece terörizmin amacına hizmet eder. Bu, hiç umursamamak demek değildir. Ancak tedbir alarak günlük yaşantıyı sürdürmek, terörizmin en büyük silahı olan panik, korku ve düşmanca tutum oluşturarak elde edilecek kaostan yararlanma silahlarını elinden alır” dedi.

    “Kaderimiz teröristlerin değil, bizim ellerimizdedir”

    İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilen terör saldırısına da değinen Psikolog Berber, “Bir süredir peş peşe can kayıpları olan terör olaylarının benzeri ve en yenisi İstanbul’da yaşandı. Basında ise birçok ceset, vahşet görüntüsüne ulaşabildik. Korkuyu, çaresizliği gün boyu tekrar tekrar her kanalda izledik, fakat basında görüntüden çok, sözel ve yazılı bilgilendirme, başa çıkmanın öğretilmesi insanları tetikte tutar ve cesareti arttırır. Terörizm ile aktif olarak başa çıkabilmenin en basit yöntemi bazı savunma ve önlem yollarının halka öğretilmesidir. Bir bomba patladığında ne yapılması gerektiği, şüpheli paketlere dikkat çekme ve uygulamayı anlatma, bomba yerleştirme metotları konusunda bilgilendirme ve güvenlik güçlerinin patlamadan bulduğu sivillere yönelik bomba haberlerinin verilmesi, insanların terörizmle baş edebilecekleri hissini ve güvenini destekler. Acıları paylaşmak, mücadele etmek, doğruyu yanlışı ayırt etmek için kanlı görüntülere ihtiyacımız yok. Güçlü olan terör ve teröristler değil, bizleriz. Kaderimiz teröristlerin değil, bizim ellerimizdedir” diye konuştu.

  • Psikolog Canan Berber: “İşsizlik, İntihar Girişimlerini Arttırıyor”

    Özel Kastamonu Anadolu Hastaneleri Psikologu Canan Berber, işsizlik ile intiharın bağlantılığı olduğunu belirterek, işsizliğin intihar girişimlerini arttırdığını söyledi.

    Özel Kastamonu Anadolu Hastaneleri Psikologu Canan Berber, intihar riskiyle anlamlı olarak ilişkisi olduğu düşünülen birçok psikososyal risk etmenini sayabileceklerini ifade ederek, “Evlilikle ilgili sorunlar, işsizlik, düşük sosyoekonomik düzey, yalnız yaşama, göç öyküsü, stresli yaşam olayları, örneğin bir yakının ölümü veya iş kaybı, gözaltında bulunma ve tutuklu olma gibi durumlarda da intihar riski artar. İntiharın sosyodemografik risk etmenleri arasında erkek cinsiyeti, işsizlik, yoksulluk, bekar, boşanmış, dul ya da ayrı yaşıyor olma, ergenlik gibi durumlar sayılabilir. Eğitim düzeyinin intihar girişimi gösteren gruplarda düşük olduğuna dair yayınlar vardır. Türkiye’de yapılmış çeşitli araştırmalarda intihar girişimlerinin bekarlarda evlilere göre daha çok görüldüğü bildirilmekle birlikte, ülkemizde evlilik sorunlarının kronikleşme eğilimi ve evliliğin batılı ülkelere oranla daha sınırlayıcı olması nedeniyle evlilerde de (daha çok evli kadınlarda) yüksek oranlar saptanmaktadır. İntihar girişimi nedenleri araştırıldığında kadınlarda aile ve evlilik sorunlarının bazı araştırmalarda ilk sırayı alması da bunu destekleyen bir bulgudur” dedi.

    İntihar girişimlerinin sosyoekonomik düzey ile bağlantılı olduğuna dikkat çeken Psikolog Berber, “İntihar girişimleri şehirlerin kalabalık, sosyal koşulları iyi olamayan bölgelerinde daha çok olmaktadır. İşsizlik ve intihar girişimi arasında da bağlantı vardır. Özellikle erkeklerde bu daha da belirgin olmaktadır. İskoçya’da yapılan bir araştırmada yalnız yaşayan ve düşük sosyoekonomik düzeyli insanlara daha az depresyon tanısı konulduğu, bunun başvuru eksikliğinden kaynaklandığı, bunun sonucunda da bu iki gruptaki depresyonlu hastaların daha az antidepresan tedavi aldıkları saptanmıştır. Bu sonuç, bu iki gruptaki hastaların yeterince tedavi edilmemiş depresyon nedeniyle daha fazla intihar riski taşıdıkları şeklinde yorumlanabilir” diye konuştu.

    Psikiyatrik rahatsızlıkların, intihar olaylarında en sık rastlanan etmen olduğunu vurgulayan Berber, şöyle konuştu: “Bu yüzden, psikiyatrik rahatsızlıkları olanlar arasında intihar davranışlarının görülme sıklığının yüksek olduğu konuyla ilgili yapılan birçok araştırmanın ortak bulgularındandır. Bireylerde sorun çözme becerilerinin mi yoksa bireylerin başına gelen travmatik yaşam olaylarının mı, intihar davranışıyla ilişkili olduğunun sınanması konusu önemlidir. Bu amaçla yapılan birçok bilimsel araştırma sonuçları göz önüne alındığında sorun çözme becerisi düzeylerinin hem intihar hem de intihar girişimlerini yordamakta travmatik yaşam olaylarından daha etkili olduğunu göstermiştir.”

    Kastamonu’da son yıllarda intihar vakalarında ciddi bir artışın gözlendiğini ve karşılarına ciddi bir tablonun çıktığını öne süren Psikolog Berber, Kastamonu’da bu yıl içerisinde şu ana kadar 7 kişinin intihar ettiğini ve bunun dışında da intihar girişiminde bulunanlarında olduğunu kaydetti.

    Erkeklerde intihar olayının daha fazla olduğuna işaret eden Berber, bununla birlikte yapılan araştırmalarda intihar vakalarının kadınlarda da çok arttığını ifade ederek, şunları söyledi: “İntihar vakaları, daha fazla yetişkinlerde görünüyor. 30 yaşın üzerindeki insanlarda intihar olaylarıyla çok daha fazla karşılaşıyoruz. Çünkü hayat telaşı, evlilik, maddi imkansızlıklar, evlenememe gibi faktörler intihar vakalarını daha da arttırıyor. İnsanları kendi içerisinde bunalıma sürüklüyor. Kişiler bu faktörler nedeniyle daha da karamsarlaşıyor. Bu tür insanların mutlaka psikologlardan destek alması gerekiyor. Bu insanlar veya bu insanların aileleri, bu tür gözlemleri yaparak en yakın bölgedeki psikologlardan destek ve yardım istemeleri tavsiyesinde bulunuyoruz.”

  • Psikolog Baykal: “Terör, İnsanların Güven Duygusunu Tehdit Ediyor”

    Acıbadem Ankara Hastanesi Uzman Psikologu Mithat Bülent Baykal, terörün insanların güven duygusunu tehdit ettiğini söyledi.

    Acıbadem Ankara Hastanesi Uzman Psikologu Baykal, İstanbul’da yaşanan patlama sonrasında terör olaylarının insan psikolojisini nasıl etkilediğini yorumladı. Baykal, kişilerin toplumlarda dengeli bir şekilde yaşantılarını sürdürürken “güven duygularına” bir tehdit ile karşılaşıncaya kadar kendilerini güvenlikte hissetme duygusunun ne kadar önemli olduğunun farkına varamadıklarına dikkat çekerek, “Bu ortak bir güvenlik duygusu yaratan duygular kolektif bir toplumsal doku oluşturuyor.Teröre maruz kalındığında, bu doku bozuluyor.Aşırı kaygılar ve korkular başlıyor.Teröristlerin de istediği bu dokuyu bozmak” dedi.

    “ ASILSIZ HABERLER, ENDİŞEYİ STRESİ VE SIKINTI VEREN ANILARI SU YÜZÜNE ÇIKARTIYOR”

    “İnsanlar böyle bir olaya maruz kaldıklarında ön görülememezlik, belirsizlik ve olayların kendilerinin kontrolü dışında yaşandığı algısı yaşarlar” diyen Baykal şunları kaydetti:

    “Terör olasılığına fiziksel olarak ne kadar uzak veya yakın olduğuna bakılmaksızın çoğu kişi sürekli bir anksiyete ve korku yaşamaya başlıyor. Bu kaygıyı, medyada gördüğümüz “aşırı derecede sevimsiz ayrıntılar” ve sürekli olaya maruz bırakmalar da arttırmakta. Nedir bu sevimsiz ayrıntılar ve maruz bırakmalar. Örneğin Ankara’da bir terör olayı meydana geliyor. Ayrıntılar,tüm detaylar defalarca ve günlerce televizyon ve sosyal medyada yansıtılıyor.Yayın yasakları da sadece ayrıntıların kısa bir süre için gösterilmemesine yol açıyor.Fakat internette müthiş görüntüler ortada gezmeye devam edebiliyor.Dahası, bazen olumsuz asparagas haberler insanlarda ki endişeyi,stres seviyelerini daha da yukarılara çekmekte.Bir şekilde beynimiz hipnotize olmuş gibi tekrar tekrar terör olaylarının istem dışı gelen sıkıntı veren anılarını yaşıyor ve bir şekilde beynimizi esir alıyor.

    Peki,anladık da bu olumsuz düşünceler bizde nelere yol açıyor? Sürekli devam eden ve aklımızı çoğu zaman o olaylarla meşgul eden psikolojik sıkıntılar ve konsantrasyon zorlukları; bazı kişilerde görülen olaylarla ilgili sıkıntı veren düşler; stresli terör olaylarını çağrıştıran iç ve dış uyarıcılara karşı verilen fizyolojik tepkiler; o olaylarla ilgili olumsuz duyguları ve düşünceleri tetikleyen anımsatıcılar olan insanlar,yerler,konuşmalar,etkinlikler,nesneler ve durumlardan kaçınma veya buralardan uzak durma çabalarıdır. “

    Bu tür olaylardan sonra gördüğümüz olayları “genelleştirme” ve ”abartma” eğilimleri toplumun işleyişini ve yaşam sistemlerini bozduğunu vurgulayan Baykal, şunları dedi:

    “Ankara’daki acımasız terör eyleminden kısa bir süre sonra olayın gerçekleştiği yer olan Kızılay’a gittiğimde, her zaman görmeye alıştığım o kalabalığın yüzde onunu bile görememiştim.Herkes her an aynı olaylara muhatap olacaklarmış gibi birçok toplu yaşam ve alış veriş merkezlerine adım atmıyorlardı. Teröre kurban verme yüzdesi,trafik kazalarına kurban verme yüzdesinin çok çok altında olsa bile, terör toplumsal dokuda büyük bir delik açtığı için insanlar kaçınma davranışları gösteriyorlardı. Bu davranış biçimimizin ve şiddetinin aynı seviyede gitmesine yol açan durumlardan biri de medya kanalıyla duyduğumuz başka terör olaylarıdır.Brüksel’de havaalanı ve metroda yaşanan terör olayları,bizim terörle ilgili yatışmaya başlayan kaygı ve stres belleklerimizi tekrar eski yüksek seviyesine çekmekte ve toplumun işleyişine darbe vurmaktadır.

    Gazete,dergi,internet ve televizyon kanallarında klişe halinde “korkmamamız gerektiği” “yaşamımıza kaygı duymadan aynı şekilde devam etmemiz gerektiği” ile ilgili bilgiler sürekli dolaşmakta. Korkma! Demekle olmuyor.Öyle olsaydı depresyondaki bir arkadaşımıza,boşver,takma hiçbir şeyi dediğimiz zaman düşüncelerini hemen değiştirip, depresyondan çıkması gerekirdi. İşler bu şekilde yürümüyor.”

    “YAPILMASI GEREKEN İNSANLARIN GÜÇSÜZ ÇARESİZ OLMADIKLARINI GÖSTERMEK”

    Ne yapılması konusunda ise Baykal şu değerlendirmeyi yaptı:

    ” Kısa dönemde yapmamız gereken; terör olaylarından sonra yaşanabilecek hem bireysel, hem de toplumsal kaygı ve streslerin “doğal” ve “normal” olduğunu topluma anlatmak, bilinçlendirmek yani duygularının ve düşüncelerinin farkına vardırmak. Bu tür duyguları yaşadıkları için insanların kendilerini suçlamamalarını; yetersiz, güçsüz veya çaresiz görmemelerini; değersizlik duyguları yaşamamalarını; korkmanın ve kaygılanmanın normal olduğunu anlatmak iyi bir yaklaşımdır. Ayrıca belirsizlik,öngörülemezlik ve olayların kontrolünün elinde olmama duygularının yukarıda bahsettiğim kaygıları yaratabileceğinden de haberdar etmek de olabilir.

    İnsanlara tedbirli olmalarının normal olduğunu belirtmenin; zaman içinde kaygılarının azalacağını, olaylarla ilgili daha gerçekçi hissedecek ve düşüneceklerini anlatmanın ve güvence vermenin de iyi bir yöntem olduğunu düşünmekteyim.Ayrıca medya vasıtasıyla kulaktan kulağa yayılan “felaketleştirilmiş”, “abartılmış” veya “yanlış aktarılan” aşırı korku ve endişe yaratabilecek durumların farkına varmalarını sağlayacak girişimler de yararlı olacaktır.”

  • Bakan Ramazanoğlu:”kilis’te Kalıcı Psikolog İstihdam Etmek İçin Çalışmalarımızı Sürdürüyoruz”

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, 16 Haziran’dan sonra Kilis’te kalıcı psikologların istihdam edileceğini açıkladı.

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu, düzenlediği basın toplantısında, 50 sosyal hizmet uzmanı, psikolog, sosyolog, çocuk psikologla beraber Kilis’e çalışma başlattıklarını ifade etti. 16 Haziran’dan sonra bölgede kalıcı psikologların istihdam edileceğini müjdeleyen Bakan Ramazanoğlu, “Sosyal projelerin, sosyal projelerin, sosyal programının sokak çalışmalarının uygulanması amacıyla buradayız. Bizim büyük projemiz var. Aile sosyal destek projesi kapsamında her ailenin bir sosyal danışmanı olacak. Bir çalışmamız bu, Bu çerçevede Kilis’te, bugün bu çalışmamızı başlatıyoruz. Bugün ben bir bakan olarak buradayım. Öteki taraftan bir psikolog bir sosyal çalışmacı olarak ailelerimizi ziyaret edeceğim. Biraz önce sahada çalışacak arkadaşlar ile hizmet eğitimi yaptık. Biraz sonrada aile ziyaretleri yapacağız. Aile çalışmalarımızda rehberlik, rehabilitasyon, psikoterabi, önceki hedef kitlemiz çocuklarımız, kadınlarımız, engellilerimiz, yaşlılarımız tabii ki tüm aile bireyleri, ailelere rehberlik hizmetleri ve sosyal yardımlar, sağlık hizmetlerinin koordinasyonu, eğitim hizmetlerinin koordinasyonu, ekonomik sorunları varsa nasıl aşılacağı, ve tabii ki, çocuklarımız ile ilgili olarak gerginlik, ve bu terörle oluşmuş, olan kaygıların giderilmesi konusunda psikoterapi yapılacak. 16 Haziran’dan sonra Kilis’te kalıcı personel olarak istihdam etmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sınavlarını yapıyoruz, son aşamaya geldik” dedi.