Etiket: psikolog

  • Klinik Psikolog Dila Soğancı: “Yas süreci yaklaşık 1 yıl devam eder”

    Klinik Psikolog Dila Soğancı: “Yas süreci yaklaşık 1 yıl devam eder”

    Klinik Psikolog Dila Soğancı, “Yas süreci, kişi yakınını kaybettiği andan itibaren başlayıp yaklaşık 1 yıl kadar devam eder. Yas sürecinin şok, hissizlik, öfke gibi evrelerini geçemezseniz ya da yakınlarınızda böyle bir durumu gözlemlerseniz psikolojik destek almak gereklidir” dedi.

    Medicana Samsun Hastanesi’nden Klinik Psikolog Dila Soğancı yas süreci konusunda bilgiler verdi. Yas sürecini tanımlamakla başlayan Soğancı, “Bütün canlılar için sevdiği, bağlandığı birini kaybetmek ve bu süreçle başa çıkmak kolay değildir. İnsan için hayatta yas tutmaktan daha büyük ve zor bir uğraş yoktur. İnsan, doğum anından itibaren sevgiye ve güvene dayalı ilişkiler kurar. İnsan, hayatında bir şeyler yolunda gitmediğinde, kendini mutsuz hissettiğinde, bağlılık oluşturduğu kişilerin yanına koşar. Peki ya bu derin bağlılık oluşturduğu kişiye ya da kişilerin başına bir şey gelirse? İşte o zaman yas duyguları diye tabir edilen, kaygı, üzüntü, keder gibi duyguları yoğun olarak yaşamaya başlar. Yaşam süresince çeşitli sebeplerle yaşanan kayıplar ve bu kayıplar karşısında verilen tepkiler, hissedilen duygular ile değişen fizyolojinin tümünü ‘yas’ olarak tanımlıyoruz. Yas sürecini; evcil hayvanımızın ölümü, çalışmakta olunan işin kaybı, savaşlar, büyük toplumsal felaketler, partnerinden ayrılma, ebeveynlerin boşanması, hamilelik dönemi bebeğini düşürme ya da hamileliğin sonlanması, sakatlığa bağlı olarak hareket kısıtlanması ve yaşam sürdürülen ülkeden ayrılma sebepleriyle yaşanabilir” diye konuştu.

    Yas süreci nasıl bir süreçtir?

    Yas sürecinde yaşanan evrelere değinen Klinik Psikolog Dila Soğancı, “Yas süreci, kişiden kişiye değişmektedir. Aynı şekilde yas tutan, aynı tepkileri ve duyguları yaşayan iki kişi bulmak bile zordur. Kaybın şekli, daha önce yaşanılan kayıp yaşantısı, kaybedilen kişiyle ilişkinin yakınlığı ve kalitesi, dini ve kültürel inançlar, kişinin baş etme becerisi, fiziksel sağlık ve destek kaynakları gibi birçok neden yas sürecini kişiye özgü bir hale getirir fakat kişiler benzer duygular yaşar ve benzer tepkiler verir. Yas sürecinin uzunluğu da kişiden kişiye değişen bir durumdur. Yas süreci, kişi yakınını kaybettiği andan itibaren başlayıp yaklaşık 1 yıl kadar devam eder. Genellikle bu bir yıllık süreçte kişi ilk etapta şok ve hissizlik yaşar. Şaşkınlık, kabullenememe, inkâr, ne hissettiğini bilememe, kafa karışıklığı ve karar verme yetisinin kaybolması da ilk tepkiler arasındadır. Ardından, kişi içinde olduğu durumu ölümü/kaybı bir süre reddedebilir, hiçbir şey olmamış gibi gündelik yaşamına geri döndüğü davranışlar sergileyebilir. Bu tepkiler yaşanılan üzücü durumdan kısa bir süre sonra oluşmaktadır. Kişi daha sonra üzüntü ve özlem hissetmeye başlar. Kaybedilen/ölen kişiyle olan anılar, sosyal çevresi içinde yad edilir. Yalnızlık ve öfke gibi duygular bu sürecin bir parçasıdır. Kişi genellikle ‘neden ben’ sorusunu sorar. Ölen/kaybedilen kişiye de, bırakıp gittiği için öfke yaşanır. Ani duygu değişimi de bu süreçte yaşayabilir. Ölüm/kayıp sonrası içteki sürecin bastırılmaması gerekmektedir, bu nedenle sadece ilaç tedavisi ile kişinin yaşadığı yas süreci çözülmez. Yas sürecinin önemli bir aşaması da, kişinin kaybı/ölümü kabullenmesidir. İşte bu aşamada kişi sosyal ve iş hayatında bir takım güçlükler yaşar. Son evre olan kabullenme evresinde, kişi artık ölümü/ kaybı kabul ederek normal yaşama dönmeye başlar. İlki kaybedilen kişinin kim olduğudur; kişi sevdiği ve bağlı olduğu Yas sürecini etkileyen faktörlerden birini kaybettiğinde, psikolojik olarak daha sancılı bir sürece girer. Eşini kaybetmiş biri, dostunu, arkadaşını, güvencesini, çocukları varsa eğer onların ebeveynini de kaybetmiş olmaktadır. Diğer bir faktör kaybedilen kişiyle olan ilişki niteliğidir. Kaybedilen kişiyle sürekli yaşanılan bir sorun varsa, bunların çözümlenememesi, kişinin kendini suçladığı bir yas süreci yaşamasına neden olabilir. Kişinin nasıl kaybedildiği/öldüğü de önemli faktörlerden biridir. Örneğin intihar edip ölen bir kişinin yakınının yaşadığı yas süreciyle, uzun süre kanser tedavisi görüp ya da uzun süre yoğun bakımda kalıp ölen bir kişinin yakınının yaşadığı yas süreci ve yas uzunluğu farklılık göstermektedir” şeklinde konuştu.

    Profesyonel destek almak gerekir mi?

    Profesyonel destek alınması gerek durumları anlatan Klinik Psikolog Soğancı, “Doktor kontrolsüz ilaç kullanma, alkol tüketimindeki artış, kendine zarar vermeyi düşünme, sürekli olarak sorumluluklarını ve öz bakımını ihmal etme, yas sürecinin 1 yıldan fazla sürmesi ve kişinin kendi hayatına dönemediği durumlar, kişinin kendini sosyal hayattan izole etmesi, ölüm ve ölümü anımsatan konulardan konuşmaktan kaçma, yas sürecini yaşamamak için kişinin kendine sürekli meşgul etmesi, fiziksel şikâyetlerin artması, kişinin yoğun suçluluk duygusu hissetmesi gibi durumlarda profesyonel destek almak gereklidir” ifadelerini kullandı.

    Yas sürecini daha sağlıklı geçirebilmek için neler yapılabilir?

    Yas sürecini daha sağlıklı geçirmek için yapılabileceklerden bahseden Soğancı, “Kişinin kendine sabırlı ve anlayışlı olmayı öğrenmesi, yas süreciyle baş edebilmek için kendine süre tanıması gerekmektedir. Yas sürecini tek başına yaşamak yerine, güvenilen birine yaşanılan hisleri anlatmak, kişiye sosyodestek olacaktır. Uyku, besin gibi temel ihtiyaçlara özen göstermek, yas süreciyle baş edebilmek ve daha kısa sürede yas sürecinizi tamamlama adına gereklidir. Eğer aile içi bir kayıp var ise; ailedeki diğer yas tutan kişileri üzmemek, onlara karşı güçlü görünmek ve onları korumak için, yaşadığınız duygular aile içinde dile getirilmekten kaçınılabilir. Fakat aile içinde hissedilen duyguları konuşmak, anıları paylaşmak ailecek birbirinizi daha iyi tanıyıp ve bu yas sürecini başlatıp bitirmeyi sağlar. Yıldönümü, bayram, doğum günü gibi kişiler için önemli günler zor geçebilir. Bu günlerde birinden destek almak, yanında olmak yaşanılan zorluğu azaltır. Yaşanılan yas süreci ne şekilde olursa olsun, bu tepkilerin normal tepkiler olduğunu unutmayın. Fakat bu sürecin olması gerektiğinden fazla sürmemesi önemlidir. Yas sürecinin şok, hissizlik, öfke gibi evrelerini geçemezseniz ya da yakınlarınızda böyle bir durumu gözlemlerseniz psikolojik destek almak gereklidir” sözlerine yer verdi.

    Peki ya kaybı olan çocuklar…

    Çocuklara ölümü anlatmakla ilgili tavsiyeler veren Dila Soğancı şunları söyledi:

    “Çocuklar için bu durumlarda açık ve dürüst olunması gerekmektedir. Çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun açıklamalarda bulunulmalıdır. İlk olarak çocuğa doğumun, büyümenin ve ölümün ne demek olduğu anlatılmalıdır. Ölüm/kayıp; seyahate çıktı, yolculukta gibi kavramlarla açıklanmamalıdır ve bu durum bir anda söylenmemelidir. Örneğin, bir kaza sonucu oluşan bir ölüm var ise; aşama aşama anlatın (ambulans geldi, hastaneye gidildi vs.). Çocuğun soru sormasına izin verilmelidir. Çocuk yas sürecinde aynı soruları tekrar tekrar sorabilir, bu konuda sabırlı olup tutarlı cevaplar verilmelidir. Olayı olduğu gibi, sadece çocuğun yaş seviyesine uygun biçimde anlatmaya dikkat edilmelidir. Çocuğa, hayatta kalan diğer kişilerin güvende olduğunu belirtilmelidir. Üzülmesin diye çaba sarf etmek yerine, duygularını ve üzüntülerini anlamaya çalışıp ortak olunmalıdır. Ölen/kaybedilen kişiye ait eşyalar çocuğun etkilenmesinden korkup ortadan kaldırmamalıdır, çocuğunuzun cenaze törenine katılmasına izin verilmelidir. Çünkü kaybı/ölümü çocuk için gerçek kılabilmek önemlidir. Ayrıca çocuğun psikolojik destek alması da gerekebilir.”

  • Ayrılan çiftlere psikolog tavsiyeleri

    Psikolog Funda Es, büyük aşkla başlayan bazı ilişkilerin düşmanlıkla bitebileceğini hatırlatarak, ilginç bir uyarıda bulundu. Psikolog Funda Es, “Sevgili olamıyorsanız arkadaş kalın” tavsiyesinde bulundu.

    Medical Park Ordu Hastanesinden Uzm. Psikolog Funda Es, aşk duygusu bitip karşılıklı konuşarak ilişkiyi bitirme kararı alındığında, iki kişinin arkadaş kalamaması için hiçbir sebep olmadığını, ancak bunun ikili arasında yaşananlara bağlı olduğunu söyledi. Psikolog Es, “Karşılıklı sevgi, saygı ve güvene dayalı bir ilişki söz konusuysa aşk bitse de arkadaşlık devam edebilir. Aslında ayrılık süreci için kişilerin birbirlerini daha iyi tanıdığı bir dönem diyebiliriz” dedi.

    Funda Es, şöyle konuştu: “Bir ilişkiyi bitirdiğinizi kabullenmek zor olabilir. Fakat hiçbir ayrılık acısız olmaz. Acı çekeceğinizi, üzüleceğinizi onu özleyeceğinizi düşünerek ayrılığı ötelemek, zarar görmüş bir ilişkiye devam etmek, sizi değersiz, yetersiz hissettirebilir. En önemlisi kendinize olan güveninizi olumsuz yönde etkilenebilir. Bu yüzden önce birey olarak kendinizi tanımanız, nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadığınızı bilmeniz gerekir. Sonrasında ise ilişkideki kendinizi tanıyıp ilişkiden beklentilerinizin, isteklerinizin neler olduğunu bilmek gerekir. Bu istekler ortak mı, her iki taraf birbirinin beklentilerini karşılıyor mu? Çünkü bu isteklerin sadece tek taraflı karşılanması diğer tarafın duygularını sömürücü bir süreci getirir. Bir ilişkiyi ayakta tutmak istiyorsanız empatiden yoksun olmamalı ve sevdiğiniz kişinin beklentilerini de ön planda tutmalısınız. Kendinizi tanıyıp farkında olduktan sonra zaten neyi isteyip, neyi istemeyeceğiniz hakkında fikir sahibi olacaksınız, o zaman ilişkide de sizin neyin mutlu ve mutsuz ettiğini daha kolay belirleyebileceksiniz.”

    “Aşk acısını atlatmak için ayrılığın yasını tutun”

    Psikolog Funda Es, aşk acısının nasıl atlatılabileceğini de ise şu görüşlerle özetledi:

    “Biten bir ilişkinin yasını tutmalısınız, yas sürecinde bütün duygularınız yaşamalısınız ki acınızı iyileştirebilin. Tam anlamıyla hazır olmadan hayatınıza başka birini almamalısınız. Aldığınız durumda sizi karşılaştırma yapmaya sürükler. Kendinizden emin olduktan sonra kararınızdan pişman olmayacaksınız fakat yaşanılan, paylaşılan, anılar, duygular, zamanlar var, alıştığınız bir düzen var. İlişki sonrası boşluğa düşülmesi gayet doğaldır. Bu süreci atlatmak için rutinlerinizi değiştirmelisiniz. Ayrılık sürecini kolay yaşamak adına ayrıldığınız kişi ile görüşmek acınızı hafifletmez tam tersi işinizi daha da zorlaştırır. Bu durum zayıflamaya karar verip spora başlamak sonrasında ise yağlı yemekler ve tatlı yemeye devam etmek gibi bir davranış olur.”

    “Çabuk toparlanmak için Pollyannacılık oynamayın”

    Psikolog Es, çabuk toparlanmak için yapılabilecek unsurları ise şöyle belirtti:

    “İlk başta gerçeklerle yüzleşmeniz önemlidir, o kişinin artık hayatınızda olmadığını kabul edin. Ayrıldığınız kişinin olumlu ve olumsuz taraflarını değerlendirin. Ayrılık acısı çektiğiniz süreçte ne kadar onu özleseniz de, hep olumlu taraflarını düşünseniz de unutmayın ki sizi ayrılmaya onun olumsuz tarafları taşımıştır. Polyannacılık oynayıp sadece güzel şeyleri düşünürseniz her davranışı olumlu tarafa çekersiniz, kendinizi kandırmış olup bu süreci çok daha zor bir şekilde yaşamanıza neden olur. Ayrıldığınızda elbette üzüleceksiniz, kızacaksınız ve ağlayacaksanız ama bu acıyı yaşayıp bir gün bitireceksiniz, sonsuza kadar sürmeyecek, bunun için düşünceleriniz de çok önemlidir. İlişki bittiğinden beri çevrenize karamsar bakarsanız, kendinizi olumsuz düşünmekten ve sonucunda kötü hissetmekten alıkoyamazsınız. Düşünce şeklinizi değiştirip, hayatın size getirdiği diğer güzelliklerin farkına varın. İç sesinize kulak vermeyin, bu sizi kısır bir döngüye sokar, sürekli yaşadıklarınızı sorgular durursunuz, bu noktada amacınız, yaşanılan süreci değerlendirdikten sonra sürekli geçmişi kurcalamak değildir. Geçmişe takılıp kalmamak için sosyalleşin, ilgi duyduğunuz alanlarda kurslara gidin, arkadaşlarınızla plan yapın, spora gidin, rahatlatıcı egzersizler, meditasyon ve açık hava yürüyüşleri yapın. Hiçbir şey sizden daha önemli değil, bugün ayrılık acısı yaşıyorsunuz ama yarın hangi zor süreç kapınızda bekliyor bilemiyoruz. Sevdiğimiz insanların ölümüne şahit oluyoruz, onların hastalıklarını azimle yenmeye çalıştıklarını görüyoruz, sokakta kimsesiz çocuklar, yaşlılar görüyoruz. Kimileri sağlığına tekrar kavuşuyor ve yeniden doğmuşçasına yaşıyor. Çünkü o insanlar biliyor ki, kendilerinden önemli başka hiçbir şey yok. İnsan ne yaşarsa yaşasın, acısını kabul edip yaşarsa ve acıyı yaşadıktan sonra ‘Neden bu benim başıma geldi’ şeklinde düşünmek yerine ‘Evet bu benim başıma geldi fakat şimdi ne yapabilirim, daha iyi olmak daha iyi hissetmek için ne yapabilirim’ şeklinde düşünürse aşamayacağı hiçbir zorluk yok. En önemlisi de bu duygu hallerini konuşmak ve paylaşmaktır en güzel çare. İçinden çıkılmaz hale gelmeden destek almak, her şeyi kolaylaştırabilir ve sıkıntılı günlerin süresini kısaltabilir. Bundan uzak durmak doğru bir davranış değildir.”

  • Ünlü Psikolog Üstün Dökmen: “Türkçe dünyada en müzikal dildir”

    Ünlü Psikolog, Yazar ve Televizyon Programcısı Prof. Dr. Üstün Dökmen “Ben dünyanın en müzikal dilinin söyleniş açısından Farsça veya Fransızca olduğunu tahmin ediyordum. Ama öğrendim ki dünyanın en müzikal dili Türkçeymiş, en güzel kelimesi de yakamozmuş” dedi.

    Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Görevlisi, Psikolog, Yazar ve Televizyon Programcısı Prof. Dr. Üstün Dökmen, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi tarafından düzenlenen “Ailede ve Okulda Kaliteli İletişim” adlı konferansa konuşmacı olarak katıldı.

    Psikolog Prof. Dr. Üstün Dökmen, Türkçenin dünyadaki en müzikal dil olduğunu söyledi. Dünya çapında büyük bir organizasyonla düzenlenen bir seminere katıldığını anlatan Dökmen, “Ben dünyanın en müzikal dilinin söyleniş açısından Farsça veya Fransızca olduğunu tahmin ediyordum. Ama öğrendim ki dünyanın en müzikal dili Türkçeymiş, en güzel kelimesi de yakamozmuş. Bu da beni çok şaşırttı. Ama bunu da çok kimse bilmiyor. Basında da fazla yer almadı” dedi.

    Dilini ve toprağını kaybeden ülkelerin geleceğinin olmadığına dikkat çeken Dökmen, “Bir liderin mutlaka tarih bilgisi olması gerekir. Geçmişini bilmeyen geleceğine de yön veremez” diye konuştu.

    “İnsan enerjisinin sonu yoktur” diyen Dökmen, “73 yaşında hasta olan bir tanıdığım vardı, internetten hastalığı ile ilgili bir konu araştırıyor zannetmiştim. Ama meğerse o arkadaş, o yaşta arabamı hangisiyle yenilesem diye bakıyormuş. O adam, enerjisiyle hastalığını da yendi ve yeni arabasıyla da senelerce gezdi. Enerjisi bitmeyenler, hayata enerji ile bakanlar yılmaz, enerjisi bitenler de yılgın olurlar” dedi.

    Çocuklu ailelere de çocukları ile ilgili öğütler veren Dökmen, “Çocuklarınızı meslek seçmeye zorlamayın. İyi veya kötü meslek yoktur, sadece kişiye göre meslek vardır. Çocuğa hayır demek, bazı konularda sınır koymak, ceza vermek çocuğunuzu sevmemek anlamına gelmez. Bazen bunlar da gereklidir” şeklinde konuştu.

    Konferansın sonunda Büyükşehir Belediyesi Kültür Sosyal İşler Daire Başkanı Behçet Atlı, Prof. Dr. Üstün Dökmen’i Tekirdağ’da ağırlamaktan dolayı mutlu olduklarını belirterek kendisine Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak tarafından gönderilen çiçeği takdim etti.

    Namık Kemal Üniversitesi Rektörlük Konferans Salonu’nda düzenlenen konferansa, Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı Behçet Atlı, TESKİ Genel Müdür Yardımcısı İ. Feyzi Ünal ve çok sayıda vatandaş katıldı.

  • Tokat’taki kazada ölen genç psikolog Aydın’ı üzdü

    AYDIN (İHA) – Tokat’ın Niksar ilçesinde, Erbaaspor otobüsünün karıştığı kazada hayatını kaybeden genç psikolog Merve Önel’in cenazesi Aydın’a gönderildi.

    Tokat Niksar yolu Dönekse Kavşağı yakınlarında TFF 3. Lig 1. Grup ekiplerinden Erbaaspor kafilesini Sivas Havalimanına götürdükten sonra dönen Hasan Ş. idaresindeki otobüsün, şoförünün direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı yönden gelen iki araçla çarpışması sonucu meydana gelen kazada psikolog Merve Önel hayatını kaybetmiş, 3 kişi de yaralanmıştı.

    Aydın Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde psikolog olarak çalışırken yaklaşık 2 ay önce Niksar Devlet Hastanesi’ne atanan Önel için çalıştığı hastanede cenaze töreni düzenlendi. Birkaç ay önce nişanlandığı ve düğün hazırlıkları yaptığı öğrenilen Önel’in cenazesi törenin ardından defnedilmek üzere memleketi Aydın’a gönderildi.

    Eski kurumu taziye mesajı yayınladı

    Eski personeli için taziye mesajı yayınlayan Aydın Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Seyfi Bozçelik, “Aydın Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünde psikolog olarak çalışan değerli çalışma arkadaşımız Merve Önel’i elim bir trafik kazasında kaybettik. ALLAH rahmet eylesin mekanı cennet olsun. Acılı ailesine ve gün çalışma arkadaşlarımıza sabır ve baş sağlıyı diliyoruz” ifadelerini kullandı.

  • Psikolog Murat Demirci: “Selamlaşmanın azalması gençlerin ruh sağlığını tehdit ediyor”

    Bağcılar Belediyesi Gençlik Merkezi Klinik psikoloğu Murat Demirci, toplum içinde selamlaşmanın azalmasının birey olma ve var olma mücadelesi veren gençleri ruhsal bunalıma sürüklediğini söyledi. İlgisizliğin gençleri yanlış yollara düşürebileceğini söyleyen Demirci, “Birine selam vermek ona değer vermek anlamına gelir. Birbirlerine selam verenler mutlu olurlar, değerli hissederler. İnsanların önemsendiğini bilmeleri onları psikolojik olarak rahatlatır“ dedi.

    Dünya Sağlık Örgütü tarafından 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün bu yılki teması “Değişen Dünyada Gençler ve Ruh Sağlığı” olarak belirlendi. Zamanının çoğunu gençlerle geçiren ve onları iyi tanıyan Bağcılar Belediyesi Gençlik Merkezi Klinik psikoloğu Murat Demirci de gençlere bugüne özgü önemli açıklamalarda bulundu.

    Gençlerin ruhsal bunalımının altındaki en büyük etkenin “Var olma” çabası olduğuna dikkat çeken Demirci, “Dün olduğu gibi bugün de sosyalleşme ihtiyacımız var. Kendisine olan özgüven ve saygısını sosyal ağda beğenilmek üzerine kuran insan, ilgi görmediği yerde kendisinin hiçe indirgendiği sanısına kapılabiliyor. Özellikle gençlerde bu durumu bariz gözlemleyebiliyoruz. Gençler takdir edilmek, önemsenmek, anlaşılmak ve değer görmek istiyor. Birey olduğunun ve varlığının fark edilmesini istiyor. Bu birçok insan tarafından yaşanan oldukça yaygın bir problemdir” dedi.

    “Aileler, ebeveynler ve büyükler olarak dikkat etmeliyiz”

    Bu sorunun selamlaşmayla çözülebileceğini dile getiren Demirci, “Selam vermek ikili iletişimi güçlendirir. Birine selam vermek ona değer vermek anlamına gelir. Birbirlerine selam verenler mutlu olurlar, değerli hissederler. İnsanların önemsendiğini bilmeleri onları psikolojik ve sosyolojik olarak da rahatlatır. Günümüzde selamlaşmanın azalması ruh sağlığını olumsuz olarak etkiliyor” şeklinde konuştu.

    Çağın gereksinimi olan internet ve akıllı telefonların gençlerin üzerindeki etkisine de değinen Demirci şunları söyledi:

    “Gençler sevdiklerinden ve çevresinden beklediği ancak bulamadığı ilgiyi sevgiyi bu sanal dünyada arıyor. Bu duyguyu açıkça hissetmek istiyor. Yaptığı bir paylaşımdaki beğeni sayısı arttıkça onun mutluluğu artıyor ancak bu ona gerçek olmayan geçici bir huzur veriyor. Bu beğenilme arzusu onu dönüşü olmayan yanlış yollara saptırabilir. Gençlerle yakından ilgilenmeliyiz ve onları beğendiğimizi takdir ettiğimizi göstermeliyiz. Aileler, ebeveynler ve büyükler olarak dikkat etmeliyiz.”