Etiket: Profesör

  • Profesör ve doçent gibi akademik unvanları bulunan 20 kişi FETÖ soruşturmasında tutuklandı

    Afyonkarahisar’da gerçekleştirilen Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) soruşturması kapsamında adliyeye sevk edilen 25 kişiden 20’si tutuklandı. Tutuklananlar arasında Üniversite Hastanesi eski başhekimi ve Tıp Fakültesi eski dekanının da bulunduğu kaydedildi.

    Edinilen bilgilere göre, geçtiğimiz hafta sonu kentte sağlık çalışanlarına yönelik FETÖ soruşturması kapsamında operasyon düzenlenmiş ve aralarında Afyon Kocatepe Üniversitesi’nden önceki aylarda ilişiği kesilen akademik ve idari personelden oluşan doktor ve sağlık çalışanı 25 kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan şahıslar dün emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından geniş güvenlik önlemleri altında elleri plastik kelepçe ile bağlı bir şekilde adliyeye sevk edilmişlerdi. Dün gece geç saatlerde adliyeye sevk edilen şahıslardan 20’sinin tutuklanarak Afyonkarahisar E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildikleri bildirildi.

    AKÜ Tıp Fakültesi eski Dekan vekili ve üniversite hastanesi eski Başhekimi’de tutuklandı

    Tutuklanan şahıslar arasında AKÜ TIP Fakültesi eski Dekan Vekili Prof. Dr. Ahmet Songur ile AKÜ Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Ünlü’nün de bulunduğu kaydedildi.

    Diğer yandan, mahkeme çıkarılan 25 kişiden 5’nin ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldığı ifade edildi. Tutuklanan şahıslar arasında profesör ve doçent gibi akademik unvanlı kişilerin sayısının ise yüksek olduğu öğrenildi.

    Öte yandan, dün mahkemeye sevk edilen zanlılardan AKÜ’de profesör ve doçent gibi akademik unvana sahip olanların geçtiğimiz Temmuz ve Ağustos aylarından ihraç edilerek üniversite ile ilişiklerinin kesildiği de öğrenildi.

  • Kahramanmaraş’ta ikisi profesör 12 akademisyen tutuklandı

    FETÖ’nün darbe kalkışmasına ilişkin Kahramanmaraş’ta yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 40 akademisyenden 12’si tutuklandı.

    15 Temmuz tarihinde FETÖ tarafından yapılan darbe girişiminin engellenmesiyle başlayan soruşturma kapsamında Kahramanmaraş’ta gözaltına alınan 40 akademisyenden 12’si tutuklanırken, 28’i adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

    Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü ekiplerince önceki gün sabah saatlerinde eş zamanlı yapılan operasyonda 40 akademisyenden gözaltına alınmıştı.

    Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen akademisyenden eski rektör yardımcısı Prof. Dr. Uğur Yıldırım, Prof. Dr. İsmail Köksal, Doç. Dr. Mehmet Aslantaş, Doç. Dr. Uğur Çölekçioğlu, Doç. Dr. Ali Murat Kalender, Doç. Dr. Remzi Gemci, Doç. Dr. Fikret Mazı, Doç. Dr. Ramazan Karanfil, Doç. Dr. Lokman Aslan, Doç. Dr. Hanifi Binici, Yrd. Doç. Dr. Fatih Koçtürk, Yrd. Doç. Dr. Orhan Bozoğlan çıkarıldıkları mahkemece tutuklanırken, 28 kişi adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Sen Sanatçı Olsan Ne Olur, Profesör Olsan Ne Olur”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sanatçı Erol Evgin’e tepki göstererek, “Bunlar ne cins adamlar. Sen sanatçı olsan ne olur, profesör olsan ne olur, doçent olsan ne olur. Önce millete saygı duyacaksın” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi 2015-2016 Akademik Yıl Mezuniyet Töreni’ne katıldı. Törende konuşan Erdoğan, öğrencilere tavsiyelere bulunarak, “Sizler Türkiye’nin 2071 vizyonunu şekillendirecek olan nesisiniz. Biz göremeyeceğiz ama duam odur ki sizler göreceksiniz ve o günleri inşa edeceksiniz. Benim gözümde siz asımın neslisiniz” dedi.

    “ADAM KÜLLİYENİN NE ANLAMA GELDİĞİNİ BİLMİYOR Kİ”

    Konuşmasında Beştepe’de bulunan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile ilgili eleştirilere yanıt veren Erdoğan, “Günümüzde külliye kavramını kimilerinin sadece cami ile sınırlaması, cehaletlerinden ziyade onların bu müesseselerde verilen eğitimin kalitesini kabul etmek istemeyişlerinden kaynaklanıyor. Aynı tartışmayı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde de yaşadık. Adam külliyenin ne anlama geldiğini bilmiyor ki. Biraz araştırsa görecek. Beştepe’de inşası süren külliyemiz, çalışma ofisleri yanında halen kullanımda olan camisiyle, yakında açacağımız kongre ve kültür merkezi ile inşasına başlanan Türkiye’nin en büyük kütüphanesiyle bir külliye. Bizim amacımız hiçbir zaman Beştepe’de kamu binalarının o soğuk yüzünü sergileyecek bir bina yapmak olmadı. Buraya baktığımızda burada Selçuklu’yu, Osmanlı’yı, modern mimariyi göreceğiz dedik. Öyle bir sentez yapalım ki ‘işte biz buyuz’ dedirtelim. Biz tarihimizi ve kültürümüzü yansıtan. Milletimizin her kesimine hitap eden bir külliye hayaliyle yola çıktık. Hamdolsun hayalimizi büyük ölçüde gerçekleştirdik. Ankara Cumhuriyetimizin başkenti olarak ilan edilmesine rağmen, meclis ve çevresinde sınırlı binalar dışında tarihimize ve kültürümüze katkı sağlayacak eserlerle donatılmamış bir şehirdir. Bu kısırlığı aşmak için şehri Selçuklu ve Osmanlı mimarisini günümüz ihtiyaçları ile birleştirecek eserlerle donatmaya karar verdik. Cumhuriyet tarihimizdeki pek çok ilklerimiz arasına Beştepe Külliyesi’ni ekleyerek bunu başardığımızı düşünüyorum” diye konuştu.

    “SEN SANATÇI OLSAN NE OLUR, PROFESÖR OLSAN NE OLUR”

    Sanatçı Erol Evgin’in muhtarlık seçimi ile ilgili açıklamalarına da tepki gösteren Erdoğan, “Dün birileri güya bize ihtar vermek için bildiri yayınlamışlar. Kendi ülkesine söven sözde profesörü, terör örgütüne militanlık eden sözde akademisyenleri savunuyorlar. Buradaki hocaları tenzih ederim ama çuvalın içindeki çürükleri de ifade etmeyi hakkımız olarak görelim. Paralel ihanet çetesinin pençesindeki üniversitelere kayyum atanmasına karşı çıkıyorlar. Oraları halledemediler şimdi liselere indiler. Liselere kulak ver diyorlar. Önce sen millettin sesine kulak ver. Birileri de çıkmış muhtarların seçimlerini eleştiriyor. ’Herkesin oyu geçerli olmamalı’ diyor. Bunlar ne cins adamlar. Sen sanatçı olsan ne olur, profesör olsan ne olur, doçent olsan ne olur. Önce millete saygı duyacaksın. Bu milletin hiçbirini küçümseyemezsin. Yaratılmışların en şereflisi insan rabbimiz tarafından ayırt edilmemiştir. Ne diyor orada insan. Ölçü bu. Sen nasıl böyle bir ayrıma gidersin. Bölücü örgütün maşası haline dönüşen milletvekillerine destek veriyorlar. Teröristlerin yakıp yıktıkları şehirlerin faturasını devlete yüklemeye çalışıyorlar. Dönüp bana ‘bizi bu kadar korkutma’ diyorlar. Ben seni ne korkutacağım. Bu ithamları hangisi korku eseri olabilir acaba. Burada korku değil tam tersine terbiyesizlik vardır. Hem ülkenin Cumhurbaşkanı’na her türlü hakareti edeceksin, sonra korkudan bahsedeceksin. Bunlar kendi şerleri ile milleti korkutama çalışıyorlar. Kendilerine buradan diyorum ki; boş atıp dolu tuttuğunuz günler geride kaldı. Artık bu milletin size de, söylediklerinize de, yayınladığınız bildirilere de itibarı yoktur. Milletle, temsilcileri ile kavga etmekten vazgeçmezseniz kendi çirkinliğinizde boğulup gideceksiniz. Gittiğiniz yol yol değil” ifadelerini kullandı.

  • Ödüllü Profesör Yılmaz: “Diyabette Güneydoğu Mutfağı Etkili”

    İstanbul Üniversitesi(İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve İ.Ü. Diyabet Araştırma ve Uygulamaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Temel Yılmaz, Türkiye’de diyabet artış hızının dünya ortalamasının iki kat üzerinde olduğunun altını çizerek, “Türkiye’de diyabetin en yüksek oranının Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve bu mutfağın etkili olduğu şehirlerde olduğunu görüyoruz. Güneydoğu Anadolu mutfağı fast fooda dönüştü ve tüm Türkiye’ye yayıldı” dedi.

    Türk Diyabet Cemiyeti ve Türkiye Diyabet Vakfı tarafından bu yıl 52’ncisi düzenlenen Ulusal Diyabet Kongresi, sona erdi.

    Kongreye, diyabet alanında yaptığı çalışmalarla Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF), tarafından 2015 yılında “Yılın Bilim Adamı” ödülüne layık görülen Prof. Dr. M. Temel Yılmaz da katıldı.

    İstanbul Üniversitesi(İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve İ.Ü. Diyabet Araştırma ve Uygulamaları Merkezi Müdürü, Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, Türkiye’de diyabetin durumunun oldukça kötü olduğunu belirterek, Avrupa’da diyabet artış hızının en yüksek olduğu ülke olduklarını kaydetti.

    “DİYABET SON 10 YILDA YÜZDE 100 ARTTI”

    Türkiye’deki diyabetin dünya ortalamasının da iki kat üzerinde olduğuna işaret eden Prof. Dr. Yılmaz, “Dünya Sağlık Örgütü’nün 1996 yılında Türkiye ilişkili olarak 2025 yılında Türkiye’de diyabet prevelansı (belirli bir zaman ve nüfus diliminde hastalık oranı) yüzde 7 olmak gibi bir öngörüsü var. Bu rakama biz Türkiye olarak 2000 yılında ulaştık. Yapılan çalışmalarda diyabetin son 10 yıl içinde yüzde 90 ile 100 arttığını gördük. Ülkemizde yaklaşık 8 ile 10 milyon arasında diyabet var. Bunların yaklaşık 7 milyonu diyabetle ilişkili ilaç kullanıyor” dedi.

    “DİYABET ÜLKEMİZİN GÜNDEMİNDE”

    Tüm dünyada ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer alan kalp ve koroner hastalıklarının en önemli nedeninin diyabet olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Temel Yılmaz, “Hipertansiyon, obezite, felç, böbrek yetersizliklerinin en önemli sebebi de diyabet. Diyalize giren her iki hastadan biri diyabetlidir. Diyabet tek başına ölüm nedenleri arasında ise dünyada 6’ncı sırada yer alıyor. Diyabet, hem kendisi ölüm nedenleri içinde ilk altıda, hem de en önemli ölüm nedenleri sıralamasında yer alan hastalıkların sebebi. Onun için diyabet ülkemiz için hastalık ve ekonomik yük olarak Türkiye’nin gündeminde olan önemli sorunlardan birisi” diye konuştu.

    “HAYAT MODELİ DİYABETİ ETKİLİYOR”

    Diyabetin tüm dünyada artmasına rağmen Türkiye’de iki kat daha hızlı arttığına değinen Prof. Dr. Temel Yılmaz, “Diyabet dünyada neden hızlı artıyor. 21. yüzyılın yeni hayat modelinden kaynaklanıyor. Gelişen ileri teknoloji, bizi hareketsiz hale getiriyor. Stres etkisinin yanında yiyecek kültürlerimiz değişti. Hızlı tüketilen yiyeceklere yöneldik. Dünya Sağlık Örgütü, diyabetin artış hızını salgın olarak ele alıyor. Birleşmiş Milletler kendi tarihinde sıtma, tüberküloz AIDS’ten sonra diyabetle ilgili olarak toplanarak, dünyadaki tüm ülkeleri global sağlık felaketi ile uyarmak zorunda kaldı. İlk 3 hastalık mikrobik hastalık ama diyabet mikrobu, virüsü olmayan salgın şeklinde çok hızlı yayılan bir hastalık. Çocukların 3’te 1’i obez. Diyabet artık 20’li yaşlarda başlamaya başladı. Önümüzdeki yıllarda bu yaş küçülecek ve sayı daha da artacak” ifadelerine yer verdi.

    “EN YÜKSEK DİYABET GÜNEY DOĞU BÖLGESİNDE”

    Prof. Dr. Temel, diyabetin Türkiye’deki hızlı artışını ise şöyle anlattı: “Türk insanı teknolojiyi seviyor ve tutkunu oluyor. Şehirde yürürseniz herkesin elinde akıllı telefon Ipad var. Sporu sevmiyoruz. Kültürümüzde spor yapma diye bir olgu oturmamış. Bizim kültürümüzde dinlenme var. Beslenme biçimimiz ise en önemli etken. Türkiye’de diyabetin en yüksek oranının Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve bu mutfağın etkili olduğu şehirlerde olduğunu görüyoruz. Dünyada ise diyabetin artış hızının Ortadoğu olduğunu görüyoruz. Ortadoğu ve Güneydoğu Anadolu mutfağı fast fooda dönüştü ve tüm Türkiye’ye yayıldı. Güneydoğu Anadolu tipi fast foodun giderek daha çok tüketiliyor olması, buna bağlı olarak beyaz ekmek, un, et, yağ, yüksek kalori, tetiklenen obezite, ondan sonra gelişen insülin direnci ve son olarak tip2 diyabet.”

    “DİYABETTE YİYECEKLERİN FAZLA TÜKETİLMESİ SORUN”

    Meyvenin diyabetli bir hasta için şeker olduğunu aktaran Prof. Dr. Temel Yılmaz, “Ama diyabetli hastanın meyve yememesi ise doğru değildir. Meyveyi yanlış yiyoruz. Biz meyveyi fazla ve hızlı yiyoruz. Diyabette en önemli faktör meyveyi vücudun istediği kadar yemek ve yavaş yavaş yemektir. Küçük küçük kesilip çerez gibi yenilmelidir. Meyve az ve yavaş tüketilirse hasta için bir mağduru yok. Havuçta şeker var efsanesi, böyle bir şey yok. Diyabetliler havucu rahatlıkla yiyebilir. Bakliyatları sınırlı miktarda yemek gerekir. Diyabette en büyük sorun yiyeceklerin yenilmesi değil, fazla yenilmesidir” dedi.

    “DİYABETTE TEDAVİLER GELİŞİYOR”

    Gelecek 10 yıl içinde diyabetli bir hastanın hayatının çok kolay olacağını vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, “Kan şekerini ölçmeden ilaçların dozajını ayarlamak, hastalığı yürütmek mümkün değil. Şimdi parmağın ucundan bir cihazla belirlenebiliyor. Bu uygulama bile 30 sene öncesine göre çok iyi. Ama giderek bunlar da tarihe karışıyor. 10 yıl içinde bunların yerini sürekli glikoz izlem sistemleri alacak. Bir küçük düğme ile cep telefonundan günün istenilen saatinde kan şekeri öğrenebiliyor. Hiç kanla temas olmadan sadece bir saat gibi cihazla glikoz değeri öğrenebiliyor. Kök hücre nakli ile ilgili çalışmalar var. Akıllı insülinler üretildi. Aşı çalışmaları da yapılıyor” bilgisini verdi.

  • Profesör Garson

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyeliğinden emekli olan Prof. Dr. Doğan Perinçek, 23 Nisan’dan itibaren anlamlı bir kampanyaya imza attı. Prof. Dr. Perinçek, kampanya kapsamında 1 ay boyunca Çanakkale’deki çeşitli işletmelerde çalışacak. Bu işletmeler, karlarının yüzde 10’unu çocuklar için bağış yapacak.

    Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden emekli olan Prof. Dr. Doğan Perinçek, köylerde yaşayan ihtiyaç sahibi çocukların eğitimine destek olmak amacıyla ilginç ve anlamlı bir kampanya başlattı. Çanakkale Valiliği ve Dernekler Müdürlüğünden izin alan Prof. Dr. Perinçek, ilk olarak bir bağış hesabı açtı. Prof. Dr. Perinmcek, bununla da kalmayarak, sembolik de olsa çalışmaya başladı. İlk olarak Çanakkale Kordon boyundaki bir kafede, garsonluk yapmaya başlayan Perinçek, gün boyunca sipariş alıp servis yaparak kampanyaya destek olmak isteyen vatandaşların bağışlarını kabul etti. Perinçek’in çalıştığı işletme de, bir günlük karının yüzde 10’unu, kampanyaya bağışladı.

    “ÖĞRENCİLERİMİZE ÜNİVERSİTEYE KADAR DESTEK OLMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”

    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle böyle bir girişim başlattığını söyleyen Prof. Dr. Perinçek, “Büyük lider Atatürk küçük kalplere, çocuklarımıza bir bayram hediye etti. Çocuklarımızın bu bayramı hakkıyla kutlaması için bizlere de görevler düşüyor. Özellikle çocuklar ve onların elleri öpülesi anneleri için bizlere görevler düşüyor. Çocuklarımıza Atatürk’ün armağan ettiği bu bayramı hakkıyla kutlaması için sorumluluklarımız var. O sorumlulukları yerine getirmemiz gerekiyor. Ben de bu çerçevede çorbada tuzum olsun niyetiyle, bir kampanya başlattım. Valilikten iznimizi alıp, bankada hesabımızı açtık. Bu kampanya çerçevesinde elde ettiğimiz geliri, Çanakkale’nin köylerinde ihtiyacı olan çocuklara bağışlayacağız. Onlara burs vereceğiz. Ya da onların giyecek imkanlarını sağlayacağız. Veya eğitimleri ilgili gerekli desteklerde bulunacağız. Bu kampanyanın ne kadar büyük olacağını şuanda kestiremiyorum. Eğer başarılı bir kampanya yaparsak, öğrencilerimize üniversiteye kadar destek olmayı düşünüyoruz. Köylerde çok büyük cevherler var. O cevherleri ortaya çıkarıp, Türkiye’ye kazandırmak istiyoruz. Bu kampanya çerçevesinde bir gün içinde Çanakkale esnafından, 7 büyük şirketten destek aldım. O destek beni çok umutlandırdı. Kampanyanın başarılı bir şekilde biteceğini sanıyorum. Sadece Çanakkale’den değil, Facebook sayfamda bu kampanya bilgisini verdikten sonra Çanakkale genelinden, Türkiye’den hatta yurtdışından açtığımız hesaba bağışlar gelmeye başladı. Projemiz bir ay sürecek. Eğer projede belli hedefler tutturursak, projeyi bir yıla çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.

    Kampanya kapsamında çeşitli işlerde çalışacağını söyleyen emekli Prof. Dr. Doğan Perinçek, “Bu çalıştığım yerlerdeki mal sahipleri, karlarının 10’unu bu kampanya için bağışlama sözü verdiler. Kendilerine de çok teşekkür ediyorum. İlk olarak bu kafeden başladık. Bundan sonra da Çanakkale’nin değişik kuruluşları, şuanda 7 tane ama sayı artabilir. Bir ay boyunca hizmet vereceğim. Oralarda bulunacağım. Bugün garsonluk, yarın öbür gün ise hiç çekinmeden işçi, çırak veya nasıl bir iş olursa olsun yapmaya hazırım. Hatta kampanyaya destek veren bir şirket dedi ki; ’biz burada sana yük taşıtırız’ dedi. Ben de ’yaparım’ dedim. Hiç çekinmeden yaparım. Ben bu işe yola çıktığımda, sadece laf olsun diye söylemedim” diye konuştu.

    Prof. Dr. Doğan Perinçek, haber çekimi için gelen gazetecilere de çay servisi yaptı. Kampanyaya ilk katkıyı da, basın mensupları gerçekleştirdi.