Etiket: Politikası

  • Prof. Satıl’dan “21. yüzyıl eğitim politikası” için tavsiyeler

    Prof. Satıl’dan “21. yüzyıl eğitim politikası” için tavsiyeler

    Balıkesir Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Fatih Satıl, Türkiye’nin 21. yüzyıl eğitim ve öğretim politikalarına yönelik tavsiyelerde bulundu.

    Prof. Dr. Fatih Satıl, geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu tarafından öğrencilere 21. yüzyıla uygun kabiliyetlerin kazandırılmasına yönelik eğitim taslağının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulduğunu belirterek, “Söz konusu bu belgenin ayrıntıları henüz açıklanmasa da akademik hayatımın 15 yılını Türkiye’nin köklü eğitim fakültesi Necatibey Eğitim Fakültesi’nde geçiren ve dekanlık yapmış birisi olarak bazı tekliflerim var. Millî eğitime maddî olarak ciddi yatırımlar yapıldı. Akıllı tahtalı, muazzam teknolojik derslikler, okullar inşa edildi. Tabletler dağıtıldı. Ancak bütün bu bilimsel, teknolojik ve fizikî yenilikleri yaparken eğitimin terbiye kısmını ihmâl ettik. Yani biz çocuklarımızın zihinlerini bilgiyle doldurarak diploma sahibi yapmanın peşinde koşarken, onların gönül dünyalarını yeterince doyuramadık. Oysa gelenek ve kültür dünyamız, gençlerimizin gönül dünyasına hitap edecek millî ve manevî değerlerle dolu. Maddî ve manevî değerler, örf, adet, gelenek ve görenekler millî kültürün temelini oluştururlar. Bu değerlerle uzaya mı çıkacağız demeyin. Unutmayalım ki manevî ve kültürel değerler maddî kalkınmanın ikinci gücüdür” dedi.

    Prof. Dr. Satıl, “Eğitim-öğretim politikalarımızda gençlik için millî bir ruh, ideal ve inanç aşılayacak hedefler belirlemeliyiz” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Programlar ve müfredatlarda bu hedefleri hayata geçirmediğimiz müddetçe eğitim alanında ulaşmayı düşündüğümüz noktayı yakalamamız imkansız görülmektedir. Bu sebeple kendi özümüzden beslenecek bir yapıya dönmemiz gerekir. Batının değerlerine göre tanzim edilmiş batıcı bir sistemin bize vereceği bir katkı olamaz. Yeni müfredatta, talebelerin sadece aklını değil, kalbini ve gönül dünyasını da doyuracak programlar gerekiyor. Unutmayalım ki sadece kalbini besleyenler mutaassıp ve bağnaz olurken, yalnızca aklını besleyenler ise şüphelere düşerler. Bu çerçevede ders kitaplarının bu değerlere göre yeniden ele alınması, ölçme ve değerlendirme süreçlerinin de bu değerlere uygun olarak üst seviye düşünme ve ürün ortaya koyabilmeyi destekleyecek biçimde kurgulanması gerekir. Tabiî bütün bunların sahadaki uygulayıcısı olan eğitimcilerin eğitimini de unutmamak lazım. Benzer şekilde öğretmen yetiştiren kurumların ders müfredatlarında da bu istikamette değişikliklerin yapılması gerekiyor”.

    Satıl, “Gençlik için teknolojiyi güvenli ve doğru kullanımını sağlayacak çözüm yolları bulmalıyız. Eğitimde teknolojinin yoğun olarak kullanılması ve özellikle şu salgın sürecinin etkisi ile daha da dikkati çeker boyuta ulaşan teknoloji bağımlılığı konusunda gençlerimizin teknolojiyi güvenli ve doğru kullanımını sağlayacak bir çözüm yolu bulmamız gerekiyor. Aksi takdirde gençliğimizi sanal dünyadan gerçek dünyaya çekmemiz zor gibi görünüyor. Sonuç olarak, eğitim ve öğretim politikalarımızın gençlerin ruh ve kalbini besleyip akıllarını aydınlatacak şekilde tasarlanması elzemdir” dedi.

  • Bakan Akar, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell ile görüştü

    Bakan Akar, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell ile görüştü

    Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, AB’nin Türkiye’ye önyargılardan uzak şekilde ve objektif olarak yaklaşmasının her iki tarafa da büyük yarar sağlayacağını belirterek, “Ama diğer taraftan ülkemizin de sahip olduğu hak, alaka ve menfaatleri dikkate almayan, onları bir tarafa bırakan, tek yanlı, objektif olmayan, önyargılı bazı yaklaşımların da kabul edilemez olduğu da bir gerçektir” dedi.

    Bakan Akar, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile görüştü.

    Baş başa görüşme sonrasında heyetlerarası görüşmeye başkanlık eden Akar ve Borrell, toplantının ardından açıklamalarda bulundu.

    Borrell ile bir araya gelmenin, onu ikinci defa karargahta ağırlamanın memnuniyetini yaşadıklarını dile getiren Akar, “Daha önce yaptığımız konuşmaların devamı niteliğinde olan son derece faydalı, samimi, verimli bir görüşme gerçekleştirdik” diye konuştu.

    Bakanlığın faaliyetleri ve operasyonlar hakkında bilgi verdiklerini belirten Akar, şunları söyledi:

    “Bu bilgiler çerçevesinde ikili ve başta Libya ve Suriye olmak üzere bölgesel konularda da görüş alışverişinde bulunduk. Türkiye ile AB arasındaki etkin iş birliği hem iki taraf hem de bölgemiz için çok ciddi şekilde önem taşımaktadır. Barış, dostluk ve ortak değerlerimize saygı çerçevesinde AB ile özellikle savunma-güvenlik konularında iş birliği ve diyaloğumuzu daha da geliştirmek istiyoruz. Bu çerçevede AB’nin Türkiye’ye önyargılardan uzak şekilde ve objektif olarak yaklaşmasının her iki tarafa da büyük yarar sağlayacağını burada belirtmek istiyorum. Diğer bir deyişle önyargıdan uzak, objektif bir yaklaşımla bütün konuları kendileriyle görüşmeye, konuşmaya ve iş birliğimizi geliştirmeye hazır olduğumuzu da bilmelerini istiyoruz. Ama diğer taraftan ülkemizin de sahip olduğu hak, alaka ve menfaatleri dikkate almayan, onları bir tarafa bırakan, tek yanlı, objektif olmayan, önyargılı bazı yaklaşımların da kabul edilemez olduğu bir gerçek.”

    “Bir kez daha gözler önüne serdik”

    NATO ile AB arasındaki ilişkilerin “Uzlaşılmış Çerçeve” zemininde daha da ilerletilebileceğini dile getiren Akar, şunları kaydetti:

    “Bu kapsamda katkı sağlıyoruz, tamamlayıcı katkı sağlıyoruz ve yapabileceğimiz ne varsa ilişkilerimizi geliştirebilmek bakımından da diğer planlanacak faaliyetleri de yapmaya hazır olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bugün ayrıca Sayın Borrell’e Fransa’nın iddiası ile alakalı gerekli bilgileri de verdik. Teferruatlı bir şekilde izah ettik. Dolayısıyla Fransız iddialarının gerçekleri yansıtmadığını bir kez daha burada gözler önüne sermiş bulunuyoruz. Daha önce NATO’nun askeri ve sivil otoritelerine verdiğimiz, gönderdiğimiz bilgilerdi. Dolayısıyla bu bilgilerin bir şekilde tabii ki Fransızlar tarafından ulaşılacağını ve Fransız müttefiklerimiz tarafından da bu bilgilerin değerlendirilmesiyle gerçeklerin tam olarak anlaşılacağını ve onun sonucunda da bizim bir özür beklediğimizi de Fransız dostlarımızın bilmesini istiyorum.”

    Borrell’e ziyaretinden dolayı bir kez daha teşekkür eden Akar, sözlerini, “Son derece bilgili, tecrübeli bir diplomat olan, siyasi kişiliği olan Sayın Borrell’in bu tarafsız, adil ve objektif yaklaşımıyla bölgedeki problemlerin çözülmesine önemli katkılar sağlayacağına da yürekten inanıyorum. Çünkü Türkiye’de kamuoyu tarafından da Sayın Borrell’den beklentiler yüksek” ifadeleriyle tamamladı.

    AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise yeni tip korona virüs (Covid-19) salgını nedeniyle ikili görüşmelerin yapılamadığını belirtti.

    Türkiye ile AB arasında görüşmelerin artırılması gerektiğini dile getiren Borrell, “Türkiye ile AB arasında yanlış anlaşılmaları önlemek ya da ilişkilerimizin kötüye gidişini engellemek için görüşülmesi gereken birçok konu var. Aramızdaki bazı konularda anlaşmazlıklar var ama bunu çözmenin yolu diyalogdur” diye konuştu.

    Borrell, Türk ordusunun Birinci Dünya Savaşı sonrası modern Türkiye’nin kurulmasındaki etkisinden de söz ederek Türkiye ile AB arasında savunma ve güvenlik alanında işbirliğinin devam etmesi gerektiğini söyledi.

    Fransa’nın Akdeniz’de Türk gemileri tarafından engellendiği iddiasına da değinen Borrell, “NATO üyeleri arasında bir sorun yaşandı ve NATO tarafından araştırılıyor. Bu konuda Akar da bana teferruatlı bilgiler verdi. Bu bilgiler NATO’yla da paylaşılıyor” dedi.

    Suriye ve Libya konusuna da değinen Borrell, bu bölgelerde çatışmaların yaşanmaması için AB’nin çaba sarf ettiğini belirtti.

    Borrell, Suriye’de siyasi çözümün sağlanarak mültecilerin ülkelerine dönmelerinin sağlanması, Libya’da ise ateşkesin başlayarak barış görüşmelerinin başlamasının AB’nin isteği olduğuna dikkati çekti.

  • TCMB Başkanı Uysal: “Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirledik”

    TCMB Başkanı Uysal: “Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirledik”

    Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal, “Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirlerken, finansal istikrara yönelik olarak zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçları da etkin bir şekilde kullanacak; yapısal politika alanlarındaki analizlerle kamuoyunda farkındalık oluşturma misyonumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz” dedi.

    İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin bugün yapılan olan aylık olağan toplantısı ‘Nitelikli ve Sürdürülebilir Üretim Ekonomisi İçin Finansal Politikaların ve Fiyat İstikrarının Önemi’ ana gündemi ile gerçekleştirildi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Murat Uysal konuk olarak katılarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Uysal, “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak reel sektörü daha iyi anlama ve bu yönde iletişimi güçlendirme konusuna verdiğimiz önemi daha önce çeşitli platformlarda ifade etmiştim. Bu toplantıyı, bahsettiğim çerçevenin hayata geçirilmesi yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriyorum” dedi.

    Cari işlemler dengesinin 2018 yılının ikinci çeyreğinde başlayan dengelenme süreciyle birlikte hızla iyileştiğini ve uzun yıllar sonra ilk kez bu yılın Haziran ayında yıllık olarak fazla verdiğini söyleyen Uysal, “Cari dengedeki iyileşme üçüncü çeyrekte de devam etmiş ve Eylül ayı itibarıyla yıllık yaklaşık 6 milyar dolar fazlaya ulaşılmıştır. Böylece, 2018 yılı ikinci çeyreğinde milli gelire oran olarak yüzde 6,5 düzeyinde açık veren cari işlemler dengesinin, 2019 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla yaklaşık yüzde 1 oranında fazlaya ulaştığı tahmin edilmektedir. Bu noktada hatırlatmak isterim ki cari işlemler dengesi tarihimizin en derin krizlerinden birini takiben en son 2002 yılının Kasım ayında yıllık olarak fazla vermiş ve o dönemden 2019 yılının Haziran ayına kadar kesintisiz olarak açık vermiştir. Bu açıdan bakıldığında cari dengedeki mevcut düzeltmeyi getiren dinamiklerin önceki dönemlerle kıyaslanması ve farklılıkların tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.

    Türkiye üzerine yapılan akademik çalışmaların ithalatın reel gelir ve reel kurdaki değişimler tarafından anlamlı bir düzeyde açıklanabildiğini göstermekte olduğunu belirten Uysal, “Söz konusu çalışmalar ithalatın gelir esnekliğinin göreli fiyatlara göre daha yüksek olduğuna işaret etmekte. Bu çerçevede, iç talepte 2018 yılı ikinci çeyreğinden itibaren görülen yavaşlamanın ithalatı belirgin ölçüde sınırladığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte ithalat ile milli gelir arasındaki ilişkinin son dönemde belirgin bir biçimde zayıfladığını da gözlemliyoruz. Bu gelişmede reel kurdaki uzun süreli uyarlamanın ve firmaların üretim yapısındaki değişimin etkili olduğunu değerlendiriyoruz. Bu çerçevede, ilerleyen dönemde iktisadi faaliyetin kademeli olarak toparlanacağı bir konjonktürde göreli fiyatların sınırlayıcı etkisi nedeniyle büyümenin cari denge üzerindeki etkisinin nispeten daha az olmasını bekleyebiliriz.

    Cari açıktaki düzelmede göz ardı edilmemesi gereken diğer bir faktör ham petrol ve emtia fiyatlarındaki gelişmelerdir. Türkiye’nin üretim ve ihracat yapısında enerji ve emtia kaynaklı ithal girdi bileşeninin yüksek olması nedeniyle, başta petrol ve metal olmak üzere uluslararası fiyatlardaki aşırı hareketler ithalatta talep koşullarından bağımsız dalgalanmalar oluşturabilmektedir. Örneğin, son enflasyon raporumuzda yer verdiğimiz bir kutu çalışmasında da değindiğimiz üzere, 2014 yılının sonlarından itibaren petrol fiyatlarında gözlenen belirgin düşüşün cari açığı önemli ölçüde sınırladığını söyleyebiliriz. Benzer şekilde 2018 yılında ortalama 71 dolar olan Brent petrol fiyatının küresel büyümedeki yavaşlamaya bağlı olarak daha ılımlı düzeylerde seyrettiği bir konjonktürde, geçtiğimiz yıl 43 milyar dolar olan enerji ithalatımızın bu yıl daha sınırlı kalması kuvvetle muhtemel görünüyor” dedi.

    “Reel sektörü finansal risk yönetimi ve krediye erişim konularında desteklemeye devam edeceğiz”

    Son yıllarda ihracat reeskont kredilerinde limitlerin artırılmasına, kredi kapsamının genişletilmesine ve kullanım kolaylığı sağlanmasına yönelik bir takım düzenlemeler yaptıklarından bahseden Uysal, “Önümüzdeki dönemde Türk lirası cinsi varlıkların riskten korunmasına ve fiyatlanmasına yönelik yürütmekte olduğumuz finansal mimari çalışmalarımızın yanı sıra zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçları da etkin bir şekilde kullanarak reel sektörü finansal risk yönetimi ve krediye erişim konularında desteklemeye devam edeceğiz. Sahip olduğumuz araç seti çerçevesinde bu alanlarda gereken düzenlemeleri her zaman ivedilikle hayata geçiriyor olmakla birlikte, cari dengedeki iyileşmenin kalıcı olmasını sağlamak için bu politikaların yapısal adımlarla desteklenmesi kritik önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

    Başkan Uysal, dış pazarlardaki yavaşlamaya, ticaret savaşlarına ve jeopolitik risklere rağmen reel sektörün güçlü bir ihracat performansıyla ekonomideki dengelenmeye önemli katkı sunduğunu belirterek, “Ürün ve pazar çeşitliliğinde sağlanan başarının ihracat performansında kritik rol oynadığını değerlendiriyoruz. Bu süreçte, geleneksel ihracatçı sektörlerimize ek olarak başta savunma sanayi, kimya, mobilya ve inşaat yan sanayi sektörlerinde olmak üzere firmalarımız yeni pazarlarda önemli başarı elde ettiler. Yeni pazarlara açılmak ihracat kompozisyonumuzun çeşitlenip derinleşmesine katkıda bulunuyor. Savunma sanayi, tekstil, makine-teçhizat, fabrikasyon metal, ilaç, kimya ve enerji gibi sektörlerde son yıllarda üretimin yerli içeriğinde önemli artışlar olduğunu izlemekle birlikte bu alanda gidilecek daha çok yol olduğunun farkındayız. Kuşku yok ki üretimin ithal girdi oranını azaltma konusunda atılacak politika adımları, ekonominin dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına yönlendirilmesine önemli katkı sunacak” diye konuştu.

    “Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirledik”

    Uysal son olarak şunları kaydetti: “Geçmiş konuşmalarımda da vurguladığım üzere fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme birbirini tamamlayan unsurlardır. Verimlilik kaynaklı büyüme fiyat istikrarına katkı sağlarken, fiyat istikrarı öngörülebilirliği artırarak ve uzun vadeli faiz oranlarını düşürerek potansiyel büyümeyi desteklemektedir. Geçmiş deneyimlerimiz göstermiştir ki fiyat istikrarına ulaşılabilmesi ve ekonominin dengeli, sürdürülebilir bir büyüme patikasına yönlendirilebilmesi için cari dengenin makul düzeylerde korunabilmesi kritik önem arz etmektedir. Konuşmamın bu bölümüne kadar özetlediğim konjonktürel unsurlar ve yapısal politika adımları büyümenin daha sağlıklı bir zeminde sürdürülebilmesi konusunda para politikası ve diğer politika yapıcılar nezdinde yüksek bir farkındalığa ve somut çabaların varlığına işaret etmektedir. Önümüzdeki dönemde para politikası duruşumuzu enflasyondaki düşüş sürecinin devamını sağlayacak şekilde belirlerken, finansal istikrara yönelik olarak zorunlu karşılıklar gibi makro ihtiyati araçları da etkin bir şekilde kullanacak; yapısal politika alanlarındaki analizlerle kamuoyunda farkındalık oluşturma misyonumuzu yerine getirmeye devam edeceğiz. Bunu yaparken, Merkez Bankası ve reel sektör arasındaki iletişim köprüsünü daha da güçlendirerek beklentilerinizi ve önerilerinizi ilgili kamu kurumlarıyla paylaşmayı sürdüreceğimizi belirtmek isterim.”

    Bahçıvan: “Üretim odaklı bir ekonomi anlayışı hakim kılınmalıdır”

    Toplantıda konuşan İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, dünya toplumlarının daha fazla refah, adalet ve öngörülebilir gelecek istediğinin altını çizerek “Bunun için de nitelikli ve sürdürülebilir büyümenin sağlanmasının gerektiğini biliyoruz. Geleceğe ilişkin endişeleri azaltmak, kaygıların yerine umutları yeşertmek için üretim odaklı bir ekonomi anlayışı hakim kılınmalıdır” dedi.

    “Ekonominin refah üreten, istihdam oluşturan verimlilik artışı sağlayan asli unsuru üretim; dolayısıyla sanayidir” diyen Bahçıvan, “Üretim ekonomisine hak ettiği yeri yeniden kazandırmak için birinci koşul finans ayağının sağlam olmasıdır. Bunun yolu ise finans ile reel sektörün uyum içinde iş birliğini esas alan bir sanayi ve üretim ekosistemini oluşturulmasından geçiyor” diye konuştu.

    Erdal Bahçıvan, reel sektör odaklı üretimi, büyümeyi ve istihdamı gözeten yeni bir modelin kurgulanmasının geleceği kaybetmemenin tek seçenek olduğunun altını çizdi.

  • CHP Milletvekili Metin İlhan: “Sporu geliştirmek devlet politikası haline gelmeli”

    Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Metin İlhan, 2019 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Kesin hesap Kanunu Tasarısı Gençlik ve Spor Bakanlığı bütçesi üzerine grubu üzerine TBMM’inde yaptığı konuşmada sporu geliştirmenin devlet politikası haline gelmesi gerektiğini söyledi.

    İlhan TBMM’inde yaptığı konuşmada, “Ülkeler bütçelerini oluştururken reel yaşamın tüm unsurlarını planlı bir şekilde dikkate alırlar çünkü insan yaşamındaki her unsur sosyal açıdan da ekonomik açıdan da birbiriyle ilintilidir.

    Spor sosyal hayatın en önemli alanlarından birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla yürütmenin bu konuda üstüne düşen görevin farkında olup sporu geliştirmeyi bir devlet politikası haline getirmesi gerekir. Profesyonel olmayan bir anlayış sebebiyle maalesef ülkemiz uluslararası spor müsabakalarında gereken ivmeyi bir türlü sağlayamamaktadır. Bu da bütçeden spora ayrılan payın verimli kullanılamadığını ortaya koymaktadır.”dedi.

    Gençlik ve Spor Bakanlığının Milli Eğitim Bakanlığı ile iş birliği halimde olması gereğini ifade eden İlhan, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın özellikle Milli Eğitim Bakanlığı ile iş birliği ve iletişim kanallarını sürekli açık tutması gerekmektedir. 10 – 11 yaşındaki bir öğrencinin sabah 08.00’den akşam 17.00’ye kadar okulda bulunması ve sürekli akademik eğitime maruz kalması inanın derslerdeki başarıyı da oldukça olumsuz etkilemektedir. Akademik hayat sosyal hayat ile eş güdümlü yürütülmediği sürece hayatla barışık olmayan, hareketsiz, yılgın, içine kapanık asosyal bireyler yetiştirirsiniz. Bu bağlamda gençlerimizin zararlı alışkanlıklardan uzak durmalarında düzenli bir spor hayatının varlığı da önemli yer tutmaktadır. Sporun farklı alanlarının da tanıtılıp desteklenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu konularda her iki bakanlığa da hem ekonomik yatırım hem de gençlerimizdeki potansiyelin ortaya çıkarılabilmesi adına önemli vazifeler düşmektedir.”

  • GSO’dan Ticaret Politikası Savunma Araçları toplantısı

    Gaziantep Sanayi Odası (GSO) tarafından sanayici ve işadamlarına yönelik “Ticaret Politikası Savunma Araçları Toplantısı” düzenlendi.

    Ticaret Bakanlığı Damping ve Sübvansiyon Daire Başkanı Murat Gören ve dış ticaret uzmanlarının katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda ithalata karşı korunma önlemleri hakkında katılımcılara bilgi verildi. GSO Sani Konukoğlu Meclis Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen programın açılış konuşmasını yapan GSO Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Ünverdi, “Üreten bir sanayi kenti olarak tabii ki dışarıdan gelen mallara yönelik yaşadığımız sorunlar var. Bu sorunlarımızla ilgili olarak Bakanlığımıza sorunlarımızı dile getirdik ve bugün sağ olsunlar daire başkanımız ve dış ticaret uzmanları bilgilerini aktarmak üzere bizimle birlikteler. Kendilerine çok teşekkür ediyor, toplantının kentimize ve sanayimize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

    Ticaret Bakanlığı Damping ve Sübvansiyon Daire Başkanı Murat Gören de konuşmasında, Gaziantep’in büyük bir sanayi şehri ve gurur duyulan bir üretim merkezi olduğunu dile getirdi.

    “Üretim merkezi olunca ithalat kaynaklı sorunlar da yaşanabiliyor” diyen Murat Gören, “Devletimiz ithalata karşı yerli üretim dalını korumak, ayakta kalmasını sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda yerli üretimi korumak için farklı adımlar atıyoruz. İthalatın genelinde bir artış varsa bu artış sebebiyle tedbir alma yöntemlerini hayata geçiriyoruz. Onlarca üründe tedbir aldık ve almaya da devam ediyoruz. Yerli sanayiyi korumak için ithalatta korunma, damping ve sübvansiyona karşı önlem tedbirlerini uyguluyoruz. Ayrıca ilave gümrük vergisi uygulamaları da söz konusu. Tabii bunların belli şartları ve bir zaman zarfı var. Firmalarımızın korunma önlemleri ile ilgili soruşturma açmak için başvuruda bulunmaları gerekiyor. Korunma önlemleri en fazla 8 yıl sürüyor, gelişmekte olan ülkelerde ise bu en fazla 10 yıla kadar uzatılabiliyor” diye konuştu. Toplantıda ayrıca korunma, damping ve sübvansiyon önlemleri konusunda, İthalat Genel Müdürlüğü Korunma Önlemleri Dairesi Ticaret Uzmanı Erdinç Erbay ve Damping ve Sübvansiyon Araştırma Dairesi Dış Ticaret Uzmanı Serkan Uluyol tarafından katılımcılara bilgi verildi. Gerçekleştirilen soru-cevap bölümünde sanayiciler, ithalattan kaynaklı yaşadıkları sorunları dile getirdi.

    Toplantının sonunda GSO Meclis Başkanı Adil Sani Konukoğlu, Ticaret Bakanlığı Damping ve Sübvansiyon Daire Başkanı Murat Gören, Korunma Önlemleri Dairesi Ticaret Uzmanı Erdinç Erbay ve Damping ve Sübvansiyon Araştırma Uzmanı Serkan Uluyol’a hediye verdi.