Etiket: Politikalarını

  • Kılıçdaroğlu, üreticilere CHP’nin tarım politikalarını anlattı

    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Silivri’de çiftçilerle ve üreticilerle bir araya geldi. Kılıçdaroğlu tarımda gerekli önlemlerin alınamaması halinde üretimin yok olacağını söyledi.

    Trakya ve İstanbul çiftçi birliklerinin ve üreticilerin sorunlarının masaya yatırıldığı toplantıda bölgenin tarım sorunlarına çözüm önerileri ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarım politikaları konuşuldu. Toplantıya Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP İl Teşkilatı, CHP’li Milletvekilleri, Belediye Başkanları da katıldı.

    Kılıçdaroğlu planlamanın önemini anlattı

    Toplantıda üreticilere seslenen Kemal Kılıçdaroğlu, tarım politikalarının yetersiz olduğunu ifade etti. Plansızlığın ülkeleri kaosa sürükleyebileceğini belirten Kılıçdaroğlu, “Ülkeyi yönetmek sıradan bir olay değil karmaşıktır. Bir sorunu çözerken 3 sorun ortaya çıkar. Geleceği iyi kurgulamaya planlama diyoruz. Bir ülke sağlıklı planlama ile yönetilir. Bir ülkenin 50 yıl sonrasını düşünmeden sorunları çözeceğim demek. ABD’de istatistikler yayınlanır. 25 yıl sonra ne olacak, kişi başına gelir ne olacak. Bütün bunların planı yapılmıştır. Plan yapılır gelişen olaylara göre revize edilir.” dedi.

    Trakya tarım arazilerinin durumu hakkında da konuşan Kemal Kılıçdaroğlu, verimli toprakların tehdit altında olduğunu söyledi. Çiftçilere de seslenen Kılıçdaroğlu konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Kaygıları gidermek bizim elimizde”

    “Bugün en çok düşünmeye, sorgulamaya ihtiyacımız var. Trakya birinci sınıf tarım arazileri ile zengin. Ne eksen karşılığını alırsın ama şimdi tarım ürünleri, tarım toprakları tehdit altında. Konuşan her arkadaşım, her kesimden insanın kaygısı bir noktada birleşiyor. Trakya’nın tarımı ne olacak? Bu kaygıları gidermek bizim elimizde. Dışarıdan birileri gelip bizi yönetemeyeceğine göre kendi aklımızla, birikimimizle yola çıkıp çözeceğiz. Topraklarımız bu kadar verimli. Çiftçi ekmesine ekliyor ama karşılığını alamıyor. Girdi fiyatları bu kadar yüksek çiftçi ürünün karşılığını alamıyor ekmekten vazgeçiyor. Köylü milyonlarca kişiyi besliyor, üretiyor. Bugün çok şükür her şeyi üretiyoruz. Üretiyoruz ama üreten kişinin alın terinin karşılığını veriyor muyuz? Kendi çiftçisini desteklemeyen herhangi bir ülke var mı?”

    “Bütün ülkeler için tarım stratejik alandır”

    Kılıçdaroğlu, ayrıca Türkiye’nin ithal ettiği tarım ürünleri hakkında da düşüncelerini aktardı. “Her şeyi üretebilirken neden ithal ediyoruz?” diye soran Kılıçdaroğlu, tarımın stratejik bir alan olduğu vurgusunu yaptı. Avrupa ülkelerinin tarıma verdiği değeri örnek gösteren CHP lideri, “Tarım stratejik bir alandır. Hiçbir ülkenin vazgeçmediği bir alandır. Bugün Dünya Gıda Günü. Neden özel bir gün? Çünkü bütün ülkeler için tarım stratejik alan. O halde güçlendirmemiz gerekiyor. Dünyada milyarlarca kişi aç. Onların karınını doyurmamız gerekir. Buğday üretmek varken neden ithal ediyoruz. Neden saman, canlı hayvan ithal ediyoruz. Her şeyimiz var neden? Bu soruları sormadan çıkış yolunu bulamayız. Sorgulamasını öğreneceğiz. Herkes buğday ekerse herkes zarar eder. Planlama niye var. Planlamanın özü kimseyi mağdur etmemektir. Sizden isteğim düşünün, eleştirin, sorgulayın.” dedi.

    Tarımın geleceğinin iyiye gitmediğini ve planlamanın yanlış yapıldığını belirten Kemal Kılıçdaroğlu gerekli önlemlerin alınmaması halinde tarımın yok olabileceğinin uyarısını yaptı. Bu konuda herkesin görevi olduğu da sözlerine ekleyen Kılıçdaroğlu, “Bu toplantıyı Trakya’da yapmamızın önemi var. Bütün Trakya’yı tarımın başkenti sayabiliriz. Birinci sınıf tarım arazileri var. Herkesin göz diktiği araziler. Eğer önlem alınmazsa önümüzdeki süreçte tarım ve çiftçiyi hep beraber yok edeceğiz. Bereketli topraklar üzerinde yaşadığımızın farkına varacağız o nedenle hepimize görev düşüyor.” ifadelerini kaydetti.

  • Aşut: “Devletten, kuklaların iplerini ellerinde tutanların politikalarını bozmalarını bekliyoruz”

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Şerafettin Aşut, terörün bir insanlık suçu olduğunu ve Türkiye’nin yaşananları hak etmediğini belirterek, “Devletimizden sadece birer kukla olan terör örgütleri ile mücadele etmesini değil, asıl bu kuklaların iplerini ellerinde tutan ve ikiyüzlü politikaları ile bölgemizi ve dünyayı cehenneme çeviren kişi, grup ve bazı samimiyetsiz ülkelerin teröre izin ve bazen destek veren politikalarını bozmalarını bekliyoruz” dedi.

    MTSO Başkanı Aşut, yazılı bir açıklama yaparak, Türkiye’de giderek tırmanan terör olayları, geçen hafta İsrail ve Rusya ile atılan yeni adımlar, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma kararı ve iş dünyasının beklentilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Her terör eyleminin, amacı ne olursa olsun bir insanlık suçu olduğunu vurgulayan Aşut, terör eylemlerinin dünyanın neresinde ve hangi ülkesinde gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, sadece o ülkeye karşı değil, tüm insanlığa ve tüm dünyaya karşı işlenmiş suçlar olduğunu kaydetti.

    “Tüm ülkeler teröre karşı samimiyetle işbirliği yapmalı”

    İstanbul Atatürk Havalimanı’nda meydana gelen terör saldırısında hayatını kaybeden vatandaşlara ve şehit düşen emniyet görevlilerine Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileyen Aşut, Mersin iş dünyası olarak tüm terör eylemlerini şiddetle lanetlediklerini bildirdi. Terörün, tüm ülkelerin samimiyetle işbirliği yapması gereken bir konu olduğunun altını çizen Aşut, “Özellikle devletimizden sadece birer kukla olan terör örgütleri ile mücadele etmesini değil, asıl bu kuklaların iplerini ellerinde tutan ve ikiyüzlü politikaları ile bölgemizi ve dünyayı cehenneme çeviren kişi, grup ve bazı samimiyetsiz ülkelerin teröre izin ve bazen destek veren politikalarını bozmalarını, onlara karşı elimizdeki yaptırımları uygulamalarını bekliyoruz. ‘Yurtta barış, dünyada barış’ gibi bir kuruluş felsefesi olan bir ülke ve millet olarak bu olayları hak etmiyoruz. Bu olaylar bu felsefeden uzaklaşmamıza neden olmamalı, ülkemiz dünyada barışa hizmet etmeye devam etmelidir” ifadelerini kullandı.

    “AB bize yarar sağladığı sürece bir parçası oluruz”

    İngiltere’nin referandum sonucunda AB’den ayrıldığını da anımsatan Aşut, verilen sözler, imzalanan anlaşmalar ve yükümlülükler olduğu için bu ayrılışın bir günde bitecek bir olay olmadığına dikkat çeken Aşut, şöyle devam etti: “En az iki yıl sürecek bir çıkış süreci var. Ancak, sonuçta artık İngiltere AB’de değil. Bu bizim AB üyelik sürecimizi etkilememelidir. İngiltere’nin şartları ve nedenleri başka, bizim amaçlarımız başka. AB üyelik sürecimiz her anlamda ülkemize katkı sunmuştur. Yılların kazanımları ile kurulan AB, bir günde dağılacak bir oluşum değildir. Elbette ülkemiz için önemli bir hedefse de bize yarar sağladığı sürece bir parçası oluruz. Aksi takdirde Türkiye, büyük önder Atatürk’ün dediği gibi yeni kurulan dünyada yerini alır, boşta kalmaz.”

    “Korkmadan ve çekinmeden bu olumlu ilişkileri arttırmalıyız”

    Türkiye’nin geçen hafta İsrail ve Rusya ile başlattığı yeni döneme ilişkin Mersin iş dünyasının görüşlerini de aktaran Aşut, Türkiye’nin dış politikasında uzun süredir sıkıntılar olduğunu ve sıfır sorunun, sıfır huzura döndüğünü dile getirdi. Ancak, İsrail ve Rusya ile başlayan yeni süreci olumlu ve akılcı dış politika olarak niteleyen Aşut, bu politikanın duygusal yaklaşımlarla zarara uğrayan dış ilişkileri düzeltecek gibi göründüğünü belirtti. “Korkmadan ve çekinmeden bu olumlu ilişkileri arttırmalıyız” diyen Aşut, şunları kaydetti: “Barış ülkelere sadece refah getirir, mutluluk getirir ve savaşın galibi olmaz. Mersin iş dünyası olarak, bu olumlu adımların Mısır ile de başlayacağını umuyor ve hükümetimizin bu adımlarını destekliyoruz. Bu konuda üstümüze düşen görevlere hazırız. Biz Mersin iş dünyası olarak gerek İsrail’le gerek Mısır iş dünyası ile iletişimimizi zaten kesmemiştik. Bir aracı rol oynamayı bırakmadık. Hükümetimizin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın attığı bu adımlar bizim de başlattığımız olumlu ilişkileri taçlandırmış oldu. Bölgenin denge devleti olan Türkiye’den beklenen de budur. Sorun oluşturan değil, sorunları çözen ülke olmak.”

    “Yatırım için arazi üretilmesini bekliyoruz”

    Bu gelişmeler olurken iş dünyası olarak ekonominin gerçek sorunlarını ihmal etmeden, unutulmasına izin vermeden çalışmalarına devam ettikleri kaydeden Aşut, Mersin iş dünyasının devletten paradan çok yatırım ortamının geliştirilmesini istediğinin altını çizdi. Aşut, Mersin iş dünyasının beklentilerini şöyle sıraladı: “İş dünyası yatırım için arazi üretilmesini bekliyor. Tüm iş dünyasının tek ses olduğu Çukurova Uluslararası Bölgesel Havalimanı, Mersin Lojistik OSB ve yeni OSB’lerin artık hayata geçmesini bekliyor. Çünkü bölge ve ülke için hayati olan bu yatırımlar geciktikçe ülkenin 2023 hedeflerine darbe vuruluyor. Havalimanı ve lojistik merkez projemiz hayata geçerse bu sadece Mersin’in değil, bölgenin ve ülkenin zenginliği olacaktır.”

    “Hükümetimizin yatırım ortamını iyileştirme atağını destekliyoruz”

    Yatırım ortamının iyileştirilmesi ile ilgili 13 Haziran 2016’da Başbakanlık tarafından Meclis’e sunulan bazı yasa maddelerindeki tasarı değişikliklerini olumlu ve yerinde bulduklarını da dile getiren Aşut, sözlerini şöyle tamamladı: “Tasarıda yatırım ortamına ilişkin işlem maliyetlerin azaltılması, faizsiz finans ürünlerinin arttırılması, Ar-Ge desteklerinin arttırılması ve uygulama farklılıklarının kaldırılması, şirket kuruluş maliyetlerinin azaltılması, yatırımcılara teşvik belgesi süresince emlak vergi muafiyeti getirilmesi, çek düzenlemesi öngörülmesi gibi konulardaki gelişmeleri olumlu buluyor ve yatırım ortamı düzeldikçe üretime dönük yatırımların artacağına inanıyoruz. Başta Başbakanımız Binali Yıldırım, Kalkınma Bakanımız Lütfi Elvan olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyoruz.”

  • AK Parti’li Üstün ABD’nin Politikalarını Eleştirdi

    AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, terör örgütü uzantısı olmasına ve belgeler verilmesine karşın PYD’yi terör örgütü olarak görmediğini açıklayan ABD yönetimi ve politikalarını eleştirdi.

    PYD’yi terör örgütü olarak görmediğini açıklayan başta ABD ve uluslararası camianın bakış açısının gerçeği yansıtmadığını belirterek ABD’ye atfen tepkisini dile getiren Üstün, şöyle konuştu:

    “Bizde; ‘Nokta kadar menfaat için virgül gibi eğilme!’ şeklinde güzel bir söz vardır. Özgürlükler ülkesi dediğimiz Amerika, bölgede PYD’den elde edeceği nokta kadar menfaat uğruna bütün değerlerini ve ilkelerini göz ardı ediyor. Bir bakıma DAEŞ ile mücadele ediyor gözüken YPG’nin arkasını sıvazlıyor. DAEŞ ile şu an yedi düvel mücadele diyor. Eğer DAEŞ ile mücadele edilecekse bunun yöntemleri bellidir. Amerika’nın bir terör örgütü olan YPG’ye dayanmasına onu pışpışlamasına ihtiyacı yoktur.”

    “YPG BÖLGEDE SOYKIRIM YAPIYOR”

    ABD’nin YPG’yi korumaya yönelik politikasının yanlışlığına dikkat çekerek YPG’nin bölgede Suriye yönetimini ayakta tutmaya yönelik bir soykırım kurguladığını vurgulayan Üstün, “Türkiye Temmuz ayında DAEŞ ile mücadele kapsamında örgüte çok etkin bir darbe vurdu. Ama bugün Türkiye, Suriye ve Rusya ile var olan gerginlikten dolayı daha çok YPG’ye ve kendi sınırlarını korumaya odaklandı. Büyük devletlerin DAEŞ ile samimi bir mücadeleye giriştikleri takdirde örgütün bir hafta bile dayanacağını zannetmiyorum. Ama DAEŞ bölgede bir maymuncuk olarak görev yapıyor, büyük devletlerin elinde her kapıyı açan bir anahtar gibi kullanılıyor. Öte yandan YPG’yi de bir şikeci gibi sahaya sürerek sanki DAEŞ ile mücadele ediyormuş görüntüsü veriyorlar. YPG’nin yaptığı ılımlı Müslümanlara karşı, Araplara karşı, Kürtlere karşı, Türkmenlere karşı tamamen bir soykırımdır. YPG, Suriye rejimiyle diyalog kurarak rejimi ayakta tutmaya yönelik bir adım atıyor. ABD’nin izlediği politika bu noktada yanlıştır. Kendi içerisinden de izlenen politikanın yanlış olduğu doğrultusunda sesler yükselmeye, eleştiriler gelmeye başlamıştır. ABD’nin Türkiye’nin bu gür sesini duyunca Türkiye’nin çizgisine geleceğine inanıyorum” dedi.

    “CHP’NİN KAFASI KARIŞIK”

    Öte yandan siyasi parti liderlerinin YPG’ye destek veren açıklamalarına da değinerek bu açıklamaları “kafa karışıklığı” şeklinde tanımlayan Üstün,“Bazı kesimler ve siyasi çevreler YPG’ye adeta destek veren birtakım açıklamalar yaptılar. Bu noktada yalnız uluslararası camiada değil, Türkiye’de de birtakım çevreler aynı kafa karışıklığını yaşıyor. Belki de bilinçli olarak bu tavırları sergiliyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun adli tıp önünde terör mağduru vatandaşla yaşadığı diyaloğa hiçbir siyasetçi maruz kalmak istemez. Böylesine kafa karışıklığı içerisinde olan bir siyasi parti lideri ne ülkesini, ne de iktidar olduğunda memleketi yönetebilir. Bu tavırlarla memleketimize zarar verdikleri gibi kendilerine de zarar veriyorlar. Öylesine kafa karışıklığı içerisinde olanlar var ki Türkiye düşmanları neredeyse onlarla gidip poz veriyorlar” diye konuştu.

    “HDP’NİN İZİNDEN GİDİYORLAR”

    Son olarak CHP’nin HDP ile aynı çizgiye yaklaşan politikalarını da eleştirerek CHP’nin marjinalleştiğini vurgulayan Üstün, “CHP’nin HDP’nin çizgisinde gitmesini ne CHP ne de Türk siyaseti kaldırabilir. CHP’nin HDP ile aynı çizgide olması düşünülemez. Maalesef geldiğimiz noktada HDP’den Türkiye partisi olması beklenirken tersi oldu ve CHP HDP’leşti, marjinalleşti. Bu durumu Türkiye siyaseti açısından da endişe verici olarak görüyorum. CHP’nin önce titreyip kendine gelmesinde fayda var diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

  • MTSO Başkanı Aşut: “Türkiye Tarım Politikalarını Artık Gözden Geçirmeli”

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Şerafettin Aşut, ülke olarak bir tarım ülkesi olmamıza rağmen tarım-gıda ihracatında dikkate değer bir sıçrama yapılamadığını belirterek, “Demek ki Türkiye’de tarımla ilgili bir sıkıntı mevcut. Tarımda bozuk olan bir şeyler var. Türkiye’nin aslında tarım politikaları ile ilgili bir problemi var” dedi.

    MTSO Başkanı Şerafettin Aşut, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye olarak ekonomik büyümede temel strateji olarak ihracata dayalı bir büyüme modelini seçtiklerini hatırlattı. Ancak ihracata dayalı büyüme modelinde ithalatın bozduğu cari açık sorununun hala devam ettiğini kaydeden Aşut, “Dahası 2023 yılı 500 milyar dolar ihracat hedefine rağmen son birkaç yıldır ihracatımız 150 milyar dolar eşiğine takıldı kaldı. Bu anlamda gerek özel sektör, gerekse devletimiz alternatif ürünler, yeni alanlar yaratarak, Ar-Ge tabanlı yenilikçi ve yüksek teknolojili bir üretimi hedefleyen açılımla ihracata bizim de destek verdiğimiz bir ivme kazandırmaya çalışıyorlar. Ar-Ge destekleri gerçekten taktire şayan. Bu açılımlar gelecek vizyonunda orta gelir tuzağından kurtulmak isteyen ülke ekonomimiz için hayatidir ve önemlidir. Elbette gelecek için hazırlanacağız ama bu gün elimizdeki var olan potansiyelleri yeterince değerlendirebiliyor muyuz? Ar-Ge elbette önemli, yüksek teknolojili üretime geçmek, ekonomiyi bilgi ve iletişim teknolojilerine entegre etmeye çalışmak elbette vazgeçilmez şeyler. Ancak sıkıntımız şu anda ve şimdi. Biz bir yandan ekonomimizi geleceğe hazırlarken, eldeki kuşu kaçırmamalı ve var olan potansiyellerimizi harekete geçirmeliyiz. Sadece bunu başarabilsek ihracatımız olağanüstü artar” diye konuştu.

    “TARIM-GIDA İHRACATINDA NEDEN SIÇRAMA YAPAMIYORUZ?”

    Bu noktada tarım-gıdada bir şeylerin yanlış gittiğine dikkat çeken Aşut, ’bir tarım ülkesiyiz’ dememize rağmen ne Mersin olarak ne de ülke olarak tarım-gıda ihracatında dikkate değer bir sıçrama yapamadıklarını kaydetti. İklimi, su kaynakları, toprağı mükemmel olan, pazarlara yakın olan bir ülkenin tarım-gıda ihracatında dünyada söz sahibi olması gerektiğini ifade eden Aşut, “Demek ki Türkiye’de tarımla ilgili bir sıkıntı mevcut. Tarımda bozuk olan bir şeyler var. Türkiye’nin aslında tarım politikaları ile ilgili bir problemi var. Dünya tarımı değişiyor. Gıda üretimi ve arzı değişiyor. Dünya demografisi, kentte yaşama oranları ve tüketim şekli değişiyor ama bizim bu konulardaki politikalarımız nedense pek değişmiyor. Bu da gıda sanayimizin rekabet gücünü olumsuz etkiliyor” ifadelerini kullandı.

    “TARIM SEKTÖRÜ SANAYİ GİBİ SERBESTLEŞMELİDİR”

    Türkiye’nin 1996’dan sonra Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’ne girdiğini, bu şekilde imalat sanayinin serbestleştiğini hatırlatan Aşut, şöyle devam etti:

    “Böylelikle sanayimizin rekabet gücü arttı. Avrupa’ya imalat sanayi ürünleri ihracatımız üçe katlandı. Türkiye, orta teknolojili bir sanayi ülkesine dönüştü. Gümrük Birliği sanayimize iyi geldi. Ama Türkiye daha tarım sektörünü serbestleştirmedi. Tarımda piyasadan çok bürokratların aldığı kararlar belirleyici önemde. İmalat sanayinde bir problem ortaya çıktığında, piyasaların işleyişini suçlayabilirsiniz. Ancak tarım politikaları söz konusu olduğunda, oradaki hatalar için doğrudan idare öne çıkıyor. Ortaya çıkan sonucun ağırlıklı nedeni idarenin aldığı kararlardır çünkü. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın Türkiye için tarım politikası tasarlarken gıda sanayinde daha fazla istihdam yaratmaya ve katma değeri artırmaya öncelik vermesi gerektiğini düşünüyoruz. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın kentlerde gıda faturasını ucuzlatarak yaşamı kolaylaştırmaya daha fazla ağırlık vermesi gerektiğini düşünüyoruz. Gıda fiyatlarının sosyal yardım aracı olarak kullanılmasına artık son vermemiz gerekiyor. Bu sosyal yardım yapmayalım demek değil. Yapalım ama bu amaç için fiyatlarla oynamayalım. O vakit, pazarımız olan ülkeler, yanı başında Türkiye’nin gıda sanayi dururken gidip dünyanın kıyısından mal alıyor. Nakliyesine de katlanıyor. Türkiye’nin tarım sektöründe neyi neden yaptığı, yaptıklarının neye yol açtığını bir düşünmesi gerekiyor. Türkiye’nin tarım politikalarının amaç fonksiyonunu artık değiştirmesi gerekiyor. 1950’lerde kırsalda yaşayanların oranı yüzde 80’lerdeyken tasarlanan bir politika çerçevesi, kırda yaşayanların oranı yüzde 25’in altına indiğinde aynı şekilde devam ettirilemez.”

    Şerafettin Aşut, tarım- gıdada kurumsallaşma, teknoparkların açılması ve sanayi-tarım entegrasyonunun doğru devlet teşvikleri ve tarım-gıdada sanayide olduğu gibi özel sektöre daha çok kulak verilmesinin, tarım politikalarının hazırlanmasında, strateji belgelerinin oluşturulmasında özel sektör ile teması korumanın bu işin temel payandaları olacağını söyledi. Aşut, aksi halde bir zamanlar kendine yeten Türkiye’nin dünyanın en büyük tarım-gıda ithalatçısı konumuna geleceği uyarısında bulundu.