Etiket: Patent

  • Atatürk Üniversitesi’nde üç yılda 88 patent başvurusu

    Atatürk Üniversitesi’nde üç yılda 88 patent başvurusu

    Yeni YÖK vizyonu ve Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı tarafından yürütülen “Yeni Nesil Üniversite Tasarım ve Dönüşüm Projesi” kapsamında, Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları (FSMH) ile ilgili çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Bu çerçevede üniversite bünyesinde yapılan bilimsel çalışmaların patent, faydalı model ve tasarım tescili gibi yöntemlerle koruma altına alınması teşvik ediliyor.

    Atatürk Üniversitesi bünyesinde; kuruluşundan 2016 yılına kadar (60 yılda) toplam 14 adet ulusal ve 3 adet uluslararası patent başvurusu yapılmışken, 2016 yılında 9 ulusal patent, 6 uluslararası patent başvurusu gerçekleştirildi. 2017 yılında ise 11 ulusal patent ve faydalı model ile 14 uluslararası patent başvurusu yapıldı. Ayrıca 2018 yılında 32 patent başvurusunun desteklenmesine karar verildi ve 25 adet ulusal patent, 4 adet uluslararası patent başvurusu gerçekleştirildi. Atatürk Üniversitesi 2019 yılında ise 40 ulusal patent hedefini tamamlayarak Yenilikçi ve Girişimci Endeksinde yer aldığı 34.’lüğü daha da geliştirmek ve yeni bir rekora imza atmak istiyor.

    Öğretim Üyeleri Patent Konusunda Bilgilendiriliyor

    FSMH ile ilgili bilgilendirme seminerleri, eğitimler organize edilirken, BAP Koordinasyon Birimi tarafından finansal destek verilerek farkındalığı sağlamak için duyurular ve etkinlikler yapılıyor.

    Diğer taraftan enstitülerden temin edilen lisansüstü çalışmalar, ilgili uzmanlar tarafından incelenerek patent potansiyeli açışından değerlendiriliyor. Değerlendirme sürecinde patent veya faydalı model olabilecek çalışmaların koruma altına alınabilmesi için ilgili akademisyenle iletişime geçiliyor. Ürün/hizmetler patent komisyonunda ele alınarak Türk Patent ve Marka Kurumuna başvuruda bulunuluyor.

    Üniversite-Sanayi İş Birliği Tüm Hızıyla Devam Ediyor

    Akademisyenlerin bilimsel çalışmalarını, araştırmalarını ve fikirlerini koruma altına almak istemeleri durumunda Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) Koordinasyon Birimi tarafından 50 Bin TL’ye kadar destek veriliyor. Ayrıca koruma altına alınan ürün ve süreçlerle ilgili olarak ticarileşme çalışmaları da yine üniversite tarafından yürütülen AtaUniSan Yüz Yüze Projesi ile destekleniyor. ATA Teknokent tarafından yürütülen ve etkin bir üniversite-sanayi iş birliği sağlamak amacıyla, sanayicileri ve firmaları Atatürk Üniversitesi akademisyenleriyle bir araya getiren AtaUniSan Yüz Yüze Projesi, üniversitedeki bilimsel çalışmaları ihtiyaç duyulan sektörlere aktarıyor. Sanayicilerin sorunlarını ve taleplerini uzman akademisyenlerle paylaştıkları Yüz Yüze Programı ile bugüne kadar 155 sanayici ve 155 akademisyen bir araya getirildi.

    Patentler, Ulusal ve Uluslararası Fuarlarda Sergileniyor

    Her yıl düzenlenen ulusal patent fuarlarına üniversite tarafından stant kiralanarak patentlerini sergilemek isteyen akademisyenlere, ticarileşme faaliyetlerini hızlandırmak için buluşlarını muhataplara anlatacakları bir ortam sunuluyor. Bu kapsamda Ulusal Patent Fuarı ve Üniversite Sanayi İş birliği Kongresi (USİMP) tarafından her yıl organize edilen ulusal patent fuarına katılım sağlanıyor. Ayrıca bu yıl “4. İstanbul Uluslararası Buluş Fuarı-ISIF’19”a katılım için hazırlıklar devam ediyor. Ticarileşme faaliyetlerini hızlandırmak amacıyla 6769 sayılı FSMH Kanununda belirtilen patent gelirlerinin 2/3’ünü alma hakkı üniversitelere verilmişken, Atatürk Üniversitesi bu oranı öğretim üyesi lehine yüzde 10 olarak belirleyerek, üniversite patent gelirinin %90’ını akademisyenine veriyor.

    Hedef Erzurum’u Üst Sıralara Taşımak

    Konuyla ilgili bir değerlendirmede bulunan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı: “Günümüzde üniversitelerin bilimsel başarıları; girişimcilik ve yenilikçilik endeksi ile ölçümleniyor. Türkiye’nin üniversiteleri ne kadar yenilikçi, hangi üniversite ne kadar patent üretiyor? Birtakım araştırmalar, yüksek lisans, doktora tezleri var ama patente dönüşen araştırma sayısı da önemli. Bunların ne kadarı lisans alıyor ve ne kadarı sanayi ürününe dönüşüyor? Günümüzde bunlar o üniversitenin başarı göstergeleri için birer ölçüt durumunda. Biz de bu noktada patent ve faydalı model olabilecek çalışmaları destekliyoruz. Bu destek, tecrübeli akademisyenlerimiz için bir motivasyon, alanla yeni tanışan akademisyenlerimiz için de teşvik niteliği taşıyor” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’deki üniversitelerde 7 milyondan fazla öğrencinin eğitim aldığını, 158 binden fazla akademisyenin ise görev yaptığını hatırlatan Rektör Çomaklı: “Tüm bu rakamlara rağmen üniversite başına 4,3 patent düşüyor. Artık günümüzde bilgi üreterek dünya ile yarışan üniversiteler bu oranı yükseltmeye başladı. Ülkemizde patent başvurusu son 8 yılda yüzde 28 arttı. Üniversitemizde 2016 yılına kadar 17 patent başvurusu yapılmışken 2016-2018 yılları arasında 69 patent başvurusu yapıldı. Eylül 2019 tarihi itibariyle ise 19 patent başvurusu için destekleme kararı alındı. Hedefimiz; girişimcilik ve yenilikçilik endeksinde üniversitemizi üst sıralara taşımak ve şehrimizin patent başvuru sayısını yükseltmektir” sözleriyle değerlendirmesini tamamladı.

    Türkiye’de patent başvuru sayısına göre 2014 yılında 30. sırada yer alan Erzurum, 2016 yılında 24.’lüğe, 2017 yılında ise 23.’lüğe kadar ilerledi. 2018 yılında Türk Patent Enstitüsü tarafından yapılan son sıralamada ise Erzurum, 19. sırada yerini aldı. Erzurum, 2019 yılında ise 15. sıraya yükselmeyi hedefliyor.

  • Anadolu Üniversitesi’ne Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından patent verildi

    Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sinema ve Televizyon Anabilim Dalında hazırlanan bir doktora tezinden üretilen cihaza, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından patent verildi.

    Açıköğretim Fakültesi Uzaktan Eğitim Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Kesim danışmanlığında, Gümüşhane Üniversitesi İletişim Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Birgül Taşdelen tarafından tamamlanan Sosyal Bilimler Enstitüsü Sinema Televizyon Anabilimi Dalında hazırlanan “Etkileşimli Televizyon Yayıncılığında İçerik Geliştirme” adlı doktora tezinden geliştirilen bir cihaza, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından Üniversite adına patent verildi. İletişim Bilimleri alanında alınan ilk patent özelliği taşıyan doktora tezi, Üniversite Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyonunca kabul edilen proje kapsamında desteklendi.

    Buluş, televizyon yayıncılığına farklı standartlar kazandırmış, kişisel bir dünya modeli olan etkileşimli televizyon yayıncılığına yönelik etkileşimli televizyon ara yüz cihazı olarak ortaya çıktı. Bu bağlamda “Etkileşimli Televizyon Yayıncılığına Yönelik Etkileşimli Televizyon Cihazı” televizyona, uydu alıcısına, kablo televizyon ve benzeri televizyon alıcılarına bağlanabilen veya entegre olabilen, içeriğinde bulunan modüllerin yayın sırasında aktifleşerek televizyon ekranında görüntülenmesini sağlayan, etkileşimli televizyon cihazı özelliğini içerisinde barındırıyor. Bu cihazla amaçlanan, yayını alan izleyicinin o anda seyretmekte olduğu programın tüm içeriği ile etkileşime girerek yayın akışını değiştirebileceği ve içeriği kendine özgü bir biçime getirebileceği yayıncılık modeli olarak belirlendi. Çalışma, canlı bir futbol yayının etkileşimli hale getirilmesi üzerine kuruldu.

    Doktora tezinden oluşturulan çalışma ile alınan bu patent bir başlangıç olarak kabul ediliyor. Prof. Dr. Mehmet Kesim ve Dr. Öğr. Üyesi Birgül Taşdelen yazılımı değişik alanlarda uygulamak üzere geliştirme çalışmalarına da devam edecek. Prof. Dr. Kesim ve Dr. Öğr. Üyesi Taşdelen, Rektör Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı ile Rektör Yardımcısı ve aynı zamanda Bilimsel Araştırma Projeleri Komisyon Başkanı Prof. Dr. Savaş Koparal’a destek ve katkılarından dolayı teşekkür etti.

    Rektör Prof. Dr. Şafak Ertan Çomaklı da, Prof. Dr. Mehmet Kesim ve Dr. Öğr. Üyesi Birgül Taşdelen’i yaptıkları çalışma ve Üniversitemize kazandırdıkları başarıdan dolayı tebrik etti.

  • Türkiye’de patent başvuruları artıyor

    Türkiye’de yerli patent başvuruları 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 34 oranında artış gösterdi. Türkiye’de TSE belgesi alan ilk buluş olan aşırı gerilim sönümleyici Trimbox’ın sahibi Evren Yurttaş, daha çok yerli firmanın daha çok çeşitli ürün ile sertifika ve belgelendirme işlemlerini tamamlayarak pazara girmeleri gerektiğini söyledi.

    Türkiye, dünya patent pazarında hızla ilerleme kaydediyor. 2017 yılında 8 bin 625’i yerli, 10 bin 658’i yabancı olmak üzere toplam 19 bin 283 patent başvurusu yapıldı. Yerli patent başvuruları 2016 yılına göre yüzde 34 oranında artış gösterdi. 2017 yılında dünyada 243 bin 500 patent başvurusu yapılırken, Türkiye bin 235 başvuru ile dünya patent liginde 21’inci sırada yer aldı. Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’nün (WIPO) Patent İşbirliği Antlaşması (PCT) verilerine göre, 2017’de patent başvuruları bir önceki yıla oranla yüzde 4,5 arttı.

    Türkiye’de TSE belgesi alan ilk buluş aşırı gerilim sönümleyici Trimbox’ın sahibi Elektronik Mühendisi Evren Yurttaş, 2007 yılında üretime başladıkları cihazın gelişim sürecinden bahsederek, “Elektrikte meydana gelen, elektrik tesisatların ve bağlı bulunduğu cihazların yanmasına sebep olan ani voltaj dalgalanması, aşırı gerilim, nötr kopması, yıldırım düşmesi ve trafo patlaması gibi durumlarda ortaya çıkan olumsuzlukları ortadan kaldıran cihazımız Trimbox; Türkiye dahil 28 ülke ile tüm Avrupa Kıtası, Çin, Hindistan ve Rusya’da marka patentini alarak Dünya’nın yüzde 70’inde tescilledi. Cihazımız, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve bağımsız kuruluşlarca yapılan testlerden başarı ile geçmesine rağmen, ancak 2014 yılında TSE alabildi. TSE 2014 yılına kadar icat niteliği taşıyan ürünlere sertifika veremiyordu. Ancak Türk Standardları Enstitüsü (TSE), standart üstü veya hiç standardı olmayan icat niteliğindeki ürünlerin pazarda devlet güvencesiyle pay sahibi olabilmeleri veya var olan farklarını ortaya koyabilmeleri amacıyla başlattığı hizmet kapsamında ilk Beyan Doğrulama Sertifikasını (BDS) Trimbox adlı ürüne verdi. Bu sayede Trimbox BDS-0001-1 referans numarasıyla Türkiye’nin ilk TSE belgeli icadı unvanı alındı. Fakat bu süreç tam 6 yılımızı aldı” dedi.

    “İşletmeleri sürdürülebilir rekabet avantajı kazanmış ülkeler zenginleşebilir”

    Daha çok yerli firmanın daha çok çeşitli ürün ile sertifika ve belgelendirme işlemlerini tamamlayarak pazara girmeleri gerektiğini vurgulayan Yurttaş, “Günümüzün bu zorlu rekabet ortamında Ar-Ge faaliyetlerinin sürekliliğini sağlayan ve inovasyonlarını hayata geçirebilen işletmeler ancak sürdürülebilir rekabet avantajı yakalayabilir ve bunu koruyabilirler. İşletmeleri sürdürülebilir rekabet avantajı kazanmış ülkeler ise zenginleşebilir, ekonomik ve sosyal anlamda yüksek bir refah düzeyine sahip olabilirler. Bizler Türkiye’de daha stratejik teknoloji ürünleri üzerine yönelmemiz ve Ar-Ge çalışmaları yapmamız gerekiyor. Mesela dünyada televizyon üreten dev firmalar zaten bulunuyor. Şimdi bu gün yeni bir televizyon üretseniz, pazara girmek gibi çok büyük bir problem ile karşılaşırsınız. Dünyada marka bilinirliği ile kabul görmüş onlarca üretici firmayı da göz önüne aldığınız da fazlası ile problem ile karşı karşıya gelirsiniz. Ancak dünyada üretilen bütün televizyonların karşılaştığı bir sorunu bilir ve bunun çözümüne yönelik çalışmalar yapılırsa dünya pazarında daha çok Türk markası görürüz. Markası ne olursa olsun tüm televizyonlar aşırı gerilim, ani voltaj dalgalanması, nötr kopması, yıldırım düşmesi ve trafo patlaması gibi durumlarda hasar alır ve yanarlar. Üreticilerin bununla ilgili bir çözümü yoktu ve çözümü biz geliştirip pazara girmeyi başardık. Var olan teknolojilerin, açıklarının giderilmesi üzerine çalışmalar yaparsak teknoloji üreten ülkeler arasında daha kolay yer alırız” şeklinde konuştu.

  • “Türkiye’de patent alma veya lisanslama gelişmekte olan bir kültür”

    Adres Patent Genel Müdürü Cumhur Akbulut, Türkiye’de patent alma veya lisanslamanın gelişmekte olan bir kültür olduğunu belirterek, “Dolayısıyla proje sahipleri nitelik, nicelik veya koruma kültüründen önce yapılan projelerin sanayide karşılık bulması, alıcı bulması, bir an önce harcanan maliyetlerin geri kazanılması psikolojisiyle hareket etmekte” dedi.

    Türkiye’nin 2023 vizyonu kapsamında, dünyanın ileri teknoloji merkezlerinden birisi olması hedeflenirken, bu doğrultuda bütçeden Ar-Ge ve Tasarım merkezlerine her yıl ayrılan pay artıyor. Ar-Ge ve Tasarım merkezleri ve projeler hızla artarken, tescil edilmiş ya da başvuru aşamasında olan patentler ise paralel artış göstermiyor. Avrupa Patent Ofisi’nden alınan verilere göre, milyon nüfus başına düşen yıllık patent sayısı Avrupa Birliği’nde 135 iken Türkiye’de 1’e bile değil. Türkiye’nin önemli patent şirketlerinden Adres Patent de Ar-Ge Sanayi Akademi Buluşması’nın katılacak şirketler arasında. Ar-Ge Sanayi Akademi Buluşması kapsamında Ar-Ge’nin ve devlet tarafından Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesinin önemini ve patent sayıları konusunda Adres Patent Genel Müdürü Cumhur Akbulut ve ekibi önemli açıklamalar yaptı.

    Yaklaşık 40 bin proje içinde ancak 10 bine yakın proje için patent işlemi yapıldığını, bir kısmının ise tescil edilmiş bir kısmı başvuru aşamasında olduğunu kaydeden Akbulut, “Ülkemizde patent alma veya lisanslama gelişmekte olan bir kültür. Dolayısıyla proje sahipleri nitelik, nicelik veya koruma kültüründen önce yapılan projelerin sanayide karşılık bulması, alıcı bulması, bir an önce harcanan maliyetlerin geri kazanılması psikolojisiyle hareket etmekte. Projelerin tescil edilmemesinden veya izinsiz kullanımından doğabilecek zararları hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmamaları, projenin başında konusunda uzman bir danışman ile çalışmamış olmaları da büyük bir eksiklik oluşturmakta” dedi.

    Adres Patent Genel Müdürü Cumhur Akbulut, TÜİK verilerine göre, 2017 yılında merkezi yönetim bütçesinden Ar-Ge çalışmalarına 10 milyar 710 milyon TL harcama yapıldığı bilgisini vererek, bu oranın bir önceki yıla göre yüzde 17,5 arttığını kaydetti.

    Akbulut: “Ar-Ge’ye yapılan yatırım, toplum refahı ve gelecek nesillerine yapılan bir yatırımdır”

    Ar-Ge çalışmalarının her yıl bütçede daha fazla yer aldığını belirten Akbulut, “Ar-Ge çalışmalarına yapılan yatırım, ülkelerin toplum refahı ve gelecek nesillerine yapılan bir yatırımdır. Ar-Ge teşvikleri ile sanayisini en etkin şekilde destekleyen ülkeler “Dünya Rekabet Sıralaması”nda en üst seviyelerde yer alıyor.Dünyada Ar-Ge yatırımına verilen destek dolar bazında bakıldığında 1.8 milyar dolar değerine denk gelmektedir. Örneğin, 2015 yılı verilerine göre Alman otomobil firması Volkswagen Ar-Ge harcamaları için 15 milyar dolar, Koreli elektronik devi Samsung 14 milyar dolar, Amerikan teknoloji firması Intel 11 milyar dolar dolayında Ar-Ge harcaması yapmıştır. Dolayısıyla Ar-Ge çalışmalarına toplam yönetim bütçesinden daha fazla pay aktarılmalı”.

    Tütün: “Tekel olmanın yegâne yolu patent almak ve/veya tasarım tescili yaptırmaktan geçmektedir”

    Adres Patent Patent ve Marka Vekili ve Patent Mühendisi Özgür Tütün, ekonomik gücün tekel olmaktan geçtiğini belirterek, “Günümüz serbest piyasa koşullarında bir ürünün üreten tekel olmanın yegâne yolu patent almak ve/veya tasarım tescili yaptırmaktan geçmektedir. Ar-Ge merkezlerinin yenilik çıktıları çoğunlukla patente konudur. Yenilik çıktısının oluşması için yapılan tüm Ar-Ge yatırımlarının patentle elde edilen tekel hakkı ile başkasının üretmesini engelleyerek serbest piyasa koşullarında da tekel olunabilir. Bu açıdan bakıldığında Ar-Ge merkezlerinin verimli çalışmaları çıktılarının patente konu olması firmaları ekonomik açıdan güçlü kılacaktır. Ekonomik büyüme ve kalkınma lokomotifi üretmek ve ürettiğini ihraç etmekten geçmektedir” şeklinde konuştu.

    Eryılmaz: “Ar-Ge’siz hiçbir ürün teknolojik evrimini gerçekleştiremez”

    Şirketin Patent Mühendisi Süleyman Eryılmaz; Ar-Ge çalışması, karşılaşılan bir problemin çözümü isteğiyle başlayabildiği gibi bir fikirle de başlayabildiğini ve ürünün ait olduğu sektör sona erene kadar da sürdüğünü belirterek, “Eğer ürün teknolojik evrimini tamamlayamazsa kaybolmaya mahkûmdur ve Ar-Ge’siz hiçbir ürün teknolojik evrimini gerçekleştiremez. Yapılan her bir gelişim bir diğer teknolojik gelişim için bir basamak oluşturur. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta Ar-Ge çıktılarının korunmasıdır ve bu korunma patentle mümkün olup, patentin alınmasıyla yetinilmemeli, patent araştırılması, değerlemesi, ticarileşmesi, faaliyet serbestliği ve rakip/sektör analizleri gibi olmazsa olmaz noktalara da dikkat edilmeli ve bu hizmetlerin yetkin bir patent firmasından alınacak destekle yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “Ar-Ge ve Tasarım merkezlerindeki projeler, ülkede en fazla döviz çıktısına sebep olan alanlarda olduğu dikkat çekici”

    Patent Mühendisi Ebru Kaymaz; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı istatistiklerine göre, 246 Tasarım merkezi, 987 Ar-Ge merkezi olduğunu ve 32 bin 968 projenin Ar-Ge merkezlerinde tamamlanmış ya da devam ettiğini, tasarım merkezlerinde de 3 bin 983 proje gerçekleştiğini bildirerek, “Ar-Ge çalışmalarında en çok ödenek, Genel Üniversite Fonları’na ayrılmış. Bunu savunma, endüstriyel üretim ve teknoloji, eğitim ve ulaşım, telekomünikasyon ve diğer altyapılar takip ediyor. 987 Ar-Ge merkezinde 32 bin 968 proje ki bu da merkez başına yaklaşık 3 proje anlamına gelir. Aslında bu sayı çok azdır. Ancak bu merkezlerin pek çoğunun 2018 yılında kurulduğu gerçeği göz önüne alındığında gelecek için umut verici bir sayı olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda gelecek yıllarda bu projelerin istikrarlı bir şekilde artışı beklenmelidir. Ar-Ge ve Tasarım merkezlerindeki projelerin ülkede en fazla döviz çıktısına sebep olan alanlarda olduğu dikkat çekicidir. Bu da ekonomik büyüme ve kalkınma için söylediklerimizi destekler niteliktedir. Özellikle savunma, endüstriyel üretim teknolojileri ve eğitim bir ülkenin en önemli ve en fazla bütçe ayırdığı alanlarıdır. Bu alanlar için dışa bağımlılık ciddi siyasi ve ekonomik sorunlara ve buhranlara sebebiyet verir ve Türkiye pek çok dönemde bunları yaşamış bir ülkedir. Savunma alanında dışa bağlılıkta en basit örnek, kullandığınız askeri araçların yedek parçalarını satın aldığınız ülkeyle aranızda bir politik diplomatik sorun olduğunda o parçanın size gelmesinin gecikmesi veya hiç gelmemesi durumunda kullanım dışı kalan bir araç Türkiye gibi bir ülke için utanç kaynağıdır” dedi.

    İhracatta Ar-Ge’nin önemi

    Patent ve Makine Mühendisi Cengiz Akköse ise ihracatta Ar-Ge’nin önemine değinerek, “Ar- Ge ve tasarım merkezleri; bilim ve yüksek teknoloji çıktıları açısından çok önemli olup, günümüzde yüksek teknoloji ihraç eden ülkeler Ar-Ge harcamaları ile paralel olarak teknoloji üretmektedirler. Ülkemiz ekonomik olarak gelişmekte olan ülkeler arasında olup, refah seviyesini artırabilmek için gelişmiş ülkeler seviyesine gelebilme adına son yıllarda Ar-Ge merkezlerine yönelik teşvik, hibe ve istihdam kolaylıkları sağlamakla beraber, Ar-Ge harcamalarına bu yıl ayırdığı bütçe yaklaşık 2-3 milyar dolara yükseltilmiş olmaktadır. Amerika, Japonya gibi ülkeler ile değil de çok uzaklara gitmeden Güney Kore ile son 30 yıldaki teknolojik performans açısından bakacak olursak aradaki makasın gittikçe açıldığını görebiliriz. Zira kişi başı düşen milli gelir 35 bin dolar ile bizden 3 kat fazla bir performans göstermişlerdir. Güney Kore’nin bu performansı devlet büyüklerimizin de nazarını celp etmiş olacak ki son yıllarda izlenen politikalar ve atılan adımlar teknolojik olarak seviye atlamamızı sağlamasını hedeflenmektedir. Global olarak büyük firmalara karşı, yerli firmalarımızın rekabet edebilmesi ve ihracat edilen ürünlerin yüksek teknoloji içermesine yönelik sağlanan ödenekler ve kolaylıklar bunlardan bazılarıdır.

    Bilgi güçtür, dünya devletleri artık gücünü insan ve kas gücünden değil bilim ihracatından sağlamaktadırlar. Bilgiyi üretmek, geliştirmek ve ticari bir çıktıya dönüştürmeyi başarabilen devletler çağımıza adeta yön vermektedirler. Bilgi üretmek kadar bilgiyi yani emeği korumak da bir o kadar elzemdir. Bu konu bilgi sahibi kişi/kurumların fikri mülkiyet alanlarına girmekte olup, sağlanacak olan koruma patent/faydalı model ve diğer sınai mülkiyet çıktıları ile tedarik edilmektedir. Patent ile buluş sahibine ürünü hakkında tekellik koruması sağladığından buluşun, buluşu oluşturan fikrin çalınması, taklit edilmesi mümkün olmamaktadır. Böylece buluş sahibi fikrini ticarileştirebilerek ekonomik fayda sağlayacak olması nedeniyle bilim ve teknoloji üretmesine teşvik edecektir. Patent ile buluşunuzu ulusal ve uluslararası alanda koruma altına alabildiğiniz gibi sizinle aynı teknik alanda/sektörde çalışan diğer buluş sahiplerine de teknolojik olarak istihbarat sağlayabilirsiniz. Çünkü patenti diğer sınai mülkiyet eserlerinden ayıran en önemli özellik; buluş basamağı içermesi kriteri olup, bu kriter teknolojik ilerlemeyi adeta mecbur kılmaktadır” şeklinde konuştu.

  • Patent Enstitüsü uyanık baklavacıya dur dedi

    Türk Patent Enstitüsü, Gaziantepli bir baklava firmasına ’midye baklava’ için verdiği tasarım tescilini, baklavacılardan gelen itirazlar üzerine iptal etti. TPE’nin bu kararı sektörde memnuniyetle karşılandı.

    Geleneksel Türk tatlıları arasında bulunan, Kahramanmaraş ve çevresinde özellikle ev hanımları ve ünlü tatlı firmaları tarafından uzun yıllardır yapılan, hak arasında ’saray tatlısı’ ve ’midye baklava’ olarak bilinen tatlının tasarımının kendisine ait olduğunu iddia eden Gaziantepli bir firma Türkiye Patent Enstitüsüne (TPE) başvurmuştu. Tasarım tescili talebinde bulunan firma aynı konuda iki ayrı başvuru yapmış, başvurunun biri iptal edilmiş, diğeri ise kabul edilerek, tartışmalı bir karara imza atılmıştı. Tasarım tescili alan baklava firması da noter kanalıyla kentteki diğer baklavacılara ihtar göndererek bu tatlının üretiminin durdurulmasını istemişti.

    TPE’nin tescil kararı ve ardından da baklava firmasının diğer baklavacılara ihtarname göndermesi sektörde krize neden olmuştu. Konunun ulusal basına taşınmasının ardından Gaziantepli baklavacıların midye baklava kavgası, Türk Patent Enstitüsünün tasarım tescilini iptal etmesi ile sona erdi. Yıllardır midye baklava ya da saray tatlısı olarak bilinen bu tatlıyı üreten Gaziantepli baklavacıların başvurusu üzerine ve kamuoyundan gelen tepkileri de dikkate alan TPE tasarım tescilini iptal etti.

    Baklavacılar kararı memnuniyetle karşıladı

    Alınan kararla, saray tatlısına midye baklava adı altında tescil alan firmanın haksız kazanç elde etmek istemesinin önüne geçilirken, baklavacılar arasında yaşanacak kavganın sektöre ve Gaziantep’e zarar vermesi de önlenmiş oldu. Artık her isteyen midye baklava üretebilecek.

    Kararın iptalinin ardından değerlendirme yapan baklavacılar, “TPE yapılan itirazlar ve kamuoyu baskısı sonucunda resmi internet sitesinden tescilin iptal edildiğini duyurmuştur. Şimdi hiçbir firma kalkıp yöresel tatlılarımız arasında yer alan midye tatlısını ben buldum diyemeyecektir. Bu konuda haksız rekabetin de önüne geçilmiş oldu. Klasik baklavaya göre içerisinde daha fazla Antep fıstığı ve kaymak bulunan midye baklavanın kimsenin tekelinde olmadığının tescillenmesi sektörde rahatlamaya neden oldu” dedi.

    “Midye tatlısındaki ’gastroayıbın’ önüne geçildi”

    Kararın, Gastroantep’in gerçekleşeceği bugünlerde alınmasının önemine değinen baklavacılar, “Gastronomi kenti Gaziantep’in gastronominin düğünü olan Gastroantep öncesi yaşanan bu gastroayıbın önüne geçilmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Gaziantep Valisi Ali Yerlikaya, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ve STK başkanlarının bu konuya el atarak yöresel ürünlerimizin gerek coğrafi işaretleri gerekse tasarımlarının kent adına alınmasını talep ediyoruz” diye konuştu.