Etiket: Özgürlüğü

  • 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü

    Düzce Cumhuriyet Başsavcısı Kamil Erkut Güre, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutladı.

    3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yapan Güre, “Birleşmiş Milletler 1993’te ifade ve basın özgürlüğüne Dünya çapında destek vermek, bu konuda duyarlılığı artırmak maksadıyla 3 Mayıs gününü Dünya Basın Özgürlüğü Günü ilan etmiştir. Anayasamızın basın özgürlüğünün düzenlendiği 28. maddesinin 3. fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında, Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiştir. 26. maddenin 2. fıkrasında bu özgürlüklerin milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinin 2. fıkrasında Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir hükmü yer almaktadır. Yine basın özgürlüğü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade özgürlüğü ile ilgili vermiş olduğu içtihatlar arasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Demokratik toplumun esasların sayıldığı bu kararda: ‘İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez haber ve düşünceler için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden, haber ve düşünceler için de uygulanır’ denilmektedir. Bu itibarla; soruşturmanın gizliliği ilkesi, kişilik hakları ve masumiyet karinesi ile delillerin

    güvence altına alınması hususları da göz önünde bulundurularak kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi,

    yapılan hizmetlerin vatandaşlarımıza yansıtılmasında basının önemli bir kamu hizmetini yerine

    getirdiği anlaşılmaktadır. Basının, bu görevini özgürce yapabilmesi ve yaptığı görevin amacına ulaşmasında, basın özgürlüğünün büyük önemi bulunmaktadır. Bu bağlamda yerel ve ulusal basınımız ve çalışanlarının en zor şartlarda dahi görevlerini yerine getirebilmek için gösterdikleri üstün gayret ve çabayı biliyor, takdirle karşıladığımı ifade etmek istiyorum. Bu duygu ve düşüncelerle, ilimizde büyük bir özveriyle görevlerini sürdüren tüm basın mensuplarımızın, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutluyor, aile bireyleriyle birlikte sağlık ve başarılı yıllar temenni ediyorum” dedi.

  • Vali Altıparmak: “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” Kutlu Olsun

    Erzurum Valisi Dr. Ahmet Altıparmak, Dünya Basın Özgürlüğü günü dolayısıyla bur kutlama mesajı yayınladı.

    Vali altıparmak mesajında şunları kaydetti; “Birleşmiş Milletler, 1993 yılında özgür ve bağımsız bir basın için, 3 Mayıs’ı “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” olarak kabul etmiştir.Alınan bu karar doğrultusunda 3 Mayıs 1994 yılından bu yana tüm çağdaş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” olarak kutlanılmaktadır.

    Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi, yapılan hizmetlerin vatandaşlarımıza yansıtılması ve sorunların çözülmesinde çok önemli bir kamu hizmeti üstlenen basınımız, farklı görüşlerin seslendirilmesine imkan sağlayarak, toplumun ihtiyaç duyduğu her konuda, araştırma, bilgilendirme, aydınlatma, toplum ve ülkemiz yararına kamuoyu oluşturma gibi önemli bir kamu hizmetini yerine getirmekte olan basının, bu görevini özgürce yapabilmesi ve yaptığı görevin amacına ulaşmasında, basın özgürlüğünün büyük önemi bulunmaktadır.

    Kış turizminin başkenti olan Erzurum da, bir yandan basın özgürlüğünü hissederken, diğer yandan ülkemizin beklentilerine cevap verecek olan, turizm sektörü başta olmak üzere, tüm sektörlerde hedeflenen başarının sağlanmasında ve bu başarının ilimiz ve ülkemiz ekonomisine olumlu yönde yansımasında, basın mensuplarımızın yaptığı görevlerin önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu bağlamda çağımızın en dinamik sektörlerinden biri olan basın sektörümüzün, özellikle yerel basınımız ve çalışanlarının en zor şartlarda dahi görevlerini yerine getirebilmek için, gösterdikleri üstün gayret ve çabayı biliyor, takdirle karşıladığımı ifade etmek istiyorum.

    Bu duygu ve düşüncelerle, ilimizde, büyük bir özveriyle görevlerini sürdüren tüm basın mensuplarımızın, “Dünya Basın Özgürlüğü Günü”nü kutluyor, aile bireyleriyle birlikte sağlık, huzur ve mutluluk içinde, nice başarılı yıllar temenni ediyor, en içten saygılarımı sunuyorum.”

  • Dündar Ve Gül’e Basın Özgürlüğü Onur Ödülü

    Balçova Belediyesi ve Yeni Kuşak Köy Enstitüleri; Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü nedeniyle Eğitim Reformu için Arayışlar Sempozyumu düzenledi. Sempozyum sonunda 2016 Aydınlanma Ödülü, dünyanın önemli orkestra şeflerinden Gürer Aykal’a verilirken, gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’e de Basın Özgürlüğü Onur Ödülü verildi.

    Dünya üzerinde birçok ülkede model olarak alınan ve cumhuriyetin en önemli eğitim projesi olan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü nedeniyle akademisyen ve siyasetçi sendikacıların katıldığı Eğitim Reformu için Arayışlar Sempozyumu düzenlendi. İki gün süren oturumda eğitim sisteminin içinden geçtiği süreç ve çözüm önerileri dile getirildi.

    “BİR KİŞİ ŞEF OLACAKSA, BU KİŞİ GÜRER AYKAL OLMALI”

    2003 yılından bu yana Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği (YKKED) ve Balçova Belediyesi tarafından verilen Aydınlanma Onur Ödülü ise sempozyum sonunda dünyanın önemli orkestra şeflerinden Gürer Aykal’a verildi. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Kamil Okyay Sındır, CHP İzmir İl Başkanı Alaattin Yüksel, Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya, YKKED Başkanı Prof. Dr. Kemal Kocabaş ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen’in katıldığı ödül töreninde bir konuşma yapan Şef Gürer Aykal, aldığı her ödülden sonra Anıtkabir’e çıktığını ifade ederek “Bu ödülü de Atatürk’e götürerek emanetini hâlâ koruyan insanların olduğunu ifade edeceğim” diye konuştu.

    Sempozyum sonunda bu yıl ilk kez verilen Basın Özgürlüğü Onur Ödülüne gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül layık görüldü. Can Dündar ödül konuşmasında cumhuriyet değerlerine sahip çıkılması gerektiğini vurgulayarak “Bayramlarımızı bile elimizden almak istiyorlar. Biz buna izin vermeyeceğiz” dedi. Konuşmasını espriler ile süsleyen Dündar, “Bu ülkede şef olmak isteyenler var. Eğer bu ülkede bir kişi şef olacaksa bence bu kişi Gürer Aykal olmalıdır. Ayrıca, şu anda olmayan bir şeyin basın özgürlüğünün ödülünü almaktan da gurur duyuyorum” ifadelerini kullandı.

  • Erdoğan: “Bu Nasıl Bir Düşünce Özgürlüğü”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel’de terör örgütünün çadır açmasına tepki göstererek, “Bu nasıl bir düşünce özgürlüğü ki Paris’te olduğu zaman kıyamet kopartıyorsunuz. Peki Ankara’da ve İstanbul’da olduğu zaman neden rahatsız olmuyorsunuz?” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen Uluslararası Erken Çocukluk Eğitim Kongresi’nin kapanış oturumuna katıldı. Kongrenin kapanış oturumuna Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Gönüllü Eğitimciler Derneği Başkanı Nuri Özkan ile davetliler katıldı. Burada katılımcılara hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Brüksel’de yapılan müzakere toplantısı sırasında açılan PKK çadırını eleştirerek sözlerine başladı. Erdoğan, “İşte AB’de görüyorsunuz. Bakınız Sayın Başbakan AB müzakerelerine gitti. Toplantının yapılacağı salonun arkasında bölücü terör örgütü çadır kurdu ve orada kendi paçavrasını dalgalandırıyor. AB ki bu örgütü terör örgütü olarak ilan etmiş. Terör örgütü olarak ilan ettiği halde orada o paçavrayı sallandırıyor ve o çadırda ne yazık ki bölücü terör örgütü mensuplarına broşür vesaire onları dağıtıyorlar. İçeride tabi bir müzakere Sayın Başbakan ve diğerleri arasında geçiyor. Ne deseler beğenirsiniz ’düşünce özgürlüğü’. Bu nasıl bir düşünce özgürlüğü ki Paris’te olduğu zaman kıyamet kopartıyorsunuz. Peki Ankara’da ve İstanbul’da olduğu zaman neden rahatsız olmuyorsunuz? Hatta daha ileri gidip Sayın Başbakan’a ’Sizin cumhurbaşkanınız da böyle konuştu, bize orada böyle böyle dedi’. Ne diyecektim, alkışlayacak mıydım sizi, güzel yapıyorsunuz mu diyecektim. O paçavraları oralarda dalgalandırdığınız sürece bizden bu ifadeleri duyacaksınız ve duymaya da devam edeceksiniz, duyuracağız size. Sayın Başbakan orada iken indirdiler paçavrayı bu konuşmalardan sonra. Brüksel’den ayrılınca tekrar paçavraları astılar, o teröristlerin fotoğraflarını tekrar koydular. Bunlar nasıl dost, böyle dost olur mu? Bugün de Sayın Başbakan’a da söyledim. Dışişleri vesaire bunlarla hemen yoğun bir temasa geçsinler diye, nitekim girdiler. Niye arkadaşlar? Dost dostluğunun gereğini yapacaktır. Biz dostları çoğaltmaya niyetliyiz, düşmanı da azaltmaya niyetliyiz. Ama bunları bilmeyenlere haddini bildirmek hakkımızdır diye düşünüyorum” dedi.

    “EĞİTİMDE ÇOK BÜYÜK BİR ALTYAPI DEVRİMİ GERÇEKLEŞTİRDİK”

    Eğitim alanında yapılan faaliyetlere ilişkin bilgiler veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz geçtiğimiz 13 yılda diğer alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da çok büyük bir altyapı devrimi aslında gerçekleştirdik. İnşa ettiğimiz 260-270 bin yeni derslikle, kurduğumuz 117 yeni üniversiteyle, yaptığımız 411 yeni yüksek öğrenim yurduyla, atadığımız 550 bine yakın yeni öğretmenle, Fatih projesiyle bu alanda gerçekten çok büyük işlere imza attık. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda eğitimin alt yapısını yenileme konusunda gösterdiğimiz başarıyı eğitimin muhtevasını geliştirmede aynı şekilde ortaya koyamadığımızı görüyorum. Evet çok güzel okullar inşa ettik. Sınıfları öğretmensiz bırakmadık ama burada çocuklarımıza nasıl bir eğitim vermemiz konusunda yeteri kadar ilerleme kaydedemedik. Önümüzdeki dönem içeriye yoğunlaşacağımız, çocuklarımızın gönüllerine ve zihinlerine yöneleceğimiz bir dönem olmalıdır diye düşünüyorum. Hükümetimizden, Milli Eğitim Bakanımızdan ve konuyla ilgili herkesten bu yönde samimi ve neticeye yönelik çabalarının artarak devamını bekliyorum” diye konuştu.

    “EĞİTİM HAYAT BOYU DEVAM EDEN CANLI BİR SÜREÇTİR”

    Erdoğan, “Bu toplantıda erken çocukluk eğitimi konusunun dil, din, sanat ve müzik gibi temalar etrafında tartışılmış olmasını bu doğrultuda atılmış önemli bir adım olarak görüyorum. Eğitim sisteminden beklentimiz işte bu toplantının konusu olan erken çocukluk dönemlerinden itibaren çocuklarımıza iyi olanı öğretmesidir. Eğitim hayat boyu devam eden canlı bir süreçtir. Bu vasfıyla eğitim kesintisiz bir değişimi bünyesinde barındırır, öyle olmak zorundadır” dedi.

    “ÜLKEMİZDE REFORM YAPILMASI EN ZOR ALAN DA YİNE EĞİTİMDİR”

    Reform yapılması en zor alanın eğitim olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemizde reform yapılması en zor alan da yine eğitimdir. Bizim bugüne kadar eğitimin içeriği konusunda arzu ettiğimiz mesafeyi katedemememizin sebeplerinden birisi de değişim konusundaki bu dirençtir. Yıllardır kanayan bir yara olan dershane meselesine el attık, sonrasında başımıza gelmeyen kalmadı. Bürokratik bir darbe teşebbüsüne maruz kaldık. Dershane gibi eğitimin ruhuna, özüne, mantığına aykırı bir yapıya karşın mücadele etmek için o vurduğumuz neşter Türkiye’yi örümcek ağı gibi ören bir örgütün can damarlarından birine denk geldi. Her olanda hayır vardır. Dershane meselesi diye çıktığımız yolda tarihimizin en büyük ihanet şebekelerinden birini deşifre ettik ve bertaraf ettik. Daha önce de eğitimle ilgili attığımız adımlarda imam hatip düşmanlığı gibi, kat sayı adaletsizliği gibi engellerle karşı karşıya kalmıştık. Eğitimi öğrenci formatlama veya adam devşirme aracı olarak gören zihniyetlere karşı yürüttüğümüz mücadele gerçekten çok zorlu geçti” dedi.

    “YERLİLİK VE MİLLİLİK EĞİTİMDE DE TEMEL İLKEMİZ OLMALIDIR”

    “Yerlilik ve millik temel ilkemiz olmalıdır” diyerek sözlerini sürdüren Erdoğan, “Bugün eğitimde köklü bir değişim için çok daha uygun bir zemine ve şartlara sahip olduğumuza inanıyorum. Bu çerçevede değerler eğitimini, eğitim sistemimizin bana göre merkezine yerleştirmek durumundayız. Çünkü bu konuda alarm zillerinin çaldığını duyabiliyoruz. Gençlerimiz ana sınıfından üniversite eğitiminin sonuna kadar 17-18 yıllık bir eğitim sürecinden geçiyor. Bu uzun dönemin sonunda gençlerimiz dilline, tarihine, ecdadına, kültür ve medeniyetine yabancı bir şekilde hayata atılıyorsa burada çok ciddi bir sorun var demektir. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir eğitim sisteminde böyle arizi bir durumun bulunduğunu sanmıyorum. Bu konuda çocuklarımızı, gençlerimizi suçlamayacağız. Dönüp kendimizi sorgulayacağız ve hakikatı böyle bulacağız. Yerlilik ve millilik her konuda olduğu gibi eğitimde de temel ilkemiz olmalıdır. İnşallah önümüzdeki dönem bu konuda gereken adımları hep birlikte atacağımız bir dönem olacaktır. Ben bu düşüncelerle bir kez daha Uluslararası Erken Çocukluk Eğitimi Kongresi sonuçlarının ülkemiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum” diye konuştu.

  • Milletvekili Tunç: “Terörü Ve Şiddeti Savunmak İfade Özgürlüğü Değildir”

    AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, “Şiddeti savunmak dünyanın hiçbir demokratik hukuk devletinde ifade özgürlüğü kapsamında değildir” dedi.

    “HDP’li milletvekilleri açıklamalarıyla ve eylemleri ile teröre açıkça destek vererek suç işlemektedirler” diyen Milletvekili Tunç, “Dokunulmazlıkların kaldırılması ile ilgili AK Parti’nin önerisine CHP ve MHP’nin destek vermesi gerekir. İmzaladıkları bildiri ile teröre destek veren akademisyenlerin yaptığı da fikir özgürlüğü kapsamında değildir, suçtur” diye konuştu.

    “MECLİSTEKİ TÜM DOSYALARIN DOKUNULMAZLIKLARINI KALDIRALIM”

    Dokunulmazlıkların kaldırılması gündeme geldiğinde, CHP’nin “Sadece HDP’lilerin değil, tüm dosyaları getirin hepsini kaldıralım” dediğini hatırlatan Milletvekili Tunç, “AK Parti’de getirdiği öneri ile hodri meydan hepsini getiriyoruz. Mecliste bulunan tüm dokunulmazlık dosyalarını yargıya gönderecek süreci başlatıyoruz. Buna ilişkin Anayasa değişikliğine destek verin. Muhalefet partileri samimi iseler bu teklife evet demeliler. Çünkü geçmişte bunu kendileri ifade ediyorlardı. Şimdi AK Parti’nin bu teklifi karşısında biraz şaşırdılar. Ama, fakat demeden hiçbir şart öne sürmeden meclisteki tüm dokunulmazlık dosyaları bakımından dokunulmazlığı kaldıralım ve milletin bizden beklediği özellikle terörü destekleyen milletvekillerinin yargı önünde hesap vermelerini sağlayalım” şeklinde konuştu.

    “TERÖRE DESTEK VERMENİN BİR YAPTIRIMI OLMALIDIR”

    Milletvekili Tunç, “Teröre destek veren açıklamalar yaptığınızda bunun bir yaptırımı olmalıdır, bunun özgürlükle, fikir özgürlüğüyle alakası yoktur. Şiddeti savunmak suçtur, çünkü bu teröre destek anlamına gelir” dedi. Tunç, hukuk devletinde ve hiçbir demokraside şiddeti savunmanın özgürlük olarak algılanamayacağını, bütün hukuk sistemlerinin şiddeti savunana karşı yaptırımlar öngördüğünü söyledi. Türk Ceza Kanunu, Anayasa ve uluslararası mevzuat ile uluslararası sözleşmelerde şiddetin savunulması durumunda bunun özgürlük kapsamında ifade edilemeyeceğinin ve bir yaptırımı olacağının vurgulandığını aktaran Tunç, “Bizde de son zamanlarda, özellikle terör faaliyetlerini destekleyen dolaylı da olsa birtakım açıklamalara şahit oluyoruz. Metinler yazıp, altına imza atan akademisyenler de görüyoruz” ifadesini kullandı.

    “HDP’LİLER VE 1100 AKADEMİSYEN TERÖRE DESTEK OLMAKLA SUÇ İŞLEMEKTEDİRLER”

    Tunç, şiddeti destekleyen bir örgütün yaptığı eylemleri meşru sayacak bir metne imza atmanın da şiddeti savunmak olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

    “Teröre destek veren açıklamalar yaptığınızda bunun bir yaptırımı olmalıdır, bunun özgürlükle, fikir özgürlüğüyle alakası yoktur. Şiddeti savunmak suçtur, çünkü bu teröre destek anlamına gelir. Bunun yaptırımı da ceza mevzuatımızda vardır. Gereğini de zaten hukuk sistemimiz içerisinde savcılar, yargı kurumlarımız yapmaktadır. Yine milletvekillerinin de aynı şekilde terörü destekleyen, hatta bazı HDP’li milletvekillerinin ’Sırtımızı terör örgütlerine yasladık’ şeklindeki açıklamaları tamamen şiddetin yanında olduklarını gösteriyor. Terörün destekçisi oldukları anlamına geliyor ve bu da milletvekilliği dokunulmazlığı kapsamı dışındadır. Bir milletvekili eğer teröristi savunuyorsa, katillerin, canlı bombaların taziyesine ve cenazesine katılıyorsa, orada açıklamalarda bulunuyorsa o milletvekili suç işlemiş olur. İşlediği suç nedeniyle de derhal soruşturma başlatılır. Bu soruşturmanın gereği, dokunulmazlığın kaldırılması talebi de Meclis’te değerlendirilir.”

    “CHP, TERÖRE DESTEK VEREN AKADEMİSYENLERE SAHİP ÇIKMAKTADIR”

    Milletvekili Tunç, CHP’nin içinde da bazı milletvekillerinin terörist cenazelerine katıldıklarını, teröristlerin evlerine taziyelere gittiklerini belirterek, bunun da CHP için bir talihsizlik olduğunu belirtti. 1100 akademisyenin imzaladığı bildiride, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güneydoğuda PKK terör örgütü ile mücadelesini devletin kendi halkına katliam yaptığı şeklinde sunulduğunu belirten Milletvekili Tunç, “Bu akademisyenler bu bildiri ile teröre destek vermişlerdir bu da suçtur, CHP ise parti meclisi toplantısı sonrası açıkladıkları bildiri ile akademisyenlerin imzaladıkları bildirinin fikir özgürlüğü kapsamında olduğunu ve haklarında soruşturma açılmasının tek adam rejiminin bir yansıması olduğunu belirterek, suç işleyen, terörü destekleyen akademisyenlere sahip çıkmıştır, Türkiye Cumhuriyeti Devletini terörle mücadele eden değil, sivil katliamı yapan bir devletmiş gibi bir algı oluşturma çabasına destek olması büyük bir talihsizliktir ve teröre dolaylı destek anlamına gelir, CHP’nin bu siyaset anlayışını terk etmesi gerekir” dedi.