Etiket: Özgenç:

  • Prof. Dr. Özgenç: “4 yıldan az cezalar için denetimli serbestlik sistemi geliştirilmeli”

    Eski YÖK Başkan Vekili ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç, Türkiye’nin 208 bin 790 kişilik kapasiteyle en fazla infaz kurumuna sahip ülke olduğunu belirterek, “İnfaz kurumu kapasitesinin düşürülmesi için 4 yıldan az cezalar için denetimli serbestlik sistemi geliştirilmeli” dedi.

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesinin kuruluşunun 10. yılı sebebiyle düzenlenen kutlama töreninde, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç, “Yaptırım Teorisi ve İnfaz Siyaseti” konulu bir konferans verdi.

    “Fakültemiz gelişiyor, eğitim kadromuz güçleniyor””

    Açılış konuşmalarıyla başlayan törende Ali Fuat Başgil Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil, fakültenin kuruluşunda emeği geçenleri saygıyla andığını ifade etti. Keçeligil, “Fakültemiz yeni bir fakülte ve hızlı bir gelişme süreci içerisindeyiz. Bu süreç zarfında eğitim kalitemizi her yönüyle güçlendirmeye çalışıyoruz. Genç, dinamik bir eğitim kadromuz var ve sayıları her geçen gün artıyor. Önümüzdeki dönemde de aramıza yeni öğretim elemanları katılacak ve kadromuz daha da güçlenecek. Tüm gayemiz öğrencilerimize nitelikli bir eğitim ortamı ve programı sunarak onları hayata hazırlamak” diye konuştu.

    “Öğretim üyesi sıkıntımız her geçen gün giderilmekte”

    Çarşamba Belediye Başkanı Hüseyin Dündar’ın ardından konuşan Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç, “Hukuk Fakültesinin kurulma kararının alındığında rektör yardımcısı olarak senato üyesiydim. O günün üzerinden 10 yıl geçmiş. 10 yıl, bir fakülte için çok uzun bir zaman değil ama bu zaman içerisinde ne sıkıntılar yaşandığını biliyorum. Bugün gelinen noktaya bakıldığında ise fakültenin iyi bir durumda olduğunu söyleyebiliriz. Öğretim üyesi sıkıntımız her geçen gün giderilmekte ve aramıza yeni yetişmiş akademisyenler katılmakta” şeklinde konuştu.

    Açılış konuşmalarının ardından eski Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) Başkan Vekili ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç, “Yaptırım Teorisi ve İnfaz Siyaseti” konulu bir konferans verdi. Aynı zamanda günümüz Türk Ceza Kanunun Redaktörlüğünü de yapan Prof. Dr. İzzet Özgenç, hangi eylemlerin ceza hukuku kapsamında suç sayılabileceği, ceza hukuku uygulamaları ve infaz sistemi hakkında bilgi vererek görüşlerini paylaştı.

    “Ceza hukukunun amacı suçluyu yeniden topluma kazandırmak”

    Her haksız eylemin ceza hukuku kapsamında suç sayılamayacağına işaret eden Prof. Dr. İzzet Özgenç, “Hangi fiilin suç sayıldığı ve ceza hukukunun sorumluluğunda olduğunun iyi tespit edilmesi lazım. Kişinin eyleminin suç sayılması için ceza hukuku kapsamında kusurlu addedilmesi gerek. Herkesin hukukun icaplarına uygun davranma imkânı ve davranışlarını buna göre belirleme zorunluluğu var. Hepimiz insan onuruna saygılı olmak ve kimseye hakaret etmemek zorundayız. Kusurluluk halinin ise iki farklı durumu var. Birincisi ceza hukukuna tabi tutulup tutulmayacağı ikincisi ise ceza hukuku sorumluluğundaysa cezanın ölçüsünü belirlemek” dedi.

    Ceza hukukunun öncelikli amacının suçlunun cezasının farkında vararak pişman olması ve topluma yeniden kazandırılması olduğuna dikkat çeken İzzet Özgenç şöyle devam etti:

    “Ceza hukukunun uyguladığı yaptırım sonucunda mağdurun mağduriyetinin giderilmesi de esastır. Kişi işlediği suç sonucunda yoksunluğa mahkum edilerek etkin pişmanlık duyması amaçlanır. Daha sonra da topluma yeniden kazandırılması sağlanmaya çalışılır. Tehlikelilik durumunda ise tehlikeyi mümkün olduğunca azaltacak yaptırımlar uygulanır.”

    “En fazla infaz kurumuna sahip ülkeyiz”

    Türkiye ve Türkiye nüfusuyla mukayese edebilecek ülkelerin infaz kurumları hakkında da bilgiler ve sayısal veriler paylaşan Prof. Dr. Özgenç şunları söyledi:

    “İnfaz kurumlarının doluluğuna ve nüfusa oranla tutuklu kişi sayısına bakıldığında ABD, Rusya, Türkiye ve İran’da veriler hayli yüksek. Japonya ve Almanya gibi ülkeler ise iyi örnekler. Örneğin Türkiye’de 347 kişiden biri infaz kurumundaysa, Japonya’da bin kişiden biri infaz kurumunda. Ayrıca Türkiye ceza infaz kurumlarında en fazla tutuklu bulunduran ülke konumunda. 208 bin 790 kişilik kapasiteyle de en fazla infaz kurumuna sahip ülkeyiz. Bizim yeni infaz kurumu inşa etmeye ihtiyacımız yok, yeni bir infaz sistemi kurmaya ihtiyacımız var. İnfaz kurumu kapasitemizi düşürmemiz lazım.”

    “İnfaz kurum kapasitesinin düşürülmesi için denetimli serbestlik sistemi geliştirilmeli”

    İnfaz kurumu kapasitelerinin düşürülmesi için 4 yıldan az cezalar için denetimli serbestlik sisteminin geliştirilmesi tavsiyesinde bulunan Özgenç konuşmasını şöyle tamamladı:

    “Denetimli serbestlikten yaralanan insanları sadece kamu gücüyle denetleyemeyiz. Bunun için dünyanın çeşitli yerlerinde de uygulanan yöntemler var. Vakıflar, dernekler gibi sivil toplum örgütlerinden yararlanılabilir ya da güvence verebilecek gönüllü bir kişiye mahkum zimmetlenebilir.”

    Konferansın sonunda katılımcıların sorularını cevaplayan Prof. Dr. İzzet Özgenç’e Rektör Prof. Dr. Sait Bilgiç fidan sertifikası takdim etti.

    Toplu hatıra fotoğrafının çekilmesinin ardından kutlama töreni sona erdi.

    Fakültenin Konferans Salonunda düzenlenen kutlama törenine ayrıca; Çarşamba İlçe Cumhuriyet Başsavcısı Gültekin Bülbül, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

  • KOBİDER Başkanı Özgenç: “Türkiye, kaçak Moğolları sınır dışı etmeli”

    KOBİDER Genel Başkanı Nurettin Özgenç, Türkiye ile Moğolistan arasında yaşanan FETÖ’cü olduğu iddia edilen okul müdürünün yurda getirilmesi olayında, Moğolistan yetkililerinin pistte bekleyen uçağın kalkışına izin vermemesine sert tepki göstererek “Türkiye’de sayıları 6 bine yaklaşan kaçak Moğol var. Türkiye bunları derhal sınır dışı etmeli” dedi.

    Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği (KOBİDER) Genel Başkanı Nurettin Özgenç, Türkiye ile Moğolistan arasında yaşanan FETÖ’cü olduğu iddia edilen okul müdürünün yurda getirilmesi olayında, Moğolistan yetkililerinin pistte bekleyen uçağın kalkışına izin vermemesine ilişkin açıklamada bulundu.

    Yaşananlara sert tepki gösteren Özgenç, “Türkiye’de sayıları 6 bine yaklaşan kaçak Moğol var. Türkiye bunları derhal sınır dışı etmeli” dedi.

    Özgenç, “Moğolistan devletinin örgüt üyesi olduğu belirtilen Empaty Okulları’nın Genel Müdürü Veysel Akçay’ı Türkiye’ye getirecek olan uçağın kalkışına izin vermemesi ile Fethullahçı Terör Örgütünü (FETÖ) koruduğu anlamına geliyor.

    Zira; MİT tarafından yakalanıp yurda getirilmek üzere Türkiye tarafından görevlendirilen özel bir uçak Moğolistan’ın başkenti Ulanbatur’a gönderildi. Ancak dönüş için saatlerce pistte bekleyen uçağın kalkışına izin verilmediği basına yansıdı.

    Moğolistan’ın bu hareketi asla tasvip edilemez ve en kısa zamanda gereken yapılmalı. Türkiye işsiz güçsüz Moğol vatandaşlarına kucak açıp aş ve iş verirken Moğolistan’ın terör örgütü üyesini sahiplenmesi anlaşılır gibi değil” ifadelerini kullandı.

    “Türkiye Moğolistan’a’ en net, en sert tepkiyi göstermeli”

    Türkiye’de 5-6 binden fazla kaçak Moğol yaşamaktadır. Türkiye’nin de bu insanları sınır dışı etmesini savunan Özgenç; “Moğolistan, Türkiye’ye ihanet eden örgüt üyesinin yurda getirilmesine karşı çıkacak ve onları koruyup, kollayacak biz de burada kaçak Moğolları besleyeceğiz, Biz KOBİDER olarak bunu kabul etmiyoruz” diyerek Moğolların bir an önce sınır dışı edilmesi gerektiğini söyledi.

    “Çağlayan, küçük Moğolistan oldu”

    KOBİDER Başkanı Özgenç, Moğolların çokça yaşadığı Çağlayan’ın adeta Moğolistan olduğunu ifade ederek, “Kaçak işçilerin düşük meblağlar ile kayıt dışı çalıştırılmaları ekonomiye verdiği zararın yanında milyonlarca işsizin iş bulabilmesini de engellemektedir. Kayıt dışı istihdam edilen Moğolistanlı işçilerden dolayı kayıtlı çalışan binlerce Türk işçisi işini, aşını yitirmektedir. Dolayısıyla Türkiye vatandaşları mahallesinde, sokağında Moğolistanlıları istemiyor” şeklinde konuştu.

  • Özgenç: “Otomotivde fahiş ÖTV sermaye ve emeğe haksızlıktır”

    KOBİDER Genel Başkanı Nurettin Özgenç, otomobillere uygulanan özel tüketim vergisine getirilen düzenleme ile ilgili açıklama yaptı.

    Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği (KOBİDER) Genel Başkanı Nurettin Özgenç, otomobillere uygulanan özel tüketim vergisine getirilen düzenleme hakkında açıklama yaptı. Özgenç, “Motorlu taşıtların ÖTV oranlarını yeniden belirlemeye yönelik, Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi, alacakların yapılandırılmasında başvuru süresinin uzatılması düzenlemelerini de içeren tasarı TBMM’de kabul edildi. Mesela lüks tüketim maddesi olan değerli ve yarı değerli taşlara uygulanan ÖTV kaldırılarak sadece yüzde 18 KDV’ye tabi tutuldu. Bir diğer önemli husus ise milyondolarlar karşılığı satılan rezidans dairelere ve konutlara ÖTV uygulanmamaktadır. Devletin lüks anlayışı sadece otomotiv üzerine midir. Bu bağlamda lüks tüketim maddesi olan 18 ayar 4,84 gram ağırlığında VS2 kalitesinde 2.00 karatlık tek taş 56.500,00 TL’lik yüzükten yüzde 18 KDV alınırken, lüks konutlar gurubunda olan ve piyasa değeri 700-800 bin TL ile satılan 150 m2 altındaki lüks konuttan ise sadece yüzde 1 KDV alınıyor ama aynı fiyatlarda satılan bir araçtan ise üç misli vergi alınmaktadır. Konut ihtiyaçta otomobil ihtiyaç değil midir? Bu durum hakkaniyete aykırıdır ve çok büyük haksızlıktır.

    “Türkiye’de ithal binek aracın vergisi fiyatının katbekat üstünde”

    Cari açık yarasına en iyi merhem olarak görülen ve ülke bütçesine en büyük katkıyı sağlayan kalemlerden olan otomobil vergilerinin Türkiye’de yüzde 18 KDV + ÖTV olarak tanımlı olduğunu belirten Özgenç, “Devlet otomotivden fahiş oranda vergi alırken ultra lüks konutları muaf tutması anlaşılır gibi değil. Lüks araçlarda ÖTV artarken milyon dolarlık konutlar lüks sayılmıyor mu? Elbette mali imkânı olan yalı, köşk, villa, malikane, konak ve rezidans dairede de oturur, buna bir diyeceğimiz yoktur. Ancak biz KOBİDER olarak üzerinde durduğumuz konu ÖTV üzerinden yüzde200’e yakın gelir elde edilmesi ve lüks olmasına rağmen 1 milyon TL tutarlarında satılan konutlardan vergi alınmayıp onların onda biri kadar ücretle satılan araçlardan fahiş oranda ÖTV+KDV adı altında vergi alınmasınadır.Örneğin; binek taşıtı olarak kullanılacak olan 1600 motor vergiler hariç liste fiyatı 92.285 TL olan ithal bir araç ÖTV+KDV eklendiğinde 159.000 TL’ye yükselmektedir” şeklinde konuştu.

    “Otomobil fiyatının neredeyse 3 katı vergi ödeniyor”

    “Yapılan vergi düzenlemesinde 2 litre üstü motor hacmine sahip araçlarda da fiyat sınırı olarak 200 bin TL belirlenmiş” diyen Özgenç, “200 bin TL ve altındaki otomobillerin ÖTV’si yüzde 145’te kalırken, 200 bin TL’nin üstü araçlarda yüzde 168 olarak belirlendi. Dahası 2000 motor üstü vergiler hariç liste fiyatı 227.390 TL olan ithal bir araç ÖTV+KDV eklendiğinde 661.000 TL’ye çıkmaktadır. Aracın neredeyse 3 katı değerinde vatandaşa satılması ticaret anlayışına göre ters bir durum teşkil etmektedir. Otomobil firmasının büyük sermayeler ile kurduğu otomobil fabrikasında mühendislerinin çizdiği, tasarımcısının tasarladığı binlerce kişilik işçinin istihdamı sonucu üretip montajını yaptığı otomobile kâr marjını ekleyerek 227.390 TL’ye satışa sunduğu arabadan belki de 30-40 bin TL kazanırken devlet sadece alt yapı hizmeti ile yani yol sağladığı için yaklaşık 430.000 TL vergi alıyor” dedi.