Etiket: özel

  • (Özel Haber) AK Partili Turhan’dan Koalisyon Ve Kayyum Yorumu

    AK Parti İzmir Milletvekili İbrahim Turhan, 1 Kasım seçimlerinde tek parti iktidarının huzur, refah ve reformlar için şart olduğunu aksi halde güç ve itibar kaybı yaşanacağını belirterek, koalisyon hükümetlerinin kısa sürede dağıldığını ifade etti. Turhan, birbiriyle örtüşmeyen iki parti olarak nitelendirdiği MHP-CHP koalisyonunu eleştirdi.

    AK Parti İzmir Milletvekili ve eski Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Turhan, İhlas Haber Ajansı’na (İHA) gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Son dönemde gerçekleşen döviz hareketlerinin Türkiye dışındaki faktörlerden kaynaklandığına işaret eden Turhan, buna rağmen Türkiye’nin avantajlı yanlarının olduğunu kaydetti.

    “JEOPOLİTİK VE SİYASİ RİSKLER ÇOK ARTTI”

    Türkiye’nin dört seçim geçirmesine rağmen istikrar avantajlarını kullandığını ancak bu noktada 1 Kasım seçimlerinin büyük önem taşıdığını belirten Turhan, “Birincisi, Türkiye kendi kategorisindeki gelişmekte olan ülkeler içerisinde mali disiplini en güçlü olan ülkelerden birisi. Son 20 ayda dördüncü seçime gidiyoruz ve bütçe açığı hala orta vadeli programla uyumlu, yüzde 1,5 altında seyrediyor. Bu müthiş bir başarı hikayesidir. İkincisi, dünyada Çin’in yavaşlamasına bağlı olarak emtia fiyatları düşüyor. Çin’in yavaşlamasının oluşturduğu olumsuz etkiler olmakla birlikte Türkiye gibi emtia ve enerji ithalatçısı ülkeler için bu cari açığı azaltıcı etki yapıyor. Üstelik bizim diğer bazı gelişmekte olan ülkeler gibi taban ihracatına dayalı bir ekonomik yapımız yok. Bazı ülkeler var onların iç pazarları ekonominin büyümesini desteklemeye yetmez. Yani dış dünyada işler iyi giderse onlar büyür, iyi gitmezse daralır. Oysa Türkiye’de iç pazar kendi kendini ayakta tutabilecek, büyümenin dinamizmini sağlayabilecek büyüklüktedir. Bunun yanı sıra yakın bölgemizde bazı ülkelerde jeopolitik ve siyasi riskler çok arttı. İşte bu noktada 1 Kasım seçimleri devreye giriyor. Şayet 1 Kasım seçimlerinde ülkemiz; yapısal reformları cesaretle hayata geçirebilecek, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu öncelikli dönüşüm programını kararlılıkla uygulayacak, yeteri kadar süratle yapısal dönüşümün gerektirdiği kanunları meclisten çıkaracak, yönetmelikleri ve tebliğleri bürokrasinin süratle hazırlamasını sağlayacak. En önemlisi kamu yönetiminde şeffaf, adil, hesap verme yükümlülüğüne sahip ve hep topluma karşı sorumluluklarının bilinciyle hareket eden bir kamu yönetimini işletebilecek güçte tek parti iktidarına kavuşursa, o zaman Türkiye daha önce bahsettiğimi faktörlerinde etkisiyle olumlu olarak ayrışacaktır” diye konuştu.

    Var olan belirsizlik ve istikrarsızlık sebebiyle geleceğin öngörülememesinin yatırımcıların Türkiye’deki yatırımlarını azatlığına dikkat çeken Turhan, istikrarın sağlanması ile beraber 2 Kasım sabahından itibaren müthiş bir talep oluşacağını ifade etti.

    “KOALİSYON HÜKÜMETLERİ HİÇBİR ŞEY YAPMADI”

    İstikrarın korunamaması ve koalisyon ihtimaline karşı ekonomik anlamda da sıkıntıların baş göstereceğini anlatan İbrahim Turhan şunları söyledi:

    “1999 yılında Türkiye büyük bir ekonomik kriz yaşadı. Asya ve Rusya krizlerinin artçı şoku diyebiliriz buna. Ekonomi yüzde 6 daraldı. Aynı sene içerisinde çok büyük bir deprem felaketi yaşadık. Bunun neticesinde o zamanki koalisyon hükümeti IMF’ye (Uluslararası Para Fonu) gidip borç istedi. IMF’de ‘Biz size kredi veririz ama bize bir niyet mektubu verin, yapacağınız şeyleri bize taahhüt edin’ dedi. Koalisyon hükümeti taahhütlerde bulundu, parayı aldı ama hiçbir şey yapmadı, yapamadı. Çünkü Enerji Bakanlığı bir siyasi partide, Ulaştırma Bakanlığı bir başka siyasi partide, Maliye Bakanlığı bir başka partide. Özelleştirme yapılması gerekiyor, herkes diyor ki ‘benimkine dokunmayın, ben onu kullanacağım, kendi yandaşlarımı orada istihdam etmek mecburiyetindeyim.’ Sonuç olarak ‘Ben buna karşıyım, ben ona karşıyım’ düşüncesiyle hiçbir şey yapılamadı.”

    KOALİSYONA IMF ÖRNEĞİ

    2000 yılında da çok ciddi bir uyarı işareti geldiğini ve üç bankanın aynı gün iflas ettiğini aktaran Turhan, “Gecelik faizler yüzde 3 binlere yükseldi. IMF’den ikinci bir kredi daha alındı ve yine hiçbir şey yapılmadı. 4 ay sonra 19 Şubat 2001’de bir kriz daha, o büyük 2001 krizi geldi. Bu sefer IMF, ‘Sizin başbakanınızın, bakanınızın, Merkez Bankası başkanınızın imzası artık muteber değil, koalisyonu oluşturan üç parti liderleri şahsen imzalayacak niyet mektubunu’ dedi. Ne kadar onur kırıcı değil mi? İşte koalisyon gerçeği budur. Bütün bunlara rağmen sonuç sağlanamadı ve o ortam içerisinde Türkiye çok önemli bir yapısal dönüşüm yapma ihtiyacındayken koalisyon bozuldu ve Türkiye erken seçime gitmek zorunda kaldı. Ondan sonra da soruyorlar; ‘Allah Allah ne kadar ilginç, daha kuruluşunun üzerinden 6 ay geçmiş olan AK Parti nasıl bu seçim başarısını kazanıp, tek başına iktidara geldi’ diye. Millet koalisyon iktidarlarının zararlarıyla tek parti iktidarını kafasında mukayese etti ve kararını verdi. Ben inanıyorum ki 1 Kasım’da da bu değerlendirmeyi yapacak” diye konuştu.

    “AKSİ HALDE GÜÇ VE İTİBAR KAYBI KAÇINILMAZ OLUR”

    Tek parti hükümetinin ekonomi, istikrar, güven, huzur ve reformların sağlanması için gerekli olduğunu vurgulayan Turhan, “Bütün siyasi partiler kabul ediyor, çok önemli yasaların çıkarılması lazım. Nasıl çıkacak bu yasalar meclisten? Güçlü bir meclis çoğunluğu, kendi içinde uyum içinde çalışan bir hükümet olmazsa, bu yönetmelikler nasıl değişecek? Yani Türkiye önümüzdeki 4 yıllık dönemde yapısal dönüşümü başarıyla gerçekleştirmek istiyorsa bir tek parti hükümeti bu bakımdan şarttır. Siyaset mekanizmasının güçlü olması, meclis iradesinin güçlü olması, hükümetin güçlü olması tek parti iktidarına bağlı. Böyle olmazsa hem mecliste, hem hükümette, hem siyaset kurumunda bir güç ve itibar kaybı kaçınılmaz olarak ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

    7 Haziran seçimlerinin ana temasının Halkları Demokratik Partisi’nin (HDP) barajı aşıp aşamayacağıyken, bu seçimlerde ana temanın AK Parti’nin iktidarlığı olduğuna ve CHP, MHP, HDP’nin alacağı oyların merak bile edilmediğine dikkat çeken Turhan, bu durumun AK Parti’nin tek başına iktidar olmasının ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi olduğunu kaydetti.

    CHP-MHP KOALİSYONUNU DEĞERLENDİRDİ

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Koalisyon kurulacaksa tercihimiz Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) olur’ sözlerini de değerlendiren İbrahim Turhan, olmayacak duaya amin dendiğini ifade etti. Koalisyonun demokrasilerde bir seçenek olduğunun ancak hiçbir zaman başarı sağlanamadığının altını çizen Turhan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Koalisyon biraz evlilik gibi bir şeydir. Kurmak için iki tarafın da gönüllü olması gerekir. Bozmak için bir tarafın gönlünü kaybetmesi yeter. Programları birbiriyle uyumlu olmayan, Türkiye’nin geleceğine aynı bakmayan, öncelikleri aynı olmayan, ülkenin temel sorunları ile ilgili teşhisleri birbiriyle örtüşmeyen partileri koalisyon olsun diye zorla bir araya getirirseniz olmaz. Ki bunun örneği 1996’da var. 24 Aralık 1995 seçimlerinden sonra kurulan Anavatan Partisi ile Doğruyol Partisi’nin koalisyonu çok kısa bir süre içinde dağıldı. 1973 seçimlerinden sonra kurulan CHP-MSP (Milli Selamet Partisi) koalisyonu Kıbrıs Barış Harekatı daha henüz sonuçlandırılmadan dağıldı. Ve bunların Türkiye’ye çok büyük maliyetleri oldu. ‘Bir koalisyon kurulsun da her ne pahasına olursa kurulsun’ diyenler zayıf bir hükümetin olduğu Türkiye’de kendi vesayet projelerini uygulamaya sokmak isteyenlerdir.”

    KAYYUM ATAMADA HUKUKSUZLUK VARSA YARGI YOLU AÇIKTIR

    Koza İpek Holding ve şirketlerine kayyum atanmasını da değerlendiren Turhan, “Bir taraftan Türkiye hukuk devleti olsun, Türkiye hukukun tanındığı bir ülke olsun diye muhalefet partileri ya da çeşitli çevreler büyük bir kampanya yürütüyorlar. Çok doğru bu yaklaşım. Gerçekten Türkiye hukukun üstünlüğünün olduğu, herkesin hukuka saygı gösterdiği bir ülke olmalı. Ama bunu da her konuya aynı uygulamalıyız. Şimdi yargı süreci devam eden bir durum var. Daha mahkemenin gerekçeli kararının ayrıntılarını görmeden, elde edilen bulguları bilmeden kalkıp da ezbere bir şey söylemek bence yanıltıcı olur. Gerçekten kanunların, hukukun ön görmediği bir işlem yapılmışsa, Türkiye hukuk devletidir, her zaman yargı yolu açıktır. Bunun düzeltilmesi kolay ama öncelikle hepimiz hukuka, hukukun üstünlüğüne saygı göstermeliyiz” dedi.

    “İZMİR’E YATIRIM GETİRİYORUZ, YEREL YÖNETİM ENGELLİYOR”

    İzmir’in hayat standartlarını iyileştirmek için var güçleriyle çalıştıklarını dile getiren İbrahim Turhan, yerel yönetimin de merkezi hükümeti suçlamasını eleştirdi. Yerel yönetimin kendilerini yatırım yapmalarına rağmen engellediklerini aktaran Turhan şunları anlattı:

    “Biz diyoruz ki İstanbul 34, İzmir 35. İkinci İstanbul İzmir olacak. İzmir, Ege Bölgesi ile birlikte Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının merkezi olacak. İzmir’deki yerel yöneticiler kendi başarısızlıklarına bahane olması için merkezi hükümetin İzmir’e yeteri kadar destek vermediği algısı oluşturmaya çalışıyorlar. Ben yapılan tünellerden, çevre yolundan, İZBAN’dan bahsetmeyeceğim. Sadece şunun altını çizmek istiyorum. 10 gün önce Sayın Ekonomi Bakanımız Nihat Zeybekci ile birlikte Menemen’deki serbest bölgede, çok büyük bir uluslararası şirketin yatırımını yaptık. Temel atma töreni gerçekleştirildi. Bu şirket yeşil enerji, özellikle de rüzgar gücünden enerji üretme konusunda dünyada bir numara. Bu şirketi biz buraya getirdik. Ama maalesef yerel yönetimin imarla ilgili önlerini açmaması sebebi ile bunu gerçekleştiremiyorlar. Lütfen İzmir halkı bu tabloyu, bu resmi önlerine koyup düşünsün. İzmir’e yatırım getirmek için uğraşan merkezi hükümet, yatırımcının önünü açmayan yerel yönetimdir. Hiç kimse lütfen laf ebeliği yapmaya çalışmasın. Gerçekler ortadadır, güneş balçıkla sıvanmaz. Ama biz buna rağmen İzmir’in hayrına olacak işleri yapacak, İzmir’i kalkındıracak, hayat standardını yükseltecek bütün girişimleri siyasi parti gözetmeksizin destekleyeceğimizi, onların yanında olacağımızı taahhüt ediyoruz.”

  • (Özel Haber) Antika Saatlere Hayat Veriyor

    Balıkesirli Makina Mühendisi Hasan Cengiz Sarıca, temin ettiği bozuk ve antika saatlerin mekanik ve ahşap kısmını yenileyerek hayat veriyor.

    Balıkesir’de mesleğinden emekli olduktan sonra bit pazarında dikkatini çeken bir saati satın alan Hasan Cengiz Sarıca’nın hayatı tamamen değişti. Aldığı saati tamir edip kullanan ve bugün yüzlerce antika saate hayat veren Sarıca, antika saatlerin tamirine bir tutku ile başladığını söyledi. Şu anda 500’ün üzerinde antika saati olduğunu ifade eden Hasan Cengiz Sarıca, mekanik yapıyla çalışan saatlerin mesleği ile bağlantısı olduğunu ifade etti.

    Türkiye’de antika ürünlere gerekli değerin gösterilmediğini ifade eden Sarıca, “Yurt dışından eğer bir saat alırsanız kesinlikle korunmuş durumda oluyor. Ama bizim belki de kültürel bir yanlışlığımız, hatta sakatlığımız diyeceğim. Geçmişe hiç bir saygı olmadığı için aldığım 10 saatten 9’u hurda geliyor. Burada kendi imkanlarımızla onarmaya çalışıyoruz. Artı birlikte çalıştığımız ustalar var. Onlar vasıtasıyla da bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” dedi.

    Aldığı antika saatlerin yapım aşamasından da bahseden Hasan Cengiz Sarıca, “Mekanik kısımdaki bozuklukları gidermeye çalışıyorum. O hallolduktan sonra eğer ahşap kasalı bir saatse ahşap kısmının da restorasyonu yapılıyor. Saat sonra kullanılır hale geliyor. Mekanik saat ustalığı bitme noktasına geldi. Şu anda gerçek anlamda bir usta sıkıntısı çekiyoruz. Kendi gücümüz de yetmiyor” diye konuştu.

    “GERÇEKTEN PADİŞAHLAR HAKLIYMIŞ”

    Antika merakı ile ilgili ilginç bir detay veren emekli makine mühendisi Sarıca, “Hep Osmanlı padişahlarını merak ederdim. Adam cihan padişahı olmuş, her türlü imkanı var. Fakat geçer marangozluk yapar ya da ne bileyim gümüş işçiliği yapar. Kendi kendime ’bunu neden yapıyor’ derdim. Bunu kendim saatle ilgilenmeye başladığım zaman çok net anladım. Müthiş dinlendirici bir şey böyle bir hobi. Bu bende saat olarak çıkar başka birinde farklı bir şey olarak. Fakat kendi mesleğinin dışında uğraştığın zaman senin ruhunu, beynini deşarj edebilecek hobi müthiş bir şey. Gerçekten Padişahlar haklıymış. Orada adamlar bütün yönetimin, yaşamın verdiği sıkıntıyı ufacık atölyede atabiliyormuş. Türkiye’de Osmanlı da dahil olmak üzere ciddi anlamda bir saat üretimi yok. Avrupa bu konuda çok daha ileride” şeklinde konuştu.

    Antika saatlerin tamirini yapmaya başladığında saati sökmeyi dahi bilmediğini belirten Hasan Cengiz Sarıca, “Ben ilk başladığım zamanlarda gerçekten saati sökmeyi bile zor bilen bir insandım. Mühendislik eğitimi almış olabilirsin ama bu ustalık isteyen bir iştir. Çıraklık, kalfalık ve ustalık dönemlerinden geçerek gelebileceğin bir şeydir. Hala da çok iyi bir saat tamircisi değilim. Ama zamanla kendimiz yapar hale geldik” dedi.

    Antika sektöründe sadece son bir kaç yıldan beri aktif olduğunu söyleyen Sarıca, “Antika sektöründe yıllarını vermiş bir insan değilim. Ama şunu gördüm. Antika sektöründe harikulade bir ağ var. Hiç ummadığınız bir adam Kahramanmaraş’tan sizi arayabiliyor ’sen saat topluyor muşsun, elimde şöyle saat var’ diye gönderebiliyor. Kulaktan kulağa yayılan harikulade bir zincir var. Onun vasıtasıyla da hem Türkiye’den hem de yurt dışından saat temin edebiliyorum” ifadelerini kullandı.

    Cuzi miktarda aldığı bozuk ve antika saatlere yüksek meblağda para harcayarak yeniden hayat veren Hasan Cengiz Sarıca, “Bit pazarında çok berbat bir durumda saati çok uygun bir fiyata alırsınız. Tamir edebilmek için ciddi bir rakam yatırırsınız. 50 liraya aldığınız bir saati eğer çok nadir bir saatse çok ciddi bir fiyata satabilirsiniz” dedi.

    İşini sadece hobi olarak yaptığını ve ticareti düşünmediğini belirten Sarıca, “Sadece hobi. Ticarete dökülecek kadar potansiyel olduğuna inanmıyorum Türkiye’de. Mekanik saatten çoğu kişi sesinden bile rahatsız olur. Hoşuma giden bir şey oldu geçtiğimiz günlerde. Kış saatine geçiş uygulamasında millet ’saat kaç’ derken benim mekanik saatlerin hepsi eski saati gösteriyordu en ufak bir sıkıntı yaşamadım” dedi.

    “SAATLER GEÇMİŞİ YAŞATIYOR”

    Antika saatler için “Geçmişi yaşatıyor” diyen Sarıca sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Geçmişin sırdaşıdır saatler. Bu çok önemlidir. Düşünün bir yatak odasında bile, ya da ne bileyim salonunuzda duran saat sizden önce babaannenizde, dedenizde duran saat, yılların birikimini taşır. Yani saatin böyle güzel bir şeyi var. Belki de antikanın genelinde bu var. Geçmişin izlerini yaşıyorsunuz. Baktığınızda o yılları tamamen görebiliyorsunuz. Geçmişi tutuyorsunuz belki. Belki nostaljik bir beklenti, geçmişe özlem. Ama bütün yaklaşımım o. Saat özellikle zamanı kavramış bir cihaz ve geçmişten bugüne size zaman yolculuğu yaptıran bir makina.”

  • (Özel Haber) İşte Cumhuriyet Tarihinin Yaşayan En Canlı Örneği

    Kahramanmaraşlı 105 yaşındaki Osman Sertdere, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 92. yılını ilk günkü heyecanıyla kutluyor. İlerleyen yaşına rağmen arazi aracı olan ATV kullanan Osman dede, sağlığını günde iki öğün yemeğe ve haftada 2 gün tuttuğu oruç sayesinde koruduğunu söyledi.

    Kahramanmaraş il merkezine 120 kilometre uzaklıkta bulunan Çağlayancerit İlçesine bağlı Helete Mahallesinde ikamet eden Osman dede, 4 erkek, 6 kız olmak üzere 10 çocuğunun olduğunu, 30 torununun, 39 torununun çocuğunun, 5’de torunun torunu olmak üzere 84 kişilik bir ailenin reisi olduğunu söyledi.

    Geçmişte inşaat ustalığı yaparak geçimini sağlayan Osman dede, camiye gitmek için arazi aracı olan ATV sürücülüğü ile gençlere taş çıkarıyor.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’a olan hayranlığı ile tanınan Osman Sertdere, “Cumhuriyetinin ilk kuruluşunu gördük, Adnan Menderes’i gördük, İnönü’yü gördük, geçen zamanda çok şeyler gördük. Şimdide Tayyip Erdoğan var. Allah babasına geçmişine rahmet eylesin. Tayip Erdoğan Allah’ın bize bir nimetidir. Ondan başka bu dini savunan kimse yoktur. Eğer yeterli gücüm olsa şimdi yanına gider gözlerinden öperim. Babasına anasına rahmet olsun. Böle bir lider daha gelmedi” dedi.

    Osman dedenin 54 yaşındaki oğlu Mustafa Sertdere ise, “Babam 105 yaşında. 10 tane çocuğu var. 30 torunu, 39 tane torunun çocuğu, 5’de torunun torunu var. babam sağlığını sabah akşam olan iki öğün yemeğine borçlu olduğunu söyler. Bunun yanında her Pazartesi-Perşembe günleri oruç tutar. Ve sağlığını bunlara borçlu olduğunu söyler. Şuan için sağlığında herhangi bir sorun yoktur. Doktora ise sadece gözünden olduğu katarak ameliyatından dolayı gitti. Bunun dışında doktora gitmemiştir. Herhangi bir ilaç da kullanmaz. Camiye arazi aracıyla gider gelir. Tüm namazlarını camide kılar. Diğer zamanlarını elma bahçesinde geçirir. Tüm işlerini kendisi görür. Kimseye muhtaç olmaz” diye konuştu.

  • Özel Sanko Okulları Masa Tenisi Takımı İl Birincisi Oldu

    Özel Sanko Okulları, Şahinbey Belediyesi tarafından düzenlenen “29 Ekim Cumhuriyet Kupası Masa Tenisi” turnuvasında il birinciliği kupasını kazandı.

    Yakup Kaan Keskin, Emir Kerestecioğlu, Sami Kudret Orhan, İnanç Çerkezoğlu ve Yavuz Burak Şahin’den oluşan Özel Sanko Okulları Yıldız Erkek Masa Tenisi Takımı İl birincisi olarak, şampiyonluk kupasını aldı. Aynı turnuvada, Ahmet Mert Aksoy, Ali Adal Başel ve Mert Küçükcan’dan oluşan Minik Erkek Masa Tenisi Takımı il üçüncüsü olurken, Mehmet Kaan Ertürküner, Can Akcan, Kahraman Eruslu ve Mert Durucu’dan oluşan Küçük Erkek Masa Tenisi Takımı il dördüncüsü oldu.

  • Cumhuriyetin 92’nci Yılına Özel 92 Metrelik Dev Türk Bayrağı

    Cumhuriyet’in kuruluşunun 92’nci yılı, Üsküdar’da büyük bir coşkuyla kutlandı. Yüzlerce vatandaşın katılımıyla gerçekleştirilen yürüyüşe Cumhuriyetin kuruluş yıl dönümüne özel 92 metrelik dev Türk bayrağı açıldı.

    Üsküdar Belediyesi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nın 92’nci yılı kutlamaları kapsamında belediye önündeki cadde üzerinden Şemsi Paşa Meydanı’na kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Kortej yürüyüşüyle başlayan kutlamalarda Cumhuriyetin 92’nci kuruluş yılına özel 92 metre uzunluğunda Türk bayrağı açıldı. Cumhuriyet yürüyüşüne katılan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen dev Türk bayrağını öğrencilerle birlikte taşıdı.

    “BU ÜLKE HEPİMİZİN, HEPİMİZ KARDEŞİZ”

    Barış ve kardeşlik mesajı veren Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen, “Üsküdarlı gençlerimizle beraber 92 metre uzunluğunda bir bayrak hazırladık. Üsküdar’ımızın merkezinden Şemsipaşa’ya doğru yürüyüş yapıyoruz. Sloganımız ‘İyi ki Türkiye var, iyi ki Cumhuriyet var’. Bu güzel şehirde ve bu güzel ülkede huzur içerisinde, barış içerisinde, kardeşlik içerisinde daha nice 92 yıllar görmek üzere birlik beraberliğimiz artarak devam etsin. Bu ülke hepimizin, hepimiz kardeşiz. Yaşasın Türkiye, yaşasın Cumhuriyet, ne mutlu bu güzel ülkede yaşayan bütün insanlara. Bütün vatandaşlarımızla omuz omuza hep birlikte daha güzel bir Türkiye’de buluşmak dileğiyle herkese iyi bayramlar diliyorum” ifadelerini kullandı.

    “100’ÜNCÜ YILDA 2 BİN 23 METRE”

    Bayrak uzunluğunun her yıl uzayacağını da dile getiren Başkan Hilmi Türkmen, Cumhuriyetin 100’üncü kuruluş yıl dönümüne özel Türk bayrağı üretileceğini belirterek, “Her yıl bayrak uzayacak. Bu yıl 92 metre, seneye 93 metre, 100’üncü yılda 2023 yılında da 2 bin 23 metre bayrak yapacağız” diye konuştu.

    Cumhuriyet kutlamaları yürüyüşüne protokol üyeleri ve yüzlerce öğrencinin yanı sıra gaziler de katıldı. Kıbrıs Gazisi Kazım Kalelioğlu, “Bugünkü kutlu günümüzde, Cumhuriyetimizin kurulduğu bugünde çok mutluyuz. Bu mutluluğumuzun ebediyen devam etmesini istiyoruz. Memleketimizde yaşanan olumsuz olayların ortadan kalkmasını ve kardeşlik çerçevesi içerisinde yaşamayı ümit ediyoruz” diye konuştu.

    Dev bayrakla marşlar ve sloganlar eşliğinde ilerleyen kortejin yürüyüşü Şemsi Paşa Meydanı’nda son buldu. Burada remsi tören gerçekleştirilerek saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Atatürk anıtına çelenk bırakıldı.