Etiket: Otizmli

  • Otizmli çocukların umudu oldu

    İspanya’da eğitim gören ve kendi vatandaşlarına fayda sağlamak için Diyarbakır’a dönen Aile Danışmanı ve Dil Konuşma Uzmanı Mirhat Tekin, otizmli çocukların umudu oldu. Kendi geliştirdiği yöntemle onlarca otizmli çocuğu iyileştirdiğini anlatan Tekin, otizmin tedavisinin sadece eğitimle mümkün olduğunu belirterek, verdikleri eğitimle neredeyse otizmi bitirecek noktaya getirdiklerini vurguladı.

    Aile Danışmanı ve Dil Konuşma Uzmanı Pedagog Mirhat Tekin, İspanya’da eğitim gördükten sonra, vatandaşlarına fayda sağlamak için Diyarbakır’a döndü. Kentte bir merkez açan Tekin, kendini otizmli çocukları iyileştirmeye adadı. 3 yıllık fizibilite çalışmasının ardından, “Mirhat Tekin Modeli” adını verdiği ve patent başvurusu yaptığı bir sistem geliştiren Tekin, onlarca otizmli çocuğun iyileşmesini sağladı.

    “Her 68 çocuktan biri otizmli doğuyor”

    Otizmin bir gelişimsel bozukluk olduğunu ve her 68 çocuktan birinin otizmli olduğunu kaydeden Tekin, “Otizme neden olarak, genetik ve çevresel faktörlerin olumsuz etkilerinden bahsedilmektedir. Çocuğunuz sizinle göz kontağı kuramıyorsa, seslendiğinizde adına tepki vermiyorsa, dil konuşma kaybı varsa, anlamsız tekrarlayıcı hareketler yapıyorsa, arkadaşlarıyla grupça oyun kuramıyorsa otizmden şüphelenebiliriz. 20 yıl önce her bin çocuktan biri otizmli iken şimdi her 68 çocuktan biri otizmli olarak doğuyor. Bu da gerçekten, insanlığı ciddi anlamda etkilemektedir. Otizmli vakalarda beyin hücreleri ölmüyor, sadece uyuyor. Otizmin tedavisi sadece eğitimle mümkündür. Otizmli çocuklar kendi aralarında farklılıklar göstermektedir. Biz bu vakaları ağır ve orta dereceli otizm vakaları ile yüksek işlevli otizm vakaları olarak adlandırıyoruz” dedi.

    “Yüksek işlevli çocukların tamamını kurtarabiliyoruz”

    Yeterli, donanımlı ve kaliteli bir eğitim verildiği takdirde yüksek işlevli otizmli çocukların tamamını kurtarabildiklerini vurgulayan Tekin, “Bununla birlikte orta seviyedeki çocukların hayatlarına kalite getirebiliriz ama ağır vakalarda pek sonuç alınamıyor. Yüz orfoz kuralı diye bir kural var. 4 yaşından sonra kullanılamayan beyin hücreleri ölmeye başlıyor. Beyin hücrelerini kullandıkça beynin potansiyelini arttırmış oluyoruz. Bu da çocuğun potansiyelini arttırıyor. Potansiyel arttığından dolayı çocuğun kurtulma şansı yükselir. Otizmli bir çocuk 10 yaşına gelmişse ve beyin hücrelerinin çoğunu kaybetmiş ve ağır vaka ise kurtulma şansı çok çok düşüktür” diye konuştu.

    “İhtiyaca göre program uyguluyoruz”

    Modele başlayan çocukların öncelikle ihtiyaçlarını belirledikleri, daha sonra ise ailesi ile birlikte bir program yapıldığını anlatan Tekin, şunları kaydetti:

    “Ailenin talebi doğrultusunda biz eğitime başlıyoruz. 4 ay sonra çocuğu bir kez daha bir değerlendirmeye tabi tutuyoruz. Çocuğun bu 4 aylık zaman dilimi içerisinde bizden ne kadar öğrendiği hangi birimde ne kadar öğrenme hızıyla yol aldığını tespit edip bunu aileyle paylaşıyoruz. Buna göre ikinci bir B planıyla eğitime devam ediyoruz. Kısacası beyni ele alıyor ve beynin gelişim haritasını ortaya koyuyor, hangi gelişim lobunun ne kadar eksik olduğunu, yaşına paralel olarak ne kadar geride olduğu tespit ediyoruz ve ihtiyaca göre de bir program yapıyoruz. Ondan sonra müdahale başlıyor. Beyin kurtarıldığı zaman diğer bütün gelişim alanları zaten kendiliğinden gelişecektir. Yani, çocuk öz bakım anlamını bilmezse öz bakımını yapamaz. Bir el yıkamanın anlamını bilmezse bunu gerçekleştiremez diye düşünüyoruz.”

    “Elimizi taşın altına koymalıyız”

    İspanya’da dil konuşma uzmanlığı ile ilgili master yaparken okula ara verdiğini ve Diyarbakır’a döndüğünü dile getiren Tekin, bu toprakların bir insanı olarak batı ülkelerinde çalışmak yerine elini taşın altına koyarak, burada bir ilki gerçekleştirmeyi amaçladığını aktardı. Otizm konusunun ilgisi çektiğini vurgulayan Tekin, şu bilgileri verdi:

    “Araştırmalar yaptığımda özellikle bölgede çok şeyler yapabileceğimizi gördüm ve bunu yaparken her bilimsel konuda olduğu gibi bir fizibilite çalışması olması gerekiyor. Ben bunu tercih ettim. Bir ispatlama çalışması yaptım. Birkaç yıl içerisinde özel çocuklar aldım ve o çocukları geliştirmeye çalıştım. Şunu gördüm ki benim bu çocuklara öğrettiğim, fayda sağladığım hız, konuları işleyişim ve sonuç almam, çevreye göre neredeyse bin kat kadar daha fazla. Bunun üzerine biraz daha yoğunlaştım ve bunu bir model haline getirdim. Şimdi modelin de ispatını yapmış olduk. Bu merkezde 10 aydır aktif olarak bu modeli uyguluyoruz. Bu 10 aylık zaman diliminde 4 aylık periyotlarla çocuk değerlendiriliyor. Çocuk ilk önce geldiğinde ailelerin izniyle videoya alıyoruz. Baktığımızda bu modelin ne kadar başarılı olduğunu gördük. Konuşamayan çocuk konuşur hale geldi. Algısı olmayan, yani ‘kızım bana bir bardak ver’ dendiği zaman, seslenildiği zaman adına bile tepki vermeyen, annesini tanımayan, kişileri ayırt edemeyen çocuğun algısı açılmış, bizimle oyun oynuyor. Duygularını ifade etmeye başlıyor. Biz bunları gördükçe daha da heyecanlanıyoruz, çalışmamıza daha bir sarılıyoruz. Bu şekilde iyileşen onlarca çocuğumuz var. Çocukların her biri kendi başına özel bir hikayeye sahiptir. 4 yaşındaki çocuklarımız arabaları öğrenmiş kendiliğinden, markalara merak salmış. Geliştirmiş olduğumuz çocuğa artık sen buradasın demiyoruz. Takibini yapıyoruz. Bir hücreyi bile uyandırabilirsek, bu bizim için kardır. Bu mantıkla hareket ediyoruz. Çocuğa kendi elinin farkına varması, dilinin farkına varması, vücut organlarının kullanılması ile ilgili çok yoğun fırsatlar verdirtiyoruz. Bu da çocuğu bir noktadan çok iyi bir noktaya taşıyabiliyor. Modelimizi, Türk Patent Enstitüsü’ne başvurumuzu yaptık. Aynı zamanda noterden de onaylattırdık. O anlamda çok gururluyum, mutluyum. En azından bir şeyler yaptığımı hissediyorum. Sadece ‘otizmin farkındayım’ sloganlarının yetmediğini düşünüp aktif bir rol oynamamız gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir anne ve baba kendi çocuğundan utanmamalı. Çocuklarını saklamamalılar. Çocuklarını sakladıkları takdirde eğitimlerinden mahrum kalabilirler. Çocuk eğitimden mahrum kalıp kritik yaş dönemini atlatırsa asla geri dönüşü olmayan bir zarara yol açabilir. Lütfen kendi çocuklarınızın önünü kapatmayın. Geleceğini karartmayın. Çocuğunuzla gurur duymalısınız. Çünkü çocuğunuz zihinsel engelli değil. Öyle olsa bile çocuğunuzla gurur duymalısınız. Çünkü çocuğunuz farklılıktır. Farklı bir beyin yapısına sahiptir. Sizin gibi olmayabilir. Farklı olmak bir eksiklik değildir ve otizm bir hastalık değildir. İlaç ve kimyasal müdahaleler gibi kısa yollar kesinlikle otizmi iyileştirmez. Kendimizi kandırmamamız lazım. Bir çocuğu ata bindirerek onu konuşturamayız. O sadece bir etkinliktir. Ya da çocuğa bitki suyunu içirerek çocuğu asla kurtaramayız. Otizmin tek çaresi yoğunlaştırılmış ve kaliteli, interdisipliner bir ekibin yapacağı bir eğitimdir. Çocuğu sadece bir kişiye teslim etmeyin. O çocuğun sadece bir parçasını ele alabilir.”

  • TİKA’dan Kırgızistan’daki otizmli çocuklara terapi desteği

    Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Kırgızistan’daki otizmli çocukların velileri tarafından kurulan El Ele Derneğinin eğitim merkezinde iki adet terapi sınıfı açtı.

    Engellilere yönelik projelerine yenilerini ekleyen TİKA, Kırgızistan’daki otizmli çocukların velileri tarafından kurulan El Ele Derneğinin eğitim merkezinde iki adet terapi sınıfı açarak destek verdi. Eğitim merkezindeki sınıfların açılışına Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Metin Kılıç, TİKA Bişkek Program Koordinatörü Evren Rutbil, El Ele Derneği Başkanı Cıldız Sadıkova, öğrenciler ve veliler katıldı. Büyükelçi Kılıç, konuşmasında Türkiye olarak bu projenin bir parçası olmaktan gurur duyduklarını, otizmli çocukların eğitimi konusunda yaşanan sorunların giderilmesinde sivil toplum kuruluşlarının gösterdiği çabanın son derece önemli olduğunu belirtti.

    Dernek Başkanı Sadıkova ise TİKA’nın derneğin dostu olduğunu ve yapılan yardımların otizmli çocukların gelişimi açısından son derece etkili olacağını bildirdi. Açılış töreni sonunda otizmli çocuklar tarafından düzenlenen gösteriler ilgiliyle izlendi.

    Öte yandan, Kırgızistan’da otizmli çocukların eğitimini ücretsiz olarak üstlenen tek kurum olan dernekte; 90’ı sürekli olmak üzere okul öncesi eğitim çağındaki 280 öğrenci eğitim görüyor, veliler için de ayrıca eğitim programları düzenleniyor. Otizmli çocuklara ihtiyaç duydukları özel ilginin gösterilmesi sağlanıyor. Donatılan sensör odası ve sanat terapisi sınıfları sayesinde iletişim güçlüğü yaşan çocukların el becerilerini ve fiziksel yeteneklerini geliştirerek, bulundukları çevreye daha kolay uyum sağlamaları ve kendilerini daha iyi ifade edebilmeleri amaçlanıyor.

  • (Özel haber) Otizmli çocuk geleceğini kulaçlarla şekillendiriyor

    Manisa’da 3 yaşındayken otizm teşhisi konan ve bugün 16 yaşında olan Mustafa Çağrı Çekim, 2 yıl önce başladığı yüzme sporunda başarıdan başarıya koşuyor. 2 yılda birçok derece elde eden ve hedefinde milli takımda yarışmak olan Çekim spor sayesinde yaşadığı birçok sorunu da geride bıraktı.

    Yüzme sporuna başlamadan önce beslenme alışkanlığı olmayan, uyku düzensizliği yaşayan 16 yaşındaki otizmli Mustafa Çağrı Çekim, 2 sene önce başladığı yüzme sporuyla yaşadığı tüm sorunları geride bırakırken, yüzmede de başarıdan başarıya koşuyor. Spora başlamasıyla birlikte daha fazla sosyalleşen Çekim artık antrenmanlarına bile tek başına gidip gelmeye başladı. Yüzmeyle hayatına disiplin geldiğini ve artık hedefleri olduğunu anlatan 16 yaşındaki Mustafa Çağrı Çekim, “Manisa İl Gençlik Spor kulübünde yüzücüyüm. Haftaya milli takım seçmelerine katılacağım. Çukurova Kimya Meslek Lisesinde Kimya Teknolojisi bölümü öğrencisiyim. Yüzme sporuna iki sene önce başladım. Bölge ikinciliği, bölge üçüncülüğü ve Türkiye 4’üncülüğü elde ettim. Daha birçok derecem var saymakla bitmez. Hedefim öncelikle Avrupa şampiyonası daha da ötesi dünya şampiyonası” dedi.

    Günlük hayatında okulun önemli bir yer tuttuğunu kaydeden Mustafa Çağrı Çekim, “Okula gidip geliyorum. Aynı zamanda yüzme antrenmanlarına geliyorum. Bazen kardeşimle basketbol oynuyorum” diyerek, kendisi gibi otizmli olan çocuk ve gençlere de şöyle seslendi:

    “Spora başlamalarını ve hiç bırakmamalarını tavsiye ederim. Yüzme sporuna başlamamla birlikte disiplin anlayışı daha çok hakim oldu bana. Bazen şu olmasa da olur diyoruz ama bence spor olmazsa olmaz. Hem sağlık için hem de diğer şeyler için spor olmazsa olmaz.”

    İlk çocuğu olan Mustafa Çağrı Çekim’e 3 yaşındayken otizm tanısı konduğu anlatan anne Şimşek Çekim, “Otizm tanısı konulduğundan bu yana tedavisini yaptırıyoruz, eğitim, spor ne gerekiyorsa yaptırmaya çalışıyoruz. Bunları yaparken tabii ki zorlanıyoruz çünkü imkanlarımız kısıtlı. Her zaman gittiğimiz her kapıda ihtiyaçlarımız karşılanmıyor. Biraz yüzsüzlüğümüzle diyelim kendimize bir engelli antrenörü getirttik Manisa’ya. Sağ olsun Elif Hocamız da çok gayretli. Mustafa Çağrı yüzmeye iki yıl önce başladı. 1,8 ile yüzüyordu başladığında şimdi 36 saniyede yüzüyor. Başarıdan başarıya koşuyor. Önü açılırsa, engellerimiz kaldırılırsa birçok şeyi yapabileceğine inanıyorum” dedi.

    “Sağlıklı bir bireyden farkı kalmadı”

    Oğlunun yüzmeye başlamasıyla birlikte daha disiplinli bir hale geldiğini anlatan anne Çekim, “Daha disiplinli oldu, yeme alışkanlığı, beslenmesi çok bozuktu. Şimdi gayet güzel, yemeklerini yiyor. Uyku düzeni yoktu, uykusu düzenlendi, okul başarısı arttı, daha sosyal oldu. Artık kendi başına okula gidip gelebiliyor. Önceden okulun bahçesinde beklerdim ben eğitim hayatı boyunca böyle olmuştu. Eğitim hayatı boyunca ben de onunla birlikte okudum diyebilirim. Şimdi yalnız başına gidip geliyor antrenmanlarına. Antrenörleriyle beraber şehir dışı yarışmalara onlarla birlikte gidiyor, yalnız gidiyor, biz artık onunla gitmiyoruz. Sağlıklı bir bireyden farkı kalmadı diyebilirim oğlum için. Bunların hepsini sporla aştık biz. Eğitim ve spor ikisi birlikte gidiyor. Bütün engelli ailelere sesleniyorum. Çocuklarından utanmasınlar, onları eve kapatmasınlar, ellerinden tutsunlar. Ne gerekiyorsa, ne duydularsa, kovuldukça gitsinler, kucak açıldıkça sarılsınlar, sığınsınlar ki çocukları bir yere gelebilsin. Evde oturarak hiçbir şeye sahip olamayız. Bu çocuklar bize emanet. Ülkeye iyi çocuklar, iyi gençlik yetiştirmemiz gerekiyor. Bu da engelli birey veya sağlıklı hiç fark etmiyor. Kendi ayakları üzerinde dursunlar istiyoruz. Biz başardık. Allah diğerlerine de yardım etsin” şeklinde konuştu.

    Oğlunun otizmli olduğunu duyunca şok olduklarını kaydeden Baba Tayif Çekim ise, “Çaresi nedir, ne yapabiliriz diye uğraştık. Eğitimden başka çaresinin olmadığını, tıbbi olarak herhangi bir şey yapamayacağımızı öğrendik. Bu süreçte devam ederken yüzmenin otizmlilere iyi geldiği hususunda bir bilgi edindik. Bu konuda Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğünün kapısını çaldık. İlk önce bizi anlamadılar ama daha sonra Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü bütün imkanları açtı bize. Hocalarımız ve müdürlüğün yönetimi sayesinde oğlum lisanslı bir yüzücü oldu. Gençlik Spor Kulübünün bir üyesi yaptılar ve yetiştirmeye başladılar. İlk yarışmasında bölge ikinciliğini elde etti. Daha sonra milli takım seçmelerine gitti. İlk sene 4’üncü oldu, ilk 3’e giremediği için milli takıma giremedi. Bu sene hedefimiz ilk 3’e girerek milli takıma gitmesi. Zaten kendisi de söyledi; hedef Avrupa, Balkanlar, dünya şampiyonaları. İnşallah iyi bir yüzücü olur, güzel başarılar elde eder diye düşünüyorum” dedi.

    “Bu çocuklar bize bir nimet, külfet falan değil”

    Devletin imkanlarının olduğunu ancak yerel imkanları kullanma konusunda sıkıntı yaşadıklarını kaydeden Tayif Çekim şunları söyledi:

    “Ama kapıları çalarsak, kapılar yüzümüze kapanmıyor. Allah devletimize zeval vermesin. Nihayetinde bir yerden birileri ‘Evet bu çocuklara sahip çıkmak lazım, onların sesini duyurmak lazım’ diyor. Devletimizin de imkanları var çok şükür. Bu şekilde devam edip gidiyoruz sonu iyi olur inşallah. Otizmli bireylere ve ailelere annesi de mesaj verdi ama benim de mesajım şu; yılmadan mücadele etsinler. Bu çocuklar bize bir nimet, külfet falan değil. Biz Allah’a şükrediyoruz ki böyle bir çocuğumuz var. Evimiz için bir bereket. O doğduktan sonra bizim evimizin bereketi arttı. Biz Allah’ın vermiş olduğu bir nimet olarak algılıyoruz. Kesinlikle külfet olarak algılamıyoruz. Ondan dolayı çok memnunuz. İyi ki Allah bize Mustafa Çağrı gibi bir evlat vermiş.”

    “Özel çocuklarda hedef problemi yaşıyoruz”

    Mustafa Çağrı’nın yüzme antrenörü Elif Altungül, “Yaklaşık 3 yıldır Mustafa Çağrı ile birlikte çalışıyoruz. Mustafa ilk geldiğinde bu kadar istikrarlı değildi. Yüzmeye karşı her zaman ilgisi vardı fakat ne olacağını, sonucunu bilmiyordu. Zaten Mustafa gibi özel çocuklarda hedef problemi yaşıyoruz. Biz Mustafa’da bir hedef koyduk. Önce bölge şampiyonlarıyla başladı, yüzmeyi öğrendi. İlk gittiğimiz yıl özellikle sırtta çok güzel bir derece aldı ve bu zamanlara geldik. Şimdi çok daha başarılı, istikrarlı ve azimli. Antrenmanlara kendisi geliyor, diğer çocuklardan çok farklı” dedi.

  • Otizmli üç piyanistten muhteşem konser

    Gaziantep Üniversitesinde otizmli üç genç piyanist, Otizm Farkındalık Günü kapsamında piyano resitali sundu.

    Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı tarafından kültür ve sanat günleri etkinlikleri kapsamında GAÜN Atatürk Kültür Sahnesi’nde düzenlenen konserde otizmli piyanistler Buğra Çankır, Caner Serin ve Beril Zorlu sahne aldı. Sırayla sahneye çıkan otizmli piyanistlerin çello, keman ve kanun eşliğinde çaldıkları parçalar izleyicilerden büyük alkış aldı. Özellikle Mozart’ın bazı eserlerini çalan piyanist Çankır, jest ve mimikleriyle izleyenlerin beğenisini kazandı. Konserde; Mozart Alla Turca, Hungarian Danse Brahms, Ecossaise Beathoven gibi birbirinden güzel eserlerin yanı sıra Türkçe eserler de yer aldı.

    Konserin açılışında konuşan GAÜN Rektörü Ali Gür, otizmin bir engel olmadığını aksine bu çocukların bir deha olduklarını söyledi. Onlarda var olan farklılığı topluma anlatmak istediklerini belirten Prof. Dr. Gür, “Aslında geçmişe bakarsınız Mozart gibi birçok dahi sanatçı otizmliydiler ve kendi dünyalarında harika eserler çıkarttılar. İstiyoruz ki otistik çocuklarımızın Onlar kendi dünyalarında harika eserler çıkardılar. Biz istiyoruz ki otizmli çocuklarımızı toplumla barıştıralım. Toplum onlarla birlikte onların güzel eserlerini görsün ve toplumun en önemli renkli kişilikleri olduklarının farkına varsınlar. Bunun farkındalığını oluşturmak için böyle bir program düzenledik” dedi.

    Konserin sonunda Rektör Prof. Dr. Ali Gür, piyanistlere, Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Öğretim Üyesi Hamdi Hikmet Geçin’e ve konser öncesi fuaye alanında resimleri sergilenen Metehan Elekçi’ye çiçek verdi.

  • Otizmli çocukların yaşam kalitesi özel eğitim ile artıyor

    Psikiyatri Uzmanı Dr. Yeliz Cengiz, çocuklarının gelişimiyle ilgili farklılık gözlemleyen ebeveynlerin yapması gerekenlerle ilgili açıklamalarda bulundu.

    Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Yeliz Cengiz, tüm dünyada otizmle ilgili araştırmaların teşvik edilmesi, otistik bireylerin sorunlarına çözüm bulunması ve toplumla bütünleşmelerinin sağlanmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini, öte yandan çocuklarının gelişimiyle ilgili farklılık gözlemleyen ebeveynlerin çocukları hangi yaşta olursa olsun zaman kaybetmeden bir çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanına başvurmaları gerektiğini ifade etti.

    “Otizm yaşamın ilk 3 yılında saptanıyor”

    Uzm. Dr. Yeliz Cengiz genellikle yaşamın ilk 3 yılında saptanan ’Otizm Spektrum’ bozukluğunun, duygusal ve sosyal gelişim ile sözel veya sözel olmayan iletişim gelişiminde gecikme ya da sapma, tekrarlayıcı davranış ve kısıtlı ilgi alanları ile kendini gösteren nörogelişimsel bir bozukluk olduğunu ifade etti. Dünya’da otizmin 2014 verilerine göre 68 çocukta bir görüldüğünü söyleyen Uzm. Dr. Yeliz Cengiz, erkek çocuklarındaki yaygınlığın kız çocuklarından 4 kat daha fazla olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Yeliz Cengiz şunları söyledi:

    “Otizm, nedeni tam olarak bilinmeyen, genetik temelli olduğuna ilişkin bulgular olsa da hangi genin ya da genlerin sorumlu olduğunun bilinmediği bir bozukluktur. Çevresel faktörlerin (özellikle ileri baba yaşı) etkisi ise oldukça tartışmalı bir konu olup, otizme her çeşit toplumda, farklı coğrafyalarda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır.”

    “Ebeveynlerin, çocuklarının normal gelişim sürecine uyum sağlayıp sağlayamadığını dikkatle gözlemlemesi gerekiyor”

    Bebeklerin iletişim kurma becerisi ve sosyalleşmelerinin ihtiyaç ile doğduğunu söyleyen Uzm. Dr. Yeliz Cengiz, sağlıklı bir bebeğin dış dünyaya tepki vermesi gerektiğini, bu nedenle ebeveynlerin, bebeklerinin normal gelişim sürecine uyum sağlayıp sağlayamadığını dikkatle gözlemlemesi gerektiğini belirtti. Otizmde gelişim basamaklarında aksama gözlendiğini ifade eden Uzm. Dr. Yeliz Cengiz, bebeğin becerilerden bazılarını hiç geliştirememiş olabileceği gibi, kimi zaman kazanılan becerilerinde gerileme ya da kaybın da gerçekleşebildiğini belirtti. Otistik spektrum bozukluğu olan çocukların çevreye ilgisiz olduğunu söyleyen Cengiz, ayni zamanda kısıtlı göz teması, ismi çağrıldığında tepkisiz kalma, güldürmeye çalışılınca gülmeme, aynı yaş gurubundaki çocuklar gibi taklit becerilerinde gelişmeme, oyuncaklar ile amacına uygun oynamama, hoşça kal mahiyetinde el sallamayıp, öpücük göndermemenin görüldüğünü belirtirken, gelişimsel aksamaya ek olarak anlamsız el çırpma, sallanma, dönme gibi tekrarlayıcı hareketlerin de gözlendiğini ifade etti.

    Otizm belirtileri

    Uzm. Dr. Cengiz, otizmin belirtilerini ise şu şekilde sıraladı:

    “Bebeğiniz 6 aylık olduğu halde anne babasını tanımıyor veya gülümsemiyorsa, 1 yaşını geçtiği halde işaret ile göstermiyor, ce – e oyunları oynamıyorsa, anlamlı birkaç kelime söylemiyorsa, adı ile seslenildiğinde bakmıyorsa, göz teması kurmuyorsa, 2 yaşını geçtiği halde 2 kelimelik cümleler kuramıyor ve oyuncaklarla amaca uygun şekilde (oyuncak bebeği uyutur gibi, uçağı uçurur gibi, arabayı ses çıkararak sürer gibi) oynamıyor sadece belli başlı parçaları ile ilgileniyorsa, 3 yaşını geçtiği halde 3 kelimelik cümleler kuramıyor ve taklide ya da oyun kurmaya yönelik oynamıyorsa, hayali oyunlar kurmuyorsa, çevresinde olup bitene ilgisiz görünüyorsa, yaşıtlarına karşı ilgisiz kalıyorsa, karşılıklı oyun oynamıyor kendi halinde bir köşede oynuyorsa gelişim basamaklarında bir sorun yaşandığını düşünmek gerekir.”

    “Erken tanı ve özel eğitimle çocuğunuzu yaşıtlarıyla birlikte aynı okulda okuyacak seviyeye getirmek mümkün”

    Otizmin tanısını koyduracak herhangi bir testin bulunmadığını söyleyen Uzm. Dr. Yeliz Cengiz, sadece klinik muayene ile uzman hekimler tarafından tanının konulabileceğini belirtti. Otizmde erken tanı, uygun müdahale ve düzenli psikiyatrik takibin tedavi sonucunu etkileyen en önemli faktör olduğunu belirten Uzm. Dr. Yeliz Cengiz, çocuğun yeterli ve uygun sosyal uyaranlar içeren bir ortamda bulunup bulunmadığının da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Otizmin günümüzde bilinen tek tedavisinin erken tanı ile yoğun sürekli özel eğitim olduğunu belirten Uzm. Dr. Yeliz Cengiz, erken tanı ve ardından gelecek haftada en az 20 saat özel eğitimle, otizmli çocukların hayatlarında büyük fark oluşturmanın, yaşam kalitesini artırmanın, sağlıklı gelişim gösteren yaşıtlarıyla birlikte aynı okulda okuyacak seviyeye getirmenin mümkün olabileceğini ifade etti.