Etiket: OSMANLI

  • Osmanlı Çileği tescil edildi

    Zonguldak’ın ilçesi Ereğli Belediyesi’nin Osmanlı Çileğini koruma, yaygınlaştırma ve tescili için bir süre önce başlattığı çalışmalar sonuç verdi. Fide üretici belgesinin alımı ile başlayan çalışmalar kapsamında Osmanlı Çileğinin üretim ve satış hakkını alan Kdz. Ereğli Belediyesi, son olarak Osmanlı Çileğini tescil ettirdi.

    Kdz. Ereğli Belediyesi’nin, Kent Konseyi Turizm-Tarih ve Yöresel Ürünler Çalışma Grubu ve Osmanlı Çileğini Yaygınlaştırma ve Üreticilerini Koruma Derneği ile birlikte Osmanlı Çileği fidesinin yetiştirilmesi ve Kdz. Ereğli Belediyesi adına tescili için, 2015 yılı Şubat ayında başlattığı çalışma sonuç verdi. Ereğli Belediyesine ait Delihakkı tesislerinde fide üretimi için tahsis edilen 2 dekarlık alanda izin ve tescil işlemleri için Tarım ve Orman Bakanlığından Bitki Yetiştirme Belgesi için alınan toprak örneği sonrası, bitki pasaportuna dâhil zararlı organizmalar yönüyle yapılan inceleme sonrası, Kdz. Ereğli Belediyesi’ne fide üretici belgesi verildi. Bu çalışmanın ardından ilgili bakanlığa bağlı Islahçı kuruluş adıyla Yalova Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü ile ortak çalışma yürüterek Osmanlı Çileğinin morfolojik (yapı- biçim ) araştırmalarında teknik raporlarını hazırlayarak Bakanlığa gönderirken, yapılan inceleme sonrası Araştırma Enstitüsü Kdz. Ereğli Belediyesine, Osmanlı Çileğinin tescilli olarak üretim ve satış hakkını verdi. Osmanlı Çileği ile ilgili olarak gerekli izinleri alan Kdz. Ereğli Belediyesi süreç içinde ilk olarak 2 dönümlük alanın ilk 500 metrekarelik kısmına 500 adet Osmanlı Çileği fidesi dikerken, fide üretiminde Stolon (toprak yüzeyinde uzanan ve boğumlardan köklenerek yeni bitkiler veren sürünücü gövde ) yöntemi kullanılarak üretilen fidelerle belediye arazisi üzerinde yeni Osmanlı Çileği bahçeleri oluşturarak, aralarında kamu kurum ve kuruluşları ile Üniversite ve İlköğretim Okullarının da bulunduğu toplam 338 kişi ve kuruma 15.210 adet Osmanlı Çileği fidesini ücretsiz olarak dağıttı. Kdz. Ereğli Belediyesi, bir yandan fide üretim ve dağıtımı devam ederken, bir yandan da Osmanlı Çileğinin morfolojik karakter tespiti, çiçeklenme ve hasat dönemleri kontrol ve tespitlerini 2017 yılında 3 kez, 2018 yılında ise 2 kez Bakanlık Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkezi Müdürlüğü Kontrol Mühendisine yaptırırken, 26 Ekim 2018 tarihinde ilgili 6 resmi kuruluş temsilcisinin katıldığı, Meyve Tescil Komitesi Toplantısı’nda Osmanlı Çileği, Meyve Tescil Komitesi tarafından tescil edilen meyveler arasında 1393. sıra numarası ile bir çilek çeşidi olarak bitki literatüründe yerini aldı.

  • Edirne’de düzenlenecek sempozyumla Osmanlı izleri ortaya çıkacak

    Trakya Üniversitesi Edirne Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Mustafa Hatipler, düzenlenecek “1. Uluslararası Osmanlı İzleri, Saraylar” sempozyumu ile Osmanlı izlerini ortaya çıkaracaklarını söyledi.

    Trakya Üniversitesi tarafından düzenlenecek ‘1. Uluslararası Osmanlı İzleri, Saraylar’ sempozyumu 1-2 Kasım tarihlerinde Balkan Kongre Merkezi’nde gerçekleşecek. Sempozyum başkanı ve Trakya Üniversitesi Edirne Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Mustafa Hatipler, “1. Uluslararası Osmanlı İzleri sempozyumunu gerçekleştireceğiz. Sempozyumun bu yılki teması Osmanlı sarayları. Çok disiplinli bir bakış açısı içerisinde Osmanlı sarayları, yönetiminden sarayların mimarisine kadar, sarayın mutfağından saraydaki giyimden kuşama kadar, sarayın sporundan yönetimine kadar her alanda ince ince detayına kadar ele alınacak akademisyenler tarafından. Bu bilimsel çalışmada yaklaşık 50-55 civarında sunum gönderildi. Bunların içinden bazıları elendi. 40 sunumla bu sempozyumun 1 Kasım Perşembe günü saat 09.30’da açılışını yapıyoruz. Açılışın sonunda iki gün sürecek akademik çalışmaları başlatıyoruz. Akademik bilgilerin dışında 4 sergimiz gerçekleşecek. İsmet Kete’nin tuğra sergisi. Kosovalı ressam ve şair Ethem Baymak’ın Rumeli evlerini resmettiği resim sergisi. Üniversitemiz mensubu Rasim Sezen’in saray kıyafetlerinin sergilendiği bir defileden çektiği fotoğraflardan oluşan fotoğraf sergisi. Edirne Müze Müdürü Hasan Karakaya’nın organize ettiği Edirne Sarayı kazı çalışmalarından oluşan bir fotoğraf sergisi. Açılışta Osmanlı padişahlarının besteleri seslendirilecek. Sonuç olarak 2 gün içerisinde Osmanlı izlerini ortaya çıkaracağız. Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil çağrılı konuşmacı olarak gelecek. Bu sempozyuma halkımızın da katılmasını istiyoruz” dedi.

  • Avrupalı koleksiyonerler Osmanlı oklarının peşine düştü

    Manisa’da okçuluk antrenörü Mahmut Yorgancıoğlu tarafından geleneksel yöntemlerle üretilen ok ve yaylar, Avrupalı koleksiyonerlerin gözdesi oldu. Menzili ve ağırlık ölçüsüyle birlikte Osmanlı dönemindeki aslına uygun olarak üretilen ok ve yaylar, Avrupa’daki müzelerde sergileniyor.

    Manisa’da modern olarak okçuluk antrenörlüğü yapan Mahmut Yorgancıoğlu, emekliliğinin ardından okçuluğa olan merakını üretime dönüştürdü. Şehzadeler ilçesinin Saruhan Mahallesi’nde kurduğu atölyede Türklerin ata sporu olan okçuluğun ana malzemesi olan ok ve yay üreten Yorgancıoğlu’nun ürettiği ok ve yaylar, Avrupalı koleksiyonerlerin gözdesi oldu. Geleneksel yöntemlerle ok ve yay imalatı yapan Yağcıoğlu’nun ürettiği oklar 300 liradan, yaylar ise 10 bin liradan değer buluyor. Türk kolekesiyonerlerin yanı sıra Avrupalı koleksiyonerler tarafından da sipariş edilen ok ve yaylar, Avrupa’daki müzelerde sergileniyor.

    Okçuluğa 1990 yılında sporunu yaparak başladığını belirten Yorgancıoğlu, “Spor geçmişimde her zaman okçuluk ile ilgilendim. 1990’lı yıllarda okçuluğa başladım. O zaman modern okçuluk ile uğraşıyordum. Emeklilikten sonra geleneksel okçulukla ilgilendim. Tam zamanlı geleneksel okçulukla uğraşma imkanım oldu. Bizim geleneksel okçuluğumuz dünyada zirvede yer alan okçuluk. Savaşlarda, mesafe atışlarında ve hedef atışlarında büyük etkinlik gösteren bir yayımız var. Dünyaca iyi bilinen yayımız zor süreçten geçirilerek yapılıyor. Fakat kıymetli bir yay. Normalde bu yayın yapımı 2 buçuk sene sürüyor. 2 buçuk sene ardından çıkan yay dünyanın en etkili yaylarından biri oluyor. Yaptığım yayın yanına ben okta ekledim. Müzelerde yaptığım araştırmalar sonucu Osmanlı savaş oklarının menzil değerleri ve ölçülerine ulaştım. Geleneksel sanatlarımızı bugüne kadar taşımaya gayret ettik” diye konuştu.

    Ürettiği ok ve yayların sporcu bazında kullanım profili olmasa da koleksiyonerler tarafından rağbet gördüğünü kaydeden Yorgancıoğlu, “Ürettiğim ok ve yayları genelde koleksiyonerler istiyor. Yurt içi ve yurt dışına da bunları gönderiyoruz. Bunlar müzelerde sergileniyor. Okların yapımı daha kısa sürdüğü için daha çok veriyoruz. Yaylar 2 buçuk sene sürüyor. Bir yayın satış fiyatı 10 bin liradan başlıyor. Oklarda 50 liralık yarışma oklarından 300 liraya varan menzil oklarına kadar fiyatlar değişiyor. Malzeme farklılığından ve işçilikten kaynaklanan farklılıklardan dolayı bu oklar daha uzun mesafede, daha etkili uçuşlar yapabiliyorlar. Bizim oklarımız 1800’li yıllarda bu keşfedilmiş. Daha iyi uçsun diye ince bir gövdeye sahip. Dünyada rekor şuan 856 metre. Türk tarihinde önemli bir yere sahip olan Tozkoparan İskender’in attığı Osmanlı okudur. Avcılıkta da öyle uçlarından tutun, kullanılan tüylere kadar hepsi özenle seçilmiş ve kullanıldığı yerde daha efektif olması sağlanmış. O yüzden bizim ok ve yaylarımız ön plana çıkıyor” şeklinde konuştu.

    Türkiye’deki okçuluğun bir dönem kesintiye uğradığını ve Cumhuriyet döneminde kurulan kulüplerle yeniden hayat bulduğunu belirten Yorgancıoğlu, “Osmanlı’dan sonra bir kesintiye uğramış. Dünya savaşları, kurtuluş savaşı derken, daha sonra Cumhuriyet döneminde tekrar canlandırılarak kulüpleri kurulmuş. Bizde geleneksel olarak ustadan çırağa aktarıldığı için o kesintiden sonra bizden önce bu işe başlayan büyüklerimiz bir yere kadar getirmişler. Biz şimdi onlardan öğrenerek ileriye taşımaya çalışıyoruz. Kütüphaneden kaynakları inceleyip bu işin detaylarını öğrenmeye gayret ediyoruz” ifadelerini kullandı.

  • II. Uluslararası Osmanlı Araştırmaları Kongresi düzenlendi

    Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Türk Tarih Yüksek Kurumu bünyesindeki Türk Tarih Kurumu ve Sakarya Üniversitesi iş birliğiyle Arnavutluk’un başkenti Tiran’da 2. Uluslararası Osmanlı Araştırmaları Kongresi (OSARK) düzenlendi.

    17 Ekim’de Türkiye Cumhuriyeti Tiran Büyükelçisi Murat Ahmet Yörük, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, Tiran Üniversitesi Filoloji Bölümü Dekanı Sabri Laçi, OSARK Dönem Başkanları Prof. Dr. Arif Bilgin ve Prof. Dr. Eva Hyskaj Tafili tarafından gerçekleştirilen açış konuşmalarının ardından, Prof. Dr. İdris Bostan’ın konferansıyla başlayan etkinlikte 3 gün boyunca 20’den fazla oturum ve 4 panel gerçekleştirildi. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı ile Yunus Emre Enstitüsü’nün desteğiyle, Osmanlı idari ve sosyal yapısına dair güncel çalışmaların paylaşıldığı kongreye farklı ülkelerden 120’ye yakın akademisyen katıldı.

    Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, etkinlikte yaptığı açıklamada, Anadolu coğrafyasıyla Balkanlar arasındaki tarihi ve kültürel bağların gücüne vurgu yaptı. Osmanlı Devleti dağılırken Arnavutların Osmanlı Devleti’nden kopmadığını, koparıldığını söyleyen Turan, “Türk vatanı olmasından itibaren Anadolu’nun bir bakıma büyük bir ağacın sağlam kökleri olduğunu düşünecek olursak Balkanlar da bunun ana köklerinden birisidir. Diğer ana köklerinden birisi Suriye ve Irak, birisi de Kafkaslar’dır” dedi.

    İngiliz düşünür Arnold Toynbee’ye atıfla dünya tarihinde üç büyük devletten bahsedilebileceğini söyleyen Turan, bunlardan ikisi olan Roma İmparatorluğu ile Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da büyüyen devletler olduklarına dikkat çekti. Üçüncü büyük devlet olan Birleşik Krallık’ın Çanakkale’de yaşadığı yenilgiye işaret eden Turan, Balkanlar’ın önemine şu sözlerle vurgu yaptı:

    “Bir bakıma İngiliz İmparatorluğu dünya devletine gitmek isterken yine Balkanlar üzerinde yenilgiye uğramıştır. Yani Balkanlar’ın böyle tarihi derinliği vardır. Politik değeri çok üstündür.”

    “Bunalan, sıkılan, tehlikeler içerisinde olacak bir dünya geliyor. Türkiye devleti ve Balkan milletleri ile devletleri olarak bu büyük tehlikeye karşı bir araya gelmek zorundalar. Tarihten gelen bu kökleri canlandırarak burada siyasi, sosyal yapıları da Türkiye Cumhuriyeti ile biraz daha yaklaştırmak hedefindeyiz” diyen Turan, kongrenin de Osmanlı’nın Balkanlar’daki derin tarihi izlerini ve geleceğe ilişkin konuları ele almak hedefiyle gerçekleştirildiğini dile getirdi.

    Tiran’da bulunan Yunus Emre Enstitüsü’nü de ziyaret eden Turan, Enstitü Müdürü Ömer Demirbaş’tan buradaki çalışmalarla ilgili bilgi aldı. Enstitü’deki Türkçe dersine katılan Turan, Yunus Emre Şeref Defterini de imzaladı ve Enstitü personeline çalışmalarında başarılar diledi.

  • Prof. Dr. İlber Ortaylı: “Osmanlı diye bir millet yoktur”

    Ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Osmanlı demek bir millet değildir. Böyle insanlar var, ‘Osmanlı Milleti, Türk Milleti’ diyor. Aklınca çok ileri yorum yapıyor. Böyle bir saçmalık olmaz. Osmanlı diye bir millet yok. Osmanlıca diye bir dil yok” dedi.

    Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen 2. Kitap Fuarı’nın onur konuğu olan ünlü tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı, Kadir Has Kültür ve Sanat Merkezi’nde sevenleriyle buluştu. Türkiye’nin yakın tarihi hakkında konuşan Prof. Dr. Ortaylı, son zamanlarda ’Osmanlı Milleti’ şeklinde yorumların olduğunu kaydederek, “Türkiye Cumhuriyetini kuranlar tamamen Osmanlı Devleti’ndendir, aydan inmemişlerdir. Osmanlı demek bir millet değildir. Böyle insanlar var, ‘Osmanlı Milleti, Türk Milleti’ diyor. Aklınca çok ileri yorum yapıyor. Böyle bir saçmalık olmaz. Osmanlı diye bir millet yok. Osmanlıca diye bir dil yok. Sarayda yazan, çizen memurlar, maliyede yazan, çizen memurların herhalde konuştukları dilin sokaktaki insanla alakası olmaması gerekir. Yani o dille gazetede yazı yazmaya kalksan gazete satmaz, o dille roman yazarsan hiç kimse okumaz. Mümkün değil. Osmanlı’da zaruriyetten dolayı bürokrasinin geliştirdiği bir şey” diye konuştu.

    “Türkler kelimesi ırkçı bir tabir değildir”

    Türkiye’de Türk vatandaşlığı ve 1924 Anayasasındaki ’Türkler’ kelimesinin ırkçı bir tabir olmadığını ifade eden Ortaylı, konuşmasına şu şekilde devam etti:

    “Osmanlı Devleti bir devlettir, hanedanın adını taşır. Bütün İslam devletlerinde ve bütün eski imparatorluklarda olacağı şekilde. Bunlar ya kurulduğu şehrin adını taşırlar Roma İmparatorluğu gibi, yahut hanedanın adını taşırlar Sasaniler, Abbasiler, Emeviler, Selçuklu veyahut Osmanlı. Bunun düpedüz millet adına dönüşmesi biraz zorlamadır. Muhtelif unsurlardan oluştuğumuz için devletin adı böyle çıkmıştır. Yani bir vatandaşlık gibi çıkmıştır. Zaten o imparatorluk parçalandı, geriye Türkler kaldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Türkiye olarak kuruldu ve ondan sonra da yerleşti daha Osmanlı İmparatorluğu ortadan kalkmadan. Çünkü çifte idare vardı biliyorsunuz, 1922 Kasım’ına kadar. Ondan sonra da bugünkü Türkiye Devleti adı oldu. Adı ırkçı yaklaşımla söylenmemiştir, bu çok açıktır. Fransa nasıl sadece Frank’ların ülkesi değilse ama herkesi içeriyorsa. Hiçbir kimse kalkıp da ‘Vay faşist Fransa’ demiyor. Demek ki burada başka bir şey var. Türkiye’de Türk vatandaşlığı ve 1924 Anayasasının ‘Türkler’ kelimesi doğru bir tabirdir, ırkçı bir tabir değildir.”

    Programı Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Çelik, davetliler ve çok sayıda öğrenci katıldı.