Etiket: OSMANLI

  • Osmanlı Ocakları Başkanı Kadir Canpolat’tan Atatürk’e hakaret tepkisi

    Osmanlı Ocakları Başkanı Kadir Canpolat Atatürk’e yapılan hakaretlere tepki göstererek, “Osmanlı padişahlarına, Fatih Sultan Mehmet Han’a, Mustafa Kemal Atatürk’e ve Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yani milletimize mal olmuş kahramanlarımıza hakaretleri asla kabul edemeyiz” dedi.

    Osmanlı Ocakları Başkanı Kadir Canpolat, yaptığı yazılı açıklamada son günlerde Atatürk’e yapılan hakaretlere tepki gösterdi. Canpolat, “Osmanlı padişahlarına, Fatih Sultan Mehmet Han’a, Mustafa Kemal Atatürk’e ve Recep Tayyip Erdoğan’a yani milletimize mal olmuş kahramanlarımıza hakaretleri asla kabul edemeyiz. Milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmalıyız. Atatürk ve silah arkadaşlarını sevmeyebilirsiniz, hoşlanmak zorunda da değilsiniz, yalnız hakarette edemezsiniz. Bu milletimizi bölme oyunlarından uzak durmalıyız. Atatürk bir Osmanlı paşasıydı. Fatih Sultan Mehmet Han gibi, Recep Tayyip Erdoğan gibi bu millete mal olmuş komutanlarımıza karşı yapılan hakaretleri kınıyorum” diye konuştu.

    “Atatürk’te bizim, Fatih’te bizim, Erdoğan’da bizimdir”

    Kimsenin değerler üzerinden siyaset yapmaması gerektiğini belirten Canpolat, şunları söyledi:

    “Bizler aynı kaderin çocuklarıyız, aynı devletin vatandaşlarıyız, Atatürk’te bizim, Fatih’te bizim, Erdoğan’da bizimdir bizim. Kimse bu değerler üzerinden ne siyaset yapmalı, nede bu değerlerimize hakaret etmelidir. Yaklaşık üç yıl önce Kastamonu Osmanlı Ocakları il Başkanlığında şahsıma FETÖ’cülerin organize ettiği ‘Atatürk’e hakaret’ gerekçesiyle algı başlatılmıştı. Cumhuriyet savcılarımız yapılan soruşturma sonucu hakaret içerikli konuşmadığımızı ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermesi yapılmak istenen oyunu bozmuştu. Osmanlı Ocakları bir Osmanlı paşasına hakaret etmez, bilakis Atatürk’e ve Osmanlı padişahlarına, geçmişteki, şuan ki ve bundan sonra devletimizin Cumhurbaşkanlığı makamında kim oturursa otursun liderlerimize sahip çıkacaktır. Osmanlı torunları bu tür oyunlara gelmemelidir”.

  • YDÜ İlahiyat Fakültesinde “Osmanlı Döneminde Kıbrıs Vakıfları” sempozyumu

    Yakın Doğu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Mehmet Mahfuz Söylemez’in Koordinatörlüğünde “Osmanlı Döneminde Kıbrıs Vakıfları” sempozyumu YDÜ Kütüphanesi Salon 2’de gerçekleştirildi.

    Yakın Doğu Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden verilen bilgiye göre, “Osmanlı Döneminde Kıbrıs Vakıfları” sempozyumuna Yurt içi ve Yurt Dışından otuza yakın bilim insanının katıldığı belirtildi.

    Sempozyum İlahiyat Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. M.Mahfuz Söylemez’in açılış konuşması ile başladı. Söylemez konuşmasında: “Kıbrıs 1571 tarihinde Osmanlı hakimiyetin geçmiştir. Osmanlı burayı fethettikten sonra Karaman, Niğde, Nevşehir ve Aksaray’dan Müslüman Türkleri getirip yerleştirerek kendi kültür, örf ve ananelerini de hâkim kılmıştır. 1878’de adadan çekilse de burada var olan Müslüman Türkler bu geleneği devam ettirmişlerdir. Osmanlı buraya hakim olduğu ilk dönemden itibaren adada onlarca vakıf kurmuştur. Hayatın her yönünü içine alan bu vakıflar giderek yenilerine alan açmış ve adanın büyük bir kısmı vakıf haline gelmiştir. Bunların bir kısmı hala varlığını korumaktadır. Bu sempozyumu düzenleyerek Osmanlı’nın kurduğu bu medeniyeti bizden sonraki nesillere tanıtmak istedik. Geçen yıl “Osmanlı Dönemin’de Kıbrıs” Uluslararası Sempozyumu düzenlemiş ve bunu da yayınlayarak bütün bilim insanlarının istifadesine sunmuştuk. Bu sempozyum da onun devamı mahiyetindedir. Allah izin verirse önümüzdeki yıl da Osmanlı Dönemi Kıbrıs’ının bir başka tarafını aydınlatmaya çalışacağız. Geçen yıl aldığımız karar gereği giderek bunu bir kongreye dönüştürme niyetindeyiz.” Dedi.

    Söylemez daha sonra kendilerini destekleyen başta Kurucu Rektör Dr. Suat İ. Günsel ile Mütevelli Heyeti Başkanı Doç. Dr. İrfan S. Günsel ve Rekrör Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Bektaş’a teşekkür etti.

    Ardından Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Bektaş ise, Kıbrıs’ın bir vakıflar adası olduğuna dikkat çekerek konunun önemine işaret etti ve Sempozyuma katkısı olan herkese teşekkür etti. Üniversite olarak her zaman ilmi ve akademik çalışmalar desteklediklerini söyledi. İlahiyat fakültesinin üstlendiği misyondan övgü ile bahsederek, çalışmalarından dolayı teşekkür etti.

    Sempozyum İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi Prof. Dr. İdris Bostan’ın açılış konferansıyla başladı. Kıbrıs’ın stratejik konumunu konu alan bu konferans ilgi ile dinlendi. Daha sonra bilim insanları tarafından Kıbrıs’ın fatihlerinden Lala Mustafa Paşa Vakıflarından başlayarak, Fernk Cafer Paşa, Muzaffer Paşa, Kumarizade Hanı, Hala Sultan Vakıfları, Kıbrıs’ta Kurulan Gayri Müslim Vakıfları, T.C. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinde bulunan Kıbrıs Vakıflarına İlişkin Bilgiler, Kıbrıs Vakıflarının Mal Varlığının Tespiti ile İlgili Yapılan Çalışmalar, Sultan II. Selim’in Vakfı, Kıbrıs Muhassılı Seyyid Mehmet Efendi Vakfı, Kıbrıs’ta Vakıf Kuranların Sosyal Statülerine Dair Bazı Mülahazalar, Osmanlı Dönemi Kıbrıs Vakıflarının İdari, Sosyal ve Mali Yapıları, 1883 Seager Rapor’una Göre Kıbrıs’ta Osmanlı Vakıfları, Osmanlı Devleti İdaresinde Kıbrıs’ta Komarizade Han’ı Vakfı gibi değişik konularda bildiriler sunuldu.

  • Paris’te Fransız eserlerinde Osmanlı etkisi üzerine konferans düzenlendi

    Paris’te bulunan Anadolu Kültür Merkezi’nde “17. ve 18. yüzyılda Fransızların ve Fransız entelektüellerinin esinlendiği Osmanlı eserleri“ konulu bir konferans düzenlendi.

    Paris’te bulunan Anadolu Kültür Merkezi’nde “17. ve 18. yüzyılda Fransızların ve Fransız entelektüellerinin esinlendiği Osmanlı eserleri“ konusu üzerine tarihi bir konferans düzenlendi. Anadolu Kültür Merkezi Başkanı kalp doktoru Demir Onger, kısa bir açılış konuşması yaparak Osmanlı sanat ve yaşantısından etkilenen Fransız sanatçılar olduğu gibi, o dönemde Osmanlı’nın da Avrupa’dan etkilenmiş olduğunu belirtti. Fransız gazeteci François Caunac, konferansındaki konuşmasında Fransız arşivlerinden elde ettiği 17. ve 18. yüzyıla ait Fransız sanat eserlerindeki Osmanlı esintilerini detaylı bir şekilde anlattı. Caunac, Fransızlara ait resim, müzik ve diğer eserlerde Türklerin kültür ve yaşantısının yansıtıldığını, bu eserlerin o dönemde Fransızlar tarafından büyük ilgi gördüğünü ifade etti.

    Caunac, Fransız milli Kütüphanesinden elde ettiği resim ve belgelerin görsellerini dinleyicilerle paylaştı. Kapsamlı bir tarihi çalışma üzerine verdiği konferans sırasında, Piyano Profesörü ve piyanist Nathalie Weidmann, o döneme damgasını vurmuş Osmanlı sanatçılarının eserlerini piyano başında seslendirdi. Aynı zamanda, konferansın konusu içerisinde yer alan Mehter marşı ile diğer marş ve şarkılar, arşivlerden elde edilen Opera ve tiyatro gösterilerindeki konuşma sesleri orijinal halleriyle izleyicilere dinletildi. Tarihi eserlerde esinlenme konusunu Fransız düşünürlerin sözleriyle pekiştiren Caunac tüm bu esinlenmeler arasında Türk kahvesini de unutmadı.

    Konferansa, Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Hakkı Musa ile Türkiye’nin UNESCO Nezdinde Daimi Temsilci Büyükelçi Altay Cengizer ve Türkiye’nin Paris Başkonsolosu Görkem Barış Tantekin ile 100 yakın kişi katıldı. Paris Anadolu Kültür Merkezi Başkanı Dr. Demir Onger, katılımcılara konferans sonrasında teşekkür etti.

  • Osmanlı Ocaklarından Şaban Dişli’ye destek

    Osmanlı Ocakları Kurucu Genel Başkanı Kadir Canpolat, Sakarya Milletvekili Şaban Dişli hakkında dokunulmazlık dosyası ile alakalı sert tepki gösterdi.

    Osmanlı Ocakları Kurucu Genel Başkanı Kadir Canpolat, Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı, Sakarya Milletvekili Şaban Dişli hakkında dokunulmazlık dosyası ile alakalı tepki gösterdi. Canpolat’ın yaptığı yazılı açıklama şöyle: “15 Temmuz gecesi ve diğer her önemli olaylarda teşkilatımıza yaptığımız istişarelerle yön veren milli iradenin her zaman yanında olan, Ak Partili veya MHP’li siyasetçilerin yer yer hedef olduklarını görüyoruz. 15 Temmuz gecesi Ak Parti ve külliye önünde kalabalık gurupların başını çeken Osmanlı Ocaklarını teşvik eden, milli iradenin yanında duran isimlerden biride Şaban Dişli’dir. Bu günde ödüllendirir gibi hedef alınması çok normaldir. Parti için Sakarya üzerinden Kripto Fetöcüler Şaban Dişli’yi hedef alıp böylesine çirkin bir algı ile milli irade için canından, vasfından ve her şeyden vazgeçmişler yıpratılmak istenmektedir.

    Kamuoyununda bildiği gibi 15 Temmuz’da ve 16 Nisan’da Osmanlı Ocaklarının hangi ölçülerde ülke istikrarına ve milli iradeye sağladığı katkılar ortadır. Külliye önünde ilk şehit olanlar Osmanlı Ocaklarına gönül vermiş kardeşlerimizdir. Yine Ak Parti Genel Merkezi önünde yapılacak incelemelerle 15 Temmuz gecesi şahsımla Şaban Dişli’nin çok önemli telefon konuşmaları vardır bana; “Başkan gerekirse elele tutuşup külliyeye ölümüne yürümeliyiz diyecek kadar tarafını belli etmiş, tüm teşkilatımızın yurt geneli sokaklarda ölümüne direnip eylemler başlatılmıştır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın talimatını beklemeden sokaklara hakim olunmasını sağlayan, ilk tepki gösteren kurumumuzu yönlendiren, 16 Nisan’da Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde gece gündüz demeden bölgede özverili çalışan teşkilatımızın terörün insan kaynağını bitirmek ve 16 Nisan’da ’evet’ için halkı konferans ve toplantılarda bilinçlendirip teşvik eden Osmanlı Ocaklarının istişare ettiği isim yine Şaban Dişli’dir.

    Birileri 16 Nisan’da Doğu ve Güneydoğudan gelen oylarla sandıktan ’evet’ çıktığını biliyor. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde özverili çalışmalarda bulunun tek kurum Osmanlı Ocaklarıdır. Yani Fetö burada bir yerde 16 Nisan’ın intikamının peşinde olacak ki Dişli’nin seçim çalışma bölgesi Sakarya’da oy oranlarının yükselmesiyle ve ülke geneli çalışan STK’mızla mücadele etmektedir. Kardeşi Mehmet Dişli Hakkında henüz kesinleşmiş bir Fetö mahkumiyeti olmamasına rağmen, kardeşi üzerinden yapılan algılarla burada hedefe konulmak istenen Şaban Dişli ve ailesi vatanını ve milletini seven ülkesi için her alanda hizmet veren dava adamlarıdır. Osmanlı Ocakları için Erdoğan neyse çalışma arkadaşları da odur. Biz gördüklerimizi, yaşadıklarımızı konuşmak zorundayız. Birilerine iftira atıldığında bizim kimse sesiz kalacağımızı düşünmemelidir. zalimlerden olmamak için bugün özellikle Ak Parti Sakarya milletvekillerinin siyasi rakip olarak gördükleri Dişli’ye karşı olgunlaşmış bir delil yokken, kardeşi üzerinden saldırılması vicdani ve ahlaki değildir. Birileri bu tür yıpratma politikalarıyla Erdoğan’ın etrafında onu sevenleri küstürmeye çalışıyor.

    “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır”

    Bu anlayışla kime iftira atılırsa kime zulmü yapılıyorsa biz o mağdur olan herkesin yanında olduğumuz gibi Şaban Dişli’nin yanındayız. Hakkında çıkan tüm asılsız ve iftira haber ve dedikoduları kınıyoruz. Herkes yargılana bilmeli ve bir güçlü suç şüphesi varsa her milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmalıdır ama böyle içi boş iddialarla memleket için milli iradenin hazır kıta askerleri hedef alınmamalıdır. Teröre ve Fetöye bulaşmış bylockçu milletvekilleri dururken bir davaya mal olmuş parti genel başkan yardımcısı ve ülkenin her yerinde gönüllü hizmet eden Osmanlı Ocaklarının ağabeyi gibi gördüğü birilerini hedef almak akla ve mantığa sığmamaktadır. Kasıt olduğunu, algı yapılmak istendiğini görüyoruz. Bu oyunlara gelmeyeceğiz. Biz Erdoğan’ı yedirtmedik ki onun çalışma arkadaşlarını yedirtelim”.

  • Kadir Topbaş’tan liderlik söyleşisinde Osmanlı vurgusu

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Gaziantep’te lise ve üniversite öğrencileriyle bir araya geldi. Topbaş, “Osmanlının liderliğinde, son dönemlerinde kanıksanmış liderlik, maalesef elindekileri kaçırarak ve batının çok daha etkili hale geldiği süreci gördük. Biz yeniden bunları yakalamanın azmi içerisindeyiz” dedi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ) tarafından düzenlenen “HKÜ Patronlar ve CEO’lar ile Buluşuyor” programında lise ve üniversite öğrencileriyle bir araya geldi. HKÜ Mimarlık ve KİT Kulübü tarafından organize edilen programda konuşan Kadir Topbaş, lise ve üniversite öğrencilerine, tarihten örnekler vererek liderliği anlattı. Liderde bulunan ve bulunması gereken özellikleri de tek tek anlatan Kadir Topbaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminden de anılarını paylaştı.

    Osmanlı vurgusu

    Kadir Topbaş, dünyadaki lider devletlerin sık sık yer değiştirdiğine dikkat çekerek, Osmanlının liderliği ve son dönemleri ve kaybedilenler konusuna değindi. Osmanlının son döneminde dünyanın gerisinde kaldığını ifade eden Başkan Topbaş, “Nasıl ki, bulutların hareketini görüyorsak, ekonomik hareketler zaman içerisinde, yüzyılda, birkaç yüzyılda yer değiştiriyor. Dengeler devamlı değişir. Toplumların davranışları ile ilgili, kanıksadığınız zaman geriye düşersiniz. Osmanlı’nın liderliğinde, son dönemlerinde kanıksanmış liderlik, maalesef elindekileri kaçırarak ve maalesef batının çok daha etkili hale geldiği süreci gördük. Biz yeniden bunları yakalamanın azmi içerisindeyiz. Siyasi liderde toplum için geleceği hazırlamak, tüm toplumları görmek ve gerekli adımları atma sorumluluğu var.

    Belediye başkanları, tüm yöneticilerin siyasi kimliklerimiz var bir taraftan ama bir CEO gibi, işadamı gibi olmak zorundayız” dedi.

    Abdülhamit Han, her yere fotoğrafçı göndermiş

    Osmanlı padişahlarından Abdülhamit Han’ın büyük bir lider olduğunu vurgulayan Topbaş, bu dönemde dünyanın her tarafında fotoğrafçıların gönderildiğini söyledi. Abdülhamit Han’ın padişahlığı bırakması ile Osmanlının 20 misli küçüldüğünü ifade eden Topbaş, şöyle konuştu:

    “Abdülhamit Han hazretlerinin, o dönemde 33 yıllık padişahlığı döneminde, dünyanın ahvalini görmesi gerekiyordu. Bugünkü gibi iletişim araçları yok ki. Dünyanın her tarafına fotoğrafçılar göndermiş. Fotoğraflar çekmişler, Japonya’sından, Çin’inden ABD’sinden, dünyanın her yerinden. Bizde 34 bin albüm var. Fotoğraf çekmişler. Dünyanın ekonomik, durumunu, şartlarını yaşamını görüyor. Cihan devleti iseniz, dünyayı görmek zorundasınız. Şehir yöneticisi iseniz, dünyayı göreceksiniz. Dünya nerede, nereye gidiyor. Ne bekleniyor, ne arıyor bu dünya? Bunu görmezseniz, olacaklar bellidir. İşte Cennet Mekan Abdülhamit Han’ın görevden ayrılmasından sonra Osmanlı 20 misli küçüldü, küçültüldü. 20 misli. Çünkü onun politikaları başka. Devletine milletine sahip çıkan bir ruhu vardı ama istenmiyordu. Kızıl sultan denilerek, hak bir dinde itibarini yitirmeye çalıştılar, maalesef.”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocukluk dönemini anlattı

    Zaman zaman Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı yaptığı dönemden örnekler veren Topbaş, Erdoğan’ın çocukluk yıllarındaki anılarını paylaştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 yaşındaki hallerini hatırladığını belirten Topbaş, “11 yaşlarında iken kendisini hatırlarım. Yakın çalıştığımız zaman ise 17 yaşlarındaydı. Her gün, günlük tutardı. Hangi saat olursa olsun, mutlaka günlüğüne yazardı. Her toplantıyı da not ederdi. Böyle bir alışkanlık. Hafıza kaybı için önemli bir sistem. Ve çok pratikti. Hafızası çok güçlüydü. Bunu sistematik olarak, yapısal bir özellik haline getirmişti” şeklinde konuştu.

    Hata ve ihanet

    Topbaş, insanların hata yapabileceğini belirterek, hatayı ihanetten ayıran konunun ise bilinç olduğunu ifade ederek, “Bir takım arkadaşı önemlidir. Tek başınıza olursanız, bir yerlerde eksiklik olabilir. Hataları kucaklamak zorundasınız. Zaman zaman hatalar yapılabilir. Yanlışlar olabilir. Kişiler bilinçsiz yanlış yapıyorsa, hatadır. Bilerek yapıyorsa ihanettir. Bunları birbirinden ayırmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “Şehirlerin rekabeti artık önemsenmiyor”

    Topbaş, günümüz dünyasında artık şehirlerin rekabetinin önemsenmediğini söyleyerek, artık odak şehir kavramının bulunduğunu söyledi. Eskiden şehirler coğrafi olarak tanımlandığını belirten Topbaş, “Şehirler, fiziki bir alan olarak biliniyordu. Modern dünyada şehirler farklı, sadece fiziki alan değil, coğrafi sınırlar değil. Ulusal ve uluslararası ilişki kurabilen, bu ölçekte iletişimi olan kentlerdir. Şehir sınırları böyle olması gerekiyor. Sadece alt yapı, fiziki alan değil şehirler aynı zamanda medeniyet merkezleri, kültür, sanat, teknoloji, ekonomi, refah, top yekun bir yaşam alanıdır. Bu tüm dünyaya açık olan bir yaşam alanıdır. Şehirlerin rekabeti artık çok fazla önemsiyor. Her şehrin kendini ortaya koyabilecek, farklılıkları özellikleri var doğru ama odak şehir olmak lazım. Yani öyle bir şehir olacaksınız ki, dünya insanları ya da iş adamları o şehirde olmak bulunmak isteyecek. Yani o şehirde olmak ayrıcalıklı olmalıdır” dedi.

    Halk ekmekteki amaç

    Topbaş, halk ekmek üretimindeki amacın rekabet oluşturmak olmadığına dikkat çekerek, “Bizim halk ekmek diye bir birimiz ve şirketimiz var. Cumhurbaşkanımızın kurduğu. Gayet iyi hizmet vermektedir. İstanbul’un yüzde 12’sinin ekmeğini yapıyor. Bir model olarak varlığımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Örnek olalım, yoksa bir rekabet olması için değil. Mümkün mertebe ekşi mayalı, yaş maya dediğimiz kimyasal maya kullanmadan, sağlığa dikkat eden bir sistemdir” ifadelerine yer verdi.

    Katkısız bebe bisküvisi üretilecek

    Topbaş, katkısız bebe bisküvisi üreteceklerini belirterek, 6 aya kadar da bebe bisküvisinin seri üretimine başlanacağını müjdeledi. Başkan Topbaş, “Bebe bisküvisi yapacağız. Makine siparişi verildi. Sağlıklı nesiller için bir lider, bir kent yöneticisi düşünmek zorunda. Bir bebe bisküvisini alın, arkasını bakın, okuyun. Neler var, göreceksiniz. Hiç katkısı olmayan bebe bisküvisi yapılması konusunda çalışmalar başlattık. Başardık. Şimdi onun seri imalatına geçmek için makineler sipariş verdik. 5-6 ay içerisinde seri imalatına geçeceğiz” dedi.

    Sırada fındık ezmesi var

    Başkan Topbaş, sırada ise fındık ezmesi olarak da bilinen fındıklı çikolata üretimini yapacaklarını ifade etti. Kendi torunu için doğal fındıklı çikolata üretimi yaptırdığını söyleyen Topbaş, “Sırada, gençlerin çok sevdiğini zannettiğim fındıklı çikolata var. Kavanozlarda oluyor. Ben çocuklarımdan da biliyorum, vazgeçilmez, sofrada olacak illa. Bakıyorsunuz palmiye yağından bahsettiler. Yüzde 17 fındık içeriyor. Esasından fındık olması lazım. Katkıları var. Ben kendi torunlarıma bundan tamamen doğal bir şekilde yaptırdım ve başardım. Ben kendi aileme bundan yaptırıyorsam, niye İstanbullular, neden doğalını alıp, yemesinler diye düşündüm. Şimdi onunda makinelerini sipariş veriyoruz ve başardık. Tamamen doğal olmak üzere halka, bunu sunacağız. Çok daha farklı düşünmeliyiz. Nelere ihtiyaç var, sağlıktan normal yaşam alanına kadar çalışmaları gayreti ortaya koşmak zorundayız. Böyle olduğu zaman şehirler farklılıklarını ortaya koyabiliyor” diye konuştu.

    İstanbul’daki lale devri

    2005 yılında “lale evine dönüyor” sloganı ile başlattığı lale devri ile ilgili eleştiriler aldığını hatırlatan Topbaş, şimdi İstanbul’da 26.5 milyon lale soğanı ekildiğini kaydetti. Topbaş, 350 bin ailenin laleden para kazandığını vurgulayarak, “Medya beni topa tuttu. Lale devri mi başlatıyor başkan, dünya kadar ihtiyaç sıkıntı var da sıra buna mı geldi dendi. Bu sadece bir lale değil, ekonomisi, estetiği var. kültürdür, ger gelecek, şu bu diye anlatmaya çalıştık. Bu yıl 26.5 milyon lale soğanı diktik İstanbul da. Ve 350 bin aile, bunu üretti ve çalıştı. Bir istihdam oluştu, ekonomi oluştu, kültür geri döndü. Lale festivali uluslararası ölçeğe tanıştı” dedi.

    “260 bin dolarlık roketi şimdi 20 bin dolara veriyorlar”

    Türkiye’nin istediği her şeyi üretebildiğini belirten Topbaş, özellikle savunma sanayiinde de ciddi gelişme sağlandığını söyledi. Topbaş, “Ordumuz helikopterden atılan bir roketi 160 bin dolara alırken şimdi bize aynı roketi seri imalata geçmeyin 20 bin dolara verilim diyorlar. Bakın nereden nereye. Biz bu kaybettiklerimizi bulmak zorundayız. Çeliğe en iyi suyu verdik, tarihte. O halde teknolojilerde, sadece tedarikçi değil en iyisi yapmak zorundayız” dedi. İstanbul Büyükşehir belediyesinin ihtiyaç duyduğu tüm bilgisayar programları, belediye personeli tarafından yazıldığını vurgulayan Topbaş, belediyenin dışarıya bir bağımlılığı kalmadığını vurguladı. Hayal etmenin, hayata geçirilecek projedeki en zor kısım olduğunu savunan Topbaş, “Bütün mesele hayal kurmak. Hayali gerçekleştirmek için çalışırsın. Enteresan bir program düşünün, 3 ay, 6 ay, 1 yıl gibi zaman düşünerek yazılabiliniyor” ifadelerini kullandı.

    Yabancılar için mobil simultane kullanıyor

    Topbaş, yabancı konukların katıldığı toplantılar için telefondan simültane kullanılması için programlar yazdırdıklarını hatırlatarak, kendisinin mobil simültane sistemi bulunduğunu ifade etti. Yurt dışı seyahatlerinde ya da yurt dışından misafirleri olduğunda dil sorunu yaşamadığını anlatan Topbaş, şöyle devam etti:

    “Telefondan simültane yapalım dedik, yaptık. Bende mobil simültane var. 6 kulaklık var. Ekibimin çanta yanında. Geliyor takıyor. Yabancılarla ayak üstüyüz. Benim kulaklığım var. Ne konuştuklarını oradan hemen söylüyor. Ya da ben söylüyorum ona, tercümanda oradan iletiyor. Görenler şaşırıyor. İhtiyaçlar bizi yönlendiriyorsa, daha fazla düşünerek, neler yapabileceğimizi ortaya çıkarırız.”

    “Mafya adamları gibi değnekçileri sigortalı işe aldık”

    Topbaş, İspark’ı kurma fikrinin nasıl çıktığını da anlatarak, değnekçi sorunun da sigortalı iş fırsatı ile çözdüklerini kaydetti. Topbaş, “Çantacılar geldiler, iş ve akıl satmaya geldiler. ABD’li bir firmaymış. Parklanma sistemini, sorunun çözebileceklerini söylediler. ABD’de, şurada burada bunu yapan büyük firma olduklarını söylediler. Bizim yazılımlarla birkaç model gösterdiler, falan filan, ücretler böyle, tamam yapın dedik. Sokaklardaki değnekçileri, ’polis marifetiyle boşaltın’ dediler. Ben boşaltıp sana niye vereyim. Arkadaşlarımla hemen şirketi kurduk, oradaki çalışan adamları mafya adamları gibi değnekçileri, sigortalı olarak işe aldık. Kılık kıyafet giydirdik. Yüzde 80’ni yok orada, gittiler onlar. Şimdi sistem güzel bir şekilde çalışıyor ve yazılımını da yaptık” diye konuştu.

    Kalyon tasvirli tablo hediye edildi

    Öğrenci ve diğer katılımcıların sorularını da cevaplandıran Topbaş’a HKÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Cemal Kalyoncu tarafından denizde bulunan bir kalyonun tasvir edildiği tablo hediye edildi. Öte yandan HKÜ Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen programın moderatörlüğünü HKÜ Rektörü Prof. Dr. Tamer Yılmaz yaptı. Programa, Başkan Topbaş, Mütevelli heyeti başkanı Kalyoncu ve Rektör Yılmaz’ın yanı sıra Gaziantep Valisi Ali Yerlikaya, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, bazı milletvekilleri, çok sayıda basın mensubu, akademisyen ve öğrenciler katıldı.