Etiket: OSMANLI

  • TMO’da iç fındık ve Osmanlı pirinci satışı başladı

    Balıkesir’in Bandırma ilçesinde bulunan Toprak Mahsulleri Ofisi Bandırma Şube Müdürlüğünde osmancık pirincinin yanı sıra kavrulmuş iç fındık, fındık yağı satışları başladı.

    Toprak Mahsulleri Ofisi Bandırma Şube Müdürü Suat Ünlü yaptığı açıklamada “Toprak Mahsulü Ofislerinde Osmancık Pirincinin yanı sıra Kavrulmuş İç Fındık, Fındık Yağı Satışları başladı. Toprak Mahsulleri Ofislerinde Osmancık Pirincinin kg fiyatı 3.90 TL, yarım kiloluk kavrulmuş Fındık’ın fiyatı 16 TL, 1 kg’lık kavrulmuş fındığın fiyatı 32 TL, Fındık Yağı’nın 5 kg fiyatı 75 TL’den satışa sunuldu” dedi.

    Fındık ve Fındık Yağının insan vücuduna faydalarının olduğunu belirten Ünlü” Fındık ve Fındık yağı, içeriğindeki zengin vitamin ve minareler ile doğal, besleyici ve sağlıklı bir besin kaynağıdır. İçeriğinde yer alan doymamış yağlar kalp ve damar sağlığını koruyarak kalp krizi riskini azaltmaktadır. Kötü niyetli kolesterolün düşürülmesine yardımcı olurken iyi kolesterolü de destekler. İçerdiği Omega 3 damarları koruyarak kan akışını düzenler ve kalp sağlığını korur. E vitamini ihtiyacının yüzde86’sını karşılar. Aynı zamanda A ve C vitamini yanında güçlü antioksidanlar içerir. Cilt üzerindeki çizgileri ve kırışıklıkları engelleyici çok yararlı bir besin kaynağıdır” diye ifade etti.

  • Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil: “Osmanlı Devleti Bilecik’te kuruldu”

    Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Bilecik’te katıldığı sempozyumda rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Osmanlı’nın Söğüt’te değil Yalova’da kurulduğu” iddiasını eleştirerek, “Osmanlı Devleti Kayı Boyu’ndan gelmiştir. Osmanlı Devleti’nin kurulduğu topraklar Bilecik’tir, Söğüt’tür” dedi.

    Uluslararası Marka Değerleriyle Bilecik Sempozyumu’nun ikinci gününde Bilecik Şeyh Edebali Kültür ve Kongre Merkezi’nde “Osmanlı’nın Doğuşu ve Kayı Boyu” adlı tarih oturumuna, Araştırmacı Yazar Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Araştırmacı Yazar Prof. Dr. Yavuz Bahadıroğlu, eski Milli Saraylar ve Müzecilik Tanıtım Başkanı Prof. Dr. Bülent Arı ve moderatör Serdar Tuncer konuk oldu. Açılış sonrası ilk sözü alan Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Kayı Boyu’nun tam manasıyla nereden hareketlendiğini bilmediklerini söyledi. Net bir bilginin de kaynaklarda yer almadığını aktaran Şimşirgil, “Ancak Gazneliler ve Oğuzların çarpışmaları Selçukluların ve o zaman Oğuz boylarının Anadolu’ya doğru hareketlenmesi var Selçukluyla beraber. Kayıların da bu hareketlenmede beraber geldiklerini biliyoruz. Moğol baskını esnasında Moğolların yeniden Ahlat’a ve Anadolu’ya doğru hareketlenmeleri esnasında hareketlendi. Ertuğrul ile beraber ki babası tabii Süleyman veya Gündüz bu konuda bazı şeyleri söyleyebiliriz. Ama şunu bilelim. Süleyman diyen de doğrudur, Gündüz diyen de doğrudur. Her ikisi de kaynaklarda vardır. İkisi de kaynaklarda, hatta kaynaklar dürülmüştür. Biz Ertuğrul’un üç evladından birine Gündüz denildiği için Gündüz’ü günümüz tarihçileri biraz daha öne alıyorlar, öne çıkarıyorlar. Babasının ismini oğluna vermek gelenek olduğu için muhtemelen bu diye ifade ediyorlar. Hatta ben ona başka bir yoldan daha bakıyorum. Belki birisi bir ismini, diğerleri diğer ismini kullanır ama ikisi de aynı şayeste. Süleyman Gündüz Alp dahi olabilir. Süleyman veya Gündüz Alp’in veya Süleyman Gündüz Alp’in liderliğinde işte hareketlenen Kayılar, Ankara’ya doğru, Anadolu’da o muazzam imparatorluğu kuracak olan bir ailedir” dedi.

    “Söğüt ve Domaniç Alaaddin’in, Selçuklunun Osmanlı’ya vermesiyle toprak olmadı”

    Kayıların Ankara’nın Karacadağ mıntıkasında uzun süreli kaldıklarını anlatan Şimşirgil, “Ama burada kendilerini yeterli bulmuyorlar ve Alaaddin’den, Selçuklulardan yer istiyorlar. Söğüt ve Domaniç’i Selçuklu verdi diye ifade edilir. Aslında vermedi. Yani Söğüt ve Domaniç Alaaddin’in, Selçuklunun Osmanlı’ya vermesiyle toprak olmadı. Osmanlı’ya buraları cihat alanı olarak gösterdi ve Osmanlı geldi bu toprağı kendi kılıcıyla açtı. Kendi aldı, kendi yurt tuttu, kendi yerleşti. Onun için Osmanlının hiçbir yerden aldığı bir toprak yoktur. Bazen son derece yanlış bilinen bir şeydir. Buraları verdi. Hayır bu bölgeye doğru gönderdi. Buraları yurt açmaya gönderdi ve Osmanlı geldi. Buralarda tamamen Bizanslılar, tekfurlar, araziler ve topraklar var. Zaten Osmanlı burada bir yurt ediniyor Söğüt’te, Domaniç’te, kendine bir yurt ediniyor. Uzun süre o tekfurlar ile muhabbet içerisinde, yani karşılıklı saygı ve sevgi esasına dayalı bir muhabbeti var. Yayla, kışla buraları kullanıyorlar. Bu şekilde devam ediyor” dedi.

    “Türkiye’de diziler aslında sadece tarihi daha fazla merak ettiriyor”

    Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Türkiye’de dizilerin aslında sadece tarihi daha fazla merak ettirdiğini ifade ederek, “Gerçekten böyle mi diye ifade ediyoruz. Şimdi ben gerçekten muzdaripim. Çünkü bu muzdariplik bizim Muhteşem Süleyman ile başladı. Hatta ben televizyonlarda da şunu söylemiştim, ’Doğru tek bir karesi olmayan dizi’ demiştim. Bana tek bir doğru kare gösteremezsiniz. Ben her karede 3, 5, 7 hata gösterebilirim her karede. Ama bana doğru tek bir kare gösteremezler. Bunlar kendi giysilerini, kendi elbiselerini kanun diye Hürrem Sultan’a giydirdiler ve böyle gösterdiler. Şimdi Ertuğrul şahsiyetle oynamıyor. Yani Diriliş dizisi Ertuğrul’un şahsiyetiyle oynamıyor. Bu yönüyle eyvallah. Yani güzel, hoş. Şimdi diğer bir şahsiyetle oynuyor. Fakat burada Ertuğrul mu sorusuna Ertuğrul bu diyemiyoruz. Sıkıntı burada. Ben isterim ki 1 yıl çekilsin. Ama izleyici benim evladım, milletim, gencim bu Ertuğrul desin ve onu gerçekten hakkıyla bilsin, hakkıyla öğrensin. Ona sen olmadık şeyleri kattığında bu da bir yanlış. Bunu dedirtme ya. Baycu Noyan karşısına elhamdülillah diyecek adam Ertuğrul’u çıkarmadı. Yoksa hayatta kalmayabilirdi. Ama Baycu Noyan’ı Ertuğrul’la karşılaştırıyorsun ve öldürttürüyorsun. Kayı Boyu sığıntı değildir. Kayı Boyu’nu Dodurga Boyu’na sığıntı yapma. Bunu yaptığın zaman Kayı Boyu’nu sığıntı gibi gösteriyorsun ve gencin kafasında Kayı Boyu Dodurga Boyu’na sığındı. Yok böyle bir şey. O zaman başka senaryolar yapabilirsin. Bunları çok daha güzelleştirebilirsin. Çok daha hoş ama 3 yıl olmasın da 2 yıl olsun. Benim tarihim bitmez, benim tarihim tükenmez. 3 bin yıllık tarih. Ben Amerikalı mıyım, iki tane işte bilmem Rambo filmi ile 30 sene idare edeceğim. Ben her yıl da bin tane tarihim var, bin yıllık tarihim var” dedi.

    “Osmanlı Devleti Kayı Boyu’ndan kurulmuştur”

    Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Bilecik’te katıldığı sempozyumda rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık’ın “Osmanlının Söğüt’te değil Yalova’da kurulduğu” iddiasına eleştirerek, “Halil Bey gezdi, anlatıyor gerçekten duayen ama bir şeye katılmıyorum. Halil Bey FETÖ’cüleri az gezdirmedi. Az gezdirmediler ve Kayı Boyu’nu Kayı Boyu’ndan değil dedirttiler. Bu da yine birilerinin oyunuydu. Halil Bey, Türkiye’de bütün Türkiye’nin tanımış olduğu, kabul etmiş olduğu bütün ilim adamlarının tartıştığı, net bir şekilde ortaya koyduğu Osmanlı Kayı Boyu’dur. Bunu cümle tarihçiler son yüz yıl içerisinde tartıştılar. Büyük tartışmalara sebep oldu bu. Fuat Köprülü, Şahabettin Tekindağ, nice nice tarihçilerimiz bunları tartıştı. Bir kısım Avrupalı tarihçiler, ’Osmanlı işte Osmanlı Rum mudur? Osmanlı Moğol mudur? Osmanlı şu mudur?’ söyleyince bizim tarihçilerimiz bunlara yerinde ve hakkıyla cevap verdiler. Bu artık bitmişti. Ama bir gün geldi, Halil İnalcık Bey çıktı. Yüzde yüz tarihçilerin duayenidir. İyi bir tarihçimizdir. Bütün tarihçilerin kabul ettiği bir tarihçidir. Ama her sözü doğru değildir ve en tepede bir adam da olsanız kullanılmaya müsait olabiliyorsunuz. Bir gün çıktı acaba neydi bunun maksadı belki çok çok düşünmek lazım. Bundan 12 sene önce, 8 sene önce, tabii 10 sene oldu benim tahminim. Dedi ki Osmanlı Kayı Boyu’ndan değildir dedi” dedi.

    “Hakikate yönelirsek filmin büyüsü bozulur”

    Bu sözler sonrası Prof. Dr. Halil İnalcık’a 18 yıl asistanlık yapan eski Milli Saraylar ve Müzecilik Tanıtım Başkanı Prof. Dr. Bülent Arı araya girerek, “Dizi ve filmlerden yola çıkacak olursak yapımcılar şöyle der; hakikatin filmin büyüsünü bozmasına izin verme. Hakikate yönelirsek filmin büyüsü bozulur. Büyü bozulmasın yine de. Ama bu Kayı Boyu meselesi çok enteresan bir mevzu fakat ne zamanımız buna müsait ne ortam müsait. Bu ayrı bir tartışma konusu. Bununla ilgili yeni okumalar yapmak gerekiyor” dedi.

    “Osmanlı Devleti Bilecik’te kuruldu”

    Ardından tekrar söz alan Prof. Dr. Şimşirgil, Prof. Dr. Halil İnalcık’ı eleştirmeye devam ederek, “Osmanlının ilk camisinde Kayı Boyu’nun damgası var. Osmanlının ilk parasında Kayı Boyu damgası var. Osmanlının ilk dönem ilk tarihçileri ’Osmanlı Oğuz Boyu’ndan’ der ve bu tartışmasızdır. Osmanlının yine ikinci dönem yani ikinci dönem dediğim onlar da çağdaş tarihlerdir hemen hemen. Tamam yani Aşık Paşazade olsun, Necbi olsun, İdris-i Bekir olsun, Kemal Paşazade olsun Osmanlının bütün kaynakları Osmanlı Kayı Boyu’ndandır der. Bakın net bir şekilde bunu ifade ederler. Bunun tartışılacak zerre kadar bir yönü yok. Ve ben Halil Bey’e şunu ifade ettim. Halil Bey yaşıyordu 6 sene önce. Ben 40 senedir bunu söylüyorum dediği zaman televizyonlarda şunu söyledim. Bu sözü söyleyen bir kişiye tek bir soru sorarlar. Hangi boydan? Yani Kayı değilse hangi boydan? Halil Bey’in buna verilecek cevabı yok işte. Osmanlı Kayı’dır bunu böyle bilelim, net. Başka bir boy söyleyemezsin. Hocam şimdi farklı söylüyor tartışılabilir ama neyi tartışacağız. Moğol mu diyeceğiz? Bugün hocamın söylediği 15 Temmuz sokağa çıkmakla sadece önlenecek bir şey değil. 15 Temmuz’un fikir dünyası var. 15 Temmuz bu milletin 40 yıldır diniyle, tarihiyle oynuyor. Bunları çözmezsek hiçbir şeyi çözemeyiz. Halil Bey Osmanlı Kayı’dan değildir dediği zaman Osmanlı Rum’dur, Osmanlı Pontus’tur, Anadolu Pontus’tur, Anadolu Rum’du diye altını döşemeye başladılar. Bugün Türk milleti o hale getirilecekti ki 15 Temmuz olsa dinen Peygamber Efendimizin yok sayıldığı, tarihin Osmanlı Rum ve Pontus olduğu bugün konuşuluyor olacaktı. Onun için bunları bu milletin gençlerinin, fertlerinin öğrenmesi lazım. Bunu bilmemiz lazım. Yalova’da ben 10 sene Osmanlının bu topraklarda kurulduğunu biliyor musunuz diye Yalova’da görmedik mi biz askılarda Osmanlının bu topraklarda kurulduğunu biliyor musunuz? Bunu kim söyledi Türkiye’ye. Halil Bey değil mi? Yalova 1326’da fethedildi. 1326’da fethedilen bir yerde 1302’de nasıl devlet kurarsınız? Sadece şu soruyu söyleyeceksin. Osmanlı bu topraklarda kuruldu Bilecik’te, net” dedi.

    “Osmanlı Devleti’nin adı Osmanlı Devleti olmasaydı gaziler devleti olurdu”

    Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, son olarak Osmanlı Devleti’ni farklı kılan çok unsurun olduğunu belirterek, “Osmanlıları farklı kılan gerçekten çok unsurlar var. Bana Osmanlı Devleti’nin adı Osmanlı Devleti olmasaydı ne olurdu diye sorsanız tek bir söz var. Gaziler devleti olurdu. Bütün kaynaklarda tek bir ifade geçiyor. Bunlar gazilerdir. Yani bunları ilahi kelimetullah aşkına savaş yapan insanlar. Bunlar hak yoluna gidicilerdir. Bunları yetimleri, garipleri sevicilerdir. Bunlar kafirleri, azileri ezicilerdir. Hep böyle güzel ifadelerle Osmanlıyı hoş anlatırlar. Ama bu şu demek değil. Birinin elindeki toprağı gasp etmek, birinin malını almak, çarpmak manasında asla alamamalı. Gündüz Alp Osmangazi’ye diyor ki; ’Bilecik’i alalım.’ Osmangazi’de ’Biz bu ile garip geldik. Bunlar bizimle hoş komşuluk yaptılar. Biz malımızı, mülkümüzü buraya döktük yaylaya çıkarken. Neden saldıralım’ der. Bakın aradan zaman geçiyor Bilecik’te Osmangazi’yi ortadan kaldırmak istiyor. Osmangazi o gün Bilecik’i alıyor. Çok gerçekten bu kadar önemli. Bazıları sanki Osmanlı onun bunun toprağını almak için Kanuni der ki; ’Üzerimize yağmur bulutları gibi tehdit bulutları yağdırmasalardı Allah şahidimdir ben hiçbir yere sefere çıkmazdım. Benim üzerime yağmur bulutları gibi tehdit bulutları yağdırdılar.’ Nicea’nın (İznik) Osmanlı’ya, tekfurunun saldırışı, İkizce Savaşı’nın sebebi bizim şu Bilecik’i Osmanlının fethetmesi hep tehdit sebebiyledir. Buda yine gözden kaçırılmaması lazım olan çok önemli olan hususlardan birisidir” dedi.

    “Var olan tarih bilgileri Bursa’nın fethinde Timur tarafından maalesef yakılmış, yıkılmış yerle bir edilmiş”

    Araştırmacı Yazar Prof. Dr. Yavuz Bahadıroğlu ise, “Kayıların ve Osmanlı’nın kurulma tarihi hakkında çok az belgenin bulunduğu var olan belgelerle Bursa’nın işgalinde Timur tarafından maalesef yakılmış, yıkılmış yerle bir edilmiş. O bakımdan biraz el yordamıyla yürüyor kesinlik yok. Kesin olan şey 8-9 sene önce Ahlat’ta kaldıkları. Ben devletin demleme süreci olduğu olarak düşünüyorum. Devlet tefekkürü olarak düşünüyorum. Kafalarında bir şey var kayıp yurdu arıyor bu insanlar. İkinci istila döneminde yani Anadolu’ya geldiği zaman önlerinde iki şık var ya burada kalıp savaşacaklar veya Anadolu’nun daha başka kesimlerinde, başka kesim dediğimizde ne? Bizanslıların tercih ettikleri bir muammadır bunun çözülmesi lazım. İşte şimdi yeğenim noktası bu işin. Benim yorumum oradan kaçmıyorlar, onlar devlet adamıyla gelmişler. Yani Malazgirt zaferinden sonra Anadolu bir deniz olarak düşünülürse o akan ırmaklar hep Anadolu’da küreleniyor ve Kayılardan çok büyük aşiretler de var. Gene Türk boyları var. Onların hiçbirisine imparatorluk nasip olmuyor. Bunları da iki şey olarak düşüneceksiniz kafalarında taşıdıkları bir devlet var. Yüreklerinde kurdukları bir yürek devleti var. Hatta bazı unsurları böyle ülke göç ederken hocaların, mürşitlerin, müritlerin, o tarikatlar efendim hep beraber göç ediyorlar, sadece koyun sürüleriyle insan olarak değil” dedi.

    “Karacahisar’ın fethi Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu için çok önemli”

    Son olarak söz alan eski Milli Saraylar ve Müzecilik Tanıtım Başkanı Prof. Dr. Bülent Arı, “Şimdi bu dönemle ile ilgili çok bilinmeyen var. Bununla ilgili 70-80 senedir üst adlar çalışıyor. Benim çalışma alanımdan biri değil bu fakat rahmetli hocamız Halil İnalcık çok uzun süre buna emek saffetti. Pek çok yeri biz birlikte gezdik. Osmanlı Beyliği’nin 1. Murat’a kadar olan dönemleri biliyorsunuz tarihler karmakarışıktır. Yani kronojide çok hatalar vardır. Çünkü pek çok menakıp name var, diğer tarihler var, terkip tarihçiler var ve rivayetler var. Bunların hepsi bir arada örtüşmüyor aslında belli bir noktaya varmıyor. İhtilaflar çok fazla, fakat bizim rahmetli Halil İnalcık hocamız şuna çalışmıştı, Osmangazi’nin izindeyim dedi. Onu bulacağım, en son bunu tarih kurumu yayınladı Belleten Dergisi’nde Osman Bey adlı makalesiydi. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey olarak tarih sahnesine çıkardı. Osman Bey dikkat ederseniz bu dizi falan olmadan önce Ertuğrul dizisi falan olmadan önce bundan 15-20 sene kadar önce hep bir aşiret reisi, koyun çobanı olarak tarihler yazardı. Bilhassa Batı’dan gelen tarihler. Yani nasıl oluyor da bu bir devlet kurabiliyor aşiret reisi, bir çoban sürüleri var, nasıl oluyor da bir devlet kurabilir. Evet ilk başlarda devlet çok küçüktü belki fakat bir strateji olan bir bey, Osman Bey bu safhaya gelene kadar pek çok merallerden geçti. Halil İnalcık hocamız bunların üzerinde çalıştı. Bu merallere nasıl geldi. Bununla ilgili olay mahallelerine keşifler yaptık. Bundan birkaç yıl önce Karacahisar Eskişehir’e 7 kilometre mesafede biliyorsunuz. Osmanlının ilk başkenti. Karacahisar’ın fethi çok önemli Osmanlı Beyliği’nin kuruluşu için çok önemli” ifadelerine yer verdi.

    Sempozyumu sonunda Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı, katılımcılara plaket, üzerinde Kayı Kamgası, Osmanlı Devlet Arması ve Türk bayrağının bulunduğu flama hediye etti. Program sonunda Türkiye Gazetesi yazarı ve Tarih Profesörü Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ve Belediye Başkanı Selim Yağcı dolu salonu arkalarına alarak selfie çekti. Ardından Prof. Dr. Şimşirgil sevenlerine kitaplarını imzalarken, uzun kuyruklar oluştu.

  • 11 Nisan Külliyesine Osmanlı ve Selçuklu mimarisi yansıtılacak

    Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi tarafından temeli atılan 11 Nisan Külliyesinin inşaat çalışması Osmanlı ve Selçuklu mimarisine uygun yapılacak.

    Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, Bamyasuyu Mahallesinde yapımı devam eden 10 kubbeli, Osmanlı ve Selçuklu mimarisine uygun bir şekilde yapılan 11 Nisan Külliyesinin inşaat çalışmasında incelemelerde bulundu. İnşaatın en kısa sürede tamamlanması için çalışmaların aralıksız devam ettiğini ifade eden Başkan Çiftçi, teknik ekipten yapılan çalışmalar hakkında bilgi aldı.

    “Osmanlı ve Selçuklu mimari Urfa’da yaşatılacak”

    Şanlıurfa’da Osmanlı ve Selçuklu mimarisine uygun bir şekilde 4 bin kişilik bir külliye yaptıklarını ve külliye inşaatının hızla ilerlediğini ifade eden Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Nihat Çiftçi, “11 Nisan Külliyesi Şanlıurfa için çok önemli bir projedir. Projemiz bir külliye şeklinde tasarlandı. Buradaki çalışmalar hızla ilerliyor. Külliye projemiz 11 Nisan şehir parkıyla bir bütün olarak tasarlandı. Proje mimari olarak ecdadın Osmanlı ve Selçuklu mimarisi, çizgileri ve motiflerini taşıyor. Külliye içerisinde İslami ilimler ve bilimler araştırma merkezini Şanlıurfa’ya kazandırmış olacağız. Burada İslam bilginleri, İslam alimleri yetişmiş olacak ve Şanlıurfa’ya dini hizmetler verecek. Külliye alanı ile birlikte toplam 4 bin kişiye hizmet verecek. Camimiz ve külliye inşaatını en kısa sürede tamamlayarak halkımızın hizmetine açacağız” dedi.

    11 Nisan Şehir parkıyla birleştirilecek olan külliyenin bağlantısı çelik köprülerle sağlanacak. 6 bin 360 metrekareden oluşacak olan külliye, Osmanlı ve Selçuklu mimarisine uygun bir şekilde yapılacak. 30 metrelik çelik köprü ile bağlantısı yapılacak olan 10 kubbeli 11 Nisan Külliyesinde bin metrekare avlu, okuma salonu, konferans salonu, 2 Kuran kursu ve kadınlar için derslikler yer alacak.

  • Osmanlı dönemindeki hac yolculuğunu anlatan sergi

    Gaziantep’te Osmanlı döneminde hac yolculuğunu anlatan “Haremeyn, Hac, Mukaddese Yolculuk” isimli sergi açıldı.

    Gaziantep ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri işbirliğinde Osmanlı döneminde hac yolculuğunu anlatan “Haremeyn, Hac Mukaddese Yolculuk” adlı sergi açıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü koleksiyon ve arşivlerinden alınan Kur’an-ı Kerim, Kabe örtüsü, harita, kartpostal, belge, berat, fotoğraf ve çeşitli objelerin yanı sıra Hz. Muhammed’in sakal-ı şerifinin yer aldığı serginin açılışında konuşan Gaziantep Valisi Ali Yerlikaya, hayırlı olmasını dilediği sergide ecdadın 200 yıl önce hac vazifesini yaparken yaşadığı zorlukları gösteren eserlerin yer aldığını ifade etti. Vali Yerlikaya, “Biz bugün 3,4 saatte hacca giderken eskiden bu yolculuk neredeyse 9 ay sürüyormuş. Ne zorluklar çekiliyor, bu zorluklara rağmen yolculuk büyük bir hasret ile yapılıyormuş. Bu nedenle ben de sizler gibi çok heyecanlıyım” dedi.

    Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin ise çok mutlu ve heyecanlı olduğunu ifade ederek, “Hac ibadeti İslam’ın beş şartından biridir. Bu ibadetin ne kadar değerli olduğunu biliyoruz. 200 yıl önce nasıl gidiliyordu, bu zorluklar neydi. O günkü koşullarda yapılan yolculuğun izlerini bu sergide bulabileceğiz. Bu sergiyi Peygamber Efendimizin sakalını da görerek tamamlayacağız” diye konuştu.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürü Ramazan Minder de Ramazan ayında Yenikapı’da sergininin açıldığını hatırlatarak, sergiden çok olumlu tepkiler aldıklarını ifade etti. Sergi koordinatörü Erkan Doğanay ise, yaklaşık 200 yıl önce hac yolcuğunu anlatan tarihi zorlu yolculuğun çeşitli obje ve malzemelerle sergilendiğini vurguladı.

    Topkapı Müzeler Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sabri Küçükaşçı’nın da katıldığı sergide bulunan Kabe örtüsü, yazma eser, harita, kartpostal, belge, berat, fotoğraf ve çeşitli objeler ve Hz. Peygamberin sakal-ı şerifleri görenleri duygulandırdı. Sergi 30 Kasım’a kadar gezilebilecek.

  • Dibekçi, Osmanlı Kahve Kültürünü yaşatacak

    Nazilli’de babasından devraldığı kahve kavurma geleneğini 1985 yılından buyana geliştirerek marka olmayı başaran Süleyman Serttaş isimli girişimci, ilçede yabancı firmalara ait kahve içilen kafelerin artması nedeniyle Osmanlı geleneğini yaşatmak için Dibekçi’yi açtı. Diğer kafelerin aksine televizyon ve internet bulunmayan Dibekçi’de sadece Osmanlı dönemine ait yerli sanat müziği çalınıyor.

    Amacının, son dönemlerde insanların birbirleri ile olan diyaloglarında teknolojiye yenik düşmeleri nedeniyle sohbetten uzaklaşanları bir araya getirmek olduğunu ifade eden girişimci Süleyman Serttaş, “Osmanlı kültürünü yaşatacak 45 çeşit yerel kahvemizi kumda pişirerek, sadece hoş sohbetin olduğu, şehir trafiğinden uzak bir mekanda insanlar arası ilişkileri güçlendirmeyi ön planda tutmayı amaçladım” dedi.

    “İnsana yatırım yaptık”

    Faaliyete geçmesinden bu yana geçen kısa sürede büyük ilgi gören Dibekçi, Osmanlı kültürünü yakından tanımak isteyenlerin yanı sıra hoş sohbet arayan her kesimden müşteri ile doldu. Israrlar sonucu açılış töreni yapma gereği duyduğunu ifade eden İşletmeci Süleyman Serttaş, “Biz Serttaş Ailesi olarak uzun yıllar insanımıza yatırım yaptık. Kazanç her zaman ikinci planda geldi. 1985 yılından bu yana Türk Kahvesi üzerine çalışıyoruz. Yerli kahvemiz üzerine çok sayıda proje yaptık. Osmanlı kültürünün vazgeçilmezleri arasında yer alan kahve geleneğini teknolojiyle buluşturarak dibek makinesini icat ettik. Patentini aldığımız bu makine ile Türkiye’nin dört bir yanında Osmanlı Geleneğini tanıtmış olduk. Sadece yurt içinde sınırlı kalmayan bu kültürü yurt dışında da birçok ülkeye ihraç ettik.”

    “Bu aroma başka yerde yok”

    Gerçek ateşte ve kumda pişirerek ikram ettikleri kahvenin aromasının başka hiçbir yerde olmadığını iddia eden Serttaş, “Nazilli’de Osmanlı geleneklerinde önemli bir yere sahip olan kahvenin gerçek aromasını yansıtabilecek bir mekan yok. Yıllardan beri bu benim kafamda vardı. Bu eksikliği mesleğimden dolayı fark edince o meşhur aromayı buradaki insanlarla buluşturmak istedim. Nazilli’de kumda kahve yapan arkadaşlarımız var ama bu aromayı vermiyor. Çünkü biz gerçek ateş üzerinde yapıyoruz. Bizim burada yabancı kahve çeşitleri yok. 45 çeşit Türk Kahve çeşitleri var. Amacımız Osmanlı Kültürünü canlandırmak” dedi.

    “İnsanlarımız teknolojiyle değil kendileri ile meşgul olacak”

    Serttaş, modern çağın getirdikleri olan internet başta olmak üzere TV, Radyo ve cep telefonu kullanımına izin vermediklerini ifade ederek, “Biz kahvenin tadının yanı sıra aroması, görseli ve kültürü ile o günleri tekrar canlandırmak ve yaşatmak istiyoruz. Bizim burada internet yok, nargile yok, uydu yok, çanak yok, telefon yok. Yani buraya gelenler kahvenin gerçek lezzetini alacak ve karşılıklı sohbet edecek. Burada gerçek bir kahve faslı olacak. Dinlendiren Osmanlı müziklerimizde insanların modern dünyadan uzaklaşmalarını, Osmanlı kültürünü bir kahve içimi dahi olsa yaşamalarını istiyoruz.”

    “Kahvenin 40 yıl hatırı var”

    Atasözlerinden en anlamlılarından biri olan ‘Bir kahvenin kırk yıl hatırı var’ sözüne büyük önem verdiğini ifade eden Serttaş, “Bir kahve bu kadar önemliyse biz de kahvenin hazırlanmasına ve sunumuna önem vermeliyiz. Çünkü buraya bir kahve içmeye gelenlerin bizde en az kırk yılı hatırı olacak” dedi.

    Osmanlı Geleneği açılışta da yaşatıldı

    Haftanın her günü 08.30 – 02.00 saatleri arasında hizmet verecek olan Dibekçi’nin açılış törenine katılan AK Parti Aydın Eski Milletvekillerinden Ali Gültekin Kılınç başta olmak üzere Nazilli Belediye Meclis Üyeleri, İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Latif Akgün, oda başkanları, STK temsilcileri, işadamları, Serttaş ailesinin yakınları ve çok sayıda davetli katıldı. Açılış, mehter takımı gösterileri, geleneksel Osmanlı usulü içeceklerin sunumu, kahve, bisküvi arası lokum, karahindiba şerbeti ikramı, ve çeşitli gösterilerle gerçekleştirildi. Okunan duanın ardından Dibekçi Nazilli ve çevre halkının hizmetine sunuldu.