Etiket: “Ortadoğu’da

  • Özışık “Ortadoğu’da bizi bekliyorlar”

    AK Parti Kaynaşlı Gençlik Kolları tarafından ilçede bir ilke imza atılarak gazeteci yazar Süleyman Özışık söyleşisi düzenlendi. Özışık, Kudüs’ün önemi ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki rolü hakkında konuştu.

    Gazeteci –yazar Süleyman Özışık Kaynaşlılılarla biraraya gelerek Kudüs ve Türkiye’nin önemini anlattı. Kaynaşlı Halk Eğitim Merkezinde gerçekleştirilen konferansa AK Parti Düzce İl Başkan Yardımcıları Gökhan Sarıgül, Mustafa Gösterişli, Kaynaşlı İlçe Başkanı Saim Özkan, Belediye Başkanı Erol Bayraktar, il ve ilçe Kadın ve Gençlik Kolları Başkanları, Meclis üyeleri ve vatandaşlar katıldı.

    AK Parti Kaynaşlı Gençlik Kolları tarafından düzenlenen konferansta konuşan gazeteci-yazar Süleyman Özışık, “ Zulmün arşa dayandığı yerin adı Gazze’dir. Siz evinizden çıktığınızda başka bir ülkenin askeri tarafından aranıyor musunuz? Hayır. Kudüs işte böyle bir yer. İsrailli biri bir evin kapısını çaldığında ses gelmezse bu ev benim diyebiliyor. Dolayısıyla Kudüs’ün böyle bir anti demokratik ve zulüm dolu bir hali var” dedi.

    Mescid-i Aksa’nın kapısının yatsı namazından sonra kapandığına dikkat çeken Özışık, “ Mescid-i Aksa’nın kapısı sadece 15 Temmuz akşamı açılarak Türkiye için dua edildi. Mazlumların bize ihtiyacı var dediğimizde işte bundan bahsediyoruz. Ortadoğu’da, Kudüs’te Abdülhamit Han, Hz. Ömer ve Selahattin Eyyübi’nin dokunulmazlığı vardır. Bunlar korkularından dolayı, Recep Tayyip Erdoğan’ın dokunulmazlığı ise saygıdan dolayıdır” dedi.

    Gazeteci-Yazar Süleyman Özışık, Kudüs’te özellikle Türklere karşı İsrailin korku içinde olduğunu ve Flistinlilerin de saygı duyduğunu belirterek yaşadığı olayı aktardı. Cuma namazı sonrasında Mescid-i Aksa’nın önünde çay içtiğini kaydeden Özışık, “ 6-7 İsraili meydana gelerek yere bir örtü atıp namazımızla dalga geçmeye çalıştı. Ardından da içeri girmek istediler. Ancak cami önündeki İsrail askerleri onlara izin vermediler. Çünkü içerideki Türkler var dedi. Biz olmasak ayakkabılarıyla içeri girecekler ve Peygamberimize saygısızlık yapacaklardı. Sırf Türk olduğu için o saygısızlık yapılmadı. Bizi beklediklerini unutmayın” şeklinde konuştu.

    Sınır ötesi operasyonlara da değinen Özışık, Türkiye’nin son 20 yılda yaşadığı gelişim ile artık ABD, Avrupa ülkelerine kafa tutabildiğini kaydetti. Osmanlı ruhun fes takmak olmadığını da söyleyen Özışık, “ Türk bayrağının sancak görevi gördüğünü unutmayın. Sadece Tunus’ta 15 Temmuz akşamı 20 bin kişi Türk bayrakları protesto yaptı. Gezi olayları, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimi başka bir ülkede münferit olarak olsa bir daha ayağa kalkamazdı. Dolayısıyla bizim ülkemizi ne bölebilirler ne de çökertebilirler” diye konuştu.

    Konferansın sonunda gazeteci-yazar Süleyman Özışık’a hediye takdim edildi.

  • Ortadoğu’da yaşanan kaos Mersin Serbest Bölgesi’ni vurmaya devam ediyor

    Ortadoğu’da yaşanan kaos Mersin Serbest Bölgesi’ni vurmaya devam ediyor. MEŞBAŞ Genel Müdürü Edvar Mum, Mersin Serbest Bölgesi’nde 2017 yılının ilk 7 ayında ticaret hacminin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4 azaldığını, son 5 yılda yıllık 3,8 milyar dolar olan ticaret hacminin ise 2,8 milyar dolara kadar daraldığını bildirdi.

    Mersin Serbest Bölgesi’nin ticaret hacminde Ortadoğu ülkelerinin payı büyük. Ancak, uzun zamandır Ortadoğu ülkelerinde yaşanan karışıklık ve savaş ortamı, hem güvenlik boşluğuna hem de ticaret yollarının kapanmasına neden oldu. Bu durum Mersin Serbest Bölgesi’ni de olumsuz etkiledi.

    “Ticaret hacmi yüzde 4 azaldı”

    Mersin Serbest Bölge Kurucu ve İşleticisi A.Ş. (MESBAŞ) Genel Müdürü Edvar Mum, Serbest Bölge’deki gelişmeleri İHA muhabirine değerlendirdi. 1987 yılında Türkiye’nin ilk serbest bölgesi olarak açılan Mersin Serbest Bölgesi’nde 2017 yılının ilk 7 ayında 1,6 milyar dolar ticaret hacmi gerçekleştirildiğini belirten Mum, “2016 yılının aynı döneminde gerçekleştirilen 1,7 milyar dolar işlem hacmine göre bu yıl ticaret hacmi yüzde 4 oranda azalış gösterdi. Son 5 yılda yıllık 3,8 milyar dolar olan ticaret hacmi 2,8 milyar dolara kadar daraldı. Bu daralmadaki en büyük etken, bölgenin ticaret hacmindeki Ortadoğu ülkelerinin önemli payıdır. Son yıllarda Ortadoğu ülkelerindeki güvenlik boşluğu sebebiyle ticari işlemler daralmış ve bölgenin ticaret hacmini önemli derecede etkilemiştir” dedi.

    “Kuruluştan bugüne kadar toplam ticaret hacmi 58,2 milyar dolara ulaştı”

    Mersin Serbest Bölgesi’nin 2016 yılında gerçekleştirdiği 2,8 milyar dolar işlem hacmi sayesinde Türkiye’deki serbest bölgeleri içerisinde Ege Serbest Bölgesi’nden sonra 2’nci sırada yer aldığını ifade eden Mum, sağladığı 8 bin 300 kişilik doğrudan istihdamla da Ege ve Bursa serbest bölgelerinden sonra 3’üncü sırada olduğunu dile getirdi. Mum, “Mersin Serbest Bölgesi’nde 1988 yılından bugüne kadar gerçekleşen ticaret hacmi toplamı ise 58,2 milyar dolara ulaştı. Öte yandan, 2016 yılı Temmuz sonu itibarıyla bölgede 456 ruhsatlı firma faaliyet gösterirken, 2017 yılı aynı döneminde firma sayısı yüzde 1 artışla 459’a yükseldi. Aynı dönemde yerli sermayeli firma sayısı yüzde 2 azalırken, yabancı sermayeli şirket sayısı yüzde 7 arttı. İstihdamda da geçen yıla göre artış söz konusu. 2016 yılı Temmuz sonu itibarıyla 8 bin 152 kişi istihdam edilirken, 2017 yılı aynı döneminde bu sayı yüzde 3 artışla 8 bin 372 kişiye çıktı. Bölge, doğrudan istihdamın yanı sıra dolaylı istihdam ile yaklaşık 9 bin kişiye sağladığı çalışma imkanları sayesinde gerek Mersin gerekse ülkemiz için önemli bir istihdam merkezi konumunda olma özelliğini devam ettirmektedir” diye konuştu.

    “112 ülkeyle ticaret yapılıyor”

    Bölgede çok yönlü ticaret gerçekleştirildiğini ve 112 değişik ülke ile 682 değişik malın ticaretinin yapıldığını vurgulayan Mum, “Bu rakamlar, Mersin Serbest Bölgesi’nin dünya ülkeleri ile ticaretinde çok yönlü etkinliğini göstermektedir. Yapılan ticaretin yüzde 60‘ını sanayi ürünleri, yüzde 40’ını tarım ürünleri oluşturmaktadır. Bölgeden en fazla ticaret yapılan ülkeler arasında ABD, Irak, İran, Ekvador, İspanya, Suriye, Çin, Suudi Arabistan, Hollanda ve Mısır ilk sıraları alıyor” ifadelerini kullandı.

    Üretici firmaların yatırım talepleri ve ticari işlem yapan firmaların depolama alan taleplerinin arttığına da işaret eden Mum, şunları söyledi: “Üretim faaliyetleri için gelir ve kurumlar vergisi istisnası ile kaliteli iş gücü temininin mümkün olması; ticaret ve lojistik işlemleri açısından önemli coğrafi konumu, özel limanının bulunması ve Doğu Akdeniz’in en önemli limanlarından biri olan Mersin Limanı’nın hemen yanında kurulmuş olması, bölgede faaliyetlerinin çeşitliliğini devam ettirmiş ve bölge yüzde 100 dolulukla çalışmıştır.”

  • Türk Termal Tesisi Ortadoğu’da görücüye çıktı

    Mercan Tourism / DMC Turkey tarafından 12-16 Şubat 2017 tarihlerinde düzenlenen 10. Geleneksel Kuwait and Bahreyn Workshopuna Türkiye’den termal turizm alanında hizmet veren Çam Thermal Otel’ de katılıyor.

    Dünyanın en önemli 4. gelir kaynaklarından olan turizm sektörü, Türkiye’de de aynı öneme sahip. Türkiye bulunduğu konum itibariyle gerek kültürel gerek doğal her türlü turizm faaliyetlerine ev sahipliği yapan bir ülke aynı zamanda da jeotermal su kaynakları açısından dünya çapında önemli bir potansiyele sahip. Termal kaynakları ele alındığında Avrupa’da birinci, kaplıca işletmeciliğinde üçüncü sırada yer alıyor.

    Türkiye’nin turizm alanındaki potansiyeline değinen Çam Thermal Spa&Resort Convention Center Hotel Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Oğultürk ”Katılacağımız workshop Türkiye’de termal turizmin yeri ve getirisi anlamında önem arz ediyor. Beklentimiz Ortadoğu’daki turist potansiyelini yakalayabilmek ve turizm sektörünü hareketlendirecek çalışmalar yapmak. Öncelikli amacımız termal turizmi tanıtmak ve Türkiye’nin bulunduğu konum dolayısıyla termal turizmdeki zenginliğini anlatabilmek. Tabi ki gerçekleştireceğimiz B2B görüşmeler sayesinde iş birliği sağlamak da beklentilerimiz arasında yer alıyor” dedi.

  • MHP Genel Başkan Yardımcısı Günal: “Ortadoğu’da asıl hedef Türkiye”

    MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Günal, Türkiye’nin Fırat Kalkanı operasyonunda başarılı olması gerektiğini, aksi takdirde hedefin Türkiye olacağını söyledi.

    Parti çalışmalarını yerinde incelemek ve bir dizi ziyaret için Muğla’ya gelen MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Günal, partisinin İl Başkanlığında gündeme ilişkin soruları cevaplandırdı. Ziyarette MHP MYK Üyesi Yaşar Yıldırım, Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan, İl Başkanı Mehmet Korkmaz, Menteşe İlçe Başkanı Selim Bağcıoğlu ve partililer hazır bulundu. Son günlerde Türk milletinin üst üste felaketler yaşadığını, Türkiye Cumhuriyeti’nin her yönden korkunç ve dış destekli bir terör kuşatması altında olduğunu belirten Günal, “Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin tabiriyle ‘Artık bıçak kemiği delmiş, sabır taşı çatlamış, tahammül eşiği geçilmiştir.’ Önce İstanbul Beşiktaş’ta, sonra Kayseri’deki hain saldırılar sonucu verdiğimiz şehitlerin ardından ülkemize sınır dışından gelen terör tehditlerini bertaraf etmek üzere Fırat Kalkanı Harekatı’nda görev yapan askerlerimiz şehit olmuştur. Bu alçakça saldırılara ilave olarak Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçisi Sayın Andrey Karlov’a yönelik hafta başında menfur bir terör saldırısı düzenlenmiş ve Karlov hayatını kaybetmiştir. Sistematik cinayetler ve infial dalgasına yol açacak terörizm eylemleri ile ülkemiz köşeye sıkıştırılmaya, bölgesel ve küresel planda eli zayıflatılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu düşmanca gelişmelere rağmen Türkiye bu zor günleri aşacak, saldırıları göğüsleyip püskürtebilecek güçtedir” dedi.

    “Halep’te bir insanlık dramı yaşanıyor”

    Suriye’de ve Irak’ta yaşanan gelişmelerin uzun süredir ülke gündemini meşgul ettiğini belirten Günal, “Özellikle Halep’te şu anda bir insanlık dramıyla karşı karşıyayız. Evet, bunlar geçmişten bugüne uygulanan yanlış dış politikadan kaynaklandı ve biz bu konuda hükümeti defalarca uyardık, ama uyarılarımızı dinlememişlerdi. Bugün geldiğimiz noktada Milliyetçi Hareket Partisi olarak şu anda bizim amacımız üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değildir. Onlar zaten hatalarını biliyorlar, kendileri de öz eleştiri yapıyorlar” diye konuştu.

    “Ortadoğu’da asıl hedef Türkiye”

    Türkiye’nin hemen sınırlarının ötesinde yıllardır süren bir kaos ve iç çatışma yaşandığının altını çizen Günal, gerek Irak, gerek Suriye’de yaşanan çatışmaların hem ülkemizin güvenliğini, hem bölge ülkelerini tehdit eder hale geldiğini belirtti. Günal, “Bu durumun bize göre iki kaynağı vardır ve söz konusu iki kaynak kurutulmadan bölgeye barış ve huzurun gelmesi mümkün değildir. Bu iki terör ve çatışma kaynağı PKK/PYD ve IŞİD’tır. Aslında Sayın Genel Başkanımız 6 Ağustos 2012 tarihinde bu tehlikeye işaret etmişti. Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizmek için kolları sıvayan, yeni devletler kurmak için fırsat kollayan çevrelere, lobilere, silah ve terör baronlarına karşı herkes uyanık olmalıdır. Müttefiklerimiz Suriye’de yaşanan iç savaşın içinde bir başka iç savaş yürütmekte ve yıllardır Türkiye’ye saldıranların taşeronu olarak kullandığı PKK’ya ve onun Suriye’deki uzantısı konumundaki PYD-YPG-YPJ’ye destek vermektedirler. DSG adı altında terör örgütü PKK’ya IŞİD’le mücadele ediyor bahanesiyle destek veren müttefiklerimizin silahlandırdığı unsurlar sınırlarımızın içinde askerimize polisimize ve vatandaşlarımıza yönelik kanlı saldırılar yapmakta, onların verdiği mühimmatları ve silahları kullanarak Türkiye’yi Irak ve Suriye’ye çevirmeye çalışmaktadırlar. Aslında Ortadoğu’da haritaların değişeceğini söyleyenlerin asıl hedefinin Türkiye olduğu, gerek 2011’den sonra yaşananlar, gerekse 15 Temmuz darbe girişimi neticesinde bütünüyle ortaya çıkmıştır. Türkiye bir taraftan IŞİD, diğer taraftan ise PKK ile istikrarsızlaştırılıp bir iç savaşa sürüklenmek istenmektedir. Bunun önlenmesi için de sınırlarımızın dışında yuvalanan bu terör yapılarının yok edilmesi icap etmektedir” diye konuştu.

    “Fırat’ın doğusu-batısı terör örgütlerinden temizlenmeli”

    Suriye’deki istikrarsızlık nedeniyle Türkiye’nin müttefiklerinin de desteğini alarak kendisine kukla bir terör devleti kurma hayali peşinde koşan PKK’nın bütün terör yuvalarının Fırat’ın doğusu-batısı gibi bir ayırma gitmeden yok edilmesi gerektiğini belirten Günal, “Bu aynı zamanda ABD’nin hava desteği sayesinde PKK’nın ele geçirdiği yerlerden ayrılmak zorunda kalan ya da PKK’nın zulmüne maruz kalan Kürtlerin, Arapların ve Türkmenlerin ortak talebidir. Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu bir kez daha göstermiştir ki IŞİD ile mücadele ettiğini söyleyen aktörlerin hiçbirinin gerçek niyeti IŞİD’i ortadan kaldırmak değildir; IŞİD ve PKK’yı bir kaldıraç gibi kullanarak bütün bölgeyi istikrarsızlaştırmaktır. Türkiye’nin yapması gereken, müttefiklerini terör örgütleriyle mücadele etmekte samimi olduklarını göstermeye davet etmek ve PKK/PYD/YPG gibi örgütlerin de terör örgütü olduğuna ikna ederek Suriye’nin toprak bütünlüğünü muhafaza edecek bir ortak harekatın öncülüğünü yapmaktır” dedi.

    “FETÖ’cüleri Müslüman Türk milleti lanet ve beddua ile anacaktır”

    Türkiye’yi tehdit eden bir diğer terör örgütünün de FETÖ olduğunu belirten Günal, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti 15 Temmuz akşamı bu hain terör örgütünün alçak bir darbe teşebbüsü ile karşı karşıya kalmıştır. Daha önce yaşadığımız hiçbir darbe veya darbe teşebbüsü bizleri 15 Temmuz gibi derinden sarsmamıştır. Bize göre bir işgal teşebbüsü olan 15 Temmuz kalkışmasında TBMM’yi bile bombalayan namussuzları Müslüman Türk milleti lanet ve beddua ile anacaktır. Türkiye ile hesabı olan çevreler terörist başı Gülen’i koz olarak ellerinde tutmuşlardır. FETÖ’cüler kimin işine yarıyorsa silah gibi kullanılmıştır. Fetullahçı Terör Örgütü devletimizi ur gibi sarmıştır. Türk devletinin kritik noktalarına özenle yerleşmişlerdir. Bu kaleyi içten çökertme harekatıdır. Yıllardır din kisvesi altında üremiş, güçlenip ortaya çıkmak için uygun zaman aramıştır. Dinler arası diyalog uydurmasının yapılması da boşuna değildir. FETÖ’cü teröristler Asya’nın Hıristiyanlaşmasına hizmet etmiştir. 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası yaşadığımız travmanın arka planında da bu anlayıştan uzaklaşmamız yatmaktadır. 15 Temmuz darbe kalkışmasının arka planını anlayabilmek için, ülkemizdeki din anlayışını ve din eğitimini gözden geçirmek gerekmektedir. Bu kapsamda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rolü ve yapısı sorgulanmalı ve yeniden yapılandırılmalıdır” dedi.

    Anayasa değişikliği

    Türkiye’nin 1980 darbesinden bu yana Anayasa’da zaman zaman değişiklikler yapıldığını belirten Günal, bunların yeterli olmadığını belirterek, “Burada ciddi bir sorun var. Bu sorunların hepsine baktığımız zaman çözülmesi lazım. Nasıl çözülecek? Kavga ederek, dövüşerek, bugün CHP’nin yaptığı gibi çözmeye kalkarsak bunu çözme şansımız yok. O nedenle MHP’nin yaklaşımına ‘AKP’ye payanda oluyor’, ‘Cumhurbaşkanını seçtiriyor’ gibi söylemlerin tam tersine ülkenin normalleşmesine yönelik bazı adımların atılmasına vesile oluyoruz” ifadelerini kullandı.

    “Türkiye 2023’de lider ülke olacaktır”

    MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Günal, Türkiye’nin hedefinin 2023’de lider ülke, 2053 ise süper güç olması için MHP olarak her türlü katkı ve desteği ülkenin menfaatleri doğrultusunda sunacaklarını söyledi. Günal, “2023 ve 2053 ‘lider ülke vizyonumuza’ erişebilmek; millî değerlerin yanı sıra, manevi değerlere de önem verip insanları eğitmekle mümkün olacaktır. Kimse merak etmesin, yeri geldiğinde, haklı ve meşru sebeplerle hükümete elbette demokratik eleştirimizi yaptık, yaparız, yapmaya da devam edeceğiz. Fakat siyasi kan davalarından bu ülkenin çok çektiğini hepimiz tecrübeyle biliyoruz. Gerekli yapısal reformların hızla hayata geçirilmesi halinde Türkiye, 2023 yılında bölgesel güç ve küresel bir aktör olabilecek; 2053 yılında ise ekonomik, sosyal, siyasi, teknolojik ve stratejik alanlarda küresel ölçekte etkili bir güç ve lider ülke haline gelecek ve bunu sürdürülebilir kılacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak; uzun vadeli stratejimiz ise 2053 yılında Türkiye’nin ‘küresel güç ve lider ülke’ olması idealini gerçekleştirmektir. MHP, Türkiye’yi 2023’te lider ülke, 2053’te süper güç yapma hedefine ulaşmak için her türlü çalışmaya ve fedakârlığa hazırdır” dedi.

  • İKBU Rektörü Prof. Dr. Erhan: “Türkiye’nin Ortadoğu’da attığı adımları başka hiç kimse atmıyor”

    İstanbul Kemerburgaz Üniversitesinde (İKBU) düzenlenen “Ortadoğu Denklemi, Türkiye Ortadoğu İlişkileri ve Terör” başlıklı panelin moderatörlüğünü yapan İKBU Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan, “Türkiye araya girmemiş olsaydı Halep’te olup bitenler maalesef hiçbir dünya devletinin umurunda değil gibi gözüküyor. Türkiye’nin Ortadoğu’da attığı adımları başka hiç kimse atmıyor” dedi.

    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhittin Ataman ve İKBU Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fahri Erenel’in de konuşmacı olarak yer aldığı panelde “Ortadoğu’da ne olup bitiyor? Suriye nereye gidecek? Suriye ve Irak’ın geleceği ile ilgili ne gibi bir denklemden bahsediyoruz? Terör örgütleri FETÖ, DHKP C, PKK ve DEAŞ Türkiye üzerinde neler yapmaya çalışıyor?” başlıklı konular tartışıldı. Ortadoğu’da özellikle 2010 yılından bu yana son derece önemli gelişmeler yaşandığına dikkat çeken Prof. Dr. Çağrı Erhan, “Öncelikle Arap Baharı olarak nitelendirilen, daha sonra Arap ayaklanmaları olarak isimlendirilen bu süreçte bugün maalesef insanların, sivillerin katliam tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı bir noktaya geldik. Bunlardan bir tanesi de Suriye’nin Halep şehrinde yaşanıyor” dedi.

    Türkiye’nin müdahalesi sonucu dün Halep’te bir ateşkes sağlandığını hatırlatan Erhan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Yardım konvoyları tarafından binlerce insanın tahliyesi için Türkiye’den Suriye’ye bir koridor oluşturuldu. Tüm bunlar yaşanırken bir taraftan da saldırılar devam ediyor. Şunu açıkça ifade etmek lazım; Türkiye araya girmemiş olsaydı Halep’te olup bitenler maalesef hiçbir dünya devletinin umurunda değil gibi gözüküyor. Ortadoğu’da Türkiye’nin attığı adımları başka hiç kimse atmıyor.”

    “Türkiye Ortadoğu’da liderlik pozisyonuna tırmanıyor”

    Türkiye’nin Ortadoğu’da birtakım hükümetler ile ikili ilişkiler kurmasının yanı sıra bölge halklarının gözündeki yerinin de her geçen gün bir liderlik pozisyonuna doğru tırmandığını söyleyen Erhan, bunun nedenini ise şöyle açıkladı:

    “Türkiye dışındaki bütün ülkeler olup bitenlere kendi çıkarlarını öne çıkarmak suretiyle gözlerini kaparken Türkiye ise insani perspektiften yaklaşıyor. Elbette Türkiye’nin de stratejik çıkarları var. Elbette biz de Irak’ın kuzeyinde veyahut Suriye’nin kuzeyinde bir etnik devlet kurulmasına karşıyız. Bunun için de gerekli önlemleri aldık. Bunun da ötesinde Türkiye her şeyden önce bölgedeki insanların daha fazla zarar görmesini engelleyecek bir takım adımlar atıyor. Bu anlamda uzun vadede buradan kazançlı çıkacak olan Ortadoğu’da bugün bu acıları yaşayan insanlar ve Türkiye olacaktır. Bu bölgenin kaybedenleri de bugün bu acıların ortaya çıkmasına sebep olan bölge ülkeleri ve bölgesel güçler olacaktır.”

    “Türkiye’yi uçurumun kenarına taşımaya çalışıyorlar”

    Türkiye’deki artan terör saldırılarını değerlendiren Erhan, “Türkiye, çok büyük badireler atlatan her birinden de güçlenerek çıkan bir ülke. Bunun arkasındaki de en büyük etken Türkiye’nin beşeri ve moral gücüdür. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı’nın da ifade ettiği gibi ülkemizde teröre karşı bir milli seferberlik ilan edilmiş durumda. Sadece güvenlik güçleri değil halkımızın tüm kesimleri bu milli duruşu gösterdiği takdirde Türkiye her türlü badireyi atlatma gücüne sahip. Burada önemli olan bu oyunun farkında olmaktır. Bakın dünyada başka hiçbir ülke yok ki aynı anda dört tane terör örgütü ile aynı anda mücadele etsin; FETÖ, DHKP C, PKK ve DEAŞ. Türkiye bunların dördü ile aynı anda mücadele ediyor. Dışarıdan da birileri ekonomik spekülasyon yapmak yolu ile Türkiye’yi bir uçurumun kenarına taşımaya çalışıyor ama Türk halkı bütün bunların farkında ve el ele vermek suretiyle moral gücünü diri tutarak Türkiye’nin ilerlemesinin önüne set çekmeye çalışanları, bütün bu oynanan oyunları boşa çıkartacak.”

    “Dünya yeni bir katliamla karşı karşıya”

    Son bir haftadır Halep’te yaşananların daha çok İran ve denetimindeki Şii gruplarının mezhepçilik üzerinden Halep’teki masum insanlara yönelik başlattığı gayri bir insani kampanya olduğunu ifade eden Prof. Dr. Muhittin Ataman, “Bütün dünyanın gözü önünde 20 – 25 yıl önce Avrupa’nın göbeğinde yaşanan Srebrenitsa katliamına benzer yeni bir katliamın arifesinde bulunuyoruz. O zamanlar ’Bir daha asla’ diye slogan atılıyordu. Öyle görünüyor ki bu slogan artık pek bir anlam ifade etmiyor. Bugün dünya yeni bir katliamı daha canlı yayında seyretmek ile karşı karşıyadır” dedi.

    “Türkiye yanı başımızda olan bitene hiçbir şekilde kayıtsız kalamaz”

    Ortadoğu’da bölgesel aktörlerin oluşturduğu bir tehdit olduğunu belirten Ataman, “Son zamanlarda Ortadoğu’da devletlerden ziyade devlet dışı aktörlerin siyaseti yönlendirdiğini görmeye başlıyoruz. Bu hem Şiiler ve Sünniler noktasında hem de etnik olarak böyledir. Yani Suriye’deki ya da Irak’taki aktörlerin aynı zamanda Türkiye uzantıları var. Bunlar Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor. Son zamanlarda Türkiye’nin farklı yerlerinde yaşanan bu terör hadiseleri bunu çok ciddi bir şekilde maalesef gözler önüne seriyor. Dolayısıyla biz şu anda iç ve dış siyasetin ayrımının anlamını tamamen yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Yanı başımızda dediğimiz yer aslında tam içimizde bulunuyor. Dolayısıyla Türkiye yanı başımızda dediğimiz komşu ülkelerde olan bitene hiçbir şekilde kayıtsız kalamaz. Öyle bir lüksü yoktur. Bunu bir şekilde siyasi irade yönetmek zorundadır” şeklinde konuştu.

    Türkiye yeni bir göç dalgası ile karşı karşıya mı?

    Halep’te yaşanan son gelişmelerin yeni göç dalgalarına etkisini değerlendiren Ataman, “Türkiye bu sefer daha tedbirli davranacağa benziyor. Bir defa bölgede oluşturulan çadır kentler var. Bu insanların buraya yerleştirilmeleri söz konusu. Öbür taraftan Cerablus operasyonu ve Fırat Kalkanı operasyonu sonrası ele geçirilen, belli bir güvenli bölge oluşturulmaya hazır bir arazi var. Bu insanların önemli bir kısmı eğer oraya aktarılırsa onları orada tutma imkanı var. İnsani gerekçelerle yaralılar, çocuklar başta olmak üzere Türkiye içine dahil edilecek bir grup da mutlaka olacak. Dolayısıyla bu siyasi iradenin vereceği bir karar” dedi.